mehmet akif’in abdülhamid pişmanlığı – Tıbbiyeli Sözlük
kamal'i gördükten sonra yaşadığı 1922-1924 arasında yazdığı safahat'ın asım bölümünde şöyle görünebilir:

büsbütün kızdırayım bâri, dedim...
– yâ? çok iyi:
çivi, bir an’anedir bizde, sökermiş çiviyi.
– “ortalık şöyle fena, böyle müzebzeb işler;
ah o yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer,
âkıbet çok kötü...” dîbâce-i ma’lûmuyle,
söze girdim.
– kızıyor muydu?
– hayır.
– tekmille!
– bırakan var mı ki? rahmetli hocam doğrularak,
dedi:
“oğlum, bu temennî neye benzer, bana bak:

eşeklerin canı yükten yanar, aman, derler,
nedir bu çektiğimiz derd, o çifte çifte semer!
biriyle uğraşıyorken gelir çatar öbürü;
gelir ki taş gibi hâin, hem eskisinden iri.
semerci usta geberseydi... değmeyin keyfe!
evet, gebermelidir inkisâr edin herife.
zavallı usta göçer bir gün âkıbet, ancak,
makâmı öyle uzun boylu nerde boş kalacak?
çırak mı, kalfa mı, kim varsa yaslanır köşeye;
takım biçer durur artık gelen giden eşeğe.
adam meğer acemiymiş, semerse hayli hüner;
sırayla baytarı boylar zavallı merkepler,
bütün o beller, omuzlar çürür çürür oyulur;
sonunda her birinin sırtı yemyeşil et olur.

“giden semerciyi derler, bulur muyuz şimdi?
ya böyle kalfa değil, basbayağ muallimdi.
nasıl da kadrini vaktiyle bilmedik, tuhaf iş:
semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!”


bundan önce de zulmü alkışlayamam kısmı var.