mustafa necati sepetçioğlu



ergenlik yıllarımda beni vampir ve kurt adam hikayeleri okumaktan kurtaran insan* ortaokul yılları boyunca eserlerini okuduğum1932-2006 yıllarında yaşamış tiyatro, destan derlemeleri, hikaye ve en çok da roman türünde eserler yazmış yazardır. kendisinin bütün romanlarını okuduğumu sanıyordum ama hala okumadığım 4 romanı varmış. kendisi 1998 yılında atatürk dil ve tarih kurumu yüksek şeref üyeliğine seçilmiş, birçok ödül almış. ilk başladığım ve çooook uzun bir zamanda bitirdiğim(birkaç yıl) kitapların yazarıdır ve beni fazla cilt sayılı kitaplarını okumaktan biraz* korkutmuştur. ama üslubu sıcacıktır, samimidir. tarihsel süreçte gerçekleşen ve yakın zamanda gerçekleşmiş farklı eserleri vardır. kendisini uzun bir giri ile tanıtma görevini kendime edinmiş bulunmaktayım.*
eserlerine bakacak olursak:
kilit (1971), anahtar (1972), kapı (1973), konak (1973), çatı (1974), üçler-yediler-kırklar (1975). bu eserler malazgirt’ten yıldınm bayezid’e kadar, türk tarihini başlıca büyük isimlerin odağında anlatan destan ve hikmet tarafları da güçlü olan romanlardır.

yıldınm bayezid’in timurlenk’e yenilişiyle başlayıp, oğullarının taht kavgaları içinde ilk yıkılış acılarını yaşayan taze osmanlı devletinin “fetret devri”ni ele alan bu üç roman: bu atlı geçide gider (1977), darağacı (1979), geçitteki ülke (1980)

daha sonra, fatih devrini anlatan ebemkuşağı (1980)
türkiye’nin bugününü bazı meseleleri ile anlatan karanlıkta mum ışığı (1978), sabır (1980), ve çanakka­le, ı geldiler, ıı gördüler, ııı döndüler (1989), kutsal mahpus (1990) romanları çıkmıştır.
elbette bunların özellikle ilk okuduğum ve kendisinin de ilk yazdığı kitaplarını şu an pek hatırlamıyorum, ama benim muhtemelen daha ilerleyen yıllarda okuduğumdan, ve daha kısa bir seri olduğundan
ve çanakkale geldiler
ve çanakkale gördüler
ve çanakkale döndüler
kitaplarını daha iyi anımsıyorum. ve o seriden çok etkilendiğimi hatırlıyorum, ve hatta oradaki baş kahramanlar aklıma geldikçe hala bir hüzünleniyorum. hele son kitapta bir final sahnesi vardı ki, sanki bir filmin son sahnesiymişçesine, gözlerimin önünde canlanıyor, hala düşündükçe gözlerim doluyor. muhtemelen ilerleyen zamanlarda tekrar okumak isteyeceğim kitaplar arasına girecek. en iyi hatırladığım ve en çok tavsiye ettiğim romanları bu çanakkale dizisi.
kendisi yazarlık anlayışından şu şekilde bahsediyor:
''mademki insanı anlatıyoruz, öyle ise onun mutluluğu için yazacağız; bu da, çirkinde bile var olabilen güzelliği aramak uğruna nice bir ömrü harcamak demek olacaktır. san´at adamının çok zor olan görevi de zaten burada başlar. hayat ile ömür arasındaki bağların oluşturduğu hem birbirinden ayrı hem içiçeleşmiş bir hürriyet bizim aradığımız mutluluğu meydana getirebilir mi?
bu soru, bize, insanın dünü, bugünü, yarını ile birlikte ölüm sonrası dünyasını da bir arada düşünmek mecburiyetini yüklüyor. iyinin, doğrunun ve güzelin uğrunda umutlanmış bir ömür, hayatı ve sonrasını gözardı edemez. o vakit de bütünlük ve bir'lik söz konusu edilecektir. orta asya´dan anadolu ve rumeli topraklarımıza büyüyüp beslenmiş bir kültürün değişik halkalarında "ham iken pişmiş" olan bizim insanımız için bu bir'lik ve bütünlük çok önemlidir. insanımızın mutluluğunu istiyorsak saldırmak ve yıkmak yerine güzelliğin yapıcı yolunu seçmek zorundayız.''

mekanı cennet olsun diyeceğim, bende derin izler bırakmış, belki de beni ben yapmış yazarlardan biridir, okumadığım dört kitabını da tamamlamayı düşünüyorum. beni hem tarihi hem gelişimsel yönden o dönemlerde güzel etkilemiş güzel kitapların sahibidir. nur içinde yatsındır.
(bu arada bu fotoğrafla aklımda yer edinmesinin sebebi kitaplarının oldukça eski basımlarını okumuş olmam, ve eski basım kitaplarının arka kapağında hep bu fotoğrafının olması.)

içerik kuralları - iletişim