1metpamid2ulcuran

Durum: 254 - 0 - 0 - 0 - 14.01.2019 01:15

Puan: 5005 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

500'lük Sf tercihimdir.
  • /
  • 26

geceye bir ahmet kaya şarkısı bırak

tibbiyeli sözlük trileçe severler derneği

derneğe 1metpamid2ulcuran olarak 3 kişi yazmanızı rica edicim. biraz ayrıştırıcı olacak ama demeden edemeyecem frambuazlı daha güzel.

sağlıkta şiddet günlüğü

entry girilmemesinin çok anlam ifade edeceği başlık.

mezar taşına yazdırmak istenenler

dün yoğun bakım,
bugün yoğum bakın.

sözlüğe hekim dışı yazar almanın sakıncası

sanal platformda dahi haklı olduğumuzu ifade edemeyip onları engelleme yolunu seçersek daha çok yalnızlaşırız.

bone wax

kemik kesimi (osteotomi) sonrasında kemik kaynaklı kanamayı mekanik bariyer oluşturarak durdurduran steril bir üründür. ilk olarak ortopedik cerrahide kullanılsa da uzun süredir kalp damar cerrahide sternotomide kanama durdurucu olarak kullanılan ürünlerdendir. özellikle sternotomide kanamaya bağlı olarak post op dönemde hematom olması enfeksiyon özellikle mediastinit riskini de artıran hayati tehlike arzeden ve bu nedenle resternotomi gerektiren bir durumdur. bone wax'in kanama durdurucu etkisi yanında eleştirilen tarafı da absorbe olmaması nedeniyle sternal kaynaşmayı geciktirdiği ve sternal dehisense (ayrışma) yol açtığı şeklindedir. buna yönelik yapılan çalışmalarda bone wax kullanımının bu tür etkileri kanıtlanmamış. daha doğrusu bu yan etki bakımından kullanılması ile kullanılmaması arasında anlamlı farklılık saptanmamış.

polikliniklerde söylenen klişe sözler

her branş için ayrı olan, kimi hastanın utandığı için kiminin de başkasından duyduğu şekilde aktarmasıyla ortaya karışık olan sözlerdir. misal üroloji için ' hocam benim bir arkadaşın' diye söze başlanır, kişi hiçbir zaman hasta olmamıştır.
göğüs polikliniğinde olmazsa olmazlardan biri ' hocam benim dedem 60 yıl sigara içti doktora götürdüm, akciğerleri tertemizmiş, hadi açıkla bunu ' tarzı etyolojileri yerle bir eden açıklamalara denk gelirsiniz.

karizmatik sözcükler

(bkz:egzajere etmek)

mübalağa anlamına gelir. ingilizce'den okunduğu gibi yazılmış bir kelime.

triyaj

triyajın ne kadar "güzel" bir yer olduğunu intörnlüğü yapmış olanlara sormak lazım.

feministlerin küçük memeli olması

dış görünüşü nedeniyle insanları küçümseme ayrı bir kişilik bozukluğu olup bunun dışında farkettiğim bir şey var ki genellikle küçük şeyleri dile getirenler ya da bende büyüğü var şeklinde komplekse girenlerde üzerini elbiselerin örttüğü bir organın boyut açısından verdiği rahatsızlığı sözel olarak başka kişiler üzerinde hissettirip bu kompleksten biraz dahi olsa uzaklaşıp tatmin olmak isterler.
  • /
  • 26

tatlı seferleri



birileri şanlı trileçe ordumuzun yenildiğini düşünmüş, üstüne bir de aralarına sızdırdığımız ajanlarımızı hain sanmış. stratejimiz planladığımız gibi gidiyor halkımız endişelenmesin, her şey yolunda. o yüzden şanlı trileçe ordusu komutanlarımız ve silah arkadaşlarımızla bir hatıra fotoğrafı çektirdik, halkımızla paylaşmak istedik.

edit:ilk koyduğum fotoğraf daha şanlı olsa da bu konuya alet edilmemesi gerektiği için değiştirdim.

anlarsın

aklıma ümit yaşar oğuzcan'ın bir gün anlarsın şiirini getiren başlık.

uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
ne çarşaf halden anlar ne yastık.
girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
onun unutamadığın hayali,
sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
vurursun başını soğuk taş duvarlara.
büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
duyarsın,
ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
niçin yaratıldığını.
bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
dolar gözlerin, için burkulur.
sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
sevilen gözlerin erişilmezliğini.
o hiç beklenmeyen saat geldi mi?
düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
uzanır, gökyüzüne ellerin.
ama çaresiz,
ama yorgun,
ama bitkin.
bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

bir gün anlarsın hayal kurmayı;
beklemeyi, ümit etmeyi.
bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
lanet edersin yaşadığına...
maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
o zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

tibbiyeli sözlük trileçe severler derneği

trileçe, ayrıştırıcı değil birleştirici bi unsurdur benim gözümde. lâkin mâdem böyle bir dernek kurulmuş, hattâ trileçenin birleştirici gücünü kötüye kullanan, bu güzelim derneği yıkmak isteyen vasıfsız dernekler türemiş; o hâlde dostlarım, bu kuruluşa cânı gönülden destek veriyorum.
t: dâhil olduğunuzda, kendinizi daha önce hiçbir yere bu kadar âit hissetmediğinizi fark edeceğiniz şerefli kuruluş.

tibbiyeli sözlük trileçe severler derneği

bugün resmen kurulan dernektir. katılımlarınızı bekliyoruz.*

tıbbiyeli itiraf

biraz önce 'sevmek karşı tarafın nasıl davrandığından bağımsız bir şey' diye bir mesaj aldım.tam 10 dakikadır bunu düşünüyorum.
o kadar haklı ki...

ibretlik sözler

insanın elindeki kadehi ancak ölüm doldurur.

yaşlılarla diyaloglar

en son bi tanesi "sence evlense miydim?" demişti gözlerimin içine bakarak.
sanki vereceğim cevapla hayatını değiştirebilirmiş gibi.
çok ağlatmıştı beni o yaşlı teyze.

aklımıza gelen üçlemeler

buscopan ulcuran metpamid (bkz: bum)

tanrı neden bunca zulme müdahale etmez

(ebkz: #48169) bu giride sistematik ve mantıklı birşey bulamıyorum... cevabını yazdığıma da itiraz etmişsin, yazmadığıma da...

inanmadığı bir tanrının merhametli olup olmadığı konusunu tartışan biri bana pek mantıklı gelmiyor. aslında var dememene rağmen bu konuda zorlama yorumlarda bulunman bile yaratılıştan gelen bu duyguların seni huzursuz ettiğini gösteriyor.

mesela sen bu hayatın bir hiç olduğunu söylüyorsan, şunu diyebiliriz dünyadan beklentin her an bir kaza ile sonlanabilecek kadar manasız ve sadece bir insan ömrü kadar kısa; hal böyleyken sana tavsiyem yok dediğin tanrının merhametinden önce varlığın manasını sorgulaman olacaktır...

konumuza gelecek olursak; bu konularda bizim yaptığımız en büyük hata, allah'ı sanki insanmış gibi düşünmek... aciz, zamanla ve mekanla sınırlanmış bir allah... oysa bu kavramları dahi yaratan odur... ve bir gün kıyamet ile hepsi tekrar yok olacaktır...

islam dininde allah der ki; ilk insanı ilk peygamber-öğretmen olarak yarattım ve zaman geçtikçe insanlar yoldan çıktıkça yeni peygamberler gönderdim, zaman içinde haddi çok fazla aşan kullarım oldu, toplumsal olarak hayatı kökten bozmaya çalısanlar, hatta peygamber öldürenler bile oldu onların cezasını verdim.

kur-an da biz kendisine peygamber göndermedigimiz kimseye azap edecek değiliz der...bir öğretmen anlatmadığım yerden sormayacağım diyor senin anlayacağın...

allah insanı insana zimmetleyerek 'sen biliyorsan git anlat, öğret'der ki böylece herkes hayattayken rabbini bulsun... bu yüzden islamın ilk yıllarında gidişi 6 aylık mesafelere gidip tebliğde bulunmuştur müminler... bunu allah'ın rahmeti o insanlara öğretmiştir...
allah'ın o rahmeti ile tüm isyanlara-günahlara rağmen tüm yarattıklarına rızkını veriyor ve kitabında yüzlerce kez rahman ve rahim ismini öğretiyor, hatırlatıyor ki böylece kulları da merhametli olsun...
bir ayette affedin, allahında sizi affetmesini istemez misiniz ? diyor mesela...

doktor mcs

(ebkz: #47596)
1- bugüne kadar yazdıklarım çok koymuş galiba kusura bakma.

