düğümlere üfleyen kadınlar

(bkz: ece temelkuran) ın okuduğum ilk kitabıdır.
"de ki: tüm yarattıklarının, bastırılmış dürtülerin, nefisleri kışkırtan cazibenin ('neffasati fi'l-u' gad'- düğümlere üfleyen kadınların) şerrinden ve kıskançlık ateşiyle yanıp duran hasetçinin şerrinden, yarılarak ortaya çıkanın şerrinden rabbine sığınırım." şeklinde başlar.
madam lilla'nın peşinden maceraya atılan anlatıcı, amira ve maryam'in hikayesi-aynı zamanda madam lilla'nın tabi ki- anlatılır; dönemin siyasi ortamı çerçevesinde.
kadın olmanın ne demek olduğunu, iliklerine kadar hissettirir bu kitap. bir kadının acı çektiğinde, özgürlüğünü kazanmak istediğinde, hayallerinin peşinden gitmek istediğinde neler yapabildiği, nelere yenik düştüğü, neler hissettiği öyle güzel anlatılıyor ki... bu kitaba dair sonlandıramayacağım çok cümle var. benim için kadınlığın ilahi kitabı niteliğindedir.
içinde geçen birkaç cümleyle entrymi sonlandırıyorum:
"kadınlar, erkekleri de üfleyerek var ederler. bir erkek, bir kadının nefesi kadardır; başka hiçbir şey değildir."
"ışığın bir kütlesi olmalı, yoksa karanlıkta daha iyi sevişiliyor olamazdı."
"ve gördüm ki ben, yine aynı adamda yeniden icat edebiliyorum suyu, yeniden serap, yeniden derya ve yine dolduruyorum balıklarla bir adamın çölünü. bütün aşklar budur. aşk, kadınlar yorulunca biter. kadınlar bir adamı değil, bir mezarlığı terk eder. ne ki ben bütün kadınlar gibi değilim. ben çok küçükten beri sadece kendi ayakkabılarımın üzerindeydim."
"tanrı bizi sevmese bile cesur bir anne bize yetebilirdi. "
felak suresi meali:
de ki: “yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden, sabah aydınlığının rabbine sığınırım.”

içerik kuralları - iletişim