Hollandalı ressam Carel Fabritius tarafından 1654 yılında tamamlanan sanat eseri. Aynı isimde bir roman ve bir film bulunmaktadır.
“bana verdiği kopya yanlış çıkmıştı tıp fakültesi hayatımın en büyük kolpasıydı unutamam unutturmam”
Dış güzelliğe önem vermeyen insanların neden sevdiğini merak ettiğim eklembacaklı.



Makyajlı uğur böcekleri için hamam böceklerini üzdünüz!
görsel


goce smilevski tarafından yazılan kitap.



yine ilk olarak kitabın arka kapağındaki bilgileri paylaşayım sizlerle.



"bağlayıcı olması beklenir kardeşliğin. öyle umulur. kardeşler birbirine borçludur ya; bir soluk, bir omuz, bir teselli...



yine de düşünceler karmaşıklaşınca zihinde unutulabilir addedildiğimiz görevler.

bu kitap dünyaca üncü psikanalist Sigmund Freud'un ve onun 4 kız kardeşinin gerçekte de yaşanmış sarsıcı öykülerini anlatmaktadır. freud, 2.dünya savaşı döneminde viyana'ya girmek üzere olan hitler'in yaratacağı yıkımdan kurtulmak için londra'ya götürülür. ona londra'ya geçmesi için yardım eden kimseler yanına almak istediği insanların isimlerini bir liste haline getirmesini isterler. freud o listeyi hazırlar. eşi ve çocukları dışında eşinin ailesi, doktoru, doktorunun ailesi, hizmetçileri, hatta küçük köpeği bile vardır listede. ancak dört kız kardeşi yoktur.



freud'un seçimi kardeşlerinin kaderini nasıl şekillendirecektir?



o karanlık günlerde verilen bir sınavdır belki de yaşanalar; kardeşlikle ilgili bir sınav. belki de bir iç savaş; galibi de mağlubu da belli olmayan..."



kendi yorumuma gelecek olursam hem freudun teoremlerinin doğuşu ile ilgili bazı ipuçları hem de nazi kampları ile ilgili bazı bilgiler veren bu kitap aynı zamanda da sürükleyici dili ve düzgün betimlemesiyle sizi kendine bağlamayı başarıyor. psikanaliz ile ilgili büyük fikirler edineceğinizi sanarak bu kitabı okumaya kalkmayın ama. edebi bir roman tadında ilerliyor olaylar.

sizinle hoşuma giden bazı parçaları paylaşacağım. okuyup okumamak size kalmış, size hoş bir zaman geçirtebilir.



"karanlık bir odada, yaşlı bir kadın uzanıyor, gözlerini kapatmış geçmişteki anılarına yolculuk ediyor. üç hatıra buluyor geçmişinde; henüz hayattaki çoğu şeyin adını koyamadığı kadar eski bir zamanda, bir çocuk ona keskin bir şey uzatıyor ve 'bıçak' diyor; hala masallara inandığı o eski zamanda bir ses, ona göğsünü yırtıp sonra da kalbini söken bir kuşu anlatıyor; dokunuşların sözlerden daha kıymetli olduğu zamanda bir el yüzüne yaklaşıp elmayla yanağını okşuyor. anılarında yaşlı kadının yanağını elmayla okşayan, ona masal anlatan, ona bıçak uzatan o çocuğun ismi sigmund. gözlerini kapatmış, o anılara doğru yolculuğa çıkan yaşlı kadın ise benim, adolfina freud."





"sigmund 'bu bir ceza' dedi ve parmaklarını yumruk şeklinde sıktı. 'ben bu korkunç boşlukla cezalandırıldım.' başını yumruklarıma gömmüştü. 've neden cezalandırıldığımı da biliyorum.'

'cezalandırılmadın' dedim.

'suçumu biliyorum' dedi, yumruğuna bakıyordum. 'beni affet.'

'affedilecek bir şey yok' dedim ona. 'yaptığın hiçbir kötülük yok. iyi bir şey yapma imkanını kaçırdın o kadar. hepimiz hayatımızda çok iyi şeyler yapma imkanını kaçırıyoruz. kaçırdığımız imkanlardan hangisinin kötülüğe bir insanı yutma iznini vereceğini bilemeyiz.'

'beni affet' dedi yeniden."





"bütün normal insanlar aynı şekilde normaldir. ama her deli insan kendine özgü bir şekilde delidir."
ev halkından birinin doktor olduğu doktor adayı insan. fakülteye 1-0 önde başlıyolarmış hissi veren insanlar. sonuçta her an elinin altında ders anlatcak birileri var ve hastane ortamında ekstra imkanları var. evet kıskanıyorum ben zaten küçükken de anası babası öğretmen olanları da kıskanırdım.
Şahsen 18 ile 19 arasında bir değil 5 yıl gibi bir süre geçtiği için çok fenayım sözlük.



