panoptikon

panoptikon, bütünü (-pan) gözlemlemek (-opticon) manasına gelen, ingiliz filozof ve toplum kuramcı jeremy bentham'ın hapishane inşa modeliyle gündeme girmiş bir kavramdır. hapishane modelinin resmi:
bu hapishane modelinde mahkumlar tamamen gözlemlenebilmektedir ve gözleyenleri görememektedirler. hapishanenin mimarisinde mahkumların saklanabilecekleri bir alan bırakılmamakla birlikte mahkumlar o an gözlenip gözlenmediklerinden de emin olamamaktadırlar ki bu durum mahkumları baskı altında tutmaktadır. böylece mahkumlar davranmamaları gereken şekilde davranamazlar. yani bir manada mahkumlar kendi gardiyanları olmak zorunda kalırlar. yani gözlemci bir anlamda tanrısallaşmıştır. bu durum sadece mahkumlar için değil, gözlenmek istenen ve belli kurallara uymak zorunda olan topluluk ve gözlemek isteyen ve topluluğu daha iyi yönetmek isteyen yöneticinin olduğu her durumda vardır. bir patron işçilerini gözlemek ister, bir iktidar halkını, bir müdür öğrencilerini... michael foucault panoptikon hakkında "çevredeki halkada, kişi hiç görmeden her zaman görülmekteyken; merkezi kulede, kişi hiç görülmeden herşeyi görmektedir. bu önemli bir mekanizmadır çünkü gücü otomatikleştirmekte ve bireysizleştirmektedir." şeklinde bir ifade kullanır. böylelikle panoptikon toplumdaki her alana hamledilmiş olur.
bu durum gözlenen ve gözleyicilerin birbirine karışmadığı, kutupların belli olduğu durumlarda geçerlidir. televizyon ve kamera da buna dahildir. televizyonda birisini izlerken bu durumda olabilirsiniz. lakin jean baudrillard'a göre panoptik çağ loud ailesi deneyiyle son bulmuştur. (loud ailesi için tıklayın: loud ailesi) bu deneyde 1971 yılında sosyoekonomik düzeyi orta üstü olan tipik bir amerikan ailesi seçilip yedi ay boyunca belli anları kamera kaydına alınıp, işlenmeden 20 milyon amerikan izleyicisine sunulan 300 saatlik bir belgesel film ortaya çıkmıştır. baudrillard'a göre bu çağın bitişi izleyici ve izlenen arasındaki sınırın kalkması, kutupların birbirine karışmasından sonradır. tabi ki daha sonraları internet ve günümüz sosyal medyası devreye giriyor. burada da bir post panoptikon dönemi görmekteyiz. bu durumdan byung-chul han şeffaflık toplumu isimli kitabında bahsediyor. han'a göre şu an panoptikonun sonunu değil, tümüyle yeni "perspektifsiz" bir panoptikonun başlangıcını yaşıyoruz. perspektifsiz çünkü artık tek bir gözlemci/iktidar/gardiyan ve gözlemlenen tek tip topluluk/mahkum yok. yani yerkürenin tümü bir panoptikon haline geliyor. böylelikle her yer şeffaf hale geliyor, içeriyi ve dışarıyı birbirinden ayıracak duvarlar ortadan kalkıyor. herkes her yerde her şekilde gözlemlenebilir durumda. tabi baudrillard'ın bahsettiği kutupların birbirine geçmesi durumu halen sözkonusu yani gözlemlenen ve gözlemleyici ayrımı da yok. han'ın belirttiği şekilde panoptikonda ise gözlemlenen kişinin kendi iradesiyle gözlemlenmesi durumu var. kişiler kendilerini soyarak ve teşhir ederek dijital panoptikonun oluşumuna bilerek katkı sağlıyorlar. tabi burada gözlenmeye razı olan insanın iradesinin ne derecede olduğuysa ayrı bir mesele. bu gönüllülük ne derecede, ne kadar gerçek, ne kadar murad edilen ve ne kadar zorunda kalınan bir durum soruları ise cevaplanmayı bekliyor ya da ilerleyen süreçte bu durumun getirileri sonucunda ortaya dökülecek.
çin'de panoptikon devri yaşanıyor, postpanoptik değil bildiğin panoptik. ülkenin her yerinde değil bazı bölgelerde ama yine de var olan bir durum. sistemi kemale erdirdiklerinde tüm ülkede olacak ama.



uygur türklerine 1984 tipi panoptikon:
https://www.economist.com/leaders/2018/05/31/does-chinas-digital-police-state-have-echoes-in-the-west
isveç'te işçilerin bileklerine yerleştirilen çipler kimlik kartı vazifesi görüyor. ancak kişisel bilgilerini patronların görmesini sağlayabilir bir teknoloji. 150 işçi uygulamayı gönüllü kabul etmiş. bu da gönüllüce girilen bir panoptikon.

http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/isvecli-firma-calisanlarina-cip-takiyor-sebebi-bakin-ne-40416449

yine aynı ülkede işçilerden sonra bu sefer tüm vatandaşların kimlik kartlarıyla yapılan tüm işlerin yani sıra, apartman kapısı açma, bilet alma vs. gibi özel bilgiler ile anahtar görevi bir çip deri altına enjekte edildi. kişilerin tüm bilgilerinin bu çiplerde toplanması dolayısıyla güvenlik sorunları ve izlenme; özel hayat ihlali tehlikeleri içermekte. bu da bir gönüllü panoptikon örneği, hem de sosyal medya gibi değil de ilkel olanına yakın bir panoptikon örneği.

https://www.trthaber.com/m/?news=isvecte-deri-altina-enjekte-edilen-cip-kimlik-donemi-basladi&news_id=365950&category_id=10

dünya kaçınılmaz olarak değişime maruz kalacağı bir noktaya doğru ilerliyor. insanlara büyük kolaylıklar sağlayacak bir sürü teknoloji gelişiyor ve gelişme aşamasında. ancak bu kolaylıklar herkes için olmayacak çünkü dünya nüfusu bunun için çok fazla ve bundan da evvel bu lükse gelmeden hayatta kalmaya yetecek temel ihtiyaçlarını karşılayamayan çok fazla sayıda insan var. bu yeni teknolojiler insanların yapabileceği işleri yapabilme kabiliyetinde olan ai'ler yani yapay zekalı robotlar. kendilerinde oluşturulan algoritmalar, öğrenme mekanizmaları ve düzenlemelerle insan beyniyle gerçekleştirilebilen işlerin bir kısmı çok daha az hata oranıyla robotlar tarafından gerçekleştirilebilir. çünkü o bir birey zekasına değil bir toplumun tecrübelerine sahip, hangi insan birden kendisine böyle tecrübeler yüklenmesi gibi bir şans elde edebiliyor ki? biz tecrübelerimizle öğreniyoruz ve hata yapma olasılığımız da yüksek çünkü hata da bir öğrenme şeklimiz. ancak bu bizim bütün emeğimiz ve bilgilerimizi hediye ederek oluşturduğunuz hatasız yapay zekalar doğrudan üretildikleri amaç uğruna çalışıyorlar, bizim gibi varoluşsal krizler çekecek düzeyde olanları henüz yok. ha bu arada o düzeyde bir robot geliştirirsek bir gün, o gerçekten de insanın evriminin devamı niteliğinde olacaktır. bizim tecrübe ve bilgilerimiz onu o hale getirdi ve çok yönlü üstün bir insan, insan denemese de insan 2.0 haline geldi. gelgelelim değindiğimiz gibi bunun tüm insanları kapsamasının imkanı olmamakla birlikte paraya sahip olan kişilerin de bunu isteyeceğini zannetmiyorum. onlar kitleleri kontrol etmek istiyor, her ne kadar istediklerini tamamen başaramasalar da ekonomi yoluyla birçok iş görebiliyorlar.

geliştirilen işlevsel yapay zekalı elemanlar insanların elinden birçok mesleği alacak bu bir gerçek. teknoloji hep bir devinim içinde geldiği için işlevsel araçlar hep birbirlerinin yerini alır. sanayi devriminden sonra fabrikalaşma bile birçok şeyi mekanikleştirmişti zaten. arabaları bulunca atları terkettik bile. işin doğası böyle, buna iyi veya kötü diyemeyiz. daha geliştiğinde insanların işleri, örneğin sağlık sektöründeki birtakım alanlarda iş gören doktor robotlar, doktorları işsiz bırakabilir. hepsinin olacağını zannetmiyorum, deneseler de beceremezler bunu çünkü çözemediğimiz bir sürü şey var. hadi bir şekilde robotlarla hızlıca çözdüler onları ve gelişti diyelim, psikiyatri ve psikoloji alanı halen mefhum olarak kalacaktır çünkü o insansız gelişemez. insan denen şey kalmazsa ortada belki ama o da imkansız çünkü robotlara kendimizi aktarıyoruz bahsettiğim gibi. psişeyi tam anlamıyla çözmekten hayli uzakta olduğumuz için bizim kişiliğimizi araçlar arasında aktarma olanağımız da henüz çok uzak bir yerde görünüyor, ama iş oraya da varacak, en azından ben istiyorum böyle bir şeyi. bu bize ölümsüzlük getirebilecek bir şey, mekandan bağımsız zamanda yolculuk olanağı verebilecek bir şey. ama bu en uç noktası, bu zaten tanrı olmak gibi bir şey, o salakların da bunu başarabileceğini zannetmiyorum zaten. insan olarak debeleneceklerdir yine, hazlarından arınmayı göze alamazlar.


meseleyi dağıttık ama işleri ellerinden alınan insanlar elitler için gereksiz ıskartalar hükmünde olacak çünkü onların işlerine bakamaz haldeler. eski araçlarımızı yenileriyle terkettiğimiz gibi onlar da insan işçileri yenileriyle değiştirecekler. durum böyle maalesef. teknoloji ve bilim en çok para sahiplerinin istekleri yönünde gelişir. gelişmesi için kaynağa ihtiyaç vardır ve bu adamlar istemedikleri gelişmelere kaynak sağlamazlar.

devletlerin nerede duracağı ise mefhum. pek de bir şey yapabileceklerini zannetmiyorum ama bir yere kadar önleyici ve koruyucu davranabilirler. ama kırılma noktası geldiğinde işler çığırından çıkacak. nüfus azaltma isteği nasıl gerçeğe dönüştürülür bilinmez. birbirimize mi kırdırılırız, toplu kıyıma mı uğrarız, pasif ölüme mi terkediliriz bilemiyorum.

içerik kuralları - iletişim