ezberlediğim ilk şiir idi, aylar sonra sevdiceğimin gözlerinin içine bakarak okudum, bence herkes sevdiğine okumalı bu şiiri.



''Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,

Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor,

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,

Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,

Toprakların en bereketlisini sende surdum,

Senden tattım yemişlerin cümlesini.



Desem ki sen benim için,

Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin!



Desem ki...

İnan bana sevgilim inan,

Evimde senliksin, bahçemde bahar;

Ve soframda en eski şarap.

Ben sende yaşıyorum,

Sen bende hüküm sürmektesin.

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,

Rüzgarlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi fark edemezsen,

Rüzgarların, nehirlerin, kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme, müsterih ol;

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede,

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum... ''
Kişisine bağlı, ortamına göre değişir diye cevap vereceğim karşılaştırmadır. Lisedeyken lise arkadaşlarıyla olan bağ eşsiz. Ancak lise ekibiyle üniversitede de aynı sınıfta olan biri olarak diyorum ki ilişkiler lisedeki gibi kalmıyor. Sen değişiyorsun, karşındaki değişiyor. Ama yine de lise arkadaşlığı daha başka.
Bir çizelge ile anlatalım;

1.sınıf: yarıyıl tatili 3 hafta, yılsonu tatili 2 ay

2.sınıf: yarıyıl tatili 2 hafta, yılsonu tatili 2 ay

3.sınıf: yarıyıl tatili 2 hafta, yılsonu tatili 3 ay

4.sınıf: yarıyıl tatili 2 hafta, yılsonu tatili 2 ay

5.sınıf: yarıyıl tatili 2 hafta, yılsonu tatili 3 hafta

6.sınıf: yarıyıl tatili yok, yılsonu tatili yok

*bu değerler bütünlemeye kalmamış öğrenciler için geçerlidir.

**Üniversiteler arası değişiklikler olabilir fakat diğer fakültelere göre anlamlı bir fark bulunmuştur.



Zaten yurtlara gidip öğrencilere sorun, yurtların ne zaman açılıp kapandığını bilenler tıp fakültesi öğrencileridir.
malum olayda adı geçen öğretim üyesi dr. özlem atan tarlacı'nın daha önce iki dersini almış ve kendisini 5 senedir tanıyan birisiyim, gerek derslerde gerekse ders dışında son derece sakin ve anlayışlı olan özlem hocayla ilgili çıkan haberin videosunu izlediğimde fazlasıyla şaşırarak hocamı arama gereği duydum.

olay tahmin ettiğim gibi kamuoyuna yansıtılandan çok farklı şekilde bizzat hoca tarafından anlatıldı, şu an kendisi savcılıkta, kendisinin söylediklerini sözlükte duyuracağımı belirttiğim ve kabul ettiği için burada paylaşıyorum, sizlerden ricam twitter ve diğer sosyal medya uygulamalarında kendisine gerekilen desteği vermenizdir, çok klişe olacak biliyorum ama bu olayı sizin bir yakınınızın yaşamaması sadece tesadüftür.



özlem hoca konuşmamızda olayı şu şekilde anlattı;



"üniversitede gerçekleşen önemli bir toplantıya yetişmek üzere aracımı sürüyordum, bu esnada trafik polisi durmamı istedi, ehliyet ve ruhsatı kendilerine verdiğimde ehliyetimin kırık olduğunu öne sürerek bu ehliyeti kabul etmeyeceklerini bildirdiler, kendilerine ehliyetimin olduğunu ve ehliyetsiz araba kullanmaktan ceza veremeyeceklerini söyledim, önemli bir toplantıya yetişmek durumunda olduğumu belirttim, kendileri bana herhangi bir şey söylemeden uzun bir süre beklettiler, kendimi tanıtarak sizin gibi bir çok polis öğrencim var bana saygıda kusur etmezler, ben sizleri onlardan ayırmıyorum dedim, o sırada polis "bana ne öğretmensen, hocaysan" dedi ve ehliyetim olmasına rağmen ehliyetsiz araba kullanmaktan ceza kesti, uzlaşmacı bir tavırla memur olduğunu sabit bir gelire sahip olduğumu bu cezanın hem ağır hem de lüzumsuz olduğunu söyledim diğer polis cebinden çıkardığı telefonla beni videoya kaydetmeye başlayınca sinir krizi geçirdim, ben de polis memurlarının ve polis arabasının fotoğraflarını çektim, toplantıya gitmek üzere yola koyuldum aradan 1 ay geçtikten sonra video görüntülerinin basına servis edildiğini üzülerek öğrendim, hukuki olarak sürecin takipçisi olacağım."



