içinizi dökme defteri

  • /
  • 14
ben bir idam mahkumuyum; idamı darağacında her gün ertelenen, öldürmesi için yalvardığı celladı ile her gün yüzleşen, uykularında öldüğünü gören, her an ölümü tüm iliklerine kadar hisseden ama bir türlü ölemeyen, her gün ölümü dileyen..
böyle ne kadar devam eder bilmiyorum ama ölsem de ölmesem de neticede ömrümün bir kısmını ölmekten beter geçirdiğim ortada.
artık yalvarmıyorum..
annemi babamdan, halamdan babanemden babamın tüm ailesinde koparıp istanbula kendi ailesinin yanına götürmek istiyorum ama elimden hiçbir şey gelmiyor. birkaç güne kadar sadece ben kaçıp gitmek istiyordum bu insanlardan ama yine fark ettim ki annemin benden başka kimsesi kalmamış. içini bana dökebiliyor yanı başında olan onu anlayan yalnız olmadığını hissettirebilen bir tek ben varım ve ulaşım açılsa bile onu burda nasıl bırakıp gidebileceğimi aklım almıyor, yapamayacağım ve hepsi babamın suçu. sırf onun mutlu olması için kardeşlerimin olmamasını yeğleyip liseye geçmişken babamdan ayrılmasını isterdim. tabi seçim şansım olsaydı. babamdan nefret ediyorum yapabileceğim ilk anda kendime bir hayat kurup annemi de babama muhtaçlığından kurtaracağım. babam da inşallah yapayalnız bir şekilde günahlarında ve pişmanlıklarında boğularak ölür
sinirliyim saçım başım dağınık üzgünüm birazcık yine aynı
yaşamak istemediğim bi hayata tıkılıp kaldım. her an, ânı zevkle yaşamak yerine o ânın bitmesi için yaşıyorum. ölmek de değil istediğim, hiç vâr olmamayı yeğlerdim sözlük. insanlar çok çirkin ve acınası. onların çirkinlikleriyle bile empati kurduğum için acınası oldukları sonucuna varıyorum. ben de isterdim hiçbir şey düşünmeden yaşayan tasasız insanlardan olmayı. fakat ne yazık ki eşsiz ruhumun derinliklerinde çığlık çığlığa bi silüet insanlık için kan ağlıyor. bu kadar mükemmel olmanın bedelini hassas ruhumla ödüyorum:'(
gelecektin gelmez oldun, halimi hiç sormaz oldun :')
kendimi geçen gün ağaçta takılı gördüğüm poşete benzettim. insan kendini uyduruk bir poşete neden benzetir ki?

hakikaten benim gibiydi ama o poşet. öylece ağaç dalına saplanmış kalmış. arada bir totosu esen rüzgarla kımıldıyor ama o kadar saplanmış ki. göz kararı ölçersek bir metre dalın içinde kalmış.

yüksekte ama çok öyle özgür değil. mesela hiçbir zaman kuş gibi uçamayacak. yani uçsa kurtulsa da ederi rüzgarın gittiği kadar. ne yere gidiyor ne göğe çıkıyor. göğe çok da çıkamaz zaten. o yüzden balonlar bile ondan daha yetenekli, belki gökte patlayana kadar uçarlar çünkü ama o orada.

öylece kalmış ortada bir yerde. kurtulsa tek gideceği yer kuru toprak belki sonra da çöp poşeti. 25 kuruşluk poşetlerden bile değil üstelik; bildiğin meyve sebze poşeti, şu şeffaf olup da bir amcanın cebine her an tıkıştırılabilecek gibi duranından.

değersiz bulduğum için benzetmedim kendimi ona. sadece bulunduğu durumu kendime çok benzettim. tamam, belki biraz değersiz de gördüm kendimi ama... ne bileyim işte. kimse indirecek kadar değer vermez o poşete de mesela. arada bir yerde kalacak hep ve hiçbir etkisi yok kendine. çünkü malzemesi ortada; yapabileceği şeyler ortada.

galiba benim temelim de onun gibi. malzemem ortada. kapasitem ve ederim bu. kuş gibi çıkamam gökyüzüne. yerimde kalmaktan başka da bir şey gelmiyor elimden.
covid başladığından beri bi günlük tutmalıydım, hissettiklerimi, vedalarımı, rastlantıları, pişmanlıklarımı tek tek yazmalıydım. keşke yapsaydım bunu, bu konuda bile iş işten geçti.
dhy kurası da çekildi, tebligata geldi sıra.

şimdi martın 1'ine dönsek, tüm bu yaşadıklarımızı anlatsam o zamanki daisy kişisine, "cool story bro" filan der, şaşırır heralde. düşününce kabus gibi geliyor hala.

muhtemelen bu ayın sonunda pratisyen hekim olarak bir acil servise atanıcam. hiç bilmediğim bi düzene adapte olmaya çalışıcam. muhtemelen yarım kalmış intörnlüğümün ezikliğini bi süre atamadan gidip gelicem. kendime güvenim zaten yok, hastayla başbaşa kalıp düşe kalka yürümeyi öğrenicem anlaşılan.

intörn doktor yazan kartımı çıkardım bugün askısından. nasıl da sevinerek kendimden emin taşıyordum. diğer okul kartlarımın yanına, ait olduğu yere kaldırdım. buruk bi anı işte, keşkelerle dolu.

bi yandan da heyecanlıyım. yeni bi personel kimlik kartım olacak. kaşem, e-reçetem gibi kendime ait parçalarım olacak. pratisyenlerin tatlı telaşı haha.

bakalım zaman ne gösterecek.. umarım elime yüzüme bulaştırmam..
çok yoruldum. staj başlayalı birkaç hafta oldu, her gün tabanlarım ağrıyor. vücudum bu tempoya alışkın değil, her gün çift maskeyle dolanmaktan yoruldum. ailemi çok özledim.
bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de üst azı dişim deli gibi ağırmaya başladı, şimdi de boğaz ağrısı başladı. cidden tüm bu aksiliklerden bıktım usandım.
umarım bunların üzerine bir de korona olmam. tek eksik o çünkü. kafam çok dolu. ders falan da çalışamıyorum.
şu yazdığım cümlelerde bir düzen nizam yok çünkü önemsemiyorum, şu an kafam ona dahi basmıyor. umarım bir şeyler yoluna girer artık çünkü tükenmiş gibiyim.
  • /
  • 14

içerik kuralları - iletişim