Eskisini özleten, yenisine şükrettiren , orucun anahtarı, yemek vakti.
Ne zaman duysam çocukluğumun soğuk kış gecelerini bana anımsatan ve hüzünlendiren ramazan vakti.
Bir gün sabah namazını bekliyorum, caminin minaresine yakın, havada sıra sıra kandiller belirdi. Muhtemelen uykusuz, hayalperest ve daha çocuktum. Mucizevi bir şeyler gerçekleşmiş, dünyanın diğer varlıkları ama en önemlisi Allah benimle özel iletişim kurmuştu.

Gerçi ben çocuk aklımla çok ciddi düşüncelere dalardım, Allah minare olmalıydı ve perşembe akşamları mutlu ve mübarek olduğu için yeşile boyanıyordu.

Bir gün akşam vakti de cehennemin nasıl bir yer olduğunu hayal etmiş, kafamda çizmiş, her şeyi yerli yerine oturtmuştum. Sonra cehenneme girilen yoldan geriye doğru bir kaçış planı oluşturmuştum.

Camiye Kuran kursuna gönderildiğim ilk sene, onca büyüklerin içinde Kuran'a geçen ilk insan bendim. Genel okuma yazmam da yoktu herhalde o zamanlar.Mübarek ve zeki bir insan olmalıydım. 6 yaşından yaklaşık 12 yaşına kadar Kuran kursuna gittim sonra. Allah minare olmaktan çıktı, cehennemi kitaplardan okudum, kurguladıklarıma benzer yanları da vardı ama işkenceler çok daha çeşitliydi.

Beşinci sınıfa girdiğimde kapanmayı aklıma koymuştum. Annem noluyorsun dedi, kapanmadım o sene.

Dinine düşkün ve bu yıllarda tek evlatlarını kız okumaz diye liseden alan bir yakınımıza gitmiştik. Kitaplıklarını incelerken Şeytanın Kötülüklerinden Nasıl Korunabilirim diye bir kitap dikkatimi çekti, almak için izin istedim. Ev sahibi biraz tuhaf oldu ama izin de verdi. Meğersem kitap Şehvetin Kötülüklerinden Nasıl Korunabilirim'miş. O zamanlar şehvet diye bir kelime biliyor muydum emin değilim.

Yıllar geçtikçe bana bir şeyler oldu, babamın dediği gibi gavurlaşmış da olabilirim ama o dünyanın hissiyatını kaybettim. Hissiyat kaybetmek, o dünyanın renklerini kaybetmek. Değişik bir şey çünkü bu renkler bazı insanlar için hala var, hala bazı insanların benim bir zamanlar hissettiğim gibi hissettiğini biliyorum. Aidiyetlik de sağlardı bana. Neyse. En son Ramazan'ın mübarekliği kaldı. Sahur ve iftar, hurma, sahurda bardak bardak su devirmeler, yattıktan ve ezan okunduktan sonra dakikalar içerisinde gelen ağız kuruluğu ve 'bugün bittim ben' korkusu, iftardan sonra sığışamayıp yürüyüşe çıkmalar, teravihte sıkışık sıkışık oturan ve en ufak çocuk sesinden rahatsız olan teyzeler, duaları hızlı okuyan imam sevinci, tesbih namazında herkesin kendinden geçmesi ve bütün günahlarım döküldü sevinci, ölmüşlere hatim indirme, bayramda gekrik azdırma korkusu, mekruh olan şeyler ve tabii ki de 'hocam sakız çiğnesem orucum bozulur mu?'

İşte eski ramazanlar, eski bayramlar falan bu olmalı. Dünyanın renklerini bilmek, hatırlamak ama hissedememek. Bazen hissetmek istemek.

Neyse, sahur güzeldir. İnsan inanamayabilir ama bazı şeyler güzeldir. Mübarek olsun hepimize.

Sakız çiğnemeyelim, ne anlayacaksınız allahınızı?