tıp fakültesinde hiç bir hocadan nefret edememek

var böyle bir şey. en azından bende var. dersi ne kadar berbat olsun, hoca ne kadar suratsız olursa olsun benim oturduğum sıralarda onun da bir gün oturduğunu, sonra üstüne bir çok şey koyarak profesör olduğunu düşünürüm. "bakalım sen ne yapacaksın" ileride der kendimi gazlarım.

benim ne yapmak istediğime gelirsek, bizim okul transplant konusunda türkiyede bir numara bence. en büyük hayalim adı bende kalsın bir genel cerrahi profesörün yarın hen buraya genel cerrah olarak geri döndüğümde "evlat ben yaşlandım artık, bu üniteyi çekip çevirecek kişi olarak benden sonra seni görüyorum" demesi. oyyyhhhhoo yattığım yerde mest oldum hayal ederken bile.
yok, bu bende de yok. ben de bir insan benim geçtiğim yoldan önceden geçmişse hep saygı duyuyorum. sadece derste değil, hayatımda aldığım önemli kararlarda da önce bir tecrübeliye danışırım, onun şartlarıyla benimkilerini karşılaştırırım, en sonunda da kararımı veririm.
yapamadığım eylem. kendi açıkladığı cevap anahtarına göre doğru cevaplanmış sorulara puan veremeyen, düzeltilmesini rica edenlere karşı kendince triplere giren, yıllardır aynı konuyu asla güncellemediği uyduruk slaytlarından dümdüz okumaya devam eden, araştırma nedir bilmeyen, sadece birilerinin yakını olduğu için birkaç yılda profesör oluverip, kendisine özel açılan kadroya kimseyle yarışmadan yerleşip akademisyen olmuş, çıkmış soruları bile sınav kağıdına doğru şekilde kopyala yapıştır yapmaktan aciz hocalarımdan nefret ediyorum.
bunun tam tersi çok sevdiğim, örnek aldığım hocalarım da var elbette. kendilerine saygım sonsuz.
bir hocamız vardı dersin sonunda sınavda çıkacak olan sorunun slaytını bazen de direk soruyu söylerdi. buna rağmen en kalabalık dersleri hep onun saatinde dinlemişimdir. saygı duyulmak için çaktırmaya gerek yok. maalesef hocaların çoğu bunun farkında değil.

içerik kuralları - iletişim