gattaca

bilim kurgudan hiç hoşlanmadığımı belirterek söyleyebilirim ki bu film çok güzel. verdiği mesaj neticesinde belki de gelecekte gerçekleşebilecek (evet filmde abartılmış. film dememizin sebebi de bu değil mi?) olaylara söyleyecek iki çift lafı var bu filmin mi diyim `vincent freeman`ın mi diyim. izleyelim izlettirelim.
not:on iki parmaklı piyanist nedir arkadaş?
oddball tavsiyesiyle izlenen başyapıt..
nükleik asitlerin sıralamasından ismini almaktadır. başarılı oyunculukla birlikte günümüzde yavaş yavaş yapılmaya başlanılan evrimin ve doğal seleksiyonun insan eli ile değiştirilmesi ve sonuçlarını görüyoruz
1997 a. b. d yapımı bilim-kurgu filmi. ismine bakarsanız nükleik asitlerin harflerinden başka harf kullanılmadığını görürsünüz, filmin ana teması da dna bağlantılı.

(spoiler: filmdeki tabire göre film pek de uzak olmayan bir geleceği gösteriyor. bu yakın gelecekte insanlar sınıflara ayrılmış durumdalar. ama ırk, din, milliyet vs. grupları değil. iki ana grup var. geçerliler ve geçersizler. geçerliler insan eliyle dna’larından gelecekte karşılarına çıkacak olan sorunlar, hastalıklar vs. silinmiş kusursuz tabiatlı kişiler. geçersizler ise normal yollardan doğmuş kişiler. önemli işleri geçerliler yapıyorken, alt tabaka işleri de alt tabaka olan geçersizler yapıyor. filmin ana karakteri tahmin edebileceğiniz üzere bir geçersiz, bir geçerliyi filme alarak insanlara umut vermek ve onları duygulandırmak daha zordur, geçersiz yılmadan geçerlilerin arasında yükselmelidir ki seyirci onu kendi yerine koyarak tatmin duygusu hissetsin. karakterimiz doğduğunda dna’sı analiz ediliyor ve hangi hastalıktan kaç yaşında öleceği yüksek bir ihtimalle belirleniyor. bu belirlenmeden dolayı da bu geçersiz kişilere sigorta firmaları yanaşmıyor ve bu kişiler alt takım işlerden başka işlere de alınmıyorlar, iş görüşmesi dna analizinden ibaret anlayacağınız. devlete göre şu an biz nasıl kimlik numaramız olan barkodlu bir ürünsek filmdeki dünyada da insanlar devlete göre dna analizinden oluşan bir yazı dizisi.

