gecenin şiiri

  • /
  • 10
aynı adam
tozludur saçlarım, saçlarımdan
devrilmiş sarayların dumanları savrulur
yüzüm yanıktır
yüreğime bir karanfil sokuludur
ve partizanca darbelerin dünyaya ilen şavkı
benim göğsüme göğsüme vurup durur.

ben dünyaya doğru yürümekle meşhurum
bahar da sürgülenir içime katranlar da
hem koşarak yarattığım sevgiler vardır
hem körlenmiş sevgilerin acısıyla koştururum.
beni sular
kocaman taşları parçalayarak hatırlıyor dağlarda
ve beni hatırlatıyor çeltik tarlalarında aynı sular
umutlu sakinlikleri
lohusalıklarıyla.

ismet özel.

tamamı için :
(bkz:yangın gecesi)

yangın gecesini giyinmiştim
ateş istanbul'a bulaşmıştı
yalnızdım zehirdim zehirliydim
bütün köprülerim atılmıştı
gemimi ellerimle batırmıştım
istanbul nefes nefes yanıyordu
sen tutuşmuştun yanıyordun
çığlıkların kulağımdan gitmeyecek

saçların tutuşmuştu yanıyordu
ateş dudaklarına bulaşmıştı
kimsecik yangını görmüyordu
neden yandığını sormuyordu
bir damlacık su vermiyordu
elini ayağını şaşırmıştı
sen bir cehennemdin yanıyordun
istanbul bir cehennemdi yanıyordu
ben eski cehennemdim yanıyordum
şiirlerim haykırmaya başlamıştı

duman beni boğmasa kör etmese
gözlerim kör olmasa ölmesem
seni görsem suçlu gözlerini görsem
yangın gecesinde kaybolduğunu
bir bıçak gibi savrulduğunu
başıma taş yağmasa düşmesem
gemiler ateş almasa gitmese
istanbul yanmasa sen yanmasan
ben kendi kendimi yakacaktım

bu geceyi bağırtan ben değilim
bu geceyi bu bir yürek gibi buğulu
bu uğultulu yangın gecesini
rezil rezil bağırtan ben değilim
gemiler kendileri bağırıyorlar
galata kulesi kendiliğinden bagırıyor
ben kendim bağırıyorum bilmeyerek
haykırdığımın farkında olmayarak
kirpiklerim bıyıklarım kavruluyorlar
yangın hayallerime sokuluyor
(bkz:atilla ilhan)
sabahın ilk ışıkları gibiydin
heyecanlı ama nazlı,
ısıtan ama serin,
sabahın ilk ışığı gibi
hızlı gittin...
(bkz:mavi kuş)
(bkz:charles bukowski)
 spoiler!
mavi kuş

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm, kal,

diyorum ona, kimsenin
seni görmesine izin veremem.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama viski döküyorum üstüne
sigara dumanına
boğuyorum,
fahişeler, barmenler ve
bakkal çırakları hiçbir zaman
bilmiyorlar onun orada
olduğunu.

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama ben ondan güçlüyüm,
yat lan aşağı, diyorum ona,
ocağıma incir dikmek mi
niyetin? avrupa’daki kitap
satışlarımı sabote etmek mi?

bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama zekiyim, sadece
geceleri izin veriyorum çıkmasına,
herkes yattıktan sonra.
orada olduğunu biliyorum, derim
ona, kederlenme
artık.

sonra yerine koyarım yine
ama hafifçe öter
tamamen ölmesine de izin
vermiyorum
ve birlikte uyuyoruz
gizli antlaşmamızla
ve insanı ağlatacak kadar
güzel, ama ben
ağlamam, ya
siz?
rüya

sulara meydan okuyan bir dalgayım
sular belirlerken hayatımı, her anımı.
kara köpeklerle geziyorum sokaklarda
kara kargalarla uyanıyorum sabahları.

yedi yılan bir çember kuruyor
onlara bakarken çatlıyor dudaklarım
duymaması gerekeni duydu kulaklarım
kelimelerim kaydı söylenmeyeceklere.

yetmiş beş hecede anlattım aynaya
gelmiş geçmiş tüm uykusuzluklarımı
beton zeminlere öyle alışmışım ki
topraklar çatlatıyor artık topuklarımı
çatlatmalıyken su tomurcuklarımı.

bir türlü yeşillenip doğamıyorum
güneşten nefretimin sebebi buydu belki de
doğru yerde soruları soramıyorum,
cevapları bulduğum için erkenden.
belki bu yüzden doğdum erkenden.
ağaç meyve vermez oysa erkenden.
artık nefesim yağmur vermiyor, kontrolümden çıktı kara bulutlarım.
tükenecekleri yerde doğarlardı hep,
amaçsızca beslediğim umutlarım.

tükendiği yere geldim mürekkebimin,
biliyorum devamını anlatmamalıyım.
bir an kayboldun gibi. yaşadım kıyameti
yoruldun ama buldun ey kalbim emaneti

yeniden su yürüdü dalıma yaprağıma
bir bakışın can verdi kurumuş toprağıma

çiçeğe durdu kalbim içtim parmaklarından
göz çeşmem suya erdi sevda kaynaklarından

bir aydınlık denizin sonsuz derinliğinde
yüzüyorum gözünün yeşil serinliğinde

bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş

soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
kapılıp gidiyorum saçının sellerine

gözlerinden göğüme sayısız yıldız akar
bir gülüşün içimde binlerce lamba yakar

bir kurtuluştur o an çağrılsa senin adın
sesin ne kadar sıcak sesin ne kadar yakın

tabiat bir bembeyaz gelinlik giymiş gibi
yüzüme kar yağıyor sanki elinmiş gibi

sensiz geçen zamanı belli yaşamamışım
sensizlik bir kuyuymuş onu aşamamışım

bir yol buldum öteye geçerek gözlerinden
işte yeni bir dünya peygamber sözlerinden

ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm
ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm
(son mısralar bir şehidin harbe giderken son sözleriydi)
buyurunca hitler hazretleri,
zararlı fikirlerle dolu kitapların yakılmasını,
halkın önünde, alanlarda,
öküzler odun yığınlarına araba araba odun taşıdı.
gözden düşmüş şairlerden biri,
hem de en iyilerinden biri,
şöyle bir göz gezdirdi yakılacaklar listesine,
gitti aklı başından;
unutulmuştu kendi adı.
hemen seğirtti çalışma odasına,
sanki öfkesinden kanatlanmıştı.
o saat bir mektup karaladı zorbalara:
'benimkileri de yakın!' dedi. 'benimkileri de!
yapamazsınız bana bu kötülüğü,
kenarda bırakamazsınız beni!
ben de hep gerçeği söylemedim mi kitaplarımda?
neden davranırsınız bana yabancıymışım gibi?
yakın benimkileri de!'
bertolt brecht.
üstad mükremin yılmazdan gelsin

bazı gölgelerin bazen silinmesi gerektir yeryüzünden
çünkü içinde küçük kıvılcım görünümlü bir yürek burukluğu barındırır
her şeyi silip atarsın her anı her saliseyi iyi kötü her şeyi
o gölge bi an gelir konar yüreğin üzerine ve ağırlığının altında eziliverir
taze bir ekmeğin kokusunu hissedersin hücrelerinde
ömründe belki de en huzurlu olduğun anlar saklıdır o gölgelerde
saksılara saklı gölgelere dalıp gidiverir gezersin köşe bucak an(ı) larda
ve saksılara küsersin
tek suçu tanıdık bi koku bırakıp kaçmaları olsa gerek
gölge...
sadece yoktan iki fazla
hayat seni,
sevmediğinle seviştirir,
sevdiğinle savaştırır.
kalbinin sahibi ile değil,
mecburiyetin izniyle evlenirsin.
gönlünün hayır dediğine evet der dilin.
ömrünün geri kalanını,
aynı evde, aynı odada, aynı masada, aynı yatakta,
ama sana dünyalar kadar uzak olan biriyle yaşarsın.
kalbini kürtaj ettirmiş bir mahkum gibi,
dolanır durursun kendi içinde.
etrafın “elalem ne der” telleri ile çevrilmiştir.
kendi hayatını uzaktan seyreden,
mutsuz biri olursun zamanla.
ve kimse seni duymaz sen kaderine bağırırken.
gözün gibi baktığın tenin,
ve herkesten sakındığın gözlerin,
acımasızca yağmalanır her gece.
sular yıkamaz,
gözyaşın olmadan,
üzerine sinen kiri.
çünkü,
insan ait olmadığı insanın yatağında sürgündedir.
ve ait olmadığı insanın hayatında rehindir.

-atakan gülgar.
  • /
  • 10

içerik kuralları - iletişim