tıbbiyeli itiraf

  • /
  • 79
pubg oynamaktan nöroanatomiyi verememek üzereyim pişman değilim
bir insana güvenip onu hayata almam en az bir iki ayımı alırken,sevdiğim bir insanı hayatımdan çıkarmam bir iki dakikamı alıyor.şu sıralar en nefret ettiğim özelliğim bu...
bugüne kadar her anlamda mükemmel olarak tanımlayabileceğim tek erkek askeri lise mezunu,harp okulunu yarıda bırakmış biriydi. mükemmel olmaya dair her şeyiyle mükemmeldi. zeki, yakışıklı, dürüst, kültürlü, eğitimli, düzgün, efendi , saygılı,esprili, tatlı,kibar. boyuna posuna değinmeye gerek dahi duymuyorum. tüm iyi özelliklere sahipti. gerçekten tek bir kötü özelliği yoktu. flört,hoşlantı gibi bir durumumuz asla olmadı. hayatımda tanıdığım için iyi ki dediğim erkeklerden biriydi. yaratan varsa keşke tüm erkekleri böyle yaratsa.
1 yıl içerisinde üç tane sevgilim tarafındanda aldatıldım kendimi avutacak hiç bir şeyim kalmadı son aldatmadan sonra artık hiç kimseye güvenim kalmadı hayatın gerçekten çok acı olduğunu çok acı bir tevrübeyle tecrübe ettim.bilmiyorum bu saatten sonra hangi kadına güvenebilicem hayatıma nasıl devam edicem hiç bilmiyorum
bugün ilginç bir rüya gördüm. rüyamda halam yanlış ilaç içip ölüyordu. sonra cenazesinde ne hikmetse beynini açıyorlardı, ben beyni alıp pia mater, sulcus centralis, sulcus lateralis vb. yapıları görerek o arada ders çalışıyordum. ölmüş halamın beyninde ders çalışmak istemem bu rüya ne böyle?

(bkz:nöroanatomi)
insanlara hakettiğinden daha iyi davranmanın (fazla fedakarlık,alttan alma vs) yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri olduğunu çok acı bir şekilde tecrübe ettim.kendinden ödün vermeyen,dediğimdedik,bencil insanlar için sırf beraber mutlu olalım diye (!) istemediğiniz bir hayatı yaşamak zorunda değilsiniz.ikili ilişkiler tek taraflı yürümüyor,karşılıklı fedakarlıklar gerekiyor."seni çok seviyorum" çok basit bir cümle,zor olansa onun içini doldurabilmek.zira sevgini vazgeçtiklerin gösteriyor."ben senin için şunu yaptım" diyen insanlarla değil,"ben senin için şunlardan vazgeçtim" diyen insanlarla mutlu olacağız.
hep inandığım yerden kırıldım.
köyümüzde yan komşumuzun lakabı "dedeuv" (dedöv) amcaydı. çerkezce bir kelime. herkes öyle hitap ederdi. ben de çocukluğumdan ta birkaç sene öncesine kadar "dedem amcam" derdim. kardeşim düzeltti.

"ahahahahah mala bak" dedi haliyle.
çok yakında güzel günler diyorlar. ne kadar yakın olduğunu söylemiyorlar.
yıllar önce, hayâtımda bir kez otobüs garında sabahladım. uzun zaman sonra ilk kez görüştüğümüz gündü, sırf birkaç saat fazla vakit geçirebilmek için dönüş bileti almadım, bilet kalmaması ihtimâline rağmen dönüş bileti almak gün boyu aklımın ucundan bile geçmedi. sabahtan akşama vakit nasıl geçti anlamadık, hafif çakırkeyif kafayla gecenin köründe otogara döndük, ikimizin de evi o an olduğumuz şehirde değil ama onunki kolay, bilet bol. inişte alacak da var. ben sordum bana bilet yok. onun var. ayıldık iyiyiz. sen git dedim, ben burada sabahlarım, ilk otobüsle dönerim. ben de seninle kalacağım dedi. evdekilere ne diyeceksin dedim. olsun dedi. bir şeyler anlatırım. git, hayır, git hayır... beni iknâ etti, benimle kaldı. sabaha biletleri aldık. gün boyu yorgun düşmüşüz. otogarda oturma yerleri çok geniş değil, aynı anda tek blokta iki kişi yatamıyor. ben oturdum, dizime yattı, gülümsedi ve uyuyakaldı. kapıya yakındık, yağmur başladı, benim hırkayla da üzerini örttüm.

