geceye bir şiir bırak

hani iftar vaktine yakın susar ya insan,
yokluğun o denli yakıyor beni.
söyle ne zaman okunur burda ezan,
bir yudum su gibi özledim seni.
hak, şerleri hayr eyler,
zannetmeki gayr eyler,
Ârif ânı seyr eyler,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

sen hakka tevekkül kıl,
tefvîz et ve rahat bul,
sabr eyle ve râzı ol,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

kalbin ana bend eyle,
tedbîrini terk eyle,
takdîrini derk eyle,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hallâku rahîm oldur,
rezzâku kerîm oldur,
fe’âl-ü hakîm oldur,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

bil kâdıy-ı hâcâtı,
kıl ana münâcâtı,
terk eyle mürâdâtı,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

bir iş üstüne düşme,
olduysa inâd etme,
haktandır o, red etme,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

haktandır bütün işler,
boştur gam-u teşvişler,
ol, hikmetini işler,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hep işleri fâyıktır,
birbirine lâyıktır,
neylerse, muvâfıktır,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

dilden gamı dûr eyle,
rabbinle huzûr eyle,
tefvîz-i umur eyle,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

sen adli zulüm sanma,
teslim ol nâra yanma,
sabr et, sakın usanma,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

deme şu niçin şöyle,
bir nicedir ol öyle,
bak sonuna, sabr eyle,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hiç kimseye hor bakma,
incitme, gönül yıkma,
sen nefsine yan çıkma,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

mü’min işi, renk olmaz,
Âkıl huyu cenk olmaz,
Ârif dili tenk olmaz,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hoş sabr-i cemîlimdir,
takdîri kefîlimdir,
allah ki vekîlimdir,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her dilde o’nun adı,
her canda o’nun yâdı,
her kuladır imdâdı,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

nâçâr kalacak yerde,
nâgâh açar, ol perde,
derman eder ol derde,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her kuluna her ânda,
geh kahru geh ihsânda,
her anda, o bir şânda,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geh mu’ti ü geh mâni’,
geh darr ü gehi nâfi’,
geh hâfid ü geh râfî’,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geh abdin eder ârif,
geh emîn ü geh hâif,
her kalbi odur sârif,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geh kalbini boş eyler,
geh hulkunu hoş eyler,
geh aşkına dûş eyler,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geh sâde vügâh rengin,
geh tabin eder sengin,
geh hurrem ü geh gamgin,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

az ye, az uyu, az iç,
ten mezbelesinden geç,
dil gülşenine gel göç,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

bu nâs ile yorulma,
nefsinle dahî kalma,
kalbinden ırak olma,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

geçmişle geri kalma,
müstakbele hem dalma,
hâl ile dahî olma,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her dem onu zikreyle,
zeyrekliği koy şöyle,
hayrân-ı hak ol, söyle,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

gel hayrete dal bir yol,
kendin unut o’nu bul,
koy gafleti hâzır ol,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her sözde nasîhat var,
her nesnede zîynet var,
her işte ganîmet var,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

hep remz u işârettir,
hep gamz u beşârettir,
hep aynı inâyettir,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

her söyleyeni dinle,
ol söyleteni anla,
hoş eyle, kabûl canla,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

bil elsine-i halkî,
aklâm-ı hak ey hakkî
öğren edeb ü hulkî,
mevlâ görelim neyler,
neylerse, güzel eyler...

vallahi güzel etmiş,
billahi güzel etmiş,
tallahi güzel etmiş,
allah görelim netmiş,
netmişse güzel etmiş...
“o mavi gözlü bir devdi.
minnacık bir kadın sevdi.
kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan bir ev.

bir dev gibi seviyordu dev.
ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruli
hanımeli
açan evin”
çoğaltan ellerini seviyorum kaç kişi
dokundukça dokundukça aslanlara
parklarda yakışıklı aslan heykelleri
birden bire önümüze çıkıyorlar buysa çok güzel

bizim bu aşkımızın aslan heykelleri
şahane değişik hüzün heykelleri yani
ben bütün hüzünleri denemişim kendimde
bir bir denemişim bütün kelimeleri


yeni sözler buldum bir nice seni görmeyeli
daha geniş bir gökyüzünde soluk aldıracak şiire
hadi bir de bunlarla çağır gelsin aslan heykelleri
oldurmanın yıkmanın yeniden yapmanın aslan heykelleri

olduran yıkan yeniden yapan gözlerini seviyorum kaç kişi..
bir senin gözlerin var zaten daha yok
ya bu başını alıp gidiş boynundaki
modigliani oğlu modigliani


az şey değil seninle olmak düşünüyorum da
içimde bir sevinç dallanıyor kaç kişi
bir geyik kendini çiziyor karanlığa sonra kayboluyor
karanlık maranlık ama iyi seçiliyor

yorgan toplanmış bacakların iyi seçiliyor
bir uçtan bir uca bacaklarının aslan heykelleri
onları ne denli sevdiğimin aslan heykelleri
ayık gecemizi dolduruyorlar bir uçtan bir uca


en olmayacak günde geldin tazeledin ortalığı
alıp kaldırdın bu kutsal ekmeği düştüğü yerden
bunlar hep iyi şeyler ya öte yanda
olsa yüreğim yanmayacak aslan heykelleri

ama yok aslan heykelleri var köpek
delikanlı bir köpeği var onunla yatıyor
adalet hanım iki kişilik karyolasında
bozulmuş burjuva ahlakına örnek

(bkz:aslan heykelleri)
(bkz:cemal süreya)
yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.

(bkz:yaşamaya dair)
(bkz:nazım hikmet)
benim beklediğim aşk başka!
o bütün mantıkların dışında, tarifi imkansız ve mahiyeti bilinmeyen bir şey.
sevmek ve hoşlanmak başka; istemek bütün ruhuyla, bütün vücuduyla, her şeyiyle istemek başka...
aşk bence bu istemektir.
mukavemet edilmez bir istemek!
(bkz:ismet özel)

sabah şairin üstüne saldırıyor
yaşamaktan bir güneşle kaplanıyor onun kalbi
onun kalbi topraktan sıyrılıyor
aşk dahi sıyrılıyor topraktan
gözlerini tanıyorsunuz: çaylak sürüleri
beyni: aç kuşlardan bir ambar.
bir kıyısına ilişmiyor dünyanın
allah'ın ve devletin dibinde insanlar
onu barutla karıştırıyor
ve zerdali çiçekleriyle.
ahali kapısını taşlıyor onun
onun için develer kesiyor halk
aşka ve kavgaya aydınlık getiren kalbi
topraktan sıyrılıyor.

ben
topraktan sıyrılıyorum
buğular
ve aşiret rüzgarları kanımda.
arklardan gece vakti sular
kaç zaman ayaklarıma
yaslı bir selam gibi dokundu
kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün
dedim rahmet yağar ben yürürken
gece benim ardımda
taşıdım kara gençliğimi dağların damarında
hep döşümde yaratkan, patlayıcı bir kimya
beynimde hep manalı bir uçurum.

benim hayranlığımdan inlerdi şehir
ben atlara ve uzaklar hayrandım
kendi ehramlarını bile tanımayan kadınlar
ansızın patlak verirdi baharda.
dudaklarımda çürükler vardı
dağ çiçeklerinden ötürü.
irmaklara salardım kendimi
ruhumda kaynar adımlarla gezinen dünya
bana hain sevgilimdi.

yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylan
beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
yürüsem rahmet boşanacak.
ve sana bir karşılık vereceğim

sana bir karşılık vereceğim
toprağı deşen boğuk sesimle
sana bir karşılık vereceğim
amansız kum fırtınası altında
sana bir karşılık vereceğim
birbiri üstüne yığılırken günler
ey taşan suların imkanı
ey taşan suların bekareti sana
bir karşılık vereceğim.


 spoiler!
yaşamak umrumdadır
gidersen yıkılır bu kent, kuşlar da gider
bir nehir gibi susarım yüzünün deltasında
yanlış adresteydik, kimsesizdik belki
sarışın bir şaşkınlık olurdu bütün ışıklar
biz mi yalnızdık, durmadan yağmur yağardı
üşür müydük nar çiçekleri ürpeririken

gidersen kim sular fesleğenleri
kuşlar nereye sığınır akşam olunca

sessizliği dinliyorum şimdi ve soluğunu
sustuğun yerde birşeyler kırılıyor
bekleyiş diyorum caddelere, dalıp gidiyorsun
adını yazıyorum bütün otobüs duraklarına
öpüştüğümüz her yer adınla anılıyor
bir de seni ekliyorum susuşlarıma

selamsız saygısız yürüyelim sokakları
belki bizimle ışıklanır bütün varoşlar
geriye mapushaneler kalır, paslı soğuklar
adını bilmediğimiz dostlar kalır yalnız
yüreğimize alırız onları, ısıtırız
gardiyan olamayız kendi ömrümüze her akşam

gidersen kar yağar avuçlarıma, üşürsün
bir ceylan sessizliği olur burada aşklar

fiyakalı ışıklar yanıyor reklam panolarında
durmadan çoğalıyor faili meçhul cinayetler
ve ölü kuşlar satılıyor bütün çiçekçilerde
menekşeler nergisler yerine kuş ölüleri
bir su sesi bir fesleğen kokusu şimdi uzak
yangınları anımsatıyor genç ölülere artık

bulvar kahvelerinde arabesk bir duman
sis ve intihar çöküyor bütün birahanelere
bu kentin künyesi bellidir artık ve susuşun
isyan olur milyon kere, hiç bilmez miyim
sokul yanıma sen, ellerin sımsıcak kalsın
devriyeler basıyor karartılmış evleri yine

gidersen yıkılır bu kent kuşlar da ölür
bir tufan olurum sustuğun her yerde

(bkz:ahmet telli)
ölmek yasak

daha önce bıçaktan hiç su içmedim
hiç kısılmadı kerpetene bıyıklarım
gururlu bir gemiyim oldum bittim
sabah olur yelkenlerimi saklarım
özgürlük dediğim yerde demirledim

üstüme varma bulutları tutamam
böyle paldır küldür gideceklerdir
gelmezsen fark etmez kimseyi aramam
asıl sevdiklerim en içimdekilerdir
onlarla yaşarım eğer yaşarsam

olur mu gecemi yeşile çalmak
yıldız çivilemek parmak uçlarıma
ölüm kadar çabuksa eğer yaşamak
hiç doğmamayı isterdim ama
bir kere doğmuşum ölmek yasak

attila ilhan
hastalar,
kardeşlerim
iyileşeceksiniz
ağrılar, sızılar dinecek,
yumuşak, ılık bir yaz akşamı inecek,
ağır yeşil dalların ardından rahatlık.

hastalar, kardeşlerim,
biraz daha sabır, biraz daha inat.
kapının arkasında bekleyen ölüm değil, hayat.
kapının arkasında dünya, dünya cıvıl cıvıl
kalkacaksınız yatağınızdan, gideceksiniz.

tuzun, ekmeğin, güneşin tadını
yeni baştan keşfedeceksiniz.
sararmak limon gibi, mum gibi erimek,
devrilmek kof bir çınar gibi ansızdan,
kardeşler, hastalar,
biz ne limonuz, ne mum, ne çınar.
biz insanız çok şükür
çok şükür biliriz,
ilacımıza
umudu katmasını
yaşamak gerek diyerek
ayak direyip
dayatmasını

hastalar,
kardeşlerim
iyileşeceksiniz
ağrılar, sızılar dinecek,
yumuşak, ılık bir yaz akşamı inecek,
ağır yeşil dalların ardından rahatlık.

(bkz:nazım hikmet)
  • /
  • 5

içerik kuralları - iletişim