görsel


bir hekim, bir savcı, bir komiser, bir cinayet ve suçunu itiraf eden bir katil... film öldürdüğü adamı kırsalda gömen ve yerini göstermeye razı olan bir katil ve ona eşlik etmek üzere devlet tarafından görevlendirilmiş memurların, bu süreçte yaşadıklarını konu alır. katilin yeri tam hatırlayamaması nedeniyle film boyu izleyici de bu arayışa şahitlik eder. ödüllü yönetmen nuri bilge ceylan'ın yönetmenliğini yaptığı filmde bu arayışın yanıbaşımızda yaşayan, bizzat tanıdığımız anadolu insanının iç dünyasına bir yolculuğa dönüşmesi kaçınılmazdır. iki saat kırk üç dakika süren filmde zamanın nasıl geçtiğini anlamak bir yana, anadolu'nun eşsiz doğasına ve yönetmenin anadolu insanının özüne ışık tutmasına hayran kalacaksınız.

https://m.imdb.com/title/tt1827487
anadolu'nun bir kasabasında hekimliğini sürdüren doktor cemal'i odasında hazır bekleyen bavulu ve masasının üzerinde tozlanmış tusa hazırlık kitaplarıyla gördüğümüz film. gidecek daha iyi bir yeri olmamak'ın tablosu.
son sahnesinde otopsi yapılan filmdir. doktorun otopsi raporu ile düşüncelere daldıran bir sondur.
"şimdi olay olacak"

"Herhalde bu sahneden sonra mevzuya giriş yapacak"

"Heh şimdi başlıyor"

Derken bakarsınız ki bir buçuk saat olmuş. Meğerse filmin türü böyleymiş. O an yaşanan ne varsa gerçek zamanlı anlatan bir film tipi sanırım. Gerçekten çok ayrıntılı şekilde Anadolu motifini işlemeyi başarmış ama pek bana göre değil. Zaten görüp bildiğim bir yaşantıyı oturup film olarak izlemek bana çok tat vermedi.
Hayatımda izlediğim en güzel filmlerden biri.



Sanat filmlerine bayılan biri değilim, pek de haz etmem. (İlker Canikligil fikirlerini bu yüzden biraz daha tutuyorum.)



Ancak "üç maymun" gibi sıkıcı ve bence vasat bir filmi zar zor izledikten sonra uzak durduğum Nbc'yi "bir zamanlar Anadolu'da" ile sevdim diyebilirim. Bence müthiş bir film. Karakter analizi, vurgulamalar, tonlamalar, muhtar, doktor, savcı (pencereden dönüş sahnesi ne güzeldir!) Renk,(bozkırda zifiri gece; gri-kahverengi ve yağmurlu gökyüzü) buğday başaklarından esen rüzgar, toros'la gidilen bitmeyen yollar, Neşet Ertaş, küçük hesaplar tutan küçük insanlar...



Hepsi o kadar düzgün ve basit anlatılmıştır ki... izledikten sonra "Anadolu budur" dersiniz rahatlikla. Basit görünen ama arkasında nice derin izler barındıran Anadolu...
karakterlerinin hepsi aslında ayrı bir film konusu olabilecek nuri bilge ceylan filmi. çünkü sanki film içinde birçok film izliyormuşsunuz gibi. (*) doktor ve muhtar karakterleri en beğendiğim karakterler olmakla birlikte, yılmaz erdoğan'ın rolündeki aykırı çıkışlarıyla tüm filmi çekip çevirdiğini düşünüyorum. en çok etkileyen sahneleri doktorun yazdırdığı otopsi raporu, savcının karısı hakkındaki gerçeği öğrenmesi ve babasını kaybeden çocuğun son hali oldu. film daha başlarken bir yoğurt üzerine bile o kadar muhabbet döndü ki farklı bir film olduğunu ilk dakikalardan belli etti. alışılmışın kesinlikle dışında ve belki karakterleri sindirerek bir daha izlenmesi gerekiyor ancak çok yavaş akacağını bildiğim bu filmi tekrar izlemeden önce daha sabırlı olmayı öğrenmem gerekiyor.

zaten intiharların çoğu başka birini cezalandırmak için yapılmıyor mu savcı bey?

görsel
Filmdeki doktorun yağmur sırasındaki şu monologu, varoluş ağrısını depreştirecek cinsten. Ara ara yağmurlu havalarda aklıma geliyor, bu sahne. mırıldanıyorum içimden "x'e yağmur yağıyor, yağsın! ne farkeder?"
video


iğdebeli'ne yağmur yağıyor. yağsın! yüz yıllardır yağıyor. ne farkeder? fakat bundan sadece yüz yıl sonra bile arap; ne sen, ne ben, ne savcı, ne komser. hani şairin dediği gibi: yine yıllar geçecek ve geride benden bir iz kalmayacak. yorgun ruhumu karanlık ve soğuk kuşatacak.