annem benim bebeklik-çocukluk oyuncaklarımın hepsini ben büyüyünce benden habersiz tanıdığı diğer küçük çocuklara dağıtmış. tam 3 kocaman koli. misâfirliğe gidince veletlerin elinde benim oyuncakları gördüm. eve geri getiremedim tabi. sevgilini başkasının altında görmeye benzer. ahmet kaya "beni vur beni onlara verme" diyor ya, aynen öyle. oyuncaklar isyân ediyor resmen. ya da bana öyle geliyor. duygusalım o an. anneme en kızdığım zamanlardan biridir. evi yıkmıştım. bir diğeri de evdeki tüm ansiklopedileri taşınıyoruz diye kütüphâneye bağışlaması. ilgilenmiyorum diye muhtemelen ama vallahi okuyordum yalan yok. o zamanlardan beri hâtırası olan nesnelere, kokulara, müziklere... her şeye ilgim var. kaybolsun istemem, kimseye de müdahâle ettirmem, dokundurtmam. sinema bileti saklamak, parfümün dibinde bırakmak, defterime bırakılan gizli notları defter çöpe gitse bile defterden ayırıp bir kenara kaldırmak, ilk mesajlar... çok şey. özneleri yaşantımda artık yer almasa da anıları evimin bir köşesinde kalsın, problem yok. annem de oyuncakları dağıtmış ama bir oyuncak hâriç. o evde kalmış. şans eseri benim gece üstüne başımı koyup yattığım pofuduk ayıcık, kitaplığın üzerinde unutulmuş. bembeyaz tüylü, yumuşacık bir şey. bununla yatmayı severdim. yaş 3-4 olsa gerek işte. küçüklüğümden kalan tek ve son oyuncaktı. işte ben o gün bu ayıcığı ona hediye olarak getirdim. kalan tek oyuncağım. onunla birlikte "kaybolacağını" bile bile. kendisinin sırt çantasından çıkardım, başını kaldırdım ve çocukken benim yattığım şekilde başının altına o ayıcığı koydum. ayıcığın kollarıyla bir zamanlar kendime yaptığım gibi yanaklarını okşadım. kendimi gördüm, uzaklara daldım, çocukluğumu hatırladım. o an uyandı, çok mâsum güldü. teşekkür ederim dedi. esas ben sana teşekkür ederim dedim. orada, tüm gece yorgunluğuma rağmen belki ya 1 ya 1,5 saat zorâki uyudum, bir gün onun benim için yok olacağının farkında olarak 6-7 saat boyunca, sanki yaşamımın son saatleri gibi onu izledim. tüm günü zihnimden yeniden yeniden yaşadım. o gün dişiliğine dokundum, utangaçtım. yeniden çocuk oldum. o hep çocuktu.

o gün nasıl bırakmadıysa sonra da bırakmadı, anne gibi sevdi. ama ben çok günâh işledim, kaya gibi sert. okyanus gibi soğuk, cehennemlik bir günahkâr, hayırsız evlât oldum. çok mutlu oldu, güldü ve çok ağladı, haz dolu sızılar duydu. pişman olmadık. birçokları gibi o da bir gün kayboldu, hiçbir şey sonsuza dek sürmez. yalnızca bâzıları diğerlerinden biraz daha uzun sürer. çünkü ben çocuk kalmadım, erkek oldum. tabiatım, kimliğim, benliğim bu. mâsum değilim. dişiliğin kendisi beni acıttı. ben de dişileri. ayrılma vakti gelince düş sokağı sakinlerinden esinlendim, beni değil "sen yine seni sev" dedim. derken hep zorlandım.

karşılaştığım yürek yüceliği karşısında hep küçüleceğim. hayranlıkla izleyeceğim. dişiliklerinden etkileneceğim. bir an çocuklaşıp yine erkek adam olacağım. bir gün biri karşıma çıkıp beni şapşal âşığa çevirene dek, kan revân içinde bırakana, yılların öcünü alıp beni tamâmen parçalayıp yok edene dek, beni bir tanrı yargılamasıyla cehenneme postalayana dek farklı bedenlerde bu oyunu devâm ettireceğiz. bundan hep keyif alacağız, acı ve haz birbirinin içine geçecek. bu oyunda knock-out olmadığım sürece ahmet kaya'nın yusuf hayaloğlu şiirinde dile getirdiği bunalımla, eninde sonunda ben değil benim hakkımdaki iyi niyetler, bir bir yargılanıp asılacak. kalan bir ayıcık, bir küçük acı, bir küçük haz. acı ve hazzın tam ortası. veyâ ezginin günlüğü'nün şarkısındaki, "dilimizde yinelenen bir şarkıda". toprak ve çimen kokusunda, sütlü çayda, ay ışığında ve kitap satırında bir şeyler.
  • /
  • 79

içerik kuralları - iletişim