ashabı kehf

türkçe anlam olarak "mağara ahalisi"

zamanda 300+9 sene ileriye doğru yolculuk yapmış oldukları düşünülmektedir.
yada
tamamen çürüyüp yok olduktan sonra tekrar kemiklenip etlendikleri düşünülmüştir

kanıtlanmış değildir.elbette efsanedir

---spoiler---
kehf
10. o (yiğit) gençler mağaraya sığınmışlar ve: rabbimiz! bize tarafından rahmet ver ve bize, (şu) durumumuzdan bir kurtuluş yolu hazırla! demişlerdi.
11. bunun üzerine biz de o mağarada onların kulaklarına nice yıllar perde koyduk (uykuya daldırdık.)
12. sonra da iki guruptan (ashâb-ı kehf ile hasımlarından) hangisinin kaldıkları müddeti daha iyi hesap edeceğini görelim diye onları uyandırdık.
13. biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. hakikaten onlar, rablerine inanmış gençlerdi. biz de onların hidayetini arttırdık.
14. onların kalplerini metîn kıldık. o yiğitler (o yerin hükümdarı karşısında) ayağa kalkarak dediler ki: "bizim rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir. biz, o'ndan başkasına tanrı demeyiz. yoksa saçma sapan konuşmuş oluruz.
15. şu bizim kavmimiz allah'tan başka tanrılar edindiler. bari bu tanrılar konusunda açık bir delil getirseler. (ne mümkün!) öyle ise allah hakkında yalan uydurandan daha zalimi var mı?
16. (içlerinden biri şöyle demişti:) "madem ki siz onlardan ve onların allah'ın dışında tapmakta oldukları varlıklardan uzaklaştınız, o halde mağaraya sığının ki, rabbiniz size rahmetini yaysın ve işinizde sizin için fayda ve kolaylık sağlasın."
17. (resûlüm! orada bulunsaydın) güneşi görürdün: doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı). işte bu, allah'ın âyetlerindendir. allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.
18. kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. onları sağa sola çevirirdik. köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.
19. böylece biz, aralarında birbirlerine sormaları için onları uyandırdık: içlerinden biri: "ne kadar kaldınız?" dedi. (kimi) "bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık" dediler; (kimi de) şöyle dediler: "rabbiniz, kaldığınız müddeti daha iyi bilir. şimdi siz, içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de, baksın, (şehrin) hangi yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca, nâzik davransın (gizli hareket etsin) ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."
20. "çünkü onlar eğer size muttali olurlarsa, ya sizi taşlayarak öldürürler veya kendi dinlerine çevirirler ki, o zaman ebediyyen iflah olmazsınız."
21. böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, allah'ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. hani onlar aralarında ashâb-ı kehfin durumunu tartışıyorlardı. dediler ki: "üzerlerine bir bina yapın. rableri onları daha iyi bilir." onların durumuna vâkıf olanlar ise: "bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit yapacağız" dediler.
22. (insanların kimi:) "onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir" diyecekler; yine: "beş kişidir; altıncıları köpekleridir" diyecekler. (bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (kimileri de:) "onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir" derler. de ki: onların sayılarını rabbim daha iyi bilir. onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. öyle ise ashâb-ı kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme.
23. hiçbir şey için "bunu yarın yapacağım" deme.
24. ancak allah dilerse (yapacağım de). unuttuğun zaman allah'ı an ve "umarım rabbim beni,doğruya daha yakın olana eriştirir."de.
25. onlar,mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.
26. de ki: ne kadar kaldıklarını allah daha iyi bilir. göklerin ve yerin gizli bilgisi o'na aittir. o'nun görmesi de, işitmesi de şâyanı hayrettir. onların (göklerde ve yerde olanların), o'ndan başka bir yöneticisi yoktur. o, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
---spoiler---

içerik kuralları - iletişim