edit: başlıkta birisi hocanın ismini "neden ifşalıyorsun" diye entry girmiş kendisine mesaj atarak hocanın adının posta gazetesinin haberinde zaten verildiğini söylememe rağmen entryi düzeltmediğinden yazma gereği duydum.



edit2: polisin bu görüntüyü internete servis etmesinin suç olduğunu bildiği halde aptalca hocaya saldıranlar var, sinir krizi geçirdiği bariz olmasına rağmen sinir krizini öyle olmamalı diyen dangalaklar var, olay olup bitmişken 1 ay sonra videonun instagramda paylaşılmasını görmemezlikten gelen karaktersizler var.

ne diyelim, umarım yakınınızın başına aynıları gelir ve bu kadar soğukkanlı olursunuz, yazık.



verilen destekten dolayı kendi adıma teşekkür ederim.



!!prusyalım edit:ekşiden alıntıdır olayı ilk gördüğümde bende çok şaşırmıştım farkındalık yaratması ve bu ülkedeki antiaosyal kişilik bozukluğunun polislerde salgın hastalık gibi yayılmasını göstermek amacıyla paylaştım
kronometre kullanmak, belirlenen ders çalışma süresine ulaşmaya çalışmak motive edici olabilir.
video

tam hali:
20 temmuz 2017 caner taslaman ebubekir sifil düellosu

olayın özeti videoda
1729-1800 yılları arasında yaşamış rus general. harp meydanlarında rusya'nın muharebe kaybetmeyen sayılı saha mareşallerinden birisidir. çariçe ii. katerina devrinde bize karşı rus ordularını kumanda etmesi ile ünlüdür.
1768-74 türk-rus savaşı'nın final devresinde 1774 yılında varna yakınlarındaki stratejik kozluca mevkiinde verilen meydan muharebesinde savunan türk kuvvetlerini yenmiş, ve çok geçmeden bizim için tarihi bir felaket olan küçük kaynarca antlaşması imzalanarak kırım, kerç, yenikale, yedisan'ın bir kısmı ve kuzey kafkasya rusya'ya bırakılmıştır.
***
geçenlerde 27 şubat 2020 idlib saldırısının ardından suriye'deki gerginlikler sonucu 5 mart'ta rusya moskova'ya giden cumhurbaşkanı ve bakanlar, işte bu general suvorov'un tam da tablosunun olduğu bir odada ne yazık ki birkaç dakika ayakta bekletilmiştir.
evet, heyetin nezdinde türk ulusu olarak aşağılandık, itibarımız zedelendi. en azından o portreyi orada görünce ben aşağılanmış, alaya alınmış hissettim, tarih bilgisi olmayan üstüne alınmayabilir tabii. o onun cahilliğidir. ama asıl sorun bizi aşağılayanda değil. rusya zaten doğası gereği aşağılayacaktır. önemli olan böyle bir kozu onların eline vermemekti...
dış politikamızın endişe verici halini gördükçe daralıyorum. konuşacak çok konular var aslında da gittikçe konu dağılıyor...
uluslararası arenada türkiye'nin kaderi yalnızlık değildi, akıllıca diplomatik hareketlerle yumuşak ilişkiler geliştirilebilir. biz ne yazık ki hep kaybeden tarafa duygusal nedenlerle destek olduk. mısır'daki ihvan vs sisi çekişmesi, suriye iç savaşı'nda neredeyse 10 yıl önceki hareketler ve israil-filistin örneklerindeki gibi keskin, diplomatik duyudan uzak çıkışlar bize ne yazık ki yalnızlığı getirdi de kremlin'e kadar gitmek zorunda kaldık.
görsel


hala adına başlık açılmamasına şaşırdığım gregory house olarak pek çoğumuzun kalbinde yer edinmiş 1959 doğumlu İngiliz oyuncu. aynı zamanda yazar ve şarkılarını-tarzını çok sevdiğim bir müzisyen. sevdiğim bir şarkısını da buraya bırakıyorum.

video
bugün 192.sini kutlayacağımız, biricik bayramımız.

buradan ülkemizdeki tüm hekim ve sağlık çalışanı arkadaşlarımızın bayramını kutluyorum.