edirne

5. yılımı geçirdiğim efsane şehir. en sevdiğim özellikleri atatürkçü halkı ve serbest yaşam tarzı. ciğerde güzeldir
ayrilinca yoklugu ve eksikligi derinden hissedilen guzel memleketim. turkiyedeki illerin yasanabilirligine gore siralamasinda bu sene 12. siraya dusmus diye okudum. ya birakin ulkemizde daha rahat yasanabilecek yer yoktur, garantisini verebilirim. insanlari aydindir bir kere, ramazanda orucunu bozan da vardir ayni anda rakisini koyan da, burda vurgulamak istedigim kimsenin kimseye karismiyor olmasi. okul bitsin donmeyi dort gozle bekliyorum buyuk sehirmis falan hikaye.
kızan, dikiz, bea, kadam, amel gibi komik tabirleri olan guzel şehir. insanları yukarıda belirtildiği üzere saygılı ve anlayışlıdır. mesleğinizi rahat yapabileceğiniz nadir yerlerdendir. bulduğu her boş arazide oynayan ve her allahın günü dugunleri olan çingeneleri de aslında dusunulenin aksine genel olarak iyi insanlardır, sadece onlara iyi davransanız sizi sayarlar ve severler.


kaliteeeeee, kaliteee. markaaaaa, maaarrkaa!
kısmet olursa görmek istediğim şehirdir. osmanlının bir zamanlar başkenti , serhad şehri, selimiye camisi ile görmek istediğim bir yer. ayrıca insanları çok iyidir diye duydum kimle konuşsam. bakalım ne zaman kısmet olacak görmek
küçükken türkiye haritasını incelerken kendi kendime "aslında edirne'den askerlerimizle saldırsak şuraları -balkanlar- da alırız haa!" derdim. çocukluk işte.
selimiye camiinden aşağı inip çarşıya gitmeli. oradan da - uzun süre yürüyebiliyorsanız - meriç nehrine gidip çay bahçelerinde çay içmeli. peynir helvası ve tava ciğer yemeden gidilmemeli.
türkçeye hüzün-keder olarak çevrilen ancak bu çeviriyi eksik bulduğum ingilizce bir kelime var: blue.

ki hepimizin dinlemese de bildiği bir müzik türünün de kaynağıdır bu kelime. blues

hah işte. bence bluesun şehri edirne. neşe, cıvıltı, sevinç gibi duyguları barındırmıyor bünyesinde. ve bu özelliğinin dışında güzel veya
çirkin olarak addedilemeyecek nadir şehirlerden kanımca.

çünkü atatürk'ü hissediyorsunuz şehirde. onun psikolojik durumunu anlamanız mümkün oluyor. ancak bu durumun şehirdeki insanlar ile ilgisi olduğunu da düşünmüyorum.

bu şey gibi biraz: hani çok nayıf, efendi, sessiz ve duygusal bir arkadaşınız vardır. ve kaybedersiniz onu bir gün; ister maddi ister manevi manada.

çok sevdiğiniz halde kaybetmek zorunda kalırsınız.

işte eğer yıl boyu puslu, bulutlu gökyüzü, bitmek bilmez dağları, denizi ve nehirleriyle balkanlar o arkadaşsa, edirne bir mendil, kitap arasında kurutulmuş bir çiçek veya birlikte gidilen bir filmin bileti gibidir.

ondan kalan son anıdır...

işte bu yüzden edirne -en azından benim açımdan- atatürk'ün belki ölümüne kadar hissettiği "keder"i hatırlatır insana, hatta bu kederin ta kendisidir.

karaağaç'taki bir çınar ağacından dökülen onca gazele rağmen dalında kalan son yapraktır edirne...
mecburi hizmetimi yaptığım şehir
insanıyla, kültürüyle, tarihi yapısıyla yaşanılası şehir
tek sıkıntısı en köşede kalan il olması ulaşım açısından
istanbul halkalı'dan trenle gitmeyi düşündüğümüz ama günübirlik gidip gelmek için tren saatlerinin uymadığı şehir. istanbuldan trenin kalkışı 18.00 ve tek sefer. üzdün edirne.
ayrıca otobüs fiyatları da 45 tl olmuş, edirne bu yahu bu ne fiyat. sonuç olarak özel arabanız yoksa istanbuldan günübirlik gitmek için yemek-yol masrafıyla 150 lirayı gözden çıkarmanız gereken şehir.
bu yaz çanakkale ile az da olsa trakyanın o güzel tarafını tattım. en kısa zamanda edirne ile trakya gezmişliğimi arttırmak istiyorum.

meriç nehri ile sınırımızı oluşturması ise gezmek için başka bir neden.
atamıza olan saygıları ve küçük şehir olmasına rağmen iç anadolu yobazlığından uzak olması ise ayrı bir merak uyandıran sebep.
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim