oralet

küçükken dedemin* berber dükkanına gittiğimde en çok da portakallısından içtiğim içecek.

giderdik abimle. bize alis harikalar diyarından kopup gelmiş gibi duran rengarenk çay paralarından birer tane verir, sonra duvardaki megafona "iki oralet!!" derdi. hayret ederdim adam nasıl biliyor acaba kimin istediğini, nereye getireceğini nereden bilecek diye. ama getirirdi. biz de üfleye üfleye içer, eve dönerdik.
eczacıbaşı tarafından bulunmuş ve çay ocaklarında onyıllardır çocukların gözdesi olmuş içecek.
toz halindedir, sıcak suyla sulandırarak hazırlanır.

(bkz:çay ocağı)
memur çocuklarının iyi bildiği meşrubat
nostalji niyetine hâlâ izbe kahvehanelerde çocukluk arkadaşlarımla içmeye devam ettiğim hoş içecek.

kokusu, aroması, ağızda bıraktığı tadı kendi tecrübemle 30 yıldır değişmemiştir.
sevdiceğinize bu içeceği değil de çay ısmarlayarak gönlünü alabilirsiniz. çocukluk masumiyetidir kendisi.

iç anadolu ve soğuk yerlerde sıcak suyla hazırlandığını gördüğümde şaşırdığım içecek. bizim oralarda hep soğuk suyla hazırlanır.
adem'in seyir defteri programının adıyaman bölümünde "lezo içmiyor musunuz?" sorusunu sorduran aromalı toz karışım.
anasınıfına dahi gitmediğim zamanlarda bir gün, ailemin görev yaptığı köyün kahvesine götürmüştü babam beni. sanırım ilk kez orada içmiştim. çok mutlu bir anı olarak kalmış bende. bir de kahvenin direklerinin lacivert renge boyalı olduğunu hatırlıyorum.
çocukken babamın işyerine ( daire derlerdi ) her götürüldüğümde, o zamanki bedenimle bana devasa gelen memur masası üzerinde oturup zimmetli delgeçlerin içinde biriken küçük yuvarlak kağıtlarla oynarken,önüme çay bardağında turuncu oralet gelirdi. o zaman bu zaman içmedim sahi, bir gün nostalji niyetine içeyim.

içerik kuralları - iletişim