günün şiiri

ne hasta bekler sabahı
ne taze ölüyü mezar
ne de şeytan bir günahı
benim seni beklediğim kadar

necip fazıl kısakürek

...
ben ona sıkıntılı güz günlerinde
yedi renkli yaz yağmurları dilemiştim
kırmak istememiştim duygu filizlerini
büyük bir ustalıkla susturup içimdeki uğultuyu
rüzgarımı olanca yumuşaklığıyla salmıştım üzerine
incinmesin diye tek
acıyı bile ters yüz eden
incelikli bir gülümsemeyle yüzümde

ben ona gittikçe soğuyan zamanlarda
sıcacık bir sığınak olayım istemiştim
insanlar içinde üşüdükçe
güvenle gelebileceği

kuşların kanatları neden vardır?
bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?
bulutlar gökyüzünün yükü müdür, süsü müdür?
tutsağı mıdır rüzgarın, sevgilisi midir?
konuşayım istemiştim bir yüreğin dilince
yanıtı olmayan sorularda boğmak istememiştim

ben ona sabah olamasam da
dingin bir ikindi olayım istemişimdir
herşeyin usul usul durulduğu saatlerde gelsin
yüzünde uçuk bir gülümsemeyle
yaslasın yorgunluğunu gövdemin yaşlı çınarına
serip üzerine yapraklarımın ağırlıksız yorganını
dinlendireyim istemiştim
üşütmek istememiştim.

ben ona ne istemişsem bu yalnızlık aylarında
gecikmiş... ince... güzel ve uzak...
biraz da kendime istemiştim
sevgi adına

şükrü erbaş
senin yayındayken avuçlarımda,
suda sabun gibi eriyor zaman..
ve sanki yağ gibi kayıp gidiyor
bir balık ellerimin arasından.


al, yeşil sedefler akıyor ağdan,
bana ramoluyor suların sırrı.
sade bir şeyler var parmaklarında:
pul pul, pırıl pırıl ve senden ayrı.
zeki ömer defne
ama sen uzaklardaydın ey kalbim
uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı
ayın yıldızların çağlayarak
berrak şelaler yaparak
coşku içinde aktığı
bir yerlerdeydi.
hani bir gün bir çobana rastlamıştık
adı ferhat mıydı neydi
koyunların, kuşların, böceklerin ve çiçeklerin
sadakatten mest oldukları
herbirinin gözlerinde
kaybolur gibi kayar gibi
dalıp gittiğimiz o saadet evreni
kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç
bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan
yaslan göğsüme sevdiğim
benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir
pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir
toprak gibidir
sen ki bulut gibisin
ay gibisin güneş gibi bazen
usul usul inen
yağmur tıpırtılarını
dinler gibi
dalıp gitmiştik
sen konuşuyordun
ipil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun
onlar ki konuklarımızdı
adları keremdi,yusuftu, kaystı
hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu.
erdem bayazıt
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman


adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
aynı şartlar altında kısmet olmıyan
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın
attila ilhan
ne suç işlemişim bilmem ki neden
beni taşlar durur dost bildiklerim
insanlığa sevgim beni ben eden
özlemimi boğdu dost bildiklerim

uymamı isterler mevcut düzene
kızarlar gülmeme bade içmeme
kem gözle bakarlar güzel sevmeme
anlamadı beni dost bildiklerim

ağlayanda beni zayıf bilirler
güldüğümde bana hafifsin derler
isyan ettiğimde delisin derler
beni anlamayamaz dost bildiklerim

dostluk bu mu deyip sorar dururum
cevap da alamam öyleymiş derim
tüm dünyayı arar durur gözlerim
kayıptır bulunmaz dost bildiklerim

belli ki asinin dostu olmazmış
doğruyu söyleyen hepten kovulmuş
sevgiye aşka hiç yer yok imiş
anladımki anlamaz dost bildiklerim

cafer cebe
bugün tanıştığım ve çok beğendiğim bir hans magnus enzensberger şiiri: her şeye tıpatıp uyan ve her şeyi çoktan bilenlerin şarkısı.
"bir şey yapılması gerektiğini ve de hemen
çoktan biliyoruz
ama daha erken olduğunu bir şey yapmak için
ama artık geç olduğunu bir şey daha yapmak için
çoktan biliyoruz

ve işlerimizin yolunda olduğunu
ve bunun böyle süreceğini
ve bunun anlamı olmadığını
çoktan biliyoruz

ve suçlu olduğumuzu
ve suçlu oluşumuzda bir suçumuz olmadığını
ve elimizden bir şey gelmeyişinde suçlu olduğumuzu
ve bunun bize yettiğini
çoktan biliyoruz

ve belki de ağzımızı tutmanın daha iyi olacağını
ve ağzımızı tutmayacağımızı
çoktan biliyoruz
çoktan biliyoruz

ve kimseye yardım edemeyeceğimizi
ve bize kimsenin yardım etmeyeceğini
çoktan biliyoruz

ve yetenekli olduğumuzu
ve hiç ve gene hiç arasında seçme yapabileceğimizi
ve bu sorunu temelden incelememiz gerektiğini
ve çaya iki tane şeker attığımızı
çoktan biliyoruz

ve baskıya karşı olduğumuzu
ve sigaraların pahalılaştığını
çoktan biliyoruz

ve her seferinde bir şeyin olacağını önceden kestirdiğimizi
ve her seferinde haklı çıkacağımızı
ve bundan bir şey çıkmayacağını
çoktan biliyoruz

ve her şeyin yalan olduğunu
çoktan biliyoruz

ve bir şeyi atlatmanın her şey değil de hiçbir şey olduğunu
çoktan biliyoruz

ve bizim bunu atlatacağımızı
çoktan biliyoruz

ve bütün bunların yeni olmadığını
ve yaşamanın güzel olduğunu
ve bunun her şey olduğunu
çoktan biliyoruz
çoktan biliyoruz
çoktan biliyoruz

ve bunu çoktan bildiğimizi
çoktan biliyoruz."
ragıp efendi

ölümünü düşlüyor ragıp efendi.
üstünde temiz beyazı,
başucunda soğutan ayazı,
artık ne kışı var, ne de yazı,
neylesin tezenesi vurmayan sazı,
ne fazlası ne de biraz azı,
ölümünü düşlüyor ragıp efendi.
"bütün saadetler mümkündür...

şu kapının açılması,

içeri girivermen,

bahar, kuşlar, gündüz.

ve bütün dünya

bir an içinde gürültüsüz.

bütün saadetler mümkündür...

bahtsızların biraz gülümsemesi...

körlerin gün görmesi,

mümkündür bütün mucizeler...

ana, baba, evlât, bütün kaybolanlar...

ebedî bir sabahta buluşmamız bir daha.

ölüler! hepimiz için yalvarın allaha..."
susarak anlattım bütün gizliyi
sakladım duygumu ben konuşarak

bir acı tarlası sessiz yüzünde
aşkı yürürlüğe koyma savaşı

içimde bir düzen kaynaşmaktadır
büyük ve çekingen bakışlarından

en iyi anlatış artık susmaktır
anladım bunu ben seni bilince

gel denize yaslan yalnız denize
sırrını denizler taşır insanın

zaman bir hızdir ve yıldızdır akan
esneyen günler ve gece üstünden

bir uyku bölmezse anılarımı
korkarım çıldırtır bu hayal beni

gözlerin ne kadar istanbul öyle
sebiller uçuşur parmaklarında

ortak günlerimiz tarih şöleni
saçlarında sayfa sayfa güneşi

içimde bir sergi var portrelerin
hayalim heryerde kavrar gölgeni

aşka ve tabiata ulaştır bizi
gel kurtar bu şehrin gürültüsünden

terketme n'olursun bir eşya gibi
ölümsüz bir hasret yaşarken bende

vurulmuş bir geyiktir sensiz zamanlar
içimin ormanı bir yangın yeri

bir uyku bölmezse anılarımı
korkarım çıldırtır bu hayal beni

ıstırap varoluş şartımız oldu
esef etme yasım karaymış diye

bir yanım vahşidir ürkütür seni
aykırı düşerim sulhçulüğüne

bir gün deli gibi sarsarak seni
göklerin yolunu sorabilirim

başımı taşlara vurabilirim
aklımdan çıkarsa anılarımız

paramparçayım sen onar beni
topla aynalardan eski gölgemi

göçebe ömrümü bağla zamana
dağılsın içimin karıncaları

bir uyku bölmezse anılarımı
korkarım çıldırtır bu hayal beni
akif

içerik kuralları - iletişim