2-nurettin yıldız hocaefendi ile ilgili 1 giri yazdım, evet nurettin hocayı seviyorum güveniyorum, allah rızası için gayretleri bizlere şevk veriyor. fakat senin bir giriden yola çıkıp beni damgalamaya çalışman ise senin ne kadar boş olup, girilerime diyebileceğin birşeyinin olmadığını gösteriyor.

3-belli kesimlerin nurettin hocayı pedofili meraklısı biri olarak göstermeye çalışması ile islamı işid'den ibaret göstermeye çalışanları aynı kafanın farklı versiyonları olarak görüyorum. nurettin hocanın 50 dk'lık 1 dersinin 10 saniyesini kesip iftira atmaya çalışanlara verdiği cevap sosyal doku sitesinde samimi insanları bekliyor. mesela bir dersinde de dediği saniyelik video üzerine trt diyanetin amblemini koyup sosyal medyada yaymaya çalıştılar, oysa dediği şey de farklı, anlatmaya çalıştığı da...

4-kadınların çalışması diyorsun, kadınların çalışmasından ziyade onları modern köle olmamaya karşı uyarıyor. mesela bir hanım efendi bencede fıtratına uygun işlerde çalışmalıdır, mesela eşitlik diyerek gaz veren kapitalist sistem de kadınlık zerafetini taşıması gereken hanımlar gidip taksi şöförlügü, geceleri saatlerce tekstil işçiliği bile yapmaktadır..
ayrıca nurettin hocanın kadın tıp öğrencilerine özel dersi vardır, çünkü tıp ilminde kadınların bulunması müslüman bir toplum için zorunluluktur. tekstil işçisi ya da markette kasiyerlik yapmak kadınları yıpratır, aile kavramını yıpratır... kadınlar çalışsın der ama modern köleliğe itilmesin, ev hanımlığını temizlikçi olarak görmesin... toplumun temeli olan ailenin özü olmayı küçük görmesin... cenneti kadının ayağına seren bir dini, kız çocuğunun utanilmasi gereken bir varlık olarak görüldüğü bir devirde ilk doğan kız çocuğu için kurban kesen bir peygamberi olduğunu unutmasın...

5- sana bunları yazmak benim zaman kaybı aslında fakat bir arkadaşım işin aslına yönelik birşeyler sordu, onun için yazdım.

6-belki sen beğeni toplayıp kendini tatmin etmek için yazıyorsun ama benim için yazdıklarımın beğenilmesi ile beğenilmemesi arasında bi fark yok...

Toplam entry sayısı: 254

hayattaki kırılma anları

ben de yaşadım buna benzer anları ki hala bazılarının etkisindeyim, hatırladıkça kendimden nefret ederim. yaklaşık beş yıl önceydi. dedemi ziyarete gitmiştim. dedem orta halli biri, ne zengin ne de çok fakir ama benim hayatımda gördüğüm en cömert kişi kendisi. aramızda çok hoş bir diyalog var. çocuklarıyla yapmadığı muhabbeti benle yapıyor desem abartı olmaz sanırım. neyse ben oradayken içeri bir aile girdi. anne, baba ve bir de çocuk vardı. kendilerini tanımıyordum. selamlaşma sonrasında oturup muhabbete başladılar dedemle. ben de bu esnada küçük çocuğu yanıma alıp seviyordum. utangaç tatlı bir erkek çocuktu. dedem, beni adama tanıttı, aslında beni değil de babamı tanıttı, babam o yörede az çok tanınan biriydi. adam beni de babamın oğlu olarak tanıdı, yani öyle tanışmak durumunda kaldık. bu adam dedemin yakın arkadaşının oğluymuş, uzun bir süre farklı yerlerde yaşadıklarından görüşme imkanları olmamış. yaklaşık bir saat oturup sonra müsade isteyip çıktılar. onlar çıktıktan yaklaşık beş dakika sonra ben de çıktım. sokakta ilerlerken onları gördüm, bir çöp konteynerinin yanında. adamın eşi ve çocuğu çöpü karıştırıyorlardı ve gördüğüm kadarıyla bir iki eski elbise çıkardılar içinden. adam da yanlarında huzursuz, çekingen bir şekilde bekliyordu. az önce beraber oynadığım çocuğun giyebileceği bir şeyi çöpte aramaya çalıştığını görünce içim sızladı.aniden yolun ortasında durdum, ne yapacağımı bilemedim. yürümeye devam mı etsem yahut yönümü mü değiştirsem diye düşünüyorum. tam o esnada adamla göz göze geldik ve öyle bir utandı ki... eşine ve çocuğuna 'ne yapıyorsunuz orada! hadi gidelim!' dedi haberi yokmuşçasına ve gittiler. beynimden vurulmuşa döndüm. o anda biri beni öldürseydi keşke, devamını düşünmeseydim. ben kimim ki sen benden utanıyorsun güzel abim? senin içinde bulunduğun durumun sorumlularından biri de benim gibileri değil mi? sen neden utanıyorsun? utanması gereken biri varsa o da ben olmalıyım. yemek yediğinde herkesin tok, elbiseler giydiğinde herkesin aynı şekilde giyindiğini düşünen benim gibi mahlukların payına düşmeli utanç. öyle ki bu adam bir saatlik muhabbetimizde bir kere olsun maddi sıkıntıdan söz etmemişti. hayatımda ilk defa kendime olan saygımı kaybetmiştim ve ölene kadar bu utanç benimle birlikte olacak. ölümün kurtuluş olmasını isterdim ama bu hesabın sadece bu dünyada kalacağını düşünmüyorum.

anlık gelen mutluluk hissi

çoğunda sebeb bulunmaz ama benim geçen yaşadığım mutluluğun bir sebebi var. mesai çıkışıyım, acilen başka bir şehire geçmem gerekiyordu. en yakın giden otobüs gece kalkıyordu onu bekleyemezdim. şehirler arası yolcu taşıyan dolmuşlar vardı tabi bir gün önceden onlardan yer ayırtmak gerekiyordu. şansımı deneyip aradım ve yer olmadığını söyledi, zaten aracın kalkmasına iki saat kalmıştı. şehirdeki bir arkadaşımı aradım, bu sefer kendisi şoförü aradı, şoför ona da yok demiş, sonrasında bizim arkadaş doktor olduğumu söylemiş. şoför kızmış, neden daha önce söylemedin diye, doktorun başımın üstünde yeri var demiş. dolmuş geldi, bana en öndeki yeri ayırmıştı. arkaya da bazılarının sıkıştığını gördüm, ben arkaya geçeyim ayıp olmasın dedim ama dinletemedim, vallahi de buraya oturacaksın diyor. öylece de yola çıktık. velhasıl her gün doktora şiddeti içeren haberlerin duyulduğu bir yerde böyle şeylerin yaşanması beni mutlu etti. size bu şekilde değer verildiğini bildiğiniz bir topluma elinizden geldiğince en iyisini yapmaya çalışırsınız.

hayata bağlayan hoş detaylar

sevdiğin kişinin de senden hoşlandığını öğrenmen. kesinlikle hayatı sevdirir, zamanı tutamazsınız o derece hızla akar hayat. hani kuşa böceğe çiçeğe dikkatle bakılan şairane bir mood var ya hah işte öyle hissedersiniz. yaşayanlar için zaten kelimeler yetersiz kalır, yaşamayan yazarlarımız için de en yakın zamanda o hissi yaşaması dileğiyle.

islamın bitmiş olduğu gerçeği

"insanoğlu, bilimde ve sanatta ilerledikçe soyut kavramlara ve yaşayışlara daha yaklaşacak ve din ihtiyacı gözle görülür bir hal alacaktır. bazı ilerlemeler sırasında dinden kopuşlar gibi görülen şey, gerçekte geçicidir ve din buhranının bir anlık enstantanesidir. rus uzay pilotunun, 'göğe çıktım fakat orada tanrıya rastlamadım' sözü ilk bakışta dinle ne kadar alay anlamı taşırsa taşısın, gerçek din ihtiyacının ters taraftan ortaya en kesin ifadesiyle çıkmasından başka bir şey değildir. bu bir barbar mantığıyla, aslında göğün daha ilk basamaklarında tanrıyla karşılaşacağı ve cezaya çarpılacağı korkusunun korkmazlık zırhına bürülü tezahürüdür. o uzay pilotu bir gün tanrıyla yalnız gökte değil yerde de karşılaşabileceğini, insanın göğe çıkmasının bir suç olmadığını, göğün tanrı ülkesi yerin insan ülkesi olmayıp hepsinin allah'a ait olduğunu öğrendiğinde dine dönebilecektir. bunu öğretecek olan da islamdır ve islamın ebedi olan çağrısıdır."
(bkz: sezai karakoç )

işçi çocuğu olmak

belli bir mesai saati olmadığı için bazı zamanlar babanızı günlerce göremeyebilirsiniz. bu size onun kazancına daha sadık olmanız gerektiğini öğretir. daha iyi hesap yapmaya başlarsınız, size verilen harçlığı hafta sonuna kadar yetecek şekilde kullanırsınız. okulda arkadaşlarınızın yanında genelde tok olduğunuzu gösterirsiniz. iki taraflı fedakarlık olur, hem babanız hem siz. demem o ki erken yaşta olgunluk kazanırsınız. en önemlisi de ileride meslek sahibi olununca babanızı unutmamaktır. bir baba on evlada bakar da on evlat bir babaya bakamaz.

