can yücel

bir zamanların milli eğitim bakanı `hasan ali yücel`in oğlu.
zamanında ülkenin az sayıdaki gencinin hak kazandığı avrupa'da eğitim alma hakkı kazandığı halde babasının haksızlık olduğu düşünülür diye düşünüp can yücel yerine `gazi yaşargil`i gönderdiği anlatılır her yerde.hatta can yücel bu olaydan sonra yazmaya ağırlık verip böyle bir şair oluştur falan denir. ama gazi yaşargil bu konuyu açıklayıp böyle bir durumun olmadığı ikisinin de kendi ailelerinin imkanlarıyla gittiğini söylemiş.
bir de bir ara her sözün altına can yücel yazmak gibi bir alışkanlık vardı. mesela "susadım" can yücel gibi.
şükür kurtulduk
"kart sensin; postal da sana... "
not: şehir efsanesidir tabii ki
önceleri, abartılacak bir şeyi olmayan sıradan bir şair olarak düşünüyordum ama ne kadar yanıldığımı sonradan fark ettim.

geçenlerde aklıma shakespeare'in hamlet'inde geçen "to be or not to be" kalıbı takılmıştı. normalde direkt çevirisi "olmak ya da olmamak" şeklindeydi. can yücel kendine has bir çeviri yapmıştı. neden direkt çevirmeyip de böyle bir çeviri yaptığını düşünüp, aynı zamanda sözlerini tekrarlıyordum. sonra bir anda perde kalktı ve netleşmeye başladı. "bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin". bu kalıp türkçe'ye ancak bu kadar güzel çevrilebilirdi. daha önce bu çeviriyi sıradan görüp, nasıl fark edemediğime şaşırdım. can yücel'e olan saygım zirveye ulaştı.

acaba gözümün önünde olup da farkına varamadığım daha neler var?

içerik kuralları - iletişim