the story of film an odyssey – Tıbbiyeli Sözlük
henüz ilk bölümünden başlayarak sizi hayrete düşüren zihninizi yoran ve açan bir belgesel serisi. her dakikasında günümüz sinemasında gözümüze çok alışıldık gelen teknikleri ve basit görünen `trick`leri sorgulatıyor ve muhteşem film kesitleri sunmasının yanı sıra insanlık tarihindeki sinematografik birikimin toplumlar ve bireyler üzerinde bıraktığı etkiyi düşünmeye itiyor.

örneğin 1895'te birden fazla kişinin izleyebileceği ilk sinematografın patentli sahibi olan `lumiere kardeşler`in, sinema tarihinin ilk filmerinden olan bir eserleri var.

--- `spoiler` ---

bir treni uzaktan geliyor. treni çarpraz açıdan çekiyorlar. tren kameraya yaklaşıyor.

--- `spoiler` ---

sonuç: bu film gösterilirken tren geldiği sırada bunu izleyen seyircilerden bazıları tren çarpacak korkusuyla kalkıp salonu terk etmeye çalışıyor.

gerçeklik algımızı böylesine değiştiren bu icadın `arkaik` formlarının bile ne kadar etkileyici olduğunun belki de en çarpıcı örneği bu.

bu örneğin yanısıra filmin 1890larda icat edilmesinden sonra 10 sene boyunca kimse yakın plan çekim yapmıyor. taa ki 1900'de, bir yönetmen bir kedinin mama yeyişini yakından göstermek isteyene kadar. (bkz:kedilerin garip huyları)

ayrıca belki de sinemayı tiyatrodan ayıran en önemli teknik olan `kurgu` bir kaza sonucu bulunuyor. 1898'de `:sinemanın ortaya çıkışından neredeyse 20 yıl sonra` `george melies` adlı bir illüzyonist kapuçin bulvarında etrafı, sokakları, caddeleri çekiyor. bu sırada makinası tekliyor ve film şeridi takılıyor. sonra tekrar çekime devam ediyor. gidip bu çektiği filmi izlediğinde takılan yerde arabaların yok olduğunu fark ediyor. yani film bir yerde kesilip diğer bir sahnede başlamış oluyor. yani şimdi başlı başına sanat olan, acayip ustaları olan (bkz:mustafa preşeva) kurgu ortaya çıkmış oluyor.