İyi ki pratisyen hekim yetistirdiklerini vaad ediyorlar dedirten durum, peki ya biz sadece tus kazandiriyoruz dese?
Edit:baslik bana ait degil
Asıl amacin donanimli pratisyen hekim yetistirmek olmasi gerektigini sorgulatan başlık.
başlığı görünce bile kötü birseymiş hissine kapilan o kadar cok tıp ogrencisi vardir ki tip eğitiminin asıl amacı tusu kazandırmak olarak gösterilen ülkemizde bu durumu çok da yadirgamamak gerek aslında.
Böyle bir amaç gütmese tus dersanesi ile arasındaki fark ne olurdu diye düşündüğüm durumdur.Ha ne kadar uygulanıyor bu amaç orası çook su götürür.
Sadece öğrencilerinin tus başarısıyla övünenlerden, 5. sınıf ve intörnlükte bomboş bırakmasıyla meşhur fakültelerin hocalarından daha iyi olan hocadır. TUS doktoru yetiştirmek kolaydır, pratisyen yetiştirmek ise zordur.
ulan ne pratisyen yetiştiriyorlar ne de tus'a hazırlıyorlar(veya tus için zaman veriyorlar).
bazı fakülteler pişmanlıktır.
pratisyen yetiştiriyorsan benim bilmemm kaç milyonda görelen hasyalığın mikroskopik bulgusundan banane hangi acilde bana bunun raporu gelecek
Keşke pratisyeni adam akıllı yetiştirebilsen denilmesi gereken hocadır. Çoğu insan bir acil serviste hastayla başbaşa kalmaktan korktuğundan tusa deli gibi çalışıyor. Ayrıca tusa çalışan bir adamın iyi bir pratisyen olamayacağını düşünmek de saçmalıktır. Tusa çalışıyorum diye işten kaçılmaz, istesen de yapamazsın. İnternlükte amele gibi ayak işleri yaptırırkende doktor yetiştirdiğinin farkında olsalar. Hasta dosyası yazmaktan hastanın nesi olduğunu öğrenecek vakit bulamayan ve hiçbir şey öğrenemeden stajları bitiren internleri bilmiyorlar sanki. Ben bizzat yeni internün işleri öğrenmesi zor oluyor diye 1 ay nefro servise amela arayan hocalar biliyorum. Pratisyen yetiştiriyorsan az çok her stajdan faydalanması gerektiğini düşünmek gerekir. Kimse kimsenin umrunda değil. Ne kadar iyi bir doktor olabileceğin tamamen sana bağlı.
doğru söyleyen hocadır. tıp fakültesi pratisyen yetiştirmek içindir. daha sonrası için yapılacak akademik planlar kişinin kendi meselesidir. ancak aynı hocanın over ca'nın evrelendirilmesini sınavda sorması ibretlik bir çelişkidir.
Mahmut hocanın hababam sınıfına yaptığı konuşma edasıyla "biz pratisyen hekim yetiştiriyoruz,tusa yarış atı değil" diyen hocanın sözlüde immün yetmezlikleri,Bartter-Gitelman sendromlarını sorması ve bilemeyen arkadaşı bırakması.Neyse anladınız siz içimden geçenleri
Ne öğrettiğini merak ettiğim hocadır.
Evet, hocaların arkasından ne kadar atıp tutsak da verdiği emekleri göz ardı etmek ne insan olana yakışır, ne de üstüne üstlük doktor olana. Kabul. Başımız üstünde yerleri var. Sevmediğim hocaları bile hayırla yâd ederim, ediyoruz da.
Fakat "pratisyen olarak yetiştirmek" ne demektir? Hangi tıp fakültesi mezunu arkadaşımız mezun olduğu ilk gün ekg okumayı vasat şekilde dahi olsa biliyor? Üsye, iye, pnömoni, KOAH, hipertansiyon, yumuşak doku travması reçetesi yazabiliyor? Akut mi'da hangi ilaçları vereceğini biliyor? Kırık şüphesinde çift yön grafi isteyebiliyor?
İntorn olduğum sene yaşadığım bir vakayı zaman zaman hatırlarım ve hem güler hem üzülürüm.
Cuma vakti okuldan nöbet çıkışı camideyim. Üstümde nöbet kıyafetleri var, hemen gidip yatayım diye üşenmişim çıkarmamışım. Dışarıdan bakıldığında sağlık çalışanı olduğum belli. Yanımda genç bir çocuk öne arkaya sallanmaya başladı. "Ne yapıyor bu çocuk?" diye düşünüyorum kendi kendime, ne yapacağımı soruyorum.
Velhasıl çocuk eğildi sonra yere yattı. O zamanlar da bonzai vakaları vardı fazlasıyla, genç olduğu için aklıma o geliyor filan. Neyse namazı bozdum bilinci açık mı değil mi diye bakıyorum. Ama inanın sonrasında ne yapacağımı bilemedim. "Bacaklarını yukarı kaldıralım hocam" diyorlar, "kaldırın" diyorum. "112'yi arayalım hocam" diyorlar, "arayın" diyorum.
Aklıma ilk ne geldi biliyor musunuz? "Acaba beyin kanaması mı geçiriyor?" Ve bana ambulans gelip hastayı alıp gittikten sonra "ne oldu hocam?" Diyenlere "bilmiyorum, hastanede bakarlar tomografi filan çekerler, beyin kanaması var mı yok mu diye" diyerek cevap verdim.
Şu an bana bu hatıra daha çok komik gibi gelse de, ne yazık ki aynı zamanda acı bir hakikat olarak çarpıyor yüzüme.
Bir; hava güneşli, sıcak bir yaz günü. Aklıma ilk gelmesi gerekenler -hele hele onbeş yaşlarında bir genç ise- dehidhratasyon, güneş çarpması, atlanmış bir kahvaltı sonrası hipotansiyon, hipoglisemi olmalıydı.
İki; beyin kanamasını, travma öyküsü olmayan ve görünüşte sağlam gencecik bir çocukta ilk tanı olarak düşünmek ne kadar doğru?
Üç; velev ki kanama olsun, hiç bir hasta için bu tanı öyle pat diye söylenmez, hele hele hiç tanımadığı bir insana bu durum anlatılmaz.
Bu hikayeyi anlatma sebebim öncelikle gülmekti tabi; fakat acı olan şu ki, bu hikayede her basamak hatalı ve yanlış. İşte bu yüzden diyorum ki pratisyenlik elzemdir, şarttır. Pratisyenlik sadece fakülte mezunu olup iş hayatına atılmak demek değildir. Hep söylediğim gibi, size insani ilişkiler, hızlı karar alma, olaya bütüncül bakabilmek gibi nosyon kazandırır. Hastanede elinizin altında yüzlerce tetkik imkanı varken gereken kompleks bilgiyi değil -bunu verecek olan uzmanlıktır- gemide arabada sokakta lazım olan basit bilgiyi pratisyenlik verir.
Şimdi konuya dönecek olursak, ne yazık ki okulumdan -pratisyenlikte faydalı pek çok şey öğrendiğim halde- ekg'yi okumayı, kırık grafilerini neden çift yön çekmek gerektiğini, bebeğe hangi lavman uygulayacağımı, "avil+ dekort"u, "dikmus"u, "svt de beloc" u, "tansiyonda kapril" i öğrenemedim. Bana öğretilen "Ewing de soğan zarı", "adjuvan KT ilaçları", "roux en y anastomozu komplikasyonları" idi. Bu bilgiler hiç de pratisyenlik bilgileri değildi.
Aslında okulda öğrenmek istediğimiz çok fazla şey yok. Direkt grafi, ekg yorumlayabilmek, 20-30 tanı için iki üç kalem ilaç yazabilmek, acillere bilhassa pediatrik acillere yaklaşımı öğrenmek istiyoruz. Ve bunlar kesinlikle, ister pratisyen, ister uzman, isterse profesör olsun, her doktorun bilmesi gereken zaruri bilgiler demek.
Başlıktaki sözü sarf eden hoca eğer beyin cerrahı ise nörolojik muayeneyi; dahiliye hocası ise tansiyon ve şeker ilaçlarını; kardiyoloji hocası ise ekg yi; radyoloji hocası ise pa ac ve direkt grafiyi; ortopedi hocası ise alçı alımını, sık görülen kırıkları, çocukta torus kırığını öğretiyorsa başımın üstünde yeri var. Çantasını taşımaya razıyım.
Değilse, odasında türk kahvesi içerken gazete okusun, briç oynasın. Derslere girerek büyük lütuf göstermiş oluyorlar, fazlası zatı şahanelerine mukabil bir yük değil.