hayattaki kırılma anları

ben de yaşadım buna benzer anları ki hala bazılarının etkisindeyim, hatırladıkça kendimden nefret ederim. yaklaşık beş yıl önceydi. dedemi ziyarete gitmiştim. dedem orta halli biri, ne zengin ne de çok fakir ama benim hayatımda gördüğüm en cömert kişi kendisi. aramızda çok hoş bir diyalog var. çocuklarıyla yapmadığı muhabbeti benle yapıyor desem abartı olmaz sanırım. neyse ben oradayken içeri bir aile girdi. anne, baba ve bir de çocuk vardı. kendilerini tanımıyordum. selamlaşma sonrasında oturup muhabbete başladılar dedemle. ben de bu esnada küçük çocuğu yanıma alıp seviyordum. utangaç tatlı bir erkek çocuktu. dedem, beni adama tanıttı, aslında beni değil de babamı tanıttı, babam o yörede az çok tanınan biriydi. adam beni de babamın oğlu olarak tanıdı, yani öyle tanışmak durumunda kaldık. bu adam dedemin yakın arkadaşının oğluymuş, uzun bir süre farklı yerlerde yaşadıklarından görüşme imkanları olmamış. yaklaşık bir saat oturup sonra müsade isteyip çıktılar. onlar çıktıktan yaklaşık beş dakika sonra ben de çıktım. sokakta ilerlerken onları gördüm, bir çöp konteynerinin yanında. adamın eşi ve çocuğu çöpü karıştırıyorlardı ve gördüğüm kadarıyla bir iki eski elbise çıkardılar içinden. adam da yanlarında huzursuz, çekingen bir şekilde bekliyordu. az önce beraber oynadığım çocuğun giyebileceği bir şeyi çöpte aramaya çalıştığını görünce içim sızladı.aniden yolun ortasında durdum, ne yapacağımı bilemedim. yürümeye devam mı etsem yahut yönümü mü değiştirsem diye düşünüyorum. tam o esnada adamla göz göze geldik ve öyle bir utandı ki... eşine ve çocuğuna 'ne yapıyorsunuz orada! hadi gidelim!' dedi haberi yokmuşçasına ve gittiler. beynimden vurulmuşa döndüm. o anda biri beni öldürseydi keşke, devamını düşünmeseydim. ben kimim ki sen benden utanıyorsun güzel abim? senin içinde bulunduğun durumun sorumlularından biri de benim gibileri değil mi? sen neden utanıyorsun? utanması gereken biri varsa o da ben olmalıyım. yemek yediğinde herkesin tok, elbiseler giydiğinde herkesin aynı şekilde giyindiğini düşünen benim gibi mahlukların payına düşmeli utanç. öyle ki bu adam bir saatlik muhabbetimizde bir kere olsun maddi sıkıntıdan söz etmemişti. hayatımda ilk defa kendime olan saygımı kaybetmiştim ve ölene kadar bu utanç benimle birlikte olacak. ölümün kurtuluş olmasını isterdim ama bu hesabın sadece bu dünyada kalacağını düşünmüyorum.

alınan en güzel iltifat

iş arkadaşım 'sen farklısın' demişti gözlerini benden kaçırarak. ben de inat olsun diye kalbini kaçırdım. sonuç olarak sağ 4. proximal phalanx üzerinde alyans bir halka var.

duyulan en acıklı söz

doktor bey kendim için değil oğlum için iyileştirin beni, engelli ve ben ölürsem ona kimse bakmaz demişti onkoloji serviste yatan bir anne.
umarım yaşıyordur.

