arthur schopenhauer

kötümser felsefenin şahı, nietzsche'nin ilk akıl hocası, nihilist alman filozof. kendisi birçok konuda aşmıştır. çıkarımları; sert, acımasız ve bir o kadar da gerçektir.

---spoiler---
insanlar; bağışlandıklarında arsızlaşan, bu yüzden onlara yumuşak ve sevecen davranılamayan çocuklara benzerler. bir dostun ödünç alma isteğini reddetmekle o kişiyi yitirmeyiz, ama ödünç istediği şeyi ona vermekle, onu çok kolayca yitirebiliriz. bunun gibi, bir dosta karşı gururlu ve onu biraz ihmal edici bir biçimde davranarak onu yitirmeyiz ama ona karşı çok fazla dostça ve kibar davranırsak, onu yitiririz. çünkü bu davranışımız onu küstah ve katlanılmaz kılacaktır bu da bir kopmaya yol açacaktır. insanlar; özellikle onlara muhtaç olduğumuz düşüncesini kesinlikle kaldıramazlar; kibir ve kendini beğenme, bu düşüncenin ayrılmaz eşlikçileridirler. kimi insanlarda bu düşünce, bir ölçüde, daha onlara güvenildiğinde ya da onlarla teklifsiz bir biçimde konuşulduğunda ortaya çıkar. hemen, onların nazını çekmek zorunda olduğumuzu düşünürler ve nezaket sınırlarını genişletmeye çalışırlar. bu yüzden çok az insan, daha güvenilir bir ilişki için elverişlidir ve daha düşük karakterdeki kişilerle ortak bir şey yapmaktan kaçınılmalıdır. birisi, kendisinin benim için, benim ona olduğumdan daha gerekli olduğu düşüncesine kapılırsa; adeta onun bir şeyini çalmışım gibi davranır. intikam almaya ve o şeye yeniden ulaşmaya çalışacaktır. ilişkideki üstünlük sadece ötekine hiçbir biçimde ve türde gereksinim duyulmamasından ve bunu belli etmekten ileri gelir. bu yüzden kadın olsun, erkek olsun herkese ara sıra, ondan bal gibi de vazgeçebileceğimizi duyumsatmak yararlıdır. dostluğu pekiştirir; hatta, çoğu insana ara sıra birazcık küçümseme hissettirmenin bir zararı yoktur: böylece, dostluğumuza daha da çok değer verirler. harika bir italyan atasözü, "saygı duymayana saygı duyulur" diyor. öte yandan, birisi bizim için gerçekten çok değerliyse, bunu ondan sanki bir suçmuş gibi gizlemeliyiz. bu elbette pek sevindirici değildir ama doğrudur. bırakın insanları köpekler bile büyük dostluklara katlanamazlar.
---spoiler---

(bkz: yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar)
ölmeden önceki son yıllarında kendisinin bile beklemediği bir şekilde o dönemde popüler olan filozof. geç anlaşıldı ama güç olmadı
ateizmin bediüzzaman'ı.
bu benzetme ikisinin de felsefe üzerinden yola çıkarak farklı inanışlar elde etmesine dayanmaktadır.
eğer ki bu adamı okuyorsanız size risale-i nur okumanızı da tavsiye ederim ki karşıt görüşler arasından kendi düşüncenizi şekillendirebilin.
kitapları rahat okunabilen az sayıdaki filozoftan biri. kıvamını bulmamış, olgunlaşmamış zihinlerde çarpıcı etkilere sahip olabilir.
kendisi 'varoluşumuzun gayesi olarak ileri sürülebilecek tek şey vardır, o da varolmamanın bizim için olmaktan daha iyi olacağı bilgisidir' gibi aforizmalarla nihilizmin dibine vurur çoğu zaman. insan hayatının bir sarkaç misali ıstırap ve can sıkıntısı (ki bu, ona göre daha berbattır) arasında gidip geldiğini ifade etmek ister. peki bu pesimist, nihilist felsefeye karşın schopenhauer abimiz neden intihar etmez, yani hayatın bu kadar çekilmez ve acı dolu olduğunu düşünen bir insan neden bu oyunu oynamaktan vazgeçmez? sorusunu düşünmüştüm bir süre. christopher janaway'in bu soruyu irdelemesi ile şu sonuca ulaşılır:

...intihara dönelim. schopenhauer'in intiharı ele alma tarzı genellikle şaşırtıcı bulunur. çünkü onu sadece tasvip etmemekle kalmaz- eğer varolma varolmamadan asla daha değerli değilse, neden?- fakat reddedişi 'intiharın iradenin güçlü biçimde olumlanmasının bir fenomeni' olduğu ve intiharın 'hiçbir surette yaşama iradesini terk etmediği' gibi gerekçelere dayanır. yapılan açıklama şudur: intihar eden kimse hayatın anlamıyla ilgili tavrı gözden geçirilmemiş fakat gerçek hayatı yanlış olarak anlamını kazandırdığı düşünülen sonuçlarından yeterince kurtulamamış sıradan kimsedir...
schopenhauer, hayatın anlamı, say yayınları

yani kısacası, schopenhauer'a göre intihar eden kimse hayatı ister istemesine ama onun içinde barındırdığı şartlardan hoşnut değildir.
sağlık her şey değildir ama sağlıksız her şey bir hiçtir.
-arthur schopenhauer
the red pill öğretisinin yüzyıllar öncesinden temelini atmış adam. ancak ilginç benzetmeler yapmaktansa ayrı klasmanlarda değerlendirmeli her fikir adamını
evrimsel psikoloji tarafından doğrulanabilen görüşlere sahip düşünür.
gerçen hafta aşkın metafiziği kitabını okumuştum, kan titreten cinsten çıkarımlari var. ılk önce aci ve soguk gelse de oldukça gerçekci çıkarımlar ve gözlemlere sahip

 spoiler!
bildiğiniz gibi erkek kendisine yeterince kadın sunulduğu taktirde kolayca yılda 100 çocuk meydana getirebilir. kadın ise istediği kadar çok erkeğe sahip olsun ikiz ihtimalini hesaba katmazsak yılda sadece bir çocuk dünyaya getirebilir. bu nedenle erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. kadın ise buna karşılık tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. çünkü doğa onun içgüdüleri gereği ve hiç düşünmeden gelecekteki doğumun besleyicisi ve koruyucusunu yanında tutup korumaya sürükler. bundan ötürü erkeğin eşine sadakati yapaydır. kadınınki doğaldır. dolayısıyla kadının ihaneti nesnel olarak sonuçları bakımından olduğu kadar, öznel olarak doğaya aykırılığı bakımından da erkeğinkinden çok daha az bağışlanabilir bir ihanettir.)

(bkz:hipergami)

(bkz:poligami
var olmamanın var olmaktan daha iyi olacağını savunan, en iyi yaşam şeklinin inzivaya çekilmiş şekilde fiziksel ihtiyaçları asgarî düzeyde tutarak, tinsel doğamızı beslemeye odaklalan bir yaşam olduğunu söyleyen, ilk avrupalı budist filozof. ancak kendisinin budist gibi yaşadığı söylenemez, dediğimi yap yaptığımı yapma tadında birisidir.



kötümser olarak nâm salmıştır ancak kötümser değil realisttir. fikirleri derinlik psikolojisi ve evrime ışık tutmuştur. onun kadar realisti az görülmüştür, belki de görülmemiştir felsefe tarihinde. (ben realist diyorum ama onlar pesimist derler.)

fikirlerini açık bir dille ortaya koyduğu için, schopenhauer okumak çoğunlukla zevkli ve akıcıdır.

gençlik, yaşlılık, ölüm, din, kadınlar, ilişkiler vesâir konularda yaptığı tespitler çoğunlukla doğrulanmıştır gün geçtikçe. hegel ile aynı dönemde yaşadığı için yaşarken fazla ünlenememiş, ölümüne yakın zamanda kıymeti anlaşılmaya başlamıştır. hegel'den hiç haz etmez, kelime oyunları ve karmaşık cümlelerinin arkasında hiçbir şey söylemeyen bir düzenbaz olduğunu düşünür.

felsefe hocası olarak çalıştığı üniversitede çoğunluk hegel'in derslerine gelip onun derslerine gelmediği için mesleğinden iyi kazandığı söylemenemez. ancak ihtiyacı da yoktur, babasından hayli yüklü miktarda miras kalmıştır ve ismi de ticaretle meşgul olsun diye arthur diye koyulmuştur. ancak o okumayı seçmiş, önce tıp fakültesine gitmiş sonra orayı bırakıp felsefeyle ilgilenmiş. annesi, yaşadığı zamanda ondan daha ünlü bir yazarmış. annesini de hiç sevmezmiş, goethe ile kendisini tanıştırması dışında pek bir faydası da olmamıştır annesinin.

nietzsche'nin üstâdıdır. nietzsche'nin çıkmaza girdiğinde schopenhauer'un fotoğrafına bakarak "usta, yardım et." diye duâ benzeri bir söz söylediği aktarılır. nietzsche'nin nihilizmi, biraz daha kader ne yapalım gibi katlanmaya dayalı olsa da schopenhauer'un ki kötümser ve yok oluşu yeğler şekildedir.

başka bir ek bilgi olarak, the matrix filminde persephone karakterinin (monica bellucci) anahtarın bulunduğu odayı açarken, schopenhauer'un "istenç ve tasarım olarak" dünya isimli başyapıtını çekerek açtığı görülüyor.




içerik kuralları - iletişim