ölüm

pasif olarak da olsa doğduğumuz için hakettigimiz, bilinmez bir zamanda deneyimleyeceğimizdir.

bir doğum haberi çok güzel karşılanır, hiç kimse "lütfen kapat şu konuyu","böyle şeylerden bahsetmeyelim" demez. ne var ki ölüm konuşulmuyor. orada, gün gibi ortada olduğu halde konuşulmuyor. ıraksaya ıraksaya bir tabu halini alıyor. ölümü bu kadar korkunç ve vedalaşmayı bu kadar sancılı hale getirenler bizleriz.

benim fikrim ölüm konusu sık sık açılmalı, konuşulmalı. insan anlamalı karşısındakinin ölebileceğini, bir var iken bir yok olabileceğini. öldükten sonrasını bilen yok, orası büyük bir sürpriz olacak bize ama hali hazırda bize sunulan ve şuan içinde yaşadığımız hayatlarımız, ölümü kavradıkça daha değerleniyor, onu yoksaydıkça degil.
ölüm biyolojik anlamda bir sondur belki fakat insan bunu görüp de çok üzülmemeli. çünkü yokluk bize yabancı değil, doğmadan önce de yoktuk. dolayısıyla tabiattan alınan enerji ona geri verilecek. zaman bu konuda belirleyici faktör. eninde sonunda güneş ve diğer yıldızlar dahil her şeyin bir sonunun olduğu gerçeğine dayanarak, kişi olarak son bulmamızın çok büyük bir olay olmadığını düşünebiliriz.
fakat nasıl olsa öleceğiz diyerek karamsar olarak yaşamak yanlış, çünkü yaşam bir lütuf. onu en iyi şekilde değerlendirmek lazım gelir.
bunları yazarken kendim de pek çok kitap karıştırmış biri olarak aklıma geldi, atatürk’ün bu konuda şöyle bir fikir beyanı vardır, hakikaten ben de bu şekilde düşünüyorum. diyor ki;
—“vaktiyle kitaplar karıştırdım, hayat hakkında filozofların ne dediklerini anlamak istedim. bir kısmı; her şeyi kara görüyordu; “madem ki hiçiz ve sıfıra varacağız, dünyadaki geçici ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunamaz.” diyorlardı. başka kitaplar da okudum, diyorlardı ki: “madem ki sonu nasıl olsa sıfırdır, bari yaşadığımız müddetçe şen ve şatır olalım.”
ben, kendi karakterim bakımından ikinci hayat görüşünü tercih ediyorum. fakat şu kayıtlar içinde: bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedbahtırlar. besbelli ki, o adam, ferd sıfatıyla mahvolacaktır. herhangi bir şahsın yaşadıkça memnun ve mesut olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.”—
burada son cümle oldukça çarpıcı. yani kendimizden sonra gelen sevdiklerimize daha iyi bir yaşam sunmak bizlere düşendir bu en hoş olan yaşam biçimi.
polikliniğe gelen hastalar sayesinde çokça düşünüyorum bugünlerde. sanki ben ölmeyecek miyim. sanki yaşlanınca ölecekmişim gibi ölümü uzak görüyorum kendime konduramıyorum. çok zaman var gibi geliyor oysa hayat çok hızlı akıyor ve süprizlerle dolu. bazen dünyanın hüzünlü bir yer olması ölümü sevimli kılıyor gözümde. bazen yaşayamamış gibi hissettiğim için ölmek istemiyorum.
her şeyi sıfırlayandır, herkesi eşitleyendir.
sık sık düşündüğüm ;kimi zaman kalkıştığım eylem.kaçmak, kurtulmak, düşünmemek için peki ya sonra? ölümden sonrası?
dünyadaki en gerçek acıdır kendisi helede çok sevdiğin birini kaybetmek insanı yıkar öldürür ölen kurtuluyor bu dünyadan bu dünyanın pisliğinden kirinden iğrençliklerinden olan kalanlara oluyor aslında kalan tek başına kalıyor bu dünyada bu dünyanın çilesini çekiyor tek başına tek başına ayağa kalkmaya çalışıyor dik durmaya çalışıyor ama nafile çünkü giden gidiyor ve gidenle gidilmiyor malesef ölüm bu dünyadaki en gerçek duygu
duygusal açıdan egzajere edilmemesi gereken bir doğa realitesi.

fakat; şöyle bir durum var ve bunu sonsuza kadar iddiâ edeceğim ve savunacağım: ölümsüzlük mümkün
  • /
  • 3

içerik kuralları - iletişim