minimal invaziv yasamak

kendi kendine yeterek yasamaktir. tek basina ya da bir sevdiceginle bir sahil kasabasinda yasamak, kendi otunu domatini yetistirmek, her gun ayni insanlara selam vermek, kedileri beslemektir. bu insanlarin para pul derdi yoktur. siyaset ekonomi gibi gelip gecici seylere pek takilmazlar. sadece yasam onemlidir onlar icin. biraz zendirler.
yapabileceğime inanmadığım olay. nedense bir "sabırsızlık" durumu var bende, bir şey yetiştirebilecek kadar sabırlı hissetmiyorum kendimi. sakin bir hayat da bana göre değil, bu tip şeyleri hayal edince bana bir bunaltı geliyor sormayın. nedense insanlar arasında olmayı eskiden beri seviyorum. böyle bir hayat belki sadece yılın belli bir döneminde tatilde falan sahip olmayı isteyebileceğim bir şey.
yıllar geçtikçe hepimizin hele bu ülkede gördüklerimizden sonra mümkün oldukça az öz insan samimi bir yaşam. bir örneği (bkz: bozcaada)
başlığı okuyunca aklıma gelen şeyler:
(bkz: az sevişmek)
(bkz: pipisi küçük olmak)
bazen tıpçı terimleriyle başka şeyler anlatmaya çalışmak olamıyor işte, herkes bir küçük iskender değil. (o da bazen yapamıyor, ayrı)
bana can yücel'in `bağlanmayacaksın` şiirini hatırlatan yaşam biçimi. iyidir, güzeldir, yapılasıdır.
minimal invaziv yaşayan insanın hayal kırıklıkları da minimaldir.

"çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden."
şimdilik planlamakla yetindiğim yaşam biçimi. emekliliği beklemeyeceğim bunu uygulamak için umarım. keyif aldığın şeyi ölmek üzereyken yapmanın anlamı yok.

içerik kuralları - iletişim