boşluk daima aramızda, zaman ise bir hastalık gibi bize bağlı.
ancak zaman, boşluktan daha acımasız.
boşluğun içinde ölü bir şey var, zamanın içindeyse öldüren bir şey...
kendine has monoton bir hayatın var. okul, iş, ev, yurt, sokaklar.. kulağında kulaklıklar binlerce kez geçtiğin yerlerden tekrardan geçiyorsun her seferinde. sabah, akşam, gece, ayaz.. etrafına bile bakmıyorsun, bir an önce ulaşmak istediğin yerde olmak istiyorsun. ağaçlar, gökyüzü, yıldızlar ve kaldırımlar.. hissettin değil mi? tam kalbinin oralarda bom'boş bir şeyler. ne yapıyorum ben? nereye gidiyorum? oysa sıkıldın bu monotonluktan. kanatlanıp özgür olmak istiyor ruhun, hiçbir şey düşünmeden, tüm sorumluluklardan sıyrılarak..

tüm bu düşünceler tam göğsümün ortasında acı çektiriyor bana. akıtamadığım her gözyaşı fazlaca baskı yapıyor bu içimdeki boşluk'a. görmek istemiyorum. gözlerimi kapatmalıyım. savaşmak çok yorucu.

ne oldu böyle dünyaya? zaman bizi nasıl bir boşluk'a sürükledi?
boşlukta sonsuz sayıda nokta, her noktadan da sonsuz sayıda doğru var
ama iki yalnız noktayı birleştirebilen hep bir "tek doğru" var

evren boşluğunda nokta gibi olan insanlar da
işte tam böyle değil mi?
karanlık sokaklara doğru ilerledim saklamak için içimdeki boşluk'u. ne kadar çok ışık vardı böyle.. karanlığa âşık gözler için ne kadar da gereksiz.. bir gece treni olsa, nereye gittiği belli olmasa, ona binsem ve gitsem şu ruhsuz şehirden.

boğucu bir hava çökmüş kente. yollar, yolculuklar, sevmek, sevişmek, savaşlar, katliamlar.. bu dünyada, bu küçücük dünyada neler neler dönüyordu yine? şu an kimler sevgiden sarhoş, kimler ağlamaktan perişan, kimler yollarda, kimler savaşta, kimler ölüyor ve doğuyor?

sadece düşleyebildiğin kadarını algılarsın. sadece alev alev yanan ruhun kadar hissedersin/hissedilirsin. benlikleri ele geçirmiş kayıtsızlık, duyarsızlık, sevgisizlik. insanlar gözlerimin önünde birer robota dönüşüyor. kendi fikrini, dilini, kültürünü; kendi özsaygısını kaybeden insanlar.

zihnimde dolaşan birçok şey var. bu gece. bu gece bir türlü kurtulamadığım o boşluk'tayım yine. bazen hayatın anlamını öyle bir kaybediyorum ki beni hayatta tutan şeyin ne olduğunu kestiremiyorum. bir devrim gerek, hem tüm kalpler hem de tüm dünya için bir devrim.
soluk bir ay dolanıyor
kentin üstünde her gece
her gece bilge bir gezgin
tavrıyla adımlıyor yolunu

güz yanığı bir durgun
sessizlikle örtülü her şey
ve yırtılmış bir tül gibi
savrulup duruyor zaman

suların sesini dinle şimdi
ormanın fısıldayışlarını
usulca yarılıyor dağların göğsü
bir aşkı dinlendirmek için

ve gözleri uzak yamaçlarda
aranıp dururken bir şeyleri
sessiz ve sakin beklemekte
bekledikçe bileylenen yürek

belli ki dağların, denizlerin
ve göllerin üzerinden
sıyrılıp gelmektedir seher
belli ki yakındır
doğayı ve hayatı sarsacak saat

sıyrılıp gelen, türkiye'nin siyâsî açıdan zor zamanlarında ahmet telli'nin kaleme aldığı, 1980li yıllarda grup yorum'un da bestelediği, ilk albümlerine isim olmuş bir şiir. belki de, ahmet telli'nin hem realist hem lirik tarzının en güzel örneği. ve grup yorum'un en güzel şarkısı.

çünkü sıyrılıp gelen, döneminin gerçeğini, gerçeği hiç dile getirmeden,
karanlıkta ışık bekleyenleri, hiç karanlıktan bahsetmeden,
fikir ve hislerinin boşluğunda sıkışanları da hep bir ümitle anlatır.

o nedenle sıyrılıp gelen,
içinde "devrim" geçmeyen, en güzel devrim şiiridir.
bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
böylesine sevilecek bu dünya
'yaşadım' diyebilmen için...

olay ne biliyor musun? hepimiz o hüzünlü boşluk'ta süzüleceğiz bir gün. nerede, nasıl yaşıyorsak yaşayalım. ama öyle basit bir eylem gibi değil:

yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.

kolay değil böyle yaşamak biliyorum, tutunacaksın seni hayatın içine bağlayan detaylara. aynaya baktığında gözlerinden alevler çıkacak, ben her şeyimle yaşıyorum diyeceksin. ve diyelim ki:

diyelim ki hapisteyiz,
yaşımız da elliye yakın,
daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.
yine de dışarıyla birlikte yaşayacağız,
insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla
yani, duvarın ardındaki dışarıyla.

kavgalar bitmez, devrimler, acı çekmeler, ödül ve cezalar. sefalet, vahşet, hırs. cehalet ve bilgelik. yaşamak. yaşamayı ciddiye alacaksın..

(bkz:nâzım hikmet )

içerik kuralları - iletişim