sevgili günlük...

o kadar yazar olmaya hevesliyken yazdıklarımın birçoğunun reddedildiğini gördüm. kurallara uydum sanıyordum ama? inşallah biri beni bilgilendirir ya da bu sefer bir aksilik çıkmaz. hepsini düzenledim. (*)



edit: işte yeniden hepsini düzenledim.

ne olur sevgili günlük, dışlamasınlar beni.
bugün bulunduğum yerde çevreye bakınırken, yolun kenarındaki yokuşu tırmanmaya çalışan bir kaplumbağa gördüm. Fakat nasıl olduysa birdenbire aşağı yuvarlanıp ters döndü. ayakları üzerine dönebilmek için çırpınıp duruyordu ama bir türlü başaramıyordu. yardımına koştum. sanırım karşı tarafa geçmek istiyordu. onu yolun karşı tarafındaki yeşillik alana taşırken kalp atışlarını ellerimde hissetmem beni öyle etkiledi ki...

onunla konuştum, daha dikkatli olması konusunda öğütler verdim. ona iyi şanslar diledim.



tanım: tıbbiyeli yazarların gün boyunca gördüklerini, yaşadıklarını, hissettiklerini içinden geldiği gibi yazıya dökmesidir.
Sevgili günlük. Başardım ve bunun verdiği tatlı gülümseme her şeye rağmen değer.(*) asla vazgeçme sakın pes etme.(*)
Sevgili günlük, hayatımın aşkıyla ne zaman karşılaşacağım? Her şeyi yoluna koydum sayılır ama bir şeyler hala eksik. Neden mutlu olamıyorum? Bir de aşkı denemek istiyorum. Belki o yüzümü güldürür.



Ayrıca lanet olsun kapitalist düzene ve bu düzenin farkında dahi olmayan koyunlara.
Bugün odamdaki eşyaları biraz temizlemek eski notlarımı,bazı kitapları atmak istedim. Birine versem keşke. Ya da okula götürüp ortaya bıraksam üzerine not yazsam isteyen alabilir diye alan olur muydu yoksa ortalikta dolanır ve en sonunda çöpü mü boylardi. Geri dönüşüme mi götürsem. Yoksa direk çöpe mi atsam. İşte bunları düşünürken aldım elime telefonu youtubedan eşyalardan kurtulmakla ilgili videolar izledim. Ordan selanaya rastladım. Neyse lafı fazla uzattım. İnsan böyle temizliklere girip yüklerini bırakmalı omuzlarından. Bazı eşyalar boğuyor beni. Bi bunaldım. Tus kitapları tüm kitaplığımı kapladı zaten. Kullanmadığım enstrümanlar. Yaşam detoksuymuş. Bir de böyle fiyakalı cümleler söyleyip her şeyden pat diye kurtulacakmışız gibi hissettiriyorlar. 10 adımda 12 adım karikatürü gibi. Annem girdi odanda yürüyecek yer yok dedi. Son.
Sevgili günlük günlerim bok gibi geçmeye başladı. Kendimle olan kavgam son bulmuyor ama bazen hafifliyor yine de nüksetmeyi de bırakmıyor şerefsz. Bugün kendini sevdiğini söyleyen birine rastladım en son kendimi sevdiğimde 10. sınıftaydım baya da severdim aslında olaylar ne ara buraya geldi bilmiyorum. Birkaç arkadaşıma son günlerde kötü hissettiğimi söyledim birisine yorum yapma fırsatı vermeden herhalde regl olcam dedim çünkü bir önceki söylediğim neden bile demeden ben değğğ yaptı ve ben ona niye dedim. Yakın arkadaş istiyorum kendime ayrıca sürekli herkesle kahkahalara boğulmaktan bıktım çünkü o an zevk alsam da derinleşen bir arkadaşlık olmuyor. Sanırım hiçbir zaman da olmayacak galiba buna alışmalıyım. Aslında alışmıştım zaten de bugünlerde yine taktım işte. Neyse iki gündür gün ortasında saatlerce uyuyorum gece de on bir oldu mu gözümden uyku akıyor yine uyuyorum sonra sabah asla alarmla uyanamıyorum. Bugün de böyleydi yani. Yeni uyandım.
Bugün o benzetme yaparak konuştuğumuz şey, aslında yaşadığımız şeydi. Peki gerçekten bunu kabullenecek kadar aşık olduğumu mu düşünüyorsun?
Onu dinliyordum.. Onun bir yalancı olduğunu. söylediği sözlerin sahte olduğunu bildiğime rağmen..

Hala tüm bu olanlara rağmen. Ona inanmak için. O güzel sözlere inanmak için bir neden arıyordu yüreğim..



Çaresizce.



Orada onu dinlerken bu yüzden acıdım kendime..
Belki de kaderimizi belirleyen hatalarımızdı.

Onlar olmasa hayatımızı ne şekillendirirdi ki?

Belki de yoldan hiç şaşmasak hiç aşık olmaz, bebek doğurmaz ve olduğumuz gibi olamazdık..

Ne de olsa mevsimler değişir. Ve insanlar gelir ve gider..
Bugün.

Gözlerimin hemen önündeydi yüzü.

O gözler,

çok güzeldi.. Şaşırdım.

Bu denli güzel olduklarını anımsamıyordum.

Öfkelendim.. Yüzümü çevirdim.

Kahve, sarı.. Yeşilin her bir tonu. Hare hare..

Bu gözler, onun gibi bir insanı hak etmiyordu.

Utandım..

Nasıl rahat olabiliyordu insanlar?

Sanki hiç var olmamışız gibi..