gözler

herhangi birisini sevmediğimi biliyorum. ama sanki içimde ısıtılması gereken buz gibi bir boşluk var ve öylece duruyor. belki sırf bu yüzden bazen seni seviyor gibi bir hissiyata kapılıyorum. oysa hakkında bildiğim şeyler o kadar az ki: sınıfta arkadaşının ağzından duyduğum ismin, sınıf listesinden bulduğum soyismin, bir de aynı sınıfta olduğumuz bilgisi.
birisini tanımak için ne kadar da az, değil mi? farkındayım seni hiç tanımadığımın. üzerime tesir eden o ilginç gülüşünün arkasında hayalimden çok farklı bir insan sakladığını da biliyorum.
bütün bunlara rağmen içimde doğan anlamsız "acaba o da..." düşüncelerini kendimden uzaklara atmaya çalışıyorum. neyin acabası ki bu? boşluğun. doldurulması gereken o boşluğun acabası. koca bir topluluk içinde o boşluğu ancak senin ısıtabileceğini düşünmeye sevk edecek kadar da sırlı bir gülüşün var, ama bundan emin değilim. belki bütün sır benim gözlerimde. öyleyse eğer, lütfen kast etme gözlerime.
"retina ve n.opticus diencephalondan gelişir. dolayısıyla gözleer, kalbin değil beynin aynasıdır." demişti bir zamanlar sevgili anatomi hocam swh. gülhanede anatomi boşuna sevilmiyor.
gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
gözler ki birer parçasıdır sende ilahın,
gözler ki senin en katı zulmün ve silahın.
eller gibidirler,doğru temas kurulduğunda karşınızdakinin hislerini okuyabilir,sizin hakkınızda neler düşündüklerini anlayabilirsiniz.
miyopsanız ve benim gibi gözlük takmayınca daha yakışıklı olduğunuzu falan zannediyorsanız size lanet okuduklarına eminim.
gökler sığar gözlere. ruhun sancağı dalgalanır, halka halka dizilmiş âlemlerin arasından. söyleyeceğim birkaç söz varsa hepsi de orada, güzelliği kuşanan vechinde zeminin.
takılıp kalsam, bir akan zaman içinde öylece (b)aksam, öylece.
yorgunluğumu ancak böyle din(len)diriyorum. ben hayatı gözlerde biliyor, gözlerde hissediyorum.

içerik kuralları - iletişim