hayata dair iç burkan detaylar

bundan birkaç ay önce bir kurul sınavı çıkışı arkadaşlarımla çok sevdiğimin bir abimin restoranına gittik. zor bir sınav dönemiydi, güzelce hem karnımızı doyuralım hem de muhabbeti çok güzel olan bu abimle biraz muhabbet edelim, stres atalım istemiştik. mekanı fazlasıyla doluydu camın kenarında boş bir masa bulduk oturduk, yemek yiyoruz bir ara camın diğer tarafında bir adam takıldı gözlerime 27-28 yaşlarında, belli durumu çok iyi olmayan birisi. ortalıkta gezip milleti dolandırmaya çalışan dilencilerden biri olduğunu zannederek bir daha gözgöze gelmemeye çalışarak yemeğimi bitirdim ve arkadaşlarımla beraber kapının dışındaki masalara geçtik, hem muhabbet dönsün hem de sigara içelim diye işte. çay içerken adam bir daha takıldı gözüme, bu sefer kapının önünde iki tane çalışanın ellerinin arasından kaçmaya çalışıyor gibi gördüm. “ne yapıyor bu, adamın iş yerini rezil etti” demeye kalmadan adam yere düştü. ağzından kan sızmaya başladı, arkadaşlarla apar topar yanına koştuk; epilepsi krizi geçiriyor ama bir tezat var ağzından sürekli kan geliyor, meğerse dilini ısırmış. arkadaşlarım ilk müdahelesini yapmaya çalışırken kafasının köşesine çöktüm, biraz kendine geldiği gibi elimi tuttu, boğazına götürdü ve “abii” dedi; ağzı kan doluydu. hemen çıkarması gerektiğini söyledim, rahatça tükür dedim. ağzından kan boşaldı sanki bir anda. üstümde beyaz bir gömleğim vardı kan gömleğime de sıçradı. ağzını açmasını istedim, dilini ne hale getirmiş acaba göreyim diye. ağzını açtığında dilini çok fazla koparmadığını ama hallice fazla kaynadığını fark ettim. o ara 112 ekini geldi. götürdük arkadaşlarla beraber ambulansa bindirdik ve bir şey olmamış gibi ellerimi yıkadım, kan lekesi görünmesin diye hırkamı üstüme giydim ve yerime geçtim. 5 dakika sonra ambulanstaki arkadaş bana seslendi, gittim “arkadaş hastahaneye gelmeyi reddediyor, biz burada yapabileceklerimizi yaptık muhtemelen uzun süredir çok aç ve bir de şunları görseniz iyi olur” dedi ve adamın elbisesini sıyırdığı kollarını uzattı bana; delik deşikler, mosmorlar... git et desem de bir türlü ikna edemediğim adamı ambulanstan indirdiler ve aramızda şöyle bir konuşma geçti :

- hastaneye neden gitmiyorsun?
+ param yok abi, sigortam yok, hem bir kez gittim
- eee?
+ ilaç alamıyorum ki abi işsizim

diyecek bir şey bulamadım birkaç saniye sessizce durdum

+ abi içeri berbat oldu
- bir şey olmaz, ben sahibini tanıyorum olabilir ama..
+ abi gömleğin o da berbat oldu, ben ben çok özür dilerim, yenisi yenisi... param da yok abi.
- bir şey olmaz, hem kaç yaşındasın sen?
+ 28 abi
- ben 21 yaşındayım, bence abi demesen olur
+ tamam abi

son sözü yumruk gibi indi kalbime. ezilmişliğin, çaresizliğin acısı çöktü bir anda üstüme. ne desem ne yapsam bilemedim. adaletine sayıp dövdüğüm dünyadan bir kez daha nefret ettim. benim kanaatimce iyi de bir insandı.
döndü gidecek
- kolların neden o halde?
+ ben neden bu haldeyim abi?
dedi tekrar teşekkür etti ve uzaklaştı.

sonradan bir kez daha gitmiş aynı yere, mekanın sahibi dediğim abi ona iş bulmuş bir arkadaşının yanında falan bunlara çok sevindim ama kaç gece rüyalarımda “ben neden bu haldeyim ki abi?” lafı döndü döndü durdu.

o günden sonra hayatımdaki kurallar listesine “cam kenarında yemek yeme” maddesi de eklenmiş oldu.
geçen hafta sonu erkek arkadaşımla beraber çocuk esirgeme kurumuna gittik.bir sürü hediye,oyuncak,resim defteri,kitap falan aldık kendimizce.mutlu edeceğiz sözde çocukları.nitekim bazıları oldu da.girmeden önce uyardılar bizi,çocuklara boş umutlar vermeyin diye.yanlarına gittik,sarıldık,oyunlar oynadık,öptük,sevdik...saatlerce oradaydık galiba.bir arkadaşım gönüllü ders verdiği için pek sıkıntı yaşamadık yani.resim çizdik bazılarıyla, bazılarıyla fotoğraf çekindik. kimisinin ilk aşkı oldum,kimisinin hiç görmediği annesi.
çocuklar gülüyor ya ben de mutluyum,kendimi iyi hissediyorum falan.bir çocuk vardı,hiç gelmedi yanımıza. bir köşede durdu,tek başına oynadı öylece. adı ege.bir görseniz masmavi gözler, 8-9 yaşında galiba.tek o yok yanımızda, merak ettim neden gelmiyor diye.yanına gittim,sordum usulca.başını kaldırdı,gözleri hafiften dolu,ağladı ağlayacak miniğim."şimdi gülüyorlar diye herkesi mutlu mu sanıyorsun, akşam siz gidince hepsi ağlayacak. çünkü oyuncaklar annemiz olamıyor,gece uyurken açılan üstümüzü örtemiyor,gece uyumadan başımızı okşayamıyor.korkyuğumuzda biririmize sarılıyoruz biz,anne babamıza değil.ben sevmiyorum gündüz evcilik oynamayı o yüzden.çünkü oynarsam uyuyamıyorum" dedi.
3-4 gündür ben de uyuyamıyorum sözlük.

acaba ege'nin üstü örtülü mü?
biz bugün arkadaşlarla eğlenip gezerken küçük bir çocuğun sürdüğü kağıt toplama arabasının devrilmesi. biz de mükemmel hayatlar yaşamıyoruz ama bazılarına karşı da çok acımasızsın be hayat.
  • /
  • 4

içerik kuralları - iletişim