ölüm

tam olarak anlayamadığım, kabullenemediğim olay. son mudur, başlangıç mıdır yoksa yolculuğun sadece küçük bir durağı mıdır? çözemedim, bu yüzden de kendi ölümümle veya sevdikleriminkiyle barışık değilim hala.
"..mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir."
mevt=ölüm, mebde=başlangıç
kibirli insanoğlunun karşı duramadığı tek gerçek.

insanların kendini neden bir bitkiden, bir hayvandan daha üstün gördüğünü anlamıyorum.

canlılar en ufak yapıtaşlarından gelişir, büyür, belli bir yaşam süresi vardır ve sonunda ölür.
2000 yıl evvel de bizim gibi sayısız insan yaşadı. geriye onlardan hiçbir şey kalmadı. tıpkı geçen kış ölen çiçekleriniz gibi. bir zamanlar güneşi görünce açtılar, suyla toprakla büyüyüp serpildiler, sonra kuruyup gittiler. hepsi bu. koca bir hiç. dünya dönmeye devam ediyor.

her şeyin bizim için var olduğunu zannetmek kadar saçma bir kibir yok bence. ölüm de bu kibiri törpüleyen güzel bir araç.
100 yilda bir dunyadaki var olan tum insanlarin olup yerlerini yenilerine biraktigi gercegi
ondan korkmayı bırakıp bir gün başınıza geleceğini anlamanız gereken şey.
insanı korkutan, içini bir ürperti saran, doğum kadar normal karşılanmayan, soğuk bir kelime.

ölmeyin arkadaşlar. bu ruh bir ölüm görmeyi daha kaldıramaz.
kaçınılmaz gerçek. sonrası dini rivayetler ve bu rivayetler üzerine işleyen yorumlar falan...
ölüm ani arkadaşlar. kalp krizinden ölen amcamdan sonra suratıma çarpan, ezbere bildiğim fakat karşısına geçip tanışmadığım gerçek. üstelik yaşa da bakmıyor. "kimin yarına garantisi var?" cümlesi bu anlamda ders verici nitelik taşır.
ölümle canlılık arasındaki çizginin kesin midir? ölüm henüz keşfedilememiş, varoluşçuların kafasını oynatmasına sebep olan "şey". nedense içselleştirip felsefi olarak tam olarak kavrayamadığım ama hakkında kişilerle konuşmayı sevdiğim, nietzsche sartre heidegger okurken rahatladığım konu.
''hazır değilim dediğin için giremedik karanlığın içine; ölümden korktun.. oysa ölümle bir araya gelmeden, acılar çekip parça parça olmadan, gönlün tazelenmez, yeniden doğamazsın. ölüler her şeyi bilir; öğrenmenin yolu da ölmektir..''

(bkz:göçmüş kediler bahçesi)
(bkz:bilge karasu)
büyük bir istekle aradığım ama hani böyle ölüme çok yaklaştığınız anlar olur ya işte o anlarda da acaba vakit geldi mi korkusunu duyduğum tuhaf bir kavram. galiba yaşama iç güdüsünden dolayı yoksa normal vakitlerde azraili görebilir miyim diye yokladığım doğrudur.
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim