Tıbbiyeli Radyo Yayında!

genç werther'in acıları

goethe'nin 25 yaşındayken yazdığı werther'in platonik aşkı lotte'ye yazdığı mektuplardan oluşan, insanı hüzün yumağına dönüştüren eseri. şöyle bir pasajı vardır ki arada açar açar okurum

"... yaşamanın bir rüyadan, bir hayalden başka bir şey olmadığını düşünen ilk kişi ben değilim. fakat bu düşünce bir gölge gibi peşimi bırakmıyor. insanların kuvvetleri ve yetenekleri öylesine sınırlı, öylesine küçük bir alan kaplıyor ki ellerinden çok az şey geliyor. dikkat edelim; bütün uğraşmalarımız, bütün çabalarımız yalnız geçimimizi sağlamak ve yaşamak için. yani şu zavallı varlığımızı devam ettirmekten başka bir amacı olmayan ihtiyaçlarımızı karşılamak için didinip duruyoruz. huzurlu olduğumuz zamanlarda bile bu huzur kadere rıza gösterişimizden ileri geliyor.

bizler aynen zindanların duvarlarına gönül ferahlatan, güzel resimler çizen mahkumlara benziyoruz. bunları düşündükçe aklım duruyor. kendime, kendi içime dönüyorum ve orada bir dünya buluyorum. fakat bu dünyada hayat ve hareketten daha çok anlamlı sezişler ve karanlık istekler var. böyle zamanlarda her şey karşımda hiçleşiyor ve ben gülümsüyorum. ne zaman böyle dalsam ve derin derin düşünmeye başlasam daha da derinlere iniyorum."
ortaokulda okuyup, sayesinde depresyona girdiğim ince ve güzel bir kitaptır. fakat siz siz olun liseden önce okutmayın kimseye.
...
sonuyla ilgili spoiler verme isteğimi bastırarak entry’mi burada sonlandırıyorum.
lisedeyken okudum ama hiç hoşuma gitmedi. çok sıkıldım bunaldım hiç zevk almadım. ilerki zamanlarda tekrar okuyacağım belki doğru zamanı gelmemiştir okumamın
goethe'nin yaşamından da parçalar bulunan eser. 1772 yılında staj yaparken, bir arkadaşının nişanlısına aşık olduğu için yaşadığı duygu ve ahlâk çatışmasından esinlenmiştir bu eseri yazarken. kitabın sonunda yaşanan olayı ise yine goethe'nin bir arkadaşının bizzat yaşaması ilham olmuştur.

"bak lotte! bana ölümün sarhoşluğunu tattıracak olan o korkunç kadehi elime alıyorum. onu bana sen uzatıyorsun, ben de alırken hiç duraksamıyorum. hayatımın bütün istekleri ve ümitleri yerine geldi. ölümün çelikten kapısını vurmak öylesine titretici ve çetin ki..."
depresyona sokan, intihar ettiren kitap diye ürkütüldükten sonra kendisini okuduğumda hiç de depresyona girmediğim hüzünlü bir kitap. etkilenmedim mi, tabi ki etkilendim ama hayatımın mutlu bir dönemine* denk geldi sanırım.
hani derler ya olmayan aşkımın ızdırabını çektim diye. bu benim için öyle bir kitap oldu.yalnız,içine kapanık, biraz da canı sıkılan werther isimli karakterin belasını aramasını anlatıyor. lisede okumuştum ,ince ama dolu dolu bir kitaptır.hem duygusal hem mental açıdan...
belalı kitap, büyülü gibi bi şey, uğursuz

eğitime,bilime gençliğinin en güzel yıllarını vermiş biri olmasam, kitap yakmak ağrıma gitmese yakarım kitabı o kadar söylüyorum.
kitabı aldım eve giderken çantamda ikisi bir arada kahve patlamış tüm sayfaları kapağı dahil kahve oldu. çanta çöp.
neyse sildik temizledik havalandırdık. bir gün nöbete götüreyim okurum sakin geçerse dedim 36 saatlik nöbette 36 saniye bile boş kalmadım. 36 saniye bile uyumadım. nöbet çöp.
bu hastanede olmayacak demek ki, haftasonu olimpiyat meşalesi gibi kahvemi alayım sahile gidip okuyayım kahve eşliğinde dedim. kahveyi koydukları torbada kahve devrildi. yanındaki çantam, torbanın altındaki arabam, her yer kahve oldu.. araba koltuğu çöp.

kendisi torpidodaydı anasını satayım gene sapasağlam.. kitabı yakmak istiyorum demiş miydim?

içerik kuralları - iletişim