analjezik

Durum: 451 - 6 - 1 - 0 - 13.06.2019 14:10

Puan: 6530 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

Güzelleşin, ölüme kadar hayattasınız.
  • /
  • 46

nistagmus

fenitoin kullanıma bağlı olarak görülebilen bir yan tesirdir. ilacı bırakmayı gerektirmeyen yan tesirdir. ilaç bırakıldığında nistagmus bulgusu düzelir.

en güzel kitap isimleri

otto von bismarck

bismarck sağlık modelleme sisteminin öncüsüdür.
kamusal sigorta.
liberal devlet anlayışında ve prime dayalıdır.tedavi finansmanı, sigortadaki primlere göre karşılanır.
ne kadar prim o kadar tedavi der. kırsal halkın tedavisinin azalmasına sebep olan sistemdir.

(bkz:beveridge modeli)
(bkz:semashko modeli)

dersin en gereksiz yerini hatırlamak

o güzel beyinlerimiz için tamamen fizyolojik bir olaydır.

dönem iki fizyo dersindeyiz. hoca renin-anjiyotensin sistemini anlatıyor ama bitirmiyor. bu çok önemli bir konu gençler bunları tam anlamıyla bir anlasanız harika olacak diyip tekrar tekrar anlatıyor.
anlattı anlattı anlattı sonra kendi kendine güldü, sınıfa döndü "bakın az önce anlattığım konu çok önemliydi ama geçen yıl sordum. yani bu yıl sormam. bu yıl sormayacaksam sizin için artık önemli değil demektir ve önemli görmediğiniz için beyniniz burayı asla unutmayacak.!" dedi tekrar güldü. tüm sınıf önce birbirine baktı ve hocaya eşlik etti swh. haklı çıktığını düşünüyorum, ümit ediyorum swh.

epistaksis

burun kanamasıdır. burun kanamasının en sık sebebi ; burnun little alanındaki kiesselbach pleksusu denilen arteriyel anostomoz'dan kaynaklanır. bu pleksustaki damarların isimleri de çok önemlidir. hatırladığım anatomi bilgileri gururla sunar swh. kalanı için gugıl amca

kuytu şiirler

yaşlandıkça çocuklaşmak

mektup arkadaşlığı

liseden çok samimi bir arkadaşımın lisesini değiştirmesiyle başladığımızdır.şu an aynı ülkede bile olmadığımızdan dolayı birbirimiz aklımıza gelince mektup yazıp toplu göndermeye karar verdik. çünkü bunun kaybedilmemesi gerekiyordu.

o kadar özel bir şey ki. her şeyin anlamını kaybettiği bu dönemlerde bir insanın duygusalken ya da kızgınken ki yazı şeklini, kağıdı katlama stilini, seçtiği mektupların renklerini, içine doldurduğu hediyelerini... ayrı ayrı anlamını fark edip varolan sevgini katmerlemek gibi.

yeni başlamak isteyenler içinse kendi yaptığım birkaç şeyi yazabilirim.
+keskincolor ın desenli mektupları var uğraşmak istemiyorum derseniz direk onları alıp özenle yazarsanız yüksek beğeni kazanabilirsiniz.
+ben tek renk mektup alıp üzerine keçeli kalemlere kendim çizim yapıyorum. ne çizeyim ki diyenlere pinterestten milyonlarca fikir sunabilirim.bu hem sizin emeğiniz oluyor hem de görünce ciddi mutlu ediyor.
+mekruşka diye bir şey uydurdum.* boy boy zarflar alıyorum. ve her zarfa ayrı ayrı şeyler yazıyorum ya da hediye koyuyorum. mektup açtıkça içinden mektup çıkmış oluyor. mesela en küçük mekruşkanın içine deniz kabuğu koyabilirsiniz. swh.
+yazdığınız mektubun bir köşesine yazı yazmayın ve esans, parfüm vs sıkın. orayı daire içine alıp kokla vs gibi bi şeyler yazın. zarfı açınca bile bir koku gelir. o kokunun özellikle yapıldığını bilmek hayli hoş bir duygu.
+kalın teksir kâğıtları alıp koyu mürekkepli kalemle yazını yazıp kenarlarını alevli görünümle yakın. efsane nostaljik olan bu duruma nostaljik bir bitiş sağlar.
+içine alınan hediyeleri özellikle seçebilirsiniz. mesela ben üniversite sınavına girdiğim yıl ösym setimi mektubumla ona göndermiştim. okulu kazandığım belli olunca doktor yazılı ismimin olduğu anahtarlık yaptırmıştı bana. şehrinizin kartpostalları, kendi kuruttuğunuz güller, kendi çalışma masanızdaki motto fotoğraflar, ikimizin de çalışma masasında olsun diyerek alınan bardak altları vs vs bu liste uzar. demek istediğim bir şeyleri anlam yükleyerek yapmanız, yapmayı istemeniz. lezzeti çok ayrı.

tabi böyle dönemlerde postanede genelde donuk ve garip konuşmalar geçiyor:

+merhaba mektup göndermek istiyorum
-....
+abi,mektup?!
-cidden mektup mu
+evet abi mektup
-gerçekten mektup mu göndereceksin sen şimdi? mektup, cidden mektup, baya mektup göndereceksin gerçekten mi?
+evet abi, mektup göndericem
-vay canına

+merhaba ben mektup göndermek istiyorum
-anlamadım?
+abi mektup göndericektim. taahhütlü de olur
-ciddi misin :o? sizden kaldı mı? kaldıysa müzeye kaldırcam? kaç tane var daha?
+swh

+merhaba mektup gönderecektim
-mektup mu
+evet
-yaşın kaçtı senin
+...
swh swh

bir mektup arkadaşım tarafından ise terk edildim.yurtta onun mezun olacağı yıl tanışmıştık. üniversitem bitince bana da yazar mısın dedi. tabi dedim. neyse birbirimize yazdık. sonra mektubu alınca beni aradı ve "analjezik kusura bakma fazla güzel yazmışsın. ben sana yetişemem şu an utanıyorum ama yetişene kadar whatsapptan devam edelim mi?" .ara ara soruyorum hala yetişemedim diyo. bekliyorum. swh
uzun entry yazmayı pek sevmem ama bu konuyu kısaltamıyorumm.

hastane istanbul

trt belgeselin hazırladığı güzel bir belgesel. sağlık sisteminin halkın sandığından çok daha yoğun ve trajik işlediğini bir nebze açıklayabilmiş. umarım trt1'de de yayınlanır sadece bu kanalda kalmaz ve serisi devam ederse internete yüklemeyi ihmal etmezler. çok efsane bir belgesel mi ,hayır. ama gayet başarılı.bunu düşünen,yapan kimse gönülden tebrik ve teşekkür ediyorum.izlemenizi tavsiye ederim.

umami tat duyusu

üniversite sınavına hazırlanırken palme biyoloji kitabında öğrendiğim lise için gereksiz bir bilgi. çıkar mı bu lys de diye hareketlilik olmuştu.çıkmadı.
dönem ikide fizyo da anlatıldı. yine çıkar mı bu diye bi hareketlilik oldu. çıktı. mutlu sonnn demek isterdim ama soru epey zordu.

bu duyunun net bi tarifi yapılamıyor ama tatlı ile tuzlu arasında bir skalada. dilde lokal bi bölgesi de belirtilemiyo ama dil köküne yakın bir yerde olduğu iddia ediliyor. glutamat içeren yiyeceklerle alınıyor.
halen potansiyel bir komite sorusu
  • /
  • 46

geceye bir söz bırak

-neden gözün kapalı yürüyorsun?
-bütün yolları ezberledim.
-ama düşebilirsin.
-bütün düşüşleri de ezberledim.
(lars von trier)

analjezik

vakti zamanında olmasını çok istediğim ancak bulamadığım şimdilerde ise antika sayılan ve bulması epey güç olan mektup arkadaşlığında master yapmış olduğunu #108528'dan anladığımız, 3 yıldan beri sözlüğe katkıda bulunmaya devam eden birinci nesil değerli yazarımız.

pawel kuczynski'den paylaştığı iki illüstrasyon ile de beğenimi almıştır.

