izmir

türkiye'nin, ortadoğunun ve balkanların (bkz: oha) en güzel şehri.
bu güzellik şehir merkezinden trafiğinden avm'sinden yollarindan gelmez ama. merkezden her yöne doğru uzaklaştıkça farklı doğal güzelliklerle, tarihle karşılaşırsınız.
bir tarafa dönersiniz, urla'dan geçip çeşme'ye alaçatı'ya çıkarsınız. tersi yönde gidersiniz foça'ya çıkarsınız. ortada ege denizi, karşısında selçuk, efes, şirince.
izmir'de yaşamayı asıl çekici kılansa çağdaş insanlarıdır.
dağlarında çiçekler açar.
bir manzarası var ki sormayın :)
hayalimdi olmadı. aklı olan az daha çalışsın izmir kazansın.
bir kaç ay sonra asistanlığa başlamayı düşündüğüm güzide şehir. ev kiraları oldukça makul. bisiklet yolları da takdire şayan. halkı belediyeyi sevmese de ben takip ettiğim kadarıyla belediyeyi çalışkan buluyorum. eksikleri illa ki vardır. deneyip görcez. lakin kalabalıklaşıyormuş diyolla...
türkiye'de yaşanılası şehir deyince aklıma ilk gelen yer. son yıllarda aşırı kalabalıklaşması ve trafiği sıkıntı yaratmaya başladı malesef. ama hala çok güzel, güzel izmir.
çimen, iyot ve arpa kokusunu çağrıştıran şehirdir.
çomarların , rantçıların , peşkeşçilerin , doğa katillerinin ve mümkünse cahillerin keşfetmemesi gereken , hep aynı güzelliğinde kalmasını istediğim şehir . kazanamadım pişmanım :(
bin bir hayalle gittiğim, lakin umduğumu asla bulamadığım, atatürkçülük'ün zerresini bilmeyen şehir. hemen kızacaksınız biliyorum. bu dediğimi doğma büyüme izmirli olan ya da küçük şehirden gelenler çok anlamayacak belki ama maalesef gerçekler.

yazıma başlamadan önce atatürk'ün ilke ve inkılaplarına olabildiğince sahip çıkmaya çalışan, onun ideolojisini benimsemiş cumhuriyet gençlerindenim. evet, bu ayrıntıyı belirttikten sonra -bir eleştiri yaparken tarafımı belli etmeyi sevmem ama karalama kampanyası yapmadığımı anlatmak için bu zaruri zannımca- yaşadığım süre boyunca yaşadığım dengesizlikleri anlatmak istiyorum.

ilk gidişim arabayla olmuştu ve izmir'e ankara'dan giderken buca tarafından giriyorsunuz. başta kocaman atatürk heykelini görmekle büyülenmiştim ama heyecanım geçmesi kısa sürdü. zira o dağların ardından görünen manzara korkunçtu. ne hayallerle geldiğimi söylemiştim. girerken babamın dediği laf ise şuydu: "kızım çok istediğin izmir, ankara'nın bentderesi * galiba."

neyse dedim, her yeri böyle olamaz zaten. her şehrin görece kötü, iyi semti vardır, takılmadım. işte oralardan geçtik karşıyaka'ya. yani biraz önce gördüğüm yere göre çok çok daha güzel bi yer ve denizi var! (bkz:deniz gören masum ankaralı) işte annem babam gitti, okul başladı, yavaş yavaş şehri keşfetmeye başlıyorum. zaten okulum buca, tınaztepe'deydi. okuldan sonra gezmek isterseniz genellikle öğrencilerin takıldı hasanağa, şirinyer'e gidersiniz ya da konak, alsancak yaparsınız.

konak, alsancak yine şehrin merkezlerinden. ama binalar üstüme üstüme geliyor her seferinde. böyle bir yerleşim olamaz. sahil şeridi püfür püfür eserken o binaların araya bir girdiniz mi asla nefes alamıyorsunuz. binaların arasında boşluk yok! denizin kenarından binaların olduğu yere baktığınızda izmir'in dağlarında çiçek değil, binalar açtığını (maalesef) görüyorsunuz. google görsellerden kordon'a bakardım sürekli. o yemyeşil yerler falan mükemmel değil mi? 10 15 metre gerisindeki onlarca park eden araçları göstermiyorlar fotoğraflardan, bilginiz olsun. ayrıca oradaki cafeler de deniz manzaralı değil, o park etmiş araba manzaralı (yine maalesef) onun dışında şehrin içinde pek yeşillik yok. saat kulesi'nin oralarda metrelerce beton yerine yeşil alan görmeyi çok isterdim halbuki.

gelelim belediyeye. allah'ım! bir belediye bu kadar mı sorumsuz, bu kadar mı sorunlara kulaklarına tıkıyor olur. her yer pis, her yer çöp. (gerçi insanlar da sürekli yere çöp atıyor, bunu yadsıyamam, o kültürü öğrenememişler sanırım. tabi gerçek izmirliler demiyorum, çok göç alan bir yer) gerçi insanların da pek umrunda değil biliyor musunuz? genel insan profili "az çalışayım, çok gezeyim, bi daha mı gelicez dünyaya?" kafasında. gezmeyi ben de çok seviyorum ama yine de biraz çalışkanlık fena olmaz. ha ara sıra eylemler oluyor ama genelde onlar da şu an adını söylemeyeceğim bir partiden, kendi kafalarında takılıyorlar. (doğu'dan, ülkenin menfaatini pek istemeyen tayfanın da sürekli buraya göç ettiğini, kimsenin de lafla bile uyarmadığını da söyledim mi?)

gerçek izmirli birkaç kişi tanıma fırsatı yakaladım. eskiden böyle olmadığını, çok yozlaştırıldığından dem vurdular. onlar da pek memnun değiller. zaten çoğu izmirlinin bu olaylardan sonra göç ettiğini, tek tük kendilerinin kaldığını söylediler. belediyedeki çoğu vasıflının da izmirli olmadığını, bu durumdan da muzdarip olduklarını ilettiler.

ha... izmir'in çevresi çok güzel. merkezden uzaklaşırsanız çiçekli köy diye bi yer var. çok güzel köy kahvaltıları var, tavsiye ederim. çeşme falan oralar da güzel, söylememe gerek yok. ama son zamanlarda artmakla birlikte insan profili, şehirleşme, belediyecilik, kültür anlayışları kötü.

ankara'ya falan çok laf ediyorlar, çok çomar varmış. bir laf vardır. dağda müslümanlık kolay. ankara'daki atatürkçüler içi boş insanlar değil ve hükümetin olduğu yerde bile seslerini çıkarıyorlar. kendilerini ankara'ya bekliyor, o ideolojilerini bize de öğretmelerini rica ediyoruz.

çok dolmuşum sevgili tıbbiyeliler.

not: işbu yazıdaki değerlendirmeler şahsi görüşlerim olup, izmir'deki çevremden de duyduğum şikayetler doğrultusunda yazılmıştır. asla izmir'deki insanların tamamını kastetmediğimi, istisnaların elbette olduğunu ve hatta kendilerinden çok güzel bilgiler de öğrendiğimi belirtmek isterim. (eski, yaşlı izmirli amca ve teyzelerim çok güzel tarihi bilgiler vermişlerdir.)

not 2: make izmir great again! *
şu an tus kampı için bulunduğum şehir..

ileride burada yaşamayı düşünmemi sağladı..
aşırı derece çarpık yapılaşma şu ana kadar gördüğüm en kötü yönü.. belediyesi de az çalışıyormuş gibime geldi.
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim