tıbbiyeli itiraf

  • /
  • 98
merhaba sözlük yine ben. hastaneden bir onkolog hocama dedemin sonuçlarını gösterdim. doktorlar hasta psikolojisini belli bir yerden sonra çok fazla anlamıyor sanırım. aslında hocayla ne konuştum o ne dedi hiçbiri aklımda değil sanki her şey birbirine girdi. gözüm falan ağrıyor şu anda garip hissediyorum kendimi. arkadaşımı çağırdım yanıma eminim ki anlatsam saatlerce dinler ama konuşmak iyi gelmiyor. fark ettim ki mutlu olduğum günler sanki dedem yok gibi hissettiğim günler. yani sanki hastalık yok her şey yolunda... öyle zamanlarda iyi hissediyorum ama aklıma dank ettiği anlarda öyle olmuyor. üzülüyorum sözlük alıştım sanıyordum ama alışamıyormuş insan böyle bir şeye. kalbimde bir ağırlık var eziyor beni.
gözlerinin içi parlayan 2 küçük çocuktuk tanıştığımızda.

hayattan zevk alan taze ergendik, karşı cinse zarar vermek haricinde hoşlanma diye bir duygunun varlığını kavradığımız ve bunun için birbirimizi seçtiğimizde..

genç olmaya başlamıştık aşkı tattığımızda..

ve olgunlaşmanın ilk adımlarını attık aradaki yüzlerce kilometreye rağmen hayalimizin peşinden gitmeye karar verdiğimizde..

o hayal uğruna yaptıklarımız, yaşadıklarımız ikimizin arasında.. belki de senin için göğüs gerdiğim onca sıkıntıyı görmen sebep olmuştu beni hayatının en ortasına koymana. ne ana ne baba.. bir ben olmuştum hayatında. başta hoşlanmadım değil ama nereden bilebilirdim bunun bu kadar hastalıklı bir ruh haline dönüşebileceğini..

evet hayallerimiz. herkesi karşımıza alıp, genç insanlarız aç kalıp ölmeyiz ya, biz birbirimizi seviyoruz ve evleneceğiz dediğimiz o günler... tekrar dönsem o günlere, bıçakla kendi kalbimi sökmekle eşdeğer olsa da sebepsiz yere uzaklaşır giderdim gökyüzüm.. hatıramız içimizde yaşar, hatırladıkça belki kederlenir ama garipte bir huzur duyardık. bir fanide tadılabilecek en doruk aşk duygusunu ta iliklerimizde hissettik der yolumuza devam ederdik..

aşk ile nefret arasında ince bir çizgi var derler ya sevgilim.. bizim çizgimiz bile kusurluymuş. bir milim aştım ve kendimi duygusuzluk evreninde buldum. öyle bir noktaya geldik ki, senin de dilin bana hak vermekten lal oldu.

yatiyorsun 5 saattir yanibaşımda sessiz
ızliyorum seni öylece, hissiz
artık ne öfke duyabiliyorum sana
ne de bakabiliyorum gözlerine aşkla..


hayatta bir secdede bulabildim huzuru,
bir de sana sarılıp, kendimi tamamlanmış hissedince, bu duyguyu ebediyete kadar taşıyabilme ihtimalimizle neşe buldu yüreğim.

biz birlikte büyüdük. biz birbirimizin oyun arkadaşı, ailesi, sırdaşı olduk. sen benim cocuklugum, ergenligim, gencligimsin. yetiskinligimin de ilk adımlarısın. kolay mı her şeyi başa almak. yeniden başa sarmak, tekrar çocuk olmak. ne alaka mı? sensizliği düşündüğümden sonraki ilk adım, yırtık ayakkabımla gazoz kapağına attığım tekmeleri getiriyor gözümün önüne. yok ki senden gayrı bildiğim bir yaşam. ve ben gidemem baştan bunca yolu.

gökyüzümdün, duygusal iklimim iki dudağın yahut göz pınarların arasındaydı..
gülerdin güller açardı yüreğimde
en olgun arkadaş denilen miso, senin yanında saçmalamanın sınırlarını zorlardı tebessümün baki kalsın diye..

ne oldu peki? aşkı bitiren bir evlilik değildi bu... bu klişeye asla inanmadık ve kabul et yaşadıklarımızın da bununla hiçbir zaman alakası olmadı. pes etmeyi seçtin, mücadele etmemeyi. çekinmeden dedin ki, "kendi ellerimle yakıyorum kendimi ama bir şey yapmak da gelmiyor içimden. seni hala cok seviyorum ama cabalamak istemiyorum.."

belki de hüzne acıktı dedim. suni keder arıyor kendine.. sabrettim. 13 sene dile kolay.. 13 sene mutlulugun ardına tam 1 senelik hüzün devri. yetmedi mi? hissizlik derinleşti, hayaller sönükleşti.

sen evlenme teklifimi kabul ettikten sonra ne demiştim hatırlıyor musun?

"-kuracağımız yuva için en büyük güvencem sana olan aşkım değil, senin bana olan bu büyük sevgindir.."

hatırlıyorsun biliyorum. lütfen artık sadece hatırlamakla kalma...

(kutlamayı unuttuğun ilk doğum günü sabahımdan!)
kağıda yazdığınız şeyler her zaman kalıcıdır. o yüzden bazı şeyleri yazamam günlüğüme. aslında hep mutsuz olduğu zaman günlük tutabilen biriyim ama demek ki oraya yazabileceğim şeylerin de bir sınırı varmış ki daha kolay ve yüzeysel gelen interneti kullanıyorum ama bundan sonra buraya da yazmasam iyi olacak. öyle hissediyorum..
bu sefer ki ayrılığımızın geri dönüşü yok sanırım sözlük; kendinize çok iyi bakın , esen kalın, seviyorum sizi...
beni aşağılayan hocanın elimdeki mail adresinin yazılı olduğu kağıda çiğnenmiş sakızımı yapıştırdım. çokzekldi
günâhlarımın en zâlimi; hem de en mâsumuydu..
gıybetten başka bir şey konuşmayan arkadaş grubundan ve fakülte ortamından aşırı derecede sıkılmış durumdayım
sanki kimsenin düşünmediği bilmediği şeyleri sürekli düşünmeyle lanetlendim. acı çekiyorum ama düşünmeden kafa yormadan edemiyorum sözlük. bakalım insan hayatının çaresizliğine ne zaman boyun eğip kabullenme ve sakinleşme evresine geçeceğim
insanlar her şeyden nem kapmaya alışmış sözlük. ortaya bir şey söylüyorsun biri üstüne alınıp cevap vermeye çalışıyor, bi konu hakkında espri yapıyosun birine imada bulunuyosun diye düşünüyorlar, en en saçmasından instagramda komik bulduğun şeyi beğenince geri bildirim olarak bunu beğenmen çok manidar mesajı alıyorsun. kimse sizin ilginizi çekmek için davranmıyor arkadaşlar belki her şey çok basit bi nedensellikte işliyordur .kendimizi bu kadar önemli görmesek, her olayı didikleyip kendimize yormasak daha rahat oluruz belki.
parklarda izin istenmeden oturduğum yere oturan teyzelerden nefret ediyorum akıllarınca gelip rahatsızlık vererek beni kaldırıp kankalarıyla piknik yapacaklar nezaketen olsa bile izin isteyin be gelme diyecek halim yok zaten
  • /
  • 98

içerik kuralları - iletişim