anlık gelen mutluluk hissi

çoğunda sebeb bulunmaz ama benim geçen yaşadığım mutluluğun bir sebebi var. mesai çıkışıyım, acilen başka bir şehire geçmem gerekiyordu. en yakın giden otobüs gece kalkıyordu onu bekleyemezdim. şehirler arası yolcu taşıyan dolmuşlar vardı tabi bir gün önceden onlardan yer ayırtmak gerekiyordu. şansımı deneyip aradım ve yer olmadığını söyledi, zaten aracın kalkmasına iki saat kalmıştı. şehirdeki bir arkadaşımı aradım, bu sefer kendisi şoförü aradı, şoför ona da yok demiş, sonrasında bizim arkadaş doktor olduğumu söylemiş. şoför kızmış, neden daha önce söylemedin diye, doktorun başımın üstünde yeri var demiş. dolmuş geldi, bana en öndeki yeri ayırmıştı. arkaya da bazılarının sıkıştığını gördüm, ben arkaya geçeyim ayıp olmasın dedim ama dinletemedim, vallahi de buraya oturacaksın diyor. öylece de yola çıktık. velhasıl her gün doktora şiddeti içeren haberlerin duyulduğu bir yerde böyle şeylerin yaşanması beni mutlu etti. size bu şekilde değer verildiğini bildiğiniz bir topluma elinizden geldiğince en iyisini yapmaya çalışırsınız.

işçi çocuğu olmak

belli bir mesai saati olmadığı için bazı zamanlar babanızı günlerce göremeyebilirsiniz. bu size onun kazancına daha sadık olmanız gerektiğini öğretir. daha iyi hesap yapmaya başlarsınız, size verilen harçlığı hafta sonuna kadar yetecek şekilde kullanırsınız. okulda arkadaşlarınızın yanında genelde tok olduğunuzu gösterirsiniz. iki taraflı fedakarlık olur, hem babanız hem siz. demem o ki erken yaşta olgunluk kazanırsınız. en önemlisi de ileride meslek sahibi olununca babanızı unutmamaktır. bir baba on evlada bakar da on evlat bir babaya bakamaz.

islamın bitmiş olduğu gerçeği

"insanoğlu, bilimde ve sanatta ilerledikçe soyut kavramlara ve yaşayışlara daha yaklaşacak ve din ihtiyacı gözle görülür bir hal alacaktır. bazı ilerlemeler sırasında dinden kopuşlar gibi görülen şey, gerçekte geçicidir ve din buhranının bir anlık enstantanesidir. rus uzay pilotunun, 'göğe çıktım fakat orada tanrıya rastlamadım' sözü ilk bakışta dinle ne kadar alay anlamı taşırsa taşısın, gerçek din ihtiyacının ters taraftan ortaya en kesin ifadesiyle çıkmasından başka bir şey değildir. bu bir barbar mantığıyla, aslında göğün daha ilk basamaklarında tanrıyla karşılaşacağı ve cezaya çarpılacağı korkusunun korkmazlık zırhına bürülü tezahürüdür. o uzay pilotu bir gün tanrıyla yalnız gökte değil yerde de karşılaşabileceğini, insanın göğe çıkmasının bir suç olmadığını, göğün tanrı ülkesi yerin insan ülkesi olmayıp hepsinin allah'a ait olduğunu öğrendiğinde dine dönebilecektir. bunu öğretecek olan da islamdır ve islamın ebedi olan çağrısıdır."
(bkz: sezai karakoç )

seri maligncinin tespit edilmesi

insanları çekici yapan detaylar

m.akif ersoy'dan yılbaşı mesajı

ya rab! böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.

bir mânâ veremedim, şu milâdî yılbaşına!
şaştım da kaldım, müslümanların vah telaşına!

çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
gördüm ki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.

haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
heyhat! duyuramadım, ne Âhmed'e ne mehmed'e.

ey Âlem-i islâm'ın baş tacı, büyük türkiye!
mukaddesatı unuttun, avrupa diye diye!

yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası,
kiminin maymunu var, kiminin "noel babası!"

anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
kim bilir? yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.

kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.

islâm’dır bu vatanın dini, kitabı kur'an-ı kerîm'dir.
müslümanın bayramı, ramazan ve kurbandır.

kalamaz bu böyle fatih’in, yavuz’un diyarı,
noel kutlamada, geçerek hıristiyanları.

maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle
ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle,

çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..

şehidlik, gazilik şerefidir müslümanların.
düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.

şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
gel ölüm gel, neredesin? kanımla yıkanayım!

istemem bu hayatı, sultan etseler cihanda.
ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.

ya rab! hidâyet ver kurtulsun bu millete.
islama gelsin milletim son versin şu zillete.

özlenen sözlük yazarları


içerik kuralları - iletişim