görsel
'ben amerika'ya inaniyorum' diyen amerigo bonasera'nin uzun ve kasvetli konuşmasıyla başlıyor film. hem de ne başlangıç..tanışmak için bu kadar geç kalmış olmayı bi türlü hazmedemediğim nacizane klasik.. biriken pediatri notlarının arasından fırsat buldukça çeşitli sahneleri onlarca kez ilk seferimmiş gibi izledigim bu 'baba' serisinin birincisi, benim gözümde tüm oscarların, her ne ödül varsa hepsinin 72 yılı itibariyla yegane sahibidir. marlon brando devleşmiş devleşmiş, eve falan sığamamıştır. rolünü o kadar ustaca oynamıştır ki, streetcar named desire'da kaba saba stanley rolüyle vivien leigh'a yaptıklarını hemen unutturmuş insana. kibar bir mafya babası tadını vermiş filme. al pacino' ya diyecek tek sözüm bile yok, kanımca scarface ile beraber godfather 1 onun tüm kariyeri boyunca yaptığı en güzel filmlerin başında geliyor. yalnız merak ettiğim şey şu: apolianna ölmeseydi kay'i arar mıydı yine de amerikaya döndükten sonra?
Filmde vito carleone'nin karizmasının tavan yaptığı sahne kendisinin içinde bulunmadığı bir sahnedir.

(bkz:at kafası)



---spoiler---

ayrıca filmde portakal bulunan sahneler bir karakterin çok kısa bir sure sonra öbür dünyaya yolcu olduğunun habercisidir.

---spoiler---
Francis Ford coppala'nın filminin yönetmenliğini yaptığı Mario puzo'nun romanı.



Amerikada bulunan bir İtalyan mafya ailesini anlatır.

Al pacino, Robert De Niro, andy garcia gibi oyuncuların efsaneleştikleri film.



Biraz erkek egosunu besleyen senaryosuda olsa erkeklere adamlığı da öğreten efsane film.



---spoiler---

Mike'ın ilk filmin sonunda kardeşinin intikamını aldığı sahne favorimdir

---spoiler---
büyük beklentilerimi karşılamayan filmdir. esaretin bedelinden sonra imdb'de ikinci sırada olması ilgimi çekmişti. ancak izlerken sıktı açıkçası. biz mafyayız ama iyi mafyayız gibi saçmalıklar hisseder oldum. kurtlar vadisini tercih ederim. gerçi 1974'te çıkmış olması kıymetini arttırabilir ama yetmez.
1970'li yılların başlarında çekilmiş olmasına görüntü kalitesi ve renkler muhteşemdir.



vito corleone'nin "i'm gonna make him an offer he can't refuse" repliği muhteşemdir.

bu filmde dikkat çeken bir diğer karakter de robert duvall'ın canlandırdığı tom hagen karakteridir. tom hagen vito corleone tarafından sokaktan kurtarılıp yetiştirilmiş ve sonra hukuk okumuş bir avukattır. alman-irlandalı kökenli amerikalı olan hagen sonra yalnızca italyanların kabul edildiği consigliere (danışman) rütbesine getirilmiştir. ama o bir savaş consigliere'si değildir. nitekim sonraları michael corleone'yi duruşmalarda savunmuştur. aileye sadakatini asla bırakmamıştır. vito'nun öz oğlu fredo bile mallık yapıp hainlik yapmış ve michael'ca vurdurulmuştur. hagen'e bir gün, don corleone olan michael "bak düşmanlarımız sana böyle böyle teklifler yapmışlar niye bize söylemiyosun" minvalinde bişeyler demiş, hagen de "hadi ama, her reddettiğim teklifi söyleyecek miyim yani diyerek michael'ı göt etmiştir.

görsel


hagen'in soğukkanlılığı, becerikliliği, verilen emri yapması, sadakati filmde bu karaktere acayip ısınmamı sağlamıştı. bir gün benim de böyle bir dostum, bir consigliere'm(*) olur umarım.



kay çok gıcık bir karakter. dırdır eden eşlerin bir simgesi olmuş.



üçüncü film daha güzel olabilirmiş. ama eh işte. bu filmde michael artık daha aciz, pişman ve dikkatli üstelik de 60lı yaşlarında olmasına rağmen. don tomassino'nun vurulmasından sonra kay'in "o hiç değişmeyecek" dediği sahne etkileyici idi. finali de hüzünlü ama yine etkileyici idi. andy garcia'nın karakteri vincenzo corleone de uygun bir don corleone seçimi olmuş.