Tıbbiyeli Radyo Yayında!

tutunamayanlar

`oğuz atay`ın ilk romanıdır. 1970 trt roman ödülünü kazanmıştır. oğuz atay'ın kendine has üslubu ile hayata karşı duruşunuzu şekillendirebilecek kitaplarından yalnızca birisidir.
uzun zaman önce alıp kitaplığıma koyduğum oğuz atay romanı.fazlasıyla sorgulayıcı,hayatı iradeleyici,düşündürücü bir roman olduğunu duyduğumdan okumak için psikolojimin çok düzgün ve çok mutlu olduğum bir zamanı bekliyordum ki beni depresyona sürüklemesin.fakat kaç sene geçti ve hala kitabı okumak için gerekli şartları sağlayamadım.öyle görünüyor ki bir süre daha o şartları sağlayamayacağım.o yüzden bugün kitaba başlamaya karar verdim.hadi hayırlısı... (bkz: atın ölümü arpadan olsun)
yazıldığı dönemde değeri anlaşılamayan, edebi ve entelektüel değeri yüksek oğuz atay kitabı. atay bir mühendis kafasıyla ince ince işlemiş kitabı, okurken yan yana getirilen kelimelerin arasındaki mantıkla hayran bırakıyor kendisine. içerdiği göndermeler, yazarın tarih bilgisini ustaca kullanışı, gerçek hayatla kitap arasındaki benzerlikler her satırda daha da çok çekiyor kendisine.
ayrıca karakterlerinin ruhsal derinliğini, kitabın geneline hakim olan karamsar havayı dikkate aldığımda yazarın intihar etmemiş olması oldukça ilginç gelmiştir bana.
bir oğuz atay romanı..

"kullanılan dil ve anlatım şekli itibariyle edebiyatta bir devrim olarak kabul edilmektedir. kitap belirli bir olayı sergilemekten çok; izlenimler, çağrışımlar, taşlamalar, ayrıntılar ve ruhsal çözümlemelerden oluşur." diyor wiki.

begendigim yerlerinden birkaç spoiler vereyim:


"sabahları ağzımda bir acılık, basımda bir ağırlık, icimde bir boşlukla uyanır ve bir gece evvelki cismanî tarz-ı hareketimden pişmanlık duyardım.lâkin, güneş batmaya yakin iken derûnumda yeni iştiyakler teşekkül eder ve aynı haz bâdiresine bir kerre daha giryan olarak nefs-i âcizime bir kerre daha mağlûp olurdum."

"ölmeden ölmek zormuş: öyle söylüyor şair o kadar zor değil.ölümü beklemek zor."

"belki de yalnız ölüme giderken hür olabilir insan.ancak ölüm-kalım anında hürriyetin gerçek anlamını kavrayabilir."
disconnectus erectus (tutunamayan)
http://epigraf.fisek.com.tr/?num=112
"bu kıskanç korku gelinceye kadar, yaptıklarım bakımından değilse de, aklımdan geçenler bakımından aşağılık bir hayat yaşadım. büyük ve güzel şeyler yerine, aşağılık şeyler düşündüm. şimdi de durum düzelmiş değil; hiçbir şey düşünemiyorum. çok bayağı bir olay. neresinden tutulursa insanın elinde kalıyor: dağınık ve çürük bir örgü. evet, haklıydı akrabalar. ben, normal olmadığım için anormal olan bir çocuktum. allah beni kahretsin ve ediyor da. montaigne, kötü davranışlardan, istemediğiniz için kaçının, diyor, beceremediğiniz için değil. beni ne güzel açıklıyor. ben de diyorum ki, sayın montaigne ve sizin gibiler! canınız cehenneme. sizin haklı olmanız bana hiçbir şey kazandırmıyor. köşemde kıvrılıp ölüyorum işte. siz de sevimli akrabalarım kadar yabancısınız bana. adı marki bilmem ne de olsa.. tabii, siz gurur duyuyorsunuz düşüncelerinizden. diyorsunuz ki, selim ışık diye bir mesele olmamıştır. olmayan bir mesele için, düşünce tarihinin insanı yücelten gelişimini bozamayız. siz, kendini şövalye sanan don kişot gibi ilginç de değildiniz üstelik. özür dileriz, bizi rahatsız etmeyiniz. düşünecek meselelerimiz var. her gün yüz binlerce insan ölüyor. ancak, ilginç olaylarla uğraşabiliriz.

iyileşmek istemiyorum. artık bu kadarını ümit etmiyorum. göğsümde sıkışıp kalmış korkuyu atabilsem yeter bana. o zaman aklım ve bedenim, istediğim gibi uyuşmuş olacak: beni yıpratan bu çelişme sona erecek.

(…)

bütün günümü bu düşünceler içerisinde geçiriyorum; gece için yine bir hazırlık yapmadım. oysa, gecenin geçmek bilmeyeceğini seziyorum. bu satırları sabaha karşı üçte yazıyorum. saat bire kadar annemi karşımda oturttum. nefes alamıyordum; koltukta iki büklüm oturuyordum. annem karşımdaydı. bir kelime söylemeye korkuyordu. ben de konuşmuyordum. enerjiden tasarruf ediyoruz ya. birlikte geçirdiğimiz yıllar boyunca annemle o kadar az konuştuk ki. şimdi nereden başlayabilirim. beni kötü yetiştirmekle suçlayamam ya onu böyle bir durumda. ne desem fark etmez: yorum yapmadan beni dinler sadece. olmaz. bir insanla karşılıklı konuşacak gücüm yok. bir insan, bir karşılık bekler sizden. konuşurken ve dinlerken hissedersiniz bunu. güçlü kuvvetli olduğunuz zaman önemsemezsiniz. günseli de bana bunu hissettiriyor. bana yararlı olmak istiyor, oysa beni yoruyor. ilgileniyor, demek ki ilgi bekliyor. hiç olmazsa ilgilendiğinin farkedilmesini bekliyor. annem öyle değildir. kendini karıştırmadan benimle birlikte olmasını bilir. hem de kitaplarda okumadan: bir yerde duymadan, içinden öyle geliyor. bütün anneler böyle değildir. gidip yatmasını söylüyorum: itiraz etmeden gidiyor. karşımda oturduğu zaman düşüncelerimi hafifletiyor. işim bitince gönderiyorum. biraz iyileştiğimi görünce, bana yaptığın iyiliğin karşılığı olarak onunla ilgilenmemi bekleyebilir, değil mi? hayır. seviniyor sadece.

uyuyamıyorum. uykuda değişeceğimden korkuyorum. oswald gibi uyanmaktan korkuyorum. kendimi yormamaya çalışarak bekliyorum yatakta. oysa, asıl bu bekleyiş yoruyor beni. terlemeye başladım. şaşılacak derecede zayıfladım bu terlemeler yüzünden. önce ellerim, sonra ayaklarım terliyor, sonra bacaklarım, sırtım. ateşim biraz düşüyor bu terlemelerin sonunda. tekrar ateşime bakmaya başladım. yarım saatte bir derece koyuyorum. annem, bazen dereceyi saklıyor. terleme geçince yataktan kalkıyorum, çamaşır değiştiriyorum ve evde dolaşmaya başlıyorum. annemin uyumadığını, yatakta endişe ile beni izlediğini seziyorum. bazen dayanamıyor, çekingen bir sesle, nasıl olduğumu soruyor. ona, en aksi bir sesle, anlaşılmaz ve homurtulu bir karşılık veriyorum. koltukla uyukluyorum çoğu zaman. ankara’daki evi görüyorum rüyamda. ev büyüyor, büyüyor, insanlarla dolup taşıyor. tanıdığım bütün insanlar sığıyor evin içine. gözlerimle, en önemsiz köşelerine kadar dolaşıyorum evi: annemle babamın pirinç topuzlu karyolasını, tahta kenarlı koltuklarını görüyorum. istanbul’a taşınırken hepsi satılmıştı. kafamın içini temizlemek mümkün değil demek ki."
ben ve tus arasındaki duygusal bağı anlatan kısa film.
tür: dram
imdb: 8.4
bu klişe burda olmaması büyük eksiklik diyip ekliyorum üzgünüm arkadaşlar.
tutunamayanların çeşitleri
hayata tutunamayanlar başta olmak üzere 4 e ayrılır
(bkz:metrobüs) şoför iyiyse riski daha azdır.
(bkz:tramvay) gülhane-cevizlibağ ise risklidir.
(bkz:otobüs) ölüm tehlikesi içerebilir.
bu da yiğit özgür'den
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim