Antik yunan sehir devletlerinin ve makedonlarin kullandigi Phalanx savas duzeni, mizraklar parmaklari andirdigi icin latince parmak kemikleri anlamina gelen phalanx seklinde isimlendirilmektedir.



Anatomiye ve latinceye yuzumu eksiterek baktigim donemde kucuk bir tebessume sebep olmustur.
[http://onedio.com/haber/ogrenildiginde-ufku-iki-katina-cikaran-seyler-284201 ~ burada] bir link vardır efendim.öğrenildiğinde ufkumuzu 2 katına çıkartacak şeylerdir.

lakin `coca cola`nın formülü insanın ufkunu 2 katına çıkartır öğrenilince.
Fmfte goruldugu bahsedilen ayak bilegi cevresindeki erizipel benzeri dokuntunun ataklar haricinde goruldugu bilgisidir (bkz:Ufkum dar)
-schwartzkopf almanca "siyah kafa" demekmiş

-çocukken "cüney tarkın" olmadığını, büyüyünce onun istanbul tıp mezunu olduğunu öğrenmek

-google'da aradığımız şeyi tırnak içine alınca sadece o söz öbeğini aradığını görmek ve aradığına daha kolay ulaşmak.
tolkien'in minas tirith kuşatmasını yazarken esin kaynağının osmanlı'nın yaptığı viyana kuşatması olduğunu biliyor muydunuz? bilmiyordunuz çünkü öyle bir şey yok. en azından öyle bir şey olmadığını öğrendiniz. bu da olumlu bir gelişme.
Diabetes mellitusun ballı idrar anlamına geldiğini ve bu ismi o zamanın insanlarının şeker hastalarının idrarının tadına bakarak koymuş olduklarını öğrenince baya bi ufkum açılmıştı.
noktalama işaretlerinin tarihi



m.ö. 3. yüzyılda yunan uygarlığının etkisi altındayken mısır’ın iskenderiye kentinde ünlü bir kütüphane vardı. bu kütüphanenin başında aristofanes vardı. buradaki yüzbinlerce parşömen tomarını okumak çok zaman alan bir işti. yunanlılar daima kelimeleri bitişik olarak ve hiçbir noktalama işareti ve büyük ve küçük harf kullanmadan yazmıştı. hangi kelimenin ve cümlenin nerede başlayıp bittiğini anlamak okurun işiydi.



iyi hatip olmak için

bu sorun olarak görülmüyordu. seçilmiş yetkililerin kendi görüşlerini kabul ettirmek için sözlü tartışmalara başvurduğu yunan ve roma demokrasilerinde hitabete yazılı dilden daha fazla önem veriliyordu. kitle önünde iyi konuşmak içinse yazılı belgeleri önceden okuyup ezberlemek gerekiyordu. fakat bir metni bir defada okuyup anlayana rastlanmamıştı. bir metni ilk kez eline alan birinin onu şaşırmadan ve anlamlı bir şekilde yüksek sesle okuması mümkün değildi.



aristofanes ise okurlara, sonu gelmez bir şekilde birbiri ardına sıralanmış harfleri orta nokta (·), alt nokta (.) ve üst nokta (·) işaretleriyle ayırmalarını öneriyordu. bunların her biri farklı uzunlukta duraksamalara işaret ediyordu.



fakat bu yenilik herkesi ikna etmemişti. antik dünyada imparatorluk kurma konusunda romalılar yunanlıları geçtiğinde aristofanes’in noktalarını bıraktılar. roma’nın en ünlü hatiplerinden cicero, cümle sonunun konuşmacının nefes almak için duraklaması ya da işaret yoluyla değil, konuşma ritminin getirdiği sınırlama ile belli olduğına inanıyordu.



romalılar bir süredir kelimeleri birbirinden ayırmak için orta noktaları kullanıyor olsalar da 2. yüzyıldan itibaren bu uygulamaya son verilmişti. kitlelere konuşmak büyük önem taşıyor ve bütün metinler yüksek sesle okunuyordu. yunanlılar ve romalılar noktalama işaretlerinden mahrum halde bu okumaları mırıldanarak yapıyordu.



hristiyanlığın rolü

aristofanes’in girişiminin bildiğimiz noktalama işaretlerine dönüşmesini sağlayan ise yeni bir gelişme olmuştu. roma imparatorluğu 4. ve 5. yüzyıllarda çöküşe girdiğinde roma’nın paganları yeni bir din olarak hristiyanlığa karşı zorlu bir mücadele veriyordu. paganlıkta gelenekler ve kültür ağızdan ağıza aktarılırken, ilahileri ve tanrının sözlerini daha iyi yayabilmek için hristiyanlık yazıyı tercih ediyordu. kitap hristiyan kimliğin ayrılmaz bir parçası haline geldi. bu kitaplar ise çoğunlukla altın yaldızlarla ve süslü harflerle donatılmış, paragraf işaretleriyle bölümlere ayrılmıştı.



hristiyanlık avrupa’da yayıldıkça yazı ve noktalama işaretlerini daha da benimsedi. 6. yüzyılda hristiyan yazarlar, asıl anlamlarını korumak için eserlerini okuyucuya sunmadan önce, kendileri noktalama işaretlerini kullanmaya başladı. 7. yüzyılda sevilleli ısidore adlı başpiskopos ve aziz, durma sürelerine işaret etmek üzere aristofanes’in noktalarını yeniden düzenledi. ısidore ayrıca noktalama işaretleri ile anlam arasında da doğrudan bağ kurmuştu.



matbaanın rolü

daha sonra irlandalı ve iskoç rahipler aşina olmadıkları latince kelimeleri ayırt edebilmek için kelimeler arasında boşluk kullanmaya başladı. 8. yüzyılda ise yeni bir ülke olarak almanya ortaya çıkmış, ünlü kral şarlman, rahip alcuin’e standart bir alfabe yaratma görevi vermişti. böylece bildiğimiz küçük harfler ortaya çıkmış, yazının geliştiği bu dönemde noktalama işaretleri de onun ayrılmaz bir parçası haline gelmişti. bugün kullandığımız nokta, virgül, noktalı virgül, soru işareti gibi birçok noktalama işaretinin kökeni işte bu döneme dayanıyor. ünlem işareti ise daha sonra 15. yüzyılda, taksim ve tire işaretleriyle birlikte rönesans döneminde kullanıma girdi.



matbaanın mucidi johannes gutenberg 1455’te 42 satırlı incil’i bastığında noktalama işaretleri de artık sabit hale gelmişti. 15. yüzyıl sonunda bugün kullandığımız işaretler bir daha değişmemek üzere son şeklini aldı. böylece matbaanın zorunlu kıldığı bir standartlaşma yaşanmıştı.



ancak bugün bilgisayarlar matbaadan daha yaygın hale gelince noktalama işaretleri de yeniden canlılık kazanmaya başladı. ekranlarda noktalama işaretlerinin yanı sıra his simgeleri de kullanılıyor artık. yani bu işaretler ölüm uykusuna yatmamış, sadece yeni teknolojinin gelmesini bekliyormuş. önümüzdeki dönemde ne tür noktalama işaretlerinin kullanılacağına bugünün okurları ve yazarları karar verecek.



kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler/2015/09/150914_vert_cul_noktalama_isaretleri



soru işaretinin tarihi

soru işaretinin kökeni hakkındaki görüşler çeşitlidir. noktalı virgülden (üst kısmı büyütülerek) türediğini söyleyenlerin yanında orijininin “sol anahtarı” türü müzik işaretleri olduğunu, sorduğu sorunun cevabını bekleyen bir kulağa veya kedi kuyruğuna benzetilerek ortaya çıkarıldığım ileri sürenler de var.



kedi severlerin üzerinde durdukları teoriye göre, bir şeyi merak eden kedinin kuyruğunu kıvırdığını, kızdığında veya heyecanlandığında dik tuttuğunu keşfeden eski mısırlılar, kutsal kabul ettikleri kedinin kuyruğunun aldığı bu şekilleri soru ve ünlem ifadeleri olarak kabul etmişler. hikâye güzel ama bilimsel kanıtlara dayanmadığından doğru kabul etmek mümkün değil. soru işaretinin kökeni ile ilgili olarak en akla yakın gelen görüş latince ile ilgili olanıdır.



başlangıçta yazılar belge olarak saklanmak için değil, daha ziyade yüksek sesle okunmak için yazılıyor, yazanlar sadece kendilerine söylenenleri ardı ardına yazıya döküyordu. bu nedenle ilk noktalama işaretlerini yazıyı yazanlar değil okuyanlar kullandılar. okuyacaklar yüksek sesle başkalarının önünde okumadan önce, duracakları, nefes alacakları, vurgu yapacakları yerleri belirliyor, kelimeleri ayırıyor, paragraflar oluşturuyor, bunlar için bazı notlar, şekiller ve işaretler kullanıyordu. bu uygulama, günümüz noktalama işaretlerinin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir.



ortaçağda latince tüm avrupa için ortak dildi. latincede bir cümle anlam olarak soruyu içeriyor ise cümlenin sonuna soru anlamında “quaestio” yazılıyordu. her soru cümlesinin sonuna bu kelimenin yazılması zaman aldığından bir süre sonra bu kelimenin kısaltması “qo” kullanılmaya başlandı. bu kısaltma da soru cümlesinin son kelimesinin bir uzantısı gibi algılanıp yanlış anlamalara yol açınca, bu sefer “q” üstte, “o” altta olacak şekilde yazılmaya başlanıldı. çeşitli aşamalardan sonra da günümüz soru işaretine (?) dönüştü.



benzer şekilde cümlelerin sonunda sevinç, acı, korku, şaşma gibi bir duyguya vurgu yapmak için kullanılan ünlem (!) işaretinin latince bir eğlence ünlemi olan “io”dan (i üstte o altta yazılarak) “ve” anlamında kullanılan (&) işaretinin de yine latincedeki “ve” anlamındaki “et” kelimesinden türediği kabul ediliyor.



soru işaretinin gelişim tarihinde bir aralar, cevabı beklenilmeyen suallerde farkı belirtmek için baş aşağı soru işareti konulmaya başlanıldı ama tutmadı. îspanyollar soru cümlesine baş aşağı soru işareti ile başlayıp düzü ile bitirmeyi denediler ama onlar da kısa sürede vazgeçtiler. yunanca ve kilise slavcası gibi dillerde soru işareti yerine noktalı virgül kullanılırken, her ikisi de sağdan sola yazılan arapçada soru işaretinin ayna yansıması ters şekli, ibranicede ise düz şekli kullanılır. japoncada soru işareti gerekli değildir çünkü cümle sonunda kelime “ka” ile bitiyorsa zaten soru demektir.



söylenilen sözün şüpheli görüldüğü veya anlaşılamadığını belirtmek için cümle arasına da soru işareti konulabilir. ne demek istenildiği sorulan, beğenilmeyen veya şaşılan yerlerde aşırılığı vurgulamak için bir kaç soru işareti (???) kullanılabilir, ancak dilbilgisi uzmanları böyle yerlerde soru işaretinin ünlemle beraber (!?) kullanılmasının daha doğru olacağını söylüyor. cümle sonu ile soru işareti arasında boşluk bırakmak fransız âdetidir, genelde noktalama işaretleri ile cümle sonu arasında boşluk bırakılmaz.



kaynak: http://www.gereksizbilgi.com/bilisim-sucu-nedir-bilisim-sucu-tck-da-hangi-kanun-maddeleri-ile-duzenlenir/