görsel
Hakan Günday'ın iki Türk gencinin Afrika’da başlayıp Amerika'ya sıçrayan, oradan Türkiye’ye uzanan, şiddet ve cinsellikle yüklü, hayatın kıyısında gezinen hayatlarını anlatan, yayınlanan ilk romanı. Türkiye'de türüne pek rastlanmayan yeraltı edebiyatı örneklerinden sayılmaktadır.





aslında birbirinden ne kadar zıt olsalarda birlikte kaçıp çok şey yaşamışlardır.

bana kalırsa kinyasın yolu kısmı çok önemlidir.
"Tabancanın topunda sarı sarı tebessüm eden kurşunları görebiliyordum. Zaten sarıyı hep ölüme yakıştırmışımdır. Öldüren ishalin, sıtma sıcağının, Azrail’in dişlerinin sarısı..."



"Yaradılışımı, geleceğimi, çevremi, insanların farklılığını, duygularımın çeşitliliğini sorguluyordum. Kendimi dinlemeyi öğrenmekti bu yaptığım. Çünkü duyulabilecek kadar yüksek bir ses vardı içimde. Bunu fark edince, dünya üzerindeki bütün insanlar birden yok olsalar dahi yalnız kalmayacağımı anladım. Çünkü ağzımdan çıkan, başkalarının duyabildiği bir sesin yanında içimde yankılanan ve kimsenin varlığından bile haberdar olamayacağı başka bir ses daha vardı. Demek ki kendimle diyalog kurabilir, aynı konu hakkında yüksek sesle bir söz söylerken, içimden de bambaşka bir cümle kurabilirdim. Dünyayla aramdaki köprüyü ve kendime açılan kapıyı böylece keşfettim."
Okuyamadığım kitap...daha doğrusu bitiremediğim kitap. benim için ilerlememişti. Hep aynı şey çevresinde döndü durdu bana göre. ölmeliyim. ah yine ölmedim. o depresyon o sayfalara işlemiş çürümüşlük zaten depresyona meyilli ruhumu daha da karatmıştı ve hayatımda nadir yaptığım şeyi yapıp kitabı bıraktım. umarım bir zaman elime alıp da okuyabilirim;ancak zor...çok zor.