hayata renk katan küçük detaylara önem veren birisi olduğunu düşünüyorum.

umarım yazma hevesi hiç kırılmaz, iyi yazmalar.

derdini kimseyle paylaşmayan insan

dedi ki: "ben derdimi ve hüznümü ancak allah teâlâ'ya arzederim..." (yusuf, 86)

hat sanatı

“hat” çizgi demektir. güzel çizmek anlamında kullanılmıştır. hattat çizen, hudud da çizgiler demektir.

ekleme: “haddini bilmek” de “sınır” anlamında bir kullanımdır. keza haddi aşmak, hadsizlik etmek de...

ne farkeder

“ne fark eder?” şeklinde yazılması gereken soru öbeği.

ayrıca duyunca bende münacaat’tan dizeleri çağrıştırır.
 spoiler!
gençtim ya, ne fark eder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur,
dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert
veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim
...)

(bkz:ismet özel)

geceye bir illüstrasyon bırak

yeni zelanda'daki iki camiye terör saldırısı

acı... safi acı var kalbimde. bir insan düşünüyorum kafamda şekli önemli değil, gülüyor espriler yapıyor bana, bazende ağlıyor. sevgi alıyorum o insandan. gözlerinin içine bakıyorum. dokunuyorum o insana. kanlı canlı duygusu olan anne olan baba olan sevgisi olan gözleri gülen gözleri ağlayan bir canlı. insan. insan yani. ben gibi insan annem gibi insan babam gibi insan. bir canlı. acı çekerek gözlerindeki ışık acımasızca söndürülüyor. sorguluyorum. neden? neden? neden? neden? niye? kalp acımaz mı insan öldürürken. gözlerine baktığında için burkulmaz mı hiç? o kan o soğukluk ürkütmez mi? o silah sadece oradakilere doğrultulmadı. o silah bana doğrultuldu, bize doğrultuldu. acı var içimde sadece. koskocaman bi acı...

obsesif kompulsif kişilik bozuklukları

obsesif kompulsif bozuklukla aynı şey olmayandır. sanıyorum bu konuda büyük yanlış anlaşılma var.

obsesif kompulsif bozukluğa sahip kişiler takıntıları olan, takıntılarının saçma olduğunu bilen ve bunlardan rahatsızlık duyan ancak yine de takıntısının emrettiği şeyi yapma dürtüsünü engelleyemeyen kişilerdir. obsesyon takıntı, kompulsiyon takıntı sonucu meydana getirilen düşünce veya davranıştır. örneğin bir odaya girdiğinde ışığı açmak isteyen sağlıklı bir insan bir kereliğine düğmeye basar ve ışık açılır. okb li insan 8 kere düğmeye bastıktan sonra 9.da açması gerektiğini düşünür, bunu yaparsa rahatlar. ama bu takıntısı ona göre de normal değildir.

obsesif kompulsif kişilik bozukluğunda da kişi yine aynı şekilde takıntılara sahiptir. düğmeye basma eyleminin 9.da bitmesi gerektiğini o da düşünür ancak bundan rahatsız olmaz. veya elini 12 kere yıkarsa temizleneceğini düşünür ve bundan rahatsız olmaz, bunu saçma bulmaz. gerçekten de o insana göre el 12 kere yıkanmalıdır. yani okkb'liye göre yaptığı son derece doğrudur, mantıklıdır. bu yüzden kişiler son derece kuralcı, çoğunlukla titiz, mükemmelliyetçi tiplerdir.

okkb'li insanlarda başka kişilik bozuklukları da birlikte görülebilir.
(bkz:okb)
(bkz:okkb)
(bkz:kişilik bozukluğu)

analjezik

yazılarını ilgiyle takip ettiğim nadide bir yazar. özellikle manevi anlamda yazdıkları hoşuma gidiyor. 'bol bol' yazmalar efendim *:)

gecenin şiiri

bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. hep böyle mi bu?
bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.. kafatasımın içini, bir küçük huzur adına aynalarla kaplattım,
ölü ben'im kendini izlesin her yandan,
o tuhaf sır içinden..
paniğini kukla yapmış hasta bir çocuğum ben.
oyuncağı panik olan sayın yalnızlık
kendi kendine nasıl da eğlenir?..
niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına
niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna",
bir çocuk demiş..