Ciddi ciddi 20 yi göreceğimi sanmıyorum. Bunu artık istiyorumda. Hep yaşım 19 kalsın ne güzel olur
giriş yapmadan önce normal görünen başlıkların giriş yaptıktan sonra karışması durumudur.



sadece bana mı oluyor yahu?
Abi yazı bu..:)

İnsan hayalleriyle yaşar… Kimimiz ahmakça hayallerin peşinden koşar, dünya malını arzular hayasızca. Hep ister, durmak nedir bilmeden… Lüks arabalar, yatlar, çiftlikler, pahalı giyesiler, sosyetik yemekler ve daha sayamadığım çoklarcası. Bunlara sahip olmak için çalışır. Ahmakçadır. Ahmakçadır çünkü bu dünyevi hırsa kapılırken hayatının en güzel tatlarını tadamaz bay hayalperest. Sevgi, aşk, umut, dostluk, evlat… Bunları bilmez. Hep bir acısı vardır yüreğinde, açtır sevgiye, dostluğa ve daha parası ile sahip olamayacağı çok şeye… Bunlar yük taşımaktan ve koşmaktan nalları çıkan at gibidirler. Koştukça canları acır, acıdıkça koşmaya devam eder sadistçe. Şu beş para etmez dünya da “Bay hayalperestler” gibi olmak istemiyorsak arada “Ben ne yapıyorum” veya “Ne için çalışıyorum.” Sorularını kendimize yöneltmeli ve hayatımıza çeki-düzen vermeliyiz. Çalışmaktan asla vazgeçmemeliyiz ama ne için çalıştığımızı bilmeliyiz. İnsanlık? Para? Başarı? ...Ama kimisi de vardır ki hayalleriyle insanoğlunun yanındadır. Onların umududur, çaresidir. Zor zamanlarının destekçisi mutlu anlarının paylaşımcısıdır adeta. İşte böyle bir insan olan “Patch Adams” yani “Hunter Adams” dan bahsedeceğim sizlere …Adams idealleri uğrunda pek çok varlığını kaybetmiş ancak onları gerçekleştirmekten asla vazgeçmemiş birisidir. Vazgeçmemekte gerekir zaten. İnsanlar bazı vakitlerde yaptığınız hareketlerden dolayı sizi deli olarak nitelendirebilir. Bu sizin doğru yolda olduğunuzun kanıtıdır. Biri arkanızdan deli diye bağırıyorsa ona teşekkür etmelisiniz. Doğru yoldasınız. Çoğu zaman deli denilen insanların hayat hikayelerinin normal bir insanın zekasının kaldıramayacağı kadar ilginç olduğunu belirtmeliyim. İlginç bir hikayenin içinde bulabilirsiniz kendinizi. Neyse devam edelim adam gibi adam Patch Adams…“Patch Adams” maddi kaygılar gütmemiştir, bilir ki maddi kaygılar gütmek ahmakların işidir.Bilir ki başarıya ve insan hayatına değil de paraya, şöhrete adapte olan beyinler hayatlarının sonuna kadar mutsuz olmaya mahkumdur. Ve yine bilir ki tevazudan öte hayat yoktur. Bir hekimdi adams. Mesleğini bir ticari araç olarak görmeden yıllarca çalışmış bir çok fakirin ve sağlık hizmetine muhtaç insanlara yardım elini uzatmıştır. Kibirsiz, egosuz bir eldir onunki. İnsanlar arasında ayrım yapmadan, ırkçılık denen pislikten sıyrılarak umutla bakmıştır hastalarına. Beyazı karadan, yerliyi yersizden, evliyi evsizden, fakiri zenginden ayırmamıştır. Aslında ayırmıştır. Nerede mutsuz, fakir, ve yardıma muhtaç bir insan varsa ona iltimas geçmiştir adams. Pozitif bir iltimastır bu… Can kurban böyle iltimaslara…Hekimlik öyle bir meslektir ki klişedir belki ama en büyük ilacı sevgidedir. Dokunmaktadır. Hastanın yerine koyabilmektir kendini. Adams bu tezi savunan en büyüklerdendir. İnsanları güldürerek tedavi eder. Belki tedaviye yardım eder. Burnuna taktığı kırmızı topla o koğuş senin bu koğuş benim dolaşır saatlerce. Çocuklar gülsün diye. Yaşı daha ergenlik yaşına ulaşmamış oyun çağı çocukları o hastane seslerinden ve kimyasından bir an olsun ayrılsın diye. Eğer hastayı sevginizle iyileştirebiliyorsanız size her şey mubahtır. Kuralların, kanunların canı cehenneme der tedavinizi uygularsınız. Hem ucuzdur bu tedavi hem de çok çaba istemez. Son olarak demek odur ki her doktor adayı ya da doktor olmuş şahıslar bu adamın hayatından haberdar olmalıdır. Türkiye de hal-i hazırda birçok üniversite hayatı film olan “Patch Adams” ı yeni öğrencilerine izletmekte ve onların kalbine dokundurmaktadır. Oldukça etkileyici olan bu yöntemle belki nuru piri giden ruhsuz hekimler yetişmez. Sizlerden naçizane isteğimiz ruhunuzu, duygularınızı kaybetmeden kibirsiz, egosuz, maddi kaygılar gütmeyen birer hekim olmanızdır. Saygılar.
Güzel bir sakinlik sararken gecenin yarısında tam da uyumaya yakın bir zamanda ışıklar kapanmışken uzanıp yatağa kısık seste yapıldığında rahatlık veren, antidepresan etkisi gösteren aktivitedir.