gecenin şiiri

  • /
  • 9
'' ...yaz başıydı gittiğinde.
bir aşkın ilk günleriydi daha.
aşk mıydı,
değil miydi?
bunu o günler kim bilebilirdi?
"eylül'de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda.
altına saat: 16.00
diye yazmıştın,
ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.

daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
takvim tutmazlığını
aramızda bir düşman gibi duran
zaman'ı
daha o gün anlamalıydım
benim sana erken
senin bana geç kaldığını...''

(bkz: murathan mungan )
(bkz: yalnız bir opera)
bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar
belki kanser olurum bu yıl sınıfta kalırsam
nöbette uyursam eğer kitaplarımı yakarlar
etimde şirpençe çıkar bu kızı alamazsam
bu işi bitiremezsem şehirden beni kovarlar
izin kağıdım yanar konuşacak olursam
bu senet bankalar kapanmadan
ruhumun rengini kapatmayacak olursa
ölür kuyuya düşen çocuk
çocuğun mercan saati çatlar mutlaka
koşup haber vermeliyim
yetkili memura
bahar geliyor, ilerliyor yeminler
alnımı kapıp getirmeliyim
denizi karşılamaya
kırlangıcın kanadındaki kezzap
leylakta sıkışan buhar için
nabzımı bulmalıyım nerede bulacaksam
nabzımı çünkü ben kasadan fiş alarak
yağmuru, selvileri zor durumda bıraktım
benim yongalarımdan yapıldı bu çelenkler
....
jazz- i. özel
tanım: ilk başta anlaşılmayan, fakat özümsenince şairin yaygın anksiyete bozukluğu yaşadığını düşündüren şiir.
ben şiir yazamam
sıra sıra mısralar dizip
sonlarına da süslü süslü kelimeler
bilmem, koyamam

şair dediğin şiiri kalemle yazar
önünde müsvetteleri vardır
aklında binbir kelimeleri
ben
iki kelimeyi bir araya giteremezken
şiir mi? sadece gülerim

ama ben şiir yaşarım
ilk gördüğüm günden yaşarım şiiri
simsiyah gözleri vardır
şiiri şairinden değil şairi şiirinden kıskandıran

ben şiir sayarım
kirpiklerini saymaya çalıştığım günden beri
137 tane kirpiğe
ben nasıl şiir yazayım

ben şiir dinlerim
yok öyle cemal süreyya falan da değil
sesi çaldığı vakit kulaklarıma
şiir olur cemal süreyya’dan ileri.

ben şiir yazmayı beceremem
ama
şiir sevmeyi becermeye çalışırım
şiir olur her sözü
bu sözleri sevemezsem
ben ne diye şiir okurum o elleri

şiir dediğin küçük bilekleridir
o nazlı elleri taşıyan küçük bilekleri
şiir değilse
ben de şiir yazamam.

ben ilk defa şiir okudum
şiir saçlarını omzuma dökmüşken
her teli şiir olmuşken
okudum.


evet kendim yazmıştım; hayatımı değiştiren, şu aralar fazlasıyla özlemini çektiğim biricik insana. yakında görüşeceğiisss.

görüştükten sonra gelen edit : gitmeden önce de karaladım bir şeyler. çok sevindi çok mutlu oldu. yeter bana. *) ;

ben,
yine yazmaya çalıştım sana
satır satır
dökülsün istedim dilimden yine iki üç kafiyeli
birkaç tane ahenkli sözler
gülsün istedim gözlerinin taa en içi
ve avuçların istedim olsun avuçlarımın içi.

biraz elim ayağım titresin
sesim,
sesim gidip gidip gelsin
belki ara ara değer gözlerin gözlerime
o an uyuşur bebekleri gözlerimin
lütfen kızma bana
onlar artık benim değil, bende bile değil.

belki o an bir yıldız kayar
veya çok uzak ülkelerde koybolmuş bir çocuk
köşe başında annesine rastlar
ve o an
bileklerine düşer mutluluğum
ben unuttum mutluluğu, bileklerin olsun mutluluğum.

hayat rastgetirdiği an seni bana
“ilk defa aşık olacaksın” dedi
gecesinde yağmur yağmur ağlayarak
“sana değil” dedi “size benim mutluluğum”
damladığım her toprakta
adımlarınız olsun formülü mutluluğun.

