Tıbbiyeli Radyo Yayında!

neslican tay

yoğunbakım ünitesine kaldırılan, osteosarkoma hastalığı ile 4. kez mücadele eden savaşçı kadın.
hayatımda gördüğüm en güçlü insanlardan biri. kanser öyle bir hastalık ki tedavi olma kararı almak bile büyük bir adım. neslican müthiş bir savaşçı, bir şekilde ayakta kalmayı başarıyor devam etmesini biliyor. şimdi maalesef yoğunbakımdaymış. kan ihtiyacı vardı, karşılanmış neyse ki.
sağda solda iddia edildiği gibi güzelliği sayesinde ilgi gördüyse bir o kadar da güzelligi yüzünden haksız eleştirilere maruz kalmış savaşçı ve pek çok kişiye ilham kaynağı olan bir insan. biz insanlar takdir etmek yerine her zaman eleştirecek bir şeyler arıyoruz. sebebi kıskançlık diye düşünüyorum. "o yaptı ben niye yapamadım, ben niye bu kadar takdir ve onay almadım" gibi şeyler. alın neslican'ın kaderi sizin olsun öyleyse, eminim o da sahip olduklarını seve seve değişirdi sizlerle.

https://www.instagram.com/tv/B16mTGRnAW6/?igshid=13uzisggl0at şu videoyu aklımdan silip atamıyorum. yürüyedur neslican!
bazı olaylara farklı açılardan bakmama sebep olan, fikirlerimi değiştiren ve kendini çok güzel ifade eden insan. umarım o ve tüm kanser hastaları sağlığına kavuşur ve hayallerini dolu dolu yaşar. bana kendisiyle aynı tanıyı alan bir arkadaşımı hatırlatıyor. hayat gerçekten çok garip.
ne yazık ki vefat etmiştir.
altın kız, demir kadın. hayat enerjisiyle onlarca yüzlerce kanser hastasına umut olmayı başarmış, hayatını paylaştığı sosyal medya hesabında durumunun ağırlığını son anına kadar anlatmayan kanser savaşçımız. en son videosunda akciğeri yüzünden çok zorlandığını söylemişti. o zaman anlamıştım, güzel şeylere olmayacaktı. yakınlarına gözleri dolu dolu ben yaşamak istiyorum mucize olsun demesini aklımdan atamıyorum. bundan sonra hayatına dokunduğu insanlar olarak biraz da onun için yaşayacağız. gittiği yerde iyi haber aldığında yaptığı dansı yaparak bize hissettirdiklerini görüp gülümsüyordur belki
sadece kanserle değil, bi dünya insanla ruhuyla savaşan kadın.

başkalarının zor durumlarından, kayıplarından, acılarından hatta hatalarından kendimize ders çıkarmayı ben kendi konfor alanımızın derdine düşmek gibi algılıyorum. bu yüzden bana bu samimiyetsizlik gibi geliyor. neslican'ın yaşadıklarına bakıp kendi sağlığına şükretmek gibi, sanki ilerde dengini veya daha kötüsünü yaşamayacağımızın garantisi varmış gibi... halimize şükrederek bu kötü ihtimalleri beynimizde elemiş ve rahatlamış hissediyoruz. hasta ve acılar içinde bir insan vardı ve biz rahatlamayı tercih ettik. şimdi ölmüş bir insan var ve biz yine rahatlamış hissetmeye çalışıyoruz. "o kanserken hayatı çok sevdi, bizde yaşadığımız hayatın kıymetini bilmeliyiz" diyoruz kendimize. neslican biz hayatımızın kıymetini bilelim diye mi kanser oldu? hayır. yarın uyandığınızda hayatınızı ve kendinizi çok mu seveceksiniz? hayır. değiştirme şansınız olan durumlar için mücadele etmek, değiştiremediğiniz şeyler için umut etmek, 1 kişinin ölümüyle beyninize otomatikman yüklenecek mi? hayır. bazı kazanımlar elde edebilmek için için birinin ölmüş olmasını bekleyecek kadar gaddar ve çıkarcı olmamalıyız. 1 insanın yaşamını, anlatmak istediklerini, ruhsal iyilik halimizin devamlılığına kurban vermek istiyoruz. yarın sağlıklı bir vücutta uyandığımızda, hastalanmadığımız sürece bizim için hiçbir şey değişmeyecek. çünkü biz neslican'ı yine histerimize kurban ettik. o bize bir şeyleri anlatmak istedi, anlamadık. o, anlaşılmak istedi, biz kendimize pay çıkarmak istedik.

herkes yaşamak ister. ama bence yaşamayı sevdiğinden emin olmak özfarkındalık gerektiren bir şeydir. neslican yaşamı sevdiğinden emindi. bütün bu süreç içinde 22 yıllık bir yaşamın normalde kazandırabileceğinden çok daha fazla olgunluk, naiflik ve özfarkındalık katabilmişti kendine. ve çoğumuzu ondan ayıran 1 bacak ve tekrarlayıp duran kanser değil buydu.

neslican acınmak istemedi. anlaşılmak istedi. biz sorunlarımızı yok sayarak yaşamaya çalışırken o kanserden bir insanmışçasına bahsederek, kanseri somutlaştırarak ve kansere rağmen yaşadı. çektiği acıların dışında, bence hepimizden güzel yaşadı. çetin bir savaşta kendini buldu, ortaya çıkardı ve sahiplendi.

neslican'dan öğrenmemiz gereken sigara içmememiz gerektiği, bacağımız ağrıdığında kanser olabileceğimiz falan değil. hayatı çok çok sevmemiz, elimizdeki her şeyin, vaktimizin kıymetini bilmemiz falan da değil.
neslican'ı kendimizi aramak konusunda örnek almalıyız.
savaşa girmekten korkmamalıyız.
acınma istemeyen insanları plastik şefkatimizle ezmemeyi aklımıza sokmalıyız.
normal'i kendi standartlarımıza göre belirlemekten vazgeçmeliyiz.
insanları, hayvanları morfolojik olarak kategorize etmeyi bırakmalıyız.
en çok da dilimize sahip çıkmalıyız. destek olamadığımız yerde susmayı bilmeliyiz. içinde olmadığımız, uzaktan izlediğimiz bir savaşta bedenin yaşamamasını "mücadeleyi kaybetmek" olarak tanımladığımızda kendi savaşımızda kazanan olmaktan çok uzak bir noktaya düştüğümüzü görmeliyiz.
ve neslican'ı sembolize ederek birilerince zaman zaman övülen, zaman zaman yerilen bir meta haline getirmemeliyiz. neslican'ı anlamış olmamız ona yeterdi. eminim ki ne sembol olmak isterdi ne idol. 22 yaşında bir kadın ne isterse onu istedi.

ve bütün bu üzülmüşlüğümüz, yas storyleri, #'li tivitler bu andan sonraki düşünme yöntemimiz ve davranışlarımızla anlam bulacak, elimize uzanan eli tutma biçimimizle.
gidişi hepimizi derinden sarsan, bu zamana kadar kanserle mücadelesini gösteren ve ne kadar güçlü olduğunu kanıtlayan kadın. son videosunda, belki bana öyle gelmiştir, aslında bu süreçten yorulmaya başladığını ama yine de her şeye rağmen umutlu olduğunu fark ediyorsunuz. bazı insanlar vardır, nefes alan ölüler; bir de neslican gibileri vardır.

içerik kuralları - iletişim