Yazı yazarak kendime verdiğim marştır, ilk fişeklemedir. İnsanın ihtiyacı vardır, her zaman aynı ritimde gitmiyor her şey.

18 günlük Final döneminin son haftasına girmiş gariban tıbbiyelilerden birisin. Çalışman gerekiyor ama canın da o kadar sıkılıyor ki. Kuşkusuz o dersin başından kalkıp durmana sebep olan en büyük sebep, notları gördükçe nasıl bitecek bunlar kaygısı. Sonrası bir kısır döngü. Güzel kardeşim; sen o notları sıkıca çalışmadıkça hiçbiri bitmeyecek. Yürürsen yol biter, ağaç altında hayaller kurarak değil.

Bir şekilde o finalden geçeceğini umuyorsun. Final sonrasına planlar yapmışsın. Uçak biletin bile hazır bir yurtdışı gezisi için. Bir hafta sonra bu çile bitecek. Her şey tıkırında gidecek. Peki.

Ya gitmezse?

3 hafta daha, tüm planların altüst olmuş bir halde bu çileyi tekrar çekmeye razı mısın? Neden bu rahatlık hâlin? O dersin başına gömülüp harcayabildiğin kadar zamanı orada harcaman gerek. Son 1 haftan kaldı. Şimdi biraz daha dayanmazsan eğer, 3 hafta sonra bu yazının daha çökmüş hâlini yazıyor olacaksın. Hadi koçum, kafanı o notların içine göm ve haftaya bugün eline aldığın zafer bayrağıyla 2,5 aylık tatilini ilan et.
İyi ders çalıştığını düşünmek harikulade bir motivasyondur. Çoğu zaman geribeslemeyle kendi kendisini indükleyen "ders çalışamadıkça dersten iyice uzaklaşmak" mekanizmasına engel olur bu düşünce. Daha fazla çalışmak adına size bir şevk verir ve "dersi iyi çalıştıkça gittikçe daha iyi çalışmak" şeklinde bir yol çizmeye başlar. Tabi başka bir şevk kırıcı unsur olmazsa.
ne yapıp etmeli, çalışamadığımız düşüncesine kapılmaktan kendimizi kurtarmalıyız. Böylece en azından hali hazırdaki gücümüzü kırmamış oluruz. Bu minvalde "şimdi elimden gelenin en iyisine gayret edeceğim. Kötü çalışıyorum diye bir şey yok. Daha önce çalışamamış olmam bundan sonrasını engelleyemez. Şimdi sıkıca çalışmaya başlayacağım" şeklindeki telkinlerle ilk marşımızı alabiliriz, böylece eğer ilk etüt güzel geçerse yüksek ihtimalle gerisi de gelecektir.
Yapacağım yaz stajini düşünüp duruyorum.