kırarım ben, dökerim
bilmem ki ben bunları, dolaşır ellerim
sen
sen belki seversin beni
çünkü
ben ilk defa özür diledim
ve ben ilk defa
birinin beni affetmesini, affedilmeyi diledim

aa karşımda istanbul varmış
istanbul’un omzu omzuma değiyor
eğer beğendiyse şu çarpık çürük kelimeleri
belki elleri de ellerimin içerisine gülüyor
ve
o an istanbul bir şehir olmaktan çıkıp
bir beden oluyor benliğimde
istanbul diyorum
“belki seversin beni”

derme çatma bir baraka
veya
çoktan unutulmuş bir dağ eviyim ben
sen istanbulsun, belki yaraşamam dibinden
ama sen öyle bir istanbulsun ki
gözlerinde kız kulesini unuttum
kirpiklerinde engin denizini.

dilim döndü ancak birkaç kelime
belki hoşuna gitmedi
susmamı istedin, susarım ama son, azıcık daha dinle
“seni seviyorum ey istanbul” bil istedim
öyle büyük, görkemli olduğundan değil
havasından nefesi karışmış
benim istanbul dediğimin.

- bitti dostlar -

bu da son sözlerimiz oldu, güzel oldu, gülüşünden öptüm hiç üzülmesin.

ben
bir küçük kelebeğin gözyaşları olmuş
gözyaşları olmasına neden olmuş
gözyaşları olmasın diye her şey olmuş
ama sonunda hiçbir şey olamamış
bomboş bir kişiliğim.

beni
bilme çok temiz, çok güzel veya aşırı iyi
anlayamazsın hiçbir şeyi
çürük veya iyi
bilsen de çok iyi veya desen “yok senden iyisi”
tek isteğim var senden
şunu bil gözümde yok senin gibisi.

benim
yeryüzündeki meleğim
isterim ki anla bunu
“sen üzülme, bu benim için yeterli”
sen birini seviyorsun diye onun da seni sevmesi gerekebilir mi?
ne demiş şair
sen elmayı seviyorsun diye o da seni mi sevmeli?

can
olmuş bir aşık, en güzeline.
bu büyük mutluluk, üzülsem de yeterince dengine.
gözleri değmiş gözüme, elleri ara sıra ellerime.
başını taşımış omuzlarım, kollarım da saralanmış ara sıra beline.
bundan daha büyük mutluluk olur mu?
sen merak etme, bunlar bile fazla
emin ol
karşındakine.

canı
yarayı tutmuşsa
bu yara benim elimden olmuşsa
elleri sarsa boynumu ne fayda
gözleri çarpsa gözlerime, bin parça.
yarayı saramadım, ellerimi kesti
onda sızlamasın, benim için yeterli.
üzülme, aşkın yakıştığı en güzel insan
belki de haklısın
güven bu, istesen de olmaz belki eskisi
sen daha iyisine layıksın
keşke ellerim titremese, tek sebebi bu söylediğimde haklıyım
daha iyisini düşündükçe gözlerindeki akıntıyım.

canım
canı olsun, üzülmesin yeter
canımın içi sen sadece burada, kalbimde ol
bana ne büyük mutluluktur, vallahi de yeter.
gözyaşların kelebeğim, sadece mutluluktan damlasın
benim buna hakkım yok, bileklerinden öpeyim
belki hüzünlü bir anı diye aramızda kalsın?
memişlere şiir yazayım
bacakların arasına sızayım
yalovadan yeni geldim
çabuk gel abazayım

üstüne yattığın bazayım
kaldır eteği azayım
yalovadan yeni geldim
çabuk gel abazayım :)

(bkz:tatanka)
(bkz:muharrem ince gibi şiir yazmak)

https://mobile.twitter.com/krmylmz11/status/1008444379126693889
ağlamak
bazı acılarda yetmez
bazı ölümlere

örtüsüdür bazı acıların
örter, örtülmez
savunur bir süre

ağlayanlar sevinmeli
sevin ağlıyabiliyorsan
acılar art arda dinmeli

durur bir nöbetçi gibi
durur bir bekçi gibi
zamana gülmeli gülmeli

sevin ağlıyabiliyorsan
unutmanın kardeşidir ağlamak
uyur uyanır yatağında duyguların
düşüncenin kucağında hep çocuktur
ağlamak.

(bkz:özdemir asaf)
öyle bir zamanda gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın.
ellerimde koparmaya çaıştığım zincirlerden kalma yara izleri,
yeni yeni iyileşmeye yüz tutmuş olsun.
gözlerimde öyle bir karanlık olsun ki, gören kör oldum sansın.
yanaklarım kurumuş olsun göz yaşlarımdan, dudaklarımsa çatlak çatlak.

öyle bir zamanda gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın.
belki bin tane aşktan geçmiş olayım ve hiçbiri olmasın gözümde.
hiçbiri tamamlayamamış olsun cümlelerimi,
hiçbiri bağlayamamış olsun geceyi sabaha.
hiçbirinin gülüşünün her anı senin kadar aklıma işlenmemiş olsun.
hiçbirinin hayali en güzel haliyle barınmamış olsun beynimde.
hiçbirinin izi kalmamış olsun bedenimde.

öyle bir zamanda gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın.
sessizce ağladığım, o kimsenin olmadığı anları çığlık çığlığa hıçkırıklara dönüştürmemiş olsun.
ellerim kimsenin üzerinde eriyip gitmemiş olsun, gezinse bile.
dudaklarım senin adını söylerkenki gibi kıvrılmamış olsun hiç bi ad'a yeterince.
yerine koymaya çalıştığım her beden yok olup gitmiş olsun kumlar aktıkça tane tane.
unuttuğumu sandığım, vazgeçtiğimi sandığım,
sevemediğimi sandığım öyle bir zamanda gel ki
yerçekimine karşı koysun damarlarımda beni yaşatan her zerre.
unuttuğumu sandığım, vazgeçtiğimi sandığım,
sevemediğimi sandığım öyle bir zamanda gel ki, vazgeçmek mümkün olmasın...

(bkz: orhan veli )


ilhan berk'in kaleminden dokunmuştur bu gece kalbimin bam teline.

yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından
bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
geçtiği yeri
yavaş yavaş çıktım içimden.
dokundum
yavaş yavaş acıya, kuvarsa, şiire
yavaş yavaş tarttım suyu,
anladım nedir ağırlık.
kokular,
coğrafya.
eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
gördüm yinelemedi gördüğüm hiçbir şey
böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
insanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
böyle karıştım kalabalıklara
kalabalıklaştım böylece...
özdemir asaf'tan gelendir bu gece; giden...

bir gecedir bütün geceler gibi
saçlarında,tanıdığın ellerin en ağırı
gözlerinde maceraların en derini...
sana anlatırlar geçenle kalandan
bir gecedir bütün geceler gibi
karanlıklardan,aydınlıklardan
ne varsa kendincedir...

pencere camlarında ışıklar parlar
halıda yatar eşyanın gölgesi
iç içedir artık sokaklar,evler,odalar
duvarlar bakışları keser,kapılar sesi
ne varsa kendincedir...

ve senin,üzerinde binbir düşünce,günden
oynaşır hatıranla,kalbinle,ümitlerinle
herşey düşünmektedir seninle
birden,bir rüzgar eser,sana doğru senden
seninle çoğalmaya başlar kendisiyle bitenler
hatırlayan ellerinle,unutmayan gözlerinle
değişir sezilecek kadar yavaştan
değişir istenen istenmeyen
o koruyan zor yalanlar silinir
büyür kolay bir doğru,bilinen,söylenmeyen
uyuyanlar uyanmış,ölüler dirilmiştir
bir gecedir sana doğru senden,
bir gecedir sana doğru senden...
geçen yaşadığındır,yaşarken anlamadan
kalan bir gerçektir belki
bir iğne gibi kaybolan,bir bardak gibi kırılan
gelen sanki beklediğindir
ve giden; en tatlı,en sıcak,en kocaman...
sözcükler

sözcüklere prangaladım kendimi.
öylesine ağırlar ki...
ayak sürümeye dermanım yok,
vazgeçiyorum bu inattan.
dedim ya sözcükler,
ayaklarıma bağlı dört bir taraftan.
yalnızlık

bak yine esir ettin yalnızlığına,
bir başka yabancı akşamlar artık.
bir başka doğuyor güneş,
ve günler bir başka yaşanıyor senin yokluğunda.
ve kuşlar…
martıların çığlıkları içimdeki sessizliğin içimdeki sensizliğin.
isyanı adeta.
ve bu deniz,
maviliğinde aradığım gözlerin,
dalgasında aradığım saçların.
o kadar mı uzaksın bana?
göremeyeceğim kadar,
sevip de saramayacağım kadar ,
uzak mısın sahiden?
yokluğuna alışamadığım kadar.
  • /
  • 9

içerik kuralları - iletişim