(bkz: nilgün marmara)

Toplam entry sayısı: 451

anneye bağırdıktan sonra gelen vicdan azabı

yaptıktan sonra aklıma bir ayeti düşüren ve içi sızım sızım sızlatan dır.
"çünkü rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana babaya iyilik etmenizi buyurmuştur. eğer onlardan biri, veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ererse, onlara öf bile deme, azarlama onları ve onlara güzel ve iyi söz söyle." isrâ 17.

tıbbiyeli itiraf

çok zor bi dönemden geçiyorum. hiçkimseden yardım almıyorum. bazen o kadar canım yanıyor ki,ağlama analjezik diyorum. ağlamıyorum da. ama olduğum yerde yaşlar gözümden süzülmeye başlıyor. annemi arayıp hıçkıra hıçkıra anlatacak şeyler oluyor ama aramıyorum. hayat öyle bi darbe vuruyor bu sefer,tam nefes aldım sanıyorum içime biber gazı çekmiş gibi kıvranıyorum. bunları buraya yazıyorum, belki yazdıktan sonra geri silerim bilmiyorum çünkü bunu okuyanlar için bu yazdıklarımın bir önemi yok.tüm kapılarımı kapattım artık.kimseden medet umulmayacağını, iyilik beklenmeyeceğini hatta silgi bile istenmeyeceğim öğrendim.içime inceden bir sızı düşercesine yaşıyorum şu günlerde.gözyaşım mürekkebi dağıtmışçasına ağır müebbet almış ama ağır misafir gibi davranan bir imtihanım var.misafire ikram olarak şükür sunuyorum;gül suyu yok muydu, yoksa gülsen de olurdu diyor. gülüyorum, herkes her şey geçti sanıyor.sonra bir düğüm,susuyorum..

mektup arkadaşlığı

liseden çok samimi bir arkadaşımın lisesini değiştirmesiyle başladığımızdır.şu an aynı ülkede bile olmadığımızdan dolayı birbirimiz aklımıza gelince mektup yazıp toplu göndermeye karar verdik. çünkü bunun kaybedilmemesi gerekiyordu.

o kadar özel bir şey ki. her şeyin anlamını kaybettiği bu dönemlerde bir insanın duygusalken ya da kızgınken ki yazı şeklini, kağıdı katlama stilini, seçtiği mektupların renklerini, içine doldurduğu hediyelerini... ayrı ayrı anlamını fark edip varolan sevgini katmerlemek gibi.

yeni başlamak isteyenler içinse kendi yaptığım birkaç şeyi yazabilirim.
+keskincolor ın desenli mektupları var uğraşmak istemiyorum derseniz direk onları alıp özenle yazarsanız yüksek beğeni kazanabilirsiniz.
+ben tek renk mektup alıp üzerine keçeli kalemlere kendim çizim yapıyorum. ne çizeyim ki diyenlere pinterestten milyonlarca fikir sunabilirim.bu hem sizin emeğiniz oluyor hem de görünce ciddi mutlu ediyor.
+mekruşka diye bir şey uydurdum.* boy boy zarflar alıyorum. ve her zarfa ayrı ayrı şeyler yazıyorum ya da hediye koyuyorum. mektup açtıkça içinden mektup çıkmış oluyor. mesela en küçük mekruşkanın içine deniz kabuğu koyabilirsiniz. swh.
+yazdığınız mektubun bir köşesine yazı yazmayın ve esans, parfüm vs sıkın. orayı daire içine alıp kokla vs gibi bi şeyler yazın. zarfı açınca bile bir koku gelir. o kokunun özellikle yapıldığını bilmek hayli hoş bir duygu.
+kalın teksir kâğıtları alıp koyu mürekkepli kalemle yazını yazıp kenarlarını alevli görünümle yakın. efsane nostaljik olan bu duruma nostaljik bir bitiş sağlar.
+içine alınