günlük

küçükken yazıyordum annem okuyordu ya. üstelik günlüğüm kilitliydi öyle bir kilit ki mübarek tel toka açıyor. sonra olayları gönlüme kitledim. (bkz:yazarın entry yazarken duygulandığı anlar)

bir de okulda teknoloji tasarım dersleri vardı. onlarda her ders günlük yazılırdı ama o günlüğün amacı o derste ne yaptın çalışmanı nereye kadar ilerlettin olmalıydı. malesef ki "sevgili günlük" diye başlayıp a4 e içimizi döküyoduk ve bunu sanki anlaşmalı gibi sınıfça yapıyorduk. sonra hocamız da "çocuklar bunun amacı bu değil ama" diyerek uyarıyordu.ertesi hafta yine inatla içimizi döküyoduk. anlasana hocam sınıfça dertliyiz.
okuma yazmayı öğrenmemden lise2'ye geçene kadar düzenli yapmış olduğum aktivite -idi. birtakım hatırlamak istemediğim olaylar silsilesine kapılınca günlük tutmayı bırakmıştım.
şimdi sorarsanız elimde kendimden sıyrılıp, yıllar içinde değişen ve aynı kalan noktalarımı görebilecek bir şey olmadığı için pişmanım.

o yüzden yarın ilk iş kendime güzel bir defter alacağım.

bir de kuru kuruya yazardım ben o günlükleri. anıları korumak değildi de sanki yazıp kurtulmaktı üzerimdeki yüklerden. ne bir çiçek iliştirdim kıyısına köşesine, ne bir fotoğraf, ne bir şiir o ana dair.
niye bazen elimden güzel işler çıkıyormuş duygusuna kapılıyorum bilmiyorum. küçük ve güzel şeyler yaratamayan birinin kendi hayatını güzelce şekillendirmesi pek beklenen sonuç değil elbette. neyse, yaşadığım şeyleri onlara değer vererek anlatıcam bundan böyle...
küçükken hep günlük tutma planı yapardım ama hiç tutmadım,hep bir plan olarak kaldı.nasip,ne diyelim
ben ilkokul 2'deyken; çok sevdiğim, benim için hala daha oldukça değerli ve hayatımı gerçekten derinden etkilemiş saygıdeğer bir kişilik olan sınıf öğretmenim tarafından bir ödev verilmişti bize: günlük tutma ödevi.

şubat tatili boyunca yazıp sonra götürecektik geri. bizim için öğretmenimiz bu günlükleri almıştı:http://a1yayincilik.com/?p=207
ilk günü başladım yazmaya heyecanla. daha doğrusu başlamışım; saatine, gününe kadar. keyifli geçen bir şubat tatiline denk gelmesi de cabası. öğretmenim, "aferin çok beğendim" yazmış sonuna. işte bunları 10 yıl sonra bile hiç unutmadım. çünkü çok zekiyim. zaten ezberim falan kuvvetlidir. 2 sene önce yediğim yemeği bile hatırlarım.
şaka lan şaka. daha dün çalıştığım kemikleri bile hatırlayamıyorum. bayağı sıkıntılı durum yani. nasıl unutmadım peki? atmadım çünkü atmadım günlüğü. "la bu işe yaramaz ödev bitti zaten la" deyip de atmadım çöpe. korudum hep.

sevgili sözlük,
o günlük hala durur kitaplığımda yangında 1.öncelikli kurtarılacak olarak. ara ara açıp okurum, eski günlere giderim. o sene yaptıklarımızı hatırlayıp oradan başka başka anılara zıplarım. benim bir parçam, tabiri caizse hortkuluğum oldu adeta. çok fazla ortalıkta dolaşmasını sevmem, fazla okumayı da sevmem. çünkü okudukça sıradanlaşmaya başlıyor. o anıları hep taze tutmak istiyorum ama bir yandan da özlem duymalıyım o günlere. o yüzden birkaç gün önce bir karar aldım. günlük 6 ay sürelerle mühürlenecek, senede 2 kez okunacak.

ve teşekkürler ismini vermek istemediğim, çok sevdiğim ilk okul öğretmenim. bu günlere hem aferin yazarak sizden bir parça bırakmışsınız. hem de bize kendimizden birer parça bırakma imkanı sağlamışsınız.
günlük, kendi adıma konuşacak olirsam benim için çok özel ve çok değerli biri. evet çoğu kişi için içinde anıların yer aldığı bir defter. benim içinse biri. bunun sebebin üzerinde saatlerce konuşup kafa yormaya gerek yok belki vardır ama konumuz bu değil. günlüklerim benim için hayatımın bütün sırlarını bütün mutluluklarımı ve bütün karanlığımı barındıran arkadaşım dostum. evet günlüklerime her şeyi yazarım bazen anlık olarak hissettiğim duyguları pat diye yazıveririm. karanlığın içinde kaybolmaya başladığım zamanları da saatlerce yazar dururum. acaba biri okur mu korkum olarak yazmam, insan arkadaşından gerçek arkadaşından hiçbir şey saklamaz çünkü iyisiyle kötüsüyle. ha olurda biri açıp okuyacak olursa da sonuçlarına kendisi katlanır, belki şaşır belki üzülür belki de bozuntuya vermemek için hiç okumamış gibi yapar.
hep yazmayı çok istediğim ama bir gün ya biri açar okur diye korkumdan yazamadığım şey. bu nasıl bi güvensizliktir ben de şaşırıyom valla kendime
yıllar önce hocalar tarafından yazmamız zorunlu kılınan aynı zamanda birileri okur diye ödümüzü koparan sanat eseri
ebeveynin okuduğunun fark edilmesiyle son bulan yazma hadisesinin baş rolü.

"sanki üzgün müsün sen biraz, bir şey mi olmuş acaba, içime doğdu sadece" lafları işitildiği takdirde günlüğü mikrodalga fırında 900 derece 1 dakika çevirin.
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim