Tıbbiyeli Radyo Yayında!

tıbbiyeli itiraf

  • /
  • 93
yalanlardan, net olmayan cevaplardan hiç hazzetmiyorum.
en sevdiğim özelliğim ise duygusal tarafımdan dolayı insanlara çok çabuk bağlanıp, gereksiz anlam yüklemek gibi hatalar yaparken onları birden hayatımdan ve zihnimden çıkarıyor oluşum.hayatımın sadece bir iki sene öncesinde yer alan insan bugün için öylesine önemsiz bir hatıra olabiliyor ki. ben bile şaşırıyorum.
bu saatte beni uyutmayacak kadar zihnimi meşgul eden ancak hayatın bizi getirdiği noktalardan dolayı ondan uzaklaşmak durumunda kaldığım kişi, keşke şimdi karşımda olsan da haykırsam seni sevdiğimi gözlerine bakarak… çünkü bi daha bu anki kadar cesur ve gözükara olabileceğimi sanmıyorum.
kafam galiba hâlâ karışık.
son birkaç gündür hayatımda ortaya çıkan gerçekler üzerimden tokattan çok daha ağır etkiler bıraktı. böyle olağını tahmin etmiştim. ama bu kadar ağır olacağını asla tahmin etmemiştim. zaten şu son birkaç gün hiç olmasa gayet iyi olurdu.
tatilimin bitmesine, ailemden ayrılmama çok az bir zaman kaldığı için sürekli asabi davranışlarda bulunuyorum. sonra ailemi üzdüğüm için daha çok sinirleniyorum ama yine onlara patlıyorum yine kendime daha çok sinirleniyorum yapmamaya çalışıyorum elimden bir şey gelmiyor bu kadar sinir karın ağrılarına mide kramplarına sebebiyet veriyor üzülüyorum sözlük.
görüp görebileceğim en ürkütücü rüyalardan birisini gördüm bu gece, zaten iyi gitmeyen uykumun iyice içine etmeyi başardı sağ olsun. yaşadığım ilçede geziyorum ve öğrenciyim. bizim burada bir kafe var ve o kafenin önünde bir cinayet işleniyor ama ne cinayet...

tanıdığım ve psikopat bakışlarından dolayı korktuğum bir abi ( kendisi burda çaycılık yapıyor, mizacı sert bir abimiz zaten ne zaman görsem korkardım. ) çarşının ortasındaki kafenin önünde tartıştığı bir adamı baltayla öldürüyor. kafasını ortadan ikiye bölüyor vahşice. sonra iyice adamı parçalara ayırıyor. cinayetten hemen sonra kaçıyor tabii ki. cinayet gece saatlerinde gerçekleşmiş olduğu için arabasına atlayıp antalya'ya kaçıyor. ki burası antalya'ya yaklaşık 700 km uzaklıkta ve çok ters kalıyor. sabaha karşı cinayet cok ortada olduğu için hemen fark ediliyor. biz ise fark edildiği geziyoruz g. ile. nereden estiyse polis bizi durduruyor ve cesedi bize toplattırıyor. adamın ikiye yarılmış kafasını, parçalanmıs uzuvlarını, delik deşik gövdesini topluyoruz kaldırımdan. lanet olsun ki okuduğum bölüm itibariyle kafanın içinin vücudun anatomisini biliyorum az çok. adam biz onun kafasının loblarını toplarken sanki birazcık gözlerini kırpıyor, o an adam ölmedi sanıyorum ama sonra diyorum ki ordakilere bu bir çeşit ölüm sonrasi refleks. saatler sonra gerçekleşiyor ölümden. ve işe devam ediyoruz.

adamın parçalarının bir kısmını kaldırımda açılan çukura gömüyorlar, bir kısmını ise elimizde torbayla topluyoruz. iki torba ceset parçası ortaya çıkıyor, polis bize bunu gömmemiz gerektiğini söylüyor, neden bize diyor hiçbir fikrim yok ama. g. ile birlikte cesedi onlarım damına(!) gömmeye gitmemiz gerekiyor. tam yüklenecekken bir torbayı kayıp olduğunu anlıyoruz. ordan geçen bir çöpçü torbaları kocaman çöp kutularının içine atıyor. uzun uzun arıyoruz ama bulamıyoruz torbayı. o anda katilin arkadaşı olan bir başka adam. o böyle yapmazdı, cani birisi değildi diye bir köşede oturup ağlıyor. ulan daha ne yapacak be, demek ki cani birisiymiş de öyle bir şey yapmış. artık gitmemiz gerekiyor yol alıyoruz g. ile ve ben torbayı taşırken o yavaşça bisikkletle önden gidiyor ve sonra rüya bitiyor...

ağzına sıçayım böyle rüyanın daha böyle karanlık atmosferli bi rüya görmemiştim. resmen stresten gövdem üşümüş. bunun gibi birkaç tane daha görürsem kitap yazmaya başlayacağım galiba. ama tabii ki böyle rüyalar görmemek en iyisi...

edit: umarım rüyayı gerçek filan sanıp polise şikayet etmezsiniz...
bir daha asla eskisi gibi mutlu olamayacakmış gibi hissetmekten daha kötüsü, bu hissin gittikçe insanı ele geçirmesi olması. kendimi her ne kadar bir iki sene önce yaşadıklarımı sindirmis olduğuma inandırıp, ne olduysa oldu önemli olan yaşanılanlardan ders alabilmek olduğuna inandırmaya çalışsamda; bu iş hiç sandığım gibi değilmiş. yaşadığım travmaları hatırlamamak için elimden geleni yapıyorum. işe yaramıyor. bir bir tokat gibi yüzüme çarpıyor. geçtiğine geçeceğine çok inandırmıştım kendimi. saçlarım beyazlıyor, iştahım kesiliyor, eskiye dair hiçbir yapmıyorum. lan yine geçmiyor. elimden geldikçe hayatımdaki her şeyi değiştirdim. yine geçmiyor. bir hata yaptım diye geri kalan tüm hayatım mahvoldu. kendimi toparlamış, hayatımı toparlamış sansam da her şey daha da kötüye gidiyor. iki senedir gerçekten mutlu olduğum an yoktur. hatta yaşadığım an yoktur. o bir seneyi kafamdan atmak için o bir sene hayatımda var olmuş her şeyi hayatımdan ya çıkardım ya değiştirdim. kendimle dahi hesaplamıştım. ama çok yoruldum. yakın çevrem bu değişimime sadece olgunlaşmakla olarak tanımlayabiliyor. allah kahretsin. gerçekten kendimden nefret ediyorum.
kendimi ilk defa bu kadar huzurlu hissettiğim bir günün sonunda ömrüm boyu unutamayacağım bir hata yaptım. zor bulunan bu mutluluğu bu defa kendi elimle, bile bile...
bugün bir an için ömrüm boyunca yaptığım en güzel şeyin budapeşte’yi sevmek olduğunu düşündüm .
üşengeçlik kapladı her tarafımı be sözlük. başlıklara bakıyorum kafamdan fikirler düşünceler uçuşuyor ama yazıya dökmeye çok üşeniyorum. bir de buraya bildiğin iç dünyamı dökmüşüm resmen. tanıdık biri okusun istemem. bilinçaltım bari bana özel kalsın
  • /
  • 93

içerik kuralları - iletişim