"Bak bakalim çevrene kim profesyonel spor takimin da staj yapiyor, herkes hastanelerde yapicak o kadar vizeler de calistin Saglam notlar aldin son bir düzlük ve sonra mis gibi staj ardindan da otosopla çadır kampi..."
Finalden kalınca bütünleme için finalden daha fazlasına ihtiyacım olan kuvvettir. Şimdi kendime büt motivasyonu vereceğim.
Bundan 6 gün önceye kadar finalden çıktığında kavuşacağın rahatlığı ve artık dönem 3 olmanın insana yüklediği huzur ve büyümüşlük hissini tadacağını hayal ediyordun. Aslında elinden geleni de yapmıştın, şu ana kadarki en iyi çalışmanı ortaya koymuştun. Ders çalışma rekorunu defalarca kırmıştın. Bu sefer her şeyin yolunda gideceğine o kadar emindin ki... Çok dua da etmiştin. İspanya için vizen de hazırdı, ilk defa bir avrupa seyahatine çıkacaktın, büt tarihlerindeydi, o tarihlerde olmak zorundaydı, çünkü bir yarışmadan ödül olarak kazanmıştın. Ama sorun değildi çünkü zaten büte kalmak sadece gerçekleşmesi güç bir ihtimalden ibaretti. Finalden sonraki 10 gün yaz tatilin olacaktı. Ondan sonra da yaz kursun başlıyordu. ağustosun ortasına doğru tekrar 2 hafta bir tatil yaptıktan sonra dönem 3'e başlayacaktın. Çok verimli bir tatil planlamıştın.
Ama olmadı. İşler yolunda gitmedi. Hatta neredeyse her şey sanki senin planlarını bozmak için kurgulanmıştı. Hep puan veren hoca bu sefer puan veremedi, 6 puan kadar eksi yedin. Soru soracağı konuları söyleyen yardımsever hocanın soruları bir başka hoca tarafından anabilimdalında sehven de olsa karıştırıldı, tam da çıkmayacak konulara çalıştın. Bir 5 puan kadar da oradan eksi yedin. Başvurduğun hocaların bazısı seni adam yerine koyup cevap bile vermedi, bazısı bütünlemede gereğini yapacağını söyleyip anlamsızca tehdit etti, bazısı üzgün olduğunu belirtti. Geçme notunun 1 puan altında kaldın. Sinirden dişlerin birbirine kilitlendi, günlerce sicim sicim terledin, vizen alınmıştı bile ama geziye katılamayacağını bildirdin, kişisel gelişimin için çok mühim olan yaz kursuyla konuştun ve 2 hafta kadar sınava vakit ayırman gerektiğini söyledin. Tatilin yanmıştı. Şimdi yüzünde bir kazan kaynıyor gibi kitaplara bakıyorsun. Bir açıp bir kapatıyorsun. Hocalara kızıp duruyorsun. Sonra çaresizce terliyorsun. Ne geçiyor eline? Gel seninle biraz iyi şeyler konuşalım.
Finale yetişmeye çalışırken merdivenlerden koşarak çıkıyordun. Ayağın takılmıştı, tam düşecektin, düşmedin. Yaya geçidinden geçerken hızla gelen araç frene bastı, duramayabilirdi ama sen çoktan karşıya geçmiştin. Bindiğin otobüs, önündeki ağır vasıtaya çarpmak üzereydi ama son anda kurtardı, sen sınava yetiştin. Sınavdan sonra bindiğin uçağın tüm kontrolleri tamamdı, ufak bir ihmal olsa belki de ege denizinde çırpınıyor olacaktın, olmadı. Eve geldiğinde her şey yerli yerindeydi, oysa aylar olmuştu, ufak bir kıvılcım her şeyi mahvedebilirdi. Annen, baban, kardeşin gülüyorlardı. Hatırla, 3 sene önce annene göğüs kanseri tanısı konulduğunda tedaviler cevap vermeyebilirdi, o zaman ne finali geçmenin
ne de bir üniversite kazanmanın hiçbir manası kalmayabilirdi, ama annen kanseri yendi. Kask bile takmadan bindiğin bisikletin üzerinde geçirdiğin günlerde sayısız vasıta geçti yanından. Birisinin aynası bile çarpsaydı koluna, düşüp beyin kanaması geçirebilirdin, o zaman 1 puanla büte kalmanın da hiçbir üzülecek yanı olmazdı. Eğer dileseydi Allah, sınavda da hiçbir aksilik yaşamazdın. Sınavdan önce arkadaşlarının konuştuğu ve sınavda çıkan soruları sen de işitirdin. Ama bir metre yanındaki arkadaşlarını duyamadın. Defalarca çalıştığın karaciğer safra konusunun sorularını, nutkun tutuldu, yapamadın. Dileseydi Allah, ihtiyacın olan o 1 puanı verirdi sana. Ama öyle dilemedi. İspanya'ya gitmeni istemedi.
Kim bilir, Endülüs'te bir otobüs belki bineceğin son otobüs olacaktı. Ya da kim bilir, Malaga'da bir kaldırım taşına takılacak ve geri kalan hayatını, uzuvlarını kullanamadan geçirmek zorunda kalacaktın. Eğer Allah'ın seni sevdiğine inanıyorsan, inandığın gibi yaşa. O sana şu an yaşıyor olmayı lutfettiği gibi, şimdi bütünlemeye çalışmayı takdir etti. Sınıftaki 160 kişinin üçte ikisini finalden geçirdi ama sana bütünlemeyi takdir etti. Hayır, sana kötülük etmedi. belki de bu senin için hayatındaki en önemli şeydi. Belki de bu senin hayata devam edebilmen için gerekli olan şeydi.
İnanıyorsan eğer, O'na güven. O senin hayatını en ince ayrıntılarına kadar bir dantel gibi işliyor. Merak etme, tüm hissettiklerini, tüm üzüntülerini ve tüm umduklarını da biliyor. İnanıyorsan eğer; O seni seviyor, senin onu sevdiğinden daha çokça. Senin için gizlenmiş olan güzellikleri keşfet, arzuladıklarını değil. Çünkü sen, çoğu zaman, senin için kötü olan şeyleri de iyi zannediyorsun. İnanıyorsan kendini Allah'a bırak ve sadece şu an sana biçilen hayata odaklan.
hiçbir insan motivasyonsuz, amaçsız bir işe koşulamaz. ders çalışmada motivasyon eksikliği yaşamamız da bunla ilgilidir; bir insan ders çalışmak için bir neden bulamıyorsa ona bu işkence gibi gelir. çoğu zaman "iyi bir doktor olacağım" veya "bu dersi geçerek ortalamamı yükselteceğim" gibi basit amaçlar, yeterli bir motivasyonun oluşmasına yetmez.
bu nedenle kendime motivasyon kaynağı olarak tarihe geçmiş şahsiyetlerin uluslarını yükseltme ülkülerini aldım. bu ülkülerle kendi amaçlarımı tevhit ettim. masamda tam karşıma atatürk'ün fraklı güzel bir portresini astım. yan taraflara besim ömer'den tevfik sağlam'a kadar eski türk tıp büyüklerinin resimlerini astım. cumhuriyet'in ilk dönemlerinde bu ülke için emeği geçmiş hasan ali yücel veya kendini feda etmiş mustafa fehmi kubilay gibi şahsiyetlerin resimlerini de ilave ettim. ders çalışınca sıkılırsam masadan başımı kaldırır, tüm bu resimlere göz gezdirip "ben atatürk'ün kendini emanet ettiği türk doktoruyum, öyleyse bir türk yılmaz, yılmak nedir bilmez" derdim.
bu şekilde fakültenin en başarılı öğrencilerinden biri olarak mezun oldum.
işte motivasyon.
Bütünleme stresinden kendimi yiyecek duruma gelmişken ihtiyacım olandır. Stresten ders çalışamamanın lanetini yaşıyorum, okuduğum her notta ya burada yazmayan bir şeyi sorarsa korkusu var.
Kendime sürekli yaptığım olaydır nolur bir kere de diğer tıpçı arkadaşlarım gibi motivasyonmuş odaklanmaymış uğraşmadan saatlerce ders çalışabilsem.. sizinle yarışamıyorum canım arkadaşlarım siz gidin gelicem arkanızdan
Birinci sınıfta 68 tane yabancı uyruklu öğrenci vardı sınıfta, şimdi üçüncü sınıftayım ve sekiz yabancı öğrenci var. Bu arkadaşlardan not ortalaması gerçekten çok yüksek olan ikisiyle aynı seçmeli dersi almışız, tanışma faslı, hoca sorular soruyor. Sıra onlara geldi. Nerelisiniz falan. Biri Suriyeliymiș, ailesi halepteymiș, hoca sordu o anlattı. Dağ gibi delikanlı, konuşurken sesinin titrediğini fark etmeyelim diye ha bire öksürüyordu. Hoca not ortalamasını öğrenince "naptın oğlum, rekora mı koşuyorsun?" gibi bir şey sordu. "hocam benim sene kaybı yaşama ya da en ufak bir şeyi bilmeme şansım yok, bir an önce mezun olup ülkeme dönmem lazım dedi."

O an gözümün önünden gitmiyor. Bizde kimsenin not arama, çıkmışların cevaplarını bulma gibi bir derdi yok. Çünkü her komite öncesi biliriz ki o iki arkadaş tüm derslerin özetlerini çıkarır, çıkmışları yanlarında açıklamalarıyla beraber fotokopiye bırakır. Onlara gidip "ben bu konuyu anlamadım" derseniz oturur size o konuyu anlatırlar.

Onların bu azmini görünce diyorum ki kendine gel. Sıcak yuvanda, ailenin yanında, bunca imkan içindeyken ve hekim adayıyken boş oturmak sana haram olsun.
babamın dönem 1 sonunda dediği şu cümleden sonra zor zamanlarda ders çalışmamayı kendime haram sayarım, çalışmam gerekip çalışmadığım her an aklıma bu cümle gelir ' Oraya gidip zar zor sınıf geçmeyi adamlıktan mı sayıyorsun' ...