bu geçersiz kardeşimiz uzaya gitme hayalleriyle yaşıyor ancak ailesi ondan umut ederek kendini boşa yorup, sonucunda üzülmemesine yönelik telkin ediyor. ailenin ikinci çocuğu ise ısmarlama bir geçerli. iki kardeşin arasında iki yaş fark var. geçerli olan iki yıl önce abisinden kısayken, iki yol sonra ondan daha fazla boy atıyor ve ondan daha uzun oluyor, dna’sında yazılı adamın. bu ikisi yüzme yarışı yapıyorlar sürekli. kıyıdan gidebildikleri kadar gidip geri dönme yarışı, pes edip daha ileriye gitmeyen kaybediyor. yarışların biri hariç hepsini ısmarlama geçerli kazanıyor. doğal yollardan doğan geçersiz yarışın birini kazanıyor ve tahmininiz üzere hayat motivasyonunu ve filmin ilerleyişini sağlayan şeyi yapmış oluyor: madem yarışta yenebildim, uzaya da çıkabilirim. diye motive olup gidiyor oğlan. uzaya insan gönderen bir şirket var, bu şirketin elemanları seçmelerin seçmesi, ısmarlama geçerlilerin en geçerlilerinden en sağlamlarından, zihin ve vücut olarak en zinde olanlardan oluşuyor. bizim geçersiz karakterimiz burada işe giriyor, korkmayın temizlikçi olarak giriyor, o gözlükle hiçbir iyi işe almazlar zaten, dna analizine bile gerek yok. bir süre çalışıyor, uzaya atılan her roketi şirket binasının cam tavanından izliyor. sonra bunun şansı dönüyor, sakat kalmış bir geçerlinin hayatını illegal yoldan satın alıyor (her çağda dalavere olur.), nasıl olsa dna yetiyor. hayatını satın aldığı kişi çok iyi bir yüzücü ve bu yüzücü büyük bir yarışta ikinci olduğu için intihar etme düşünceleriyle kendini bir arabanın önüne atıvererek vücudunun alt tarafı felç olmuş bir alkolik. geçersizle bu kişi birbirlerine benziyorlar. arabulucu adam işi biliyor, hemen yer değiştirme işlemlerine başlıyorlar. gözlerine lens takıyorlar, boy uzatma ameliyatı yapıyorlar iyice birbirine benzetiyorlar ikisini. gattaca’ya giriş için parmak ucundan kan alıp dna tanıyan turnikelerden geçmek zorunda. sakat olanın kanını parmak ucuna yapışan yapay parmak uçlarında hazırlayıp depoluyorlar, böylece içeri girerken geçerli olanın kimliğiyle girebiliyor. dna’sını aldığı kişi üst düzey bir kişi ve çok sağlıklı bir dna yazısına sahip olunca işe alınıyor, oğlanın zaten tutkusu olduğundan bilgisi ve zekası da yetiyor. idrar torbaları hazırlıyorlar her gün bacağına bağlayıp gidiyor, tahlil mahlil olur diye. her gün saçını başını vücudunu tımarlıyor, deri izleri dökülmesin de dna’sından ifşa olmasın diye. klavye başında yazı yazarken klavyeyi temizliyor, evden getirdiği deri kalıntılarını döküyor, kimliğine sahip olduğu adamın dna’sı görünsün diye. oldukça dikkatli davranıyor anlayacağınız işleri yürütebilmek için. sonra şirket geçersizimizi titan’a göndermek için seçiyor. ama oradaki müdür buna karşı çıkıyor. sonra bu müdür öldürülüyor. bizim geçersizin yoluna taş koyduğu için onun öldürdüğünden şüpheleniyorlar ama araştırırken onun gerçek dna'sını buluyorlar, oraya kayıtlı olan geçerli kimliğine ait olanı değil. sonra müdürü öldürenin oranın yöneticisi olduğunu buluyorlar ama oraya gelene kadar sürekli panik halindi bizimki, hiç iz bırakmamaya çalışıyor. katili araştıran ekibin başında kim var tahmin edin, evet bizim esas oğlanın ısmarlama geçerli kardeşi. bunlar yüzleştikten sonra yüzme yarışı yapıyorlar, bizimki kazanıyor. bizimki uzaya gidiyor, umut galip geliyor.)


filmin başlamadan önce gösterilen alıntıda “tabiat anaya müdahale etmekle kalmayacağımız gibi, sanırım tabiat ana da bunu istiyor.” diyor. bu transhümanist bir görüş. bir şekilde bu dünya oluştu, bir şekilde bu dünyada canlı diye tabir ettiğimiz bir hücre ortaya çıktı ve bir şekilde fotoğrafta güzel görünen, birçok doğal güzelliğe ve ilgi çekici işleyişe sahip canlılarla dolu bu mavi gezegende kendisinin ve etrafının farkına varan bir canlı ortaya çıktı. hayat süreklilik halinde ve ne olursa olsun, iyilik ve kötülük denen ayırım olmadan bu hayatı korumaya ve aktarmaya yönelik ölümüne bir düzeni var doğanın. bu ortaya çıkan kendinin ve etrafının farkında olan canlı belki de bu ölümüne hayatı korumaya yönelik işleyen doğanın kendisini birine göstermek istemesiyle oldu, belki de bütün bu işleyişin amacı buydu veya olay hiç de bu kadar dramatik değildi ve biz kazara beyni büyük şempanzeler olduk. beynimiz çok hızlı gelişti, insan türünün ilk medeniyet kurduğu zaman en eski on bin yıl civarında, ama insan türünün ilk izleri bir buçuk milyon yıl öncesine bile gidiyor. bu kadar geniş bir zaman zarfında sadece küçük bir zamanda bu kadar ilerlemiş bir beyin medeniyeti var. doğanın gelişimi ve evriminin hızı bu beynin hızına yetişemeyecekti, çünkü doğa aritmetik gelişiyorsa beyin üs kuvvetler olarak gelişiyordu, bilincin ve beynin doğası buydu, bir kere alev aldı mı durduralamaz ve geri döndürülemezdi zincirleme bir füzyon reaksiyonuna benziyordu. ve sanırım o noktaya geldik bile. kendi ellerimizle düzenlemeye kalksak ne olur acaba? bu kadar yeterli değiliz henüz ancak imkansız değil. eğer insanlar isterse bu da olur, yeni bedenlerimiz olur belki, ya da bedene bile ihtiyaç duymayan bir hale geliriz. boyun eğdiğimiz doğal süreçlere boyun eğdiririz belki. evrende zamansız yolculuklar yapabiliriz belki. bu biraz tanrı rolü oynamak gibi. bunun iyi yönleri olsa da oraya ulaşana kadar birçok sorunla karşılaşacağımız kesin, çünkü geç kaldık, nüfusumuz artık çok fazla, çok daha önce bu noktaya ulaşmamız gerekiyordu eğer böyle ellerimizle kontrol edeceğimiz bir gelişim süreci olacaksa. bu gelişmeler için çok büyük kaynaklar gerekiyor ve bilim adamlarında bu kadar para yok, bu gelişmelerin yönü para babalarının isteğine göre olursa yandık, kitlesel katliamı öngörmek hiç de zor değil. doğanın bununla sorunu olmaz, sonuçta ona göre güçlü olanlar hayatta kalmış olacak, ama bizim için sorun olur. ama insanlar kaynaklarını bencilce değil de düşünceli şekilde harcamaya karar verirse bir sürü boş yere harcanan kaynakları değerlendirmeye yönelirse bu işin oluru var. sadece bencilliği bırakıp gelişmeye odaklanmak yeterli olur bunun için, yoksa olmasın daha iyi. hep söylerler modern yaşam şöyle kötü, böyle sağlıksız, uygun değil, doğal yaşam moderniteden kaçış, eski halimize dönelim vs. ama bu halleri görüp geri dönmek yerine neden ileri gitmeyelim? bunca şey boşa mı gitsin? ilkel kolektif kabile olarak kalsaydık şikeyet etmezdik, edemezdik. ama bireyleştiğimiz daha liberal bir zamandayız, tabii bu liberal ve birey oluş dünyadaki fazla kişi için geçerli değil ama sonuçta birileri bu evrede, o zaman herkes olabilir o evrede. bu bireylik ve liberallikle nasıl doğal yaşama geri dönelim ki, yaşayamayız öyle. o zaman yükselerek karşılayalım bunu. keşke herkes yapabilse. gazetedeki gündemler nerede, bu ilerleme hayalleri nerede... ne olursa olsun ama, ben çok merak ediyorum ne olacağını, buna ne faydam olacağını, kendi gelecek tasarımım var ona bile binlerce yıl biçtim çünkü yüz binlerce yıl kadar uzakta görünüyor (ivmeli gelişim), kendim ilk adımını atmak istiyorum, bu hiçlikteki hayatımı boşa harcamadan, merakımı gidermek ve istediğim şeye ulaşabilmek. yaşamamın amacı bu, tasarladığım dünyanın ilk adımını atmak, daha doğrusu şu anki durum ve gelecekteki evren tasarımım arasındaki köprünün ilk adımını atıp da ölmek. ne olduğunu söylemesem de bir hayalimin olduğunu söylemek istedim. bu istediğim yere ulaşamasak bile ulaşmak için attığımız adımlar birçok hastalığı, açlığı vb. eksikliklerimizi bitirebilecek durumda. bu bile yeterli aslında.

içerik kuralları - iletişim