ümit yaşar oğuzcan

yüreğe dokunan şiirlerin şairidir kendisi
-bir gün anlarsın
-ben bir eylül sen haziran
-bir gece ansızın gelebilirim
-zaman içinde
-acılar denizi
-güller ağlardı içimde ... seçebildiklerim bunlar

(bkz: kim demiş tıpçı şiirden anlamaz)
basur memesi adlı şiiriyle üzmüştür.

kız memesi, ömür yarası
kadın memesi, elma irisi
erkek memesi, üzüm kurusu
ister inanın ister inanmayın
benden söylemesi
memelerin şahı
basur memesi
milyon kere ayten diye bi şiiri vardı, insanın ayten olası geliyor okuyunca:d
şiiri bulup editleyeceğim
buldumm:

ben bir ayten'dir tutturmuşum
oh ne iyi
ayten'li içkiler içip
sarhoş oluyorum ne güzel
hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin
biraz ayten sürüyorum güzelleşiyor
şarkılar söylüyorum şiirler yazıyorum
ayten üstüne
saatim her zaman ayten'e beş var
ya da ayten'i beş geçiyor
ne yana baksam gördüğüm o
gözümü yumsam aklımdan ayten geçiyor
bana sorarsanız mevsimlerden aytendeyiz
günlerden aytenertesidir
odur gün gün beni yaşatan
onun kokusu sarmıştır sokakları
onun gözleridir şafakta gördüğüm
akşam kızıllığında onun dudakları
başka kadını övmeyin yanımda gücenirim
ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz
bir kadehte sizinle içeriz ayten'li iki laf ederiz
onu siz de seversiniz benim gibi
ama yağma yok
ayten'i size bırakmam
alın tek kat elbisemi size vereyim
cebimde bir on liram var
onu da alın gerekirse
ben ayten'i düşünürüm, üşümem
üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar
parasızlık da bir şey mi
ölüm bile kötü değil
aytensizlik kadar
ona uğramayan gemiler batsın
ondan geçmeyen trenler devrilsin
onu sevmeyen yürek taş kesilsin
kapansın onu görmeyen gözler
onu övmeyen diller kurusun
iki kere iki dört elde var ayten
bundan böyle dünyada
aşkın adı ayten olsun

bu ne samimi bi şiirdir ya..yalnız abimiz baya derin yaşıyor duygularını kime karşı olursa olsun. bu arada her renkten gözlere şiir yazmışlığı var kendisinin...
gitgide alışıyorum sana, hiçbir alışkanlık bu kadar güzel olamaz.
sanırım en sevdiğim şiiri:

şimdi yoksun
seni dilediğim gibi düşünebilirim artık
tutar ellerini öpebilirim uzun uzun
kimseler ayıplayamaz beni
yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar
işte gözlerin, işte dudakların
senin olan ne varsa karşımda duruyor
ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
sevdiğim şarkıları söyletiyorum dudaklarına
ve hoyrat ellerimle seni
her gün biraz daha güzelleştiriyorum

bütün resimler sana benziyor
hayret
bütün aynalarda sen varsın
nereye gitsem peşimden geliyorsun
şimdi sigarasın dudaklarımda
biraz sonra beyaz bir kâğıt
ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın

kimse yokluğunda bunca sevilmedi
kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
saçların, böyle daha güzel
sen daha güzelsin
gelecek mutlu günlerin ışığında
her şey daha güzel
ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
ve seni bin yıl daha
ayrılıklar içinde sevmek isterdim

ama biliyorsun nihâyet ben de insanım
umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
hiç gelmeyeceksin sanıyorum
o zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
katran gibi bir yalnızlıktır sarıyor içimi
yalnızlığımdan utanıyorum

beni sevmesen ölürdüm
beni sevmesen bir çakıltaşıydım şimdi
beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
kördüm bir ot kadar
ölümden acıydım, ölümden beterdim
beni sevmesen
dünyayı bütün insanlara zindan ederdim

beni bunca saracak ne vardı?
kanıma girecek
gözbebeklerime oturacak
bir senfoni gibi kulaklarımdan eksilmeyecek
ne vardı?
hiç karşıma çıkmasaydın
bu kör olası gözler görmeseydi seni
ne vardı
güzelliğini hiç bilmeseydim
bir dua gibi bellemeseydim adını
ne vardı bütün gece
gözlerimi tavana dikerek
seni düşünmeseydim

belki karşımda değilsin, yanılıyorum
bu gözler senin gözlerin değil
aldatıyorlar beni
karanlığın gözleri olmalı bunlar
bana böylesine keder veren
gülmeyi, yaşamayı haram eden
bir karanlığın gözleri olmalı
öyleyse sen hiçbir yerde yoksun
sana hiçbir zaman yaklaşamayacağım
yalan bu geçici sevinç, bu nur, bu ışık
bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
bu bir kadeh içki gibi aydınlık

ne dedimse inanma
seni değil kendimi aldatıyorum
sen istediğin kadar
varlığın ta kendisi ol
ölümsüzlüğün ta kendisi
ben günden güne yok olmaktayım
bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
anlamıyor musun?
gökyüzü güneş olsa
sensiz karanlıktayım

ümit yaşar oğuzcan
ankara, 1960
bütün bu sürekli arayışlar neden bilir misin
neden bu durup durup isyan etmeler allaha
bu aldanmalar, yıkılmalar, bu sonsuz çalkanış
hep sana yaklaşmak için, biraz daha biraz daha
seni bulmak yılgın, yıkık gecelerden sonra
sana çıkmak merdivenlerden nefes nefes
belki ben yalnız senin güzelliğinde çirkinim
hiç solmasa güzelliğin, böyle hiç bitmese
yanmak var sana yaklaştıkça biliyorum
yok olmak var, kahrolmak var, kül olmak var
öyle bakma gözlerime bakma artık ölüyorum
yaşamanın ta kendisi oysa bu ölmek değil
gözlerim gözlerinden başkasını unuttu
sen yoksan o yokluktur, senden öncesi yoktu.

gibi bir şiir yazmış üstat, hüznün şairi.
şu güzelliğin döküldüğü kalemin sâhibi;

şurada bir kapı olmalı
senin ölümsüzlüğüne açılan
bir kapı olmalı şurada
bulabilsem
kollarımın bütün gücüyle vuracağım
er geç sesimi duyuracağım sana
başımı soğuk demirlere dayayıp
adını söyleyeceğim mahşer gününe kadar
dağlara taşlara güzelliğini haykıracağım
ve bütün yaratıklara
rüzgarın söylediği bir masal gibi
seni anlatacağım
dünyaya ilk gelişimiz değil bu
yüz binlerce yıl önce
bir de taş devrinde gelmiştik
senin için vahşi hayvanlar vurmuştum o zaman
pars dişlerinden bir gerdanlık yapmıştım boynuna
nice mağara duvarlarına güzelliğini kazımıştım
nasıl hatırlamazsın
o zaman da gökyüzü bu kadar mavi
ormanlar yemyeşildi
o zaman da
yalnız karanlıktan korkar
güneşi tanrı bilirdik
bunca yüzyıllardır
inan
hiçbir şey değişmedi yeryüzünde
belki biz değiştik
sevgilerimizi söyleyemez olduk
göremez olduk nice güzellikleri
yalanı öğrendik
utanmayı öğrendik
inandık sonraları
bütün yaratıklardan üstün olduğumuza
büyük zekamız
önce kafesi, zinciri, zulmü icat etti
iyilik güzellik ve doğruluk adına
hiçbir şey kalmadı inandığımız
aradan bin yıllar geçip
atom parçalanıncaya kadar
zaten paramparça olmuştu insanlığımız
böylece bir karanlığa düştük
karanlık bizi başka bir karanlığa götürdü
sarnıçlardan, dehlizlerden, girdaplardan geçtik
sana yaklaşmak için
dallarından gün ışığı geçmeyen ormanlara düştük
aramızdaki demir kapı belki hiç açılmayacak
senin ışığını görmeden kapanacak gözlerimiz
karanlık aman vermiyor
hangi kapıyı aralasak gece
ne yapsak çaresiz
kokunu getiren rüzgar da olmasa
bir manası kalmayacaktı yaşamanın
şimdi hiç değilse
hayaliyle avunmadayız
zaman içinde bir başka zamanın
insan çırpındıkça bir bataklığa saplanıyor
yaşadıkça ölüme
çaresiz olmak bir şey değil
çaresizliğini kabullenmek zor geliyor insana
aynaya bakıyorum
bir beyazlık, bir boşluk
hani benim yüzüm
dudaklarım, ellerim hani
halbuki gözlerim de görüyor
kör değilim
fakat sen varsın içimde
yakan, kör eden bir karanlığın var senin
nefes nefes yaşadığımız
avuç avuç içtiğimiz bir karanlığın var
kahrolası zamanın ortasında
büyük bir fırın yanıyor besbelli
alevleri asırlık çınarlar gibi
büyük bir fırın yanıyor
görüyor musun
şimdi bütün ihtirasların sustuğu saatteyiz
elini sürdüğün her şey yok olabilir
her şey eriyebilir şu anda
bu varlığın yokluğa yaklaştığı andır
zayıf ellerin bu anda bütün yaratıklardan güçlü
bu an iri gözlerinde her şey yüce
ne insanlar fani
ne dünya ölümlü
al beni de erit ateşinde gözbebeklerinin
erit beni
ruhumu aşkının potasında yak
kahrolsun bu karanlıklar
bu mesafeler
bu zaman
ben seni istiyorum
ya seninle yaşamak
ya da sende yok olmak
acılar denizi adlı şiiri ile melankolinin dibine vurmuş şairimizdir.


içerik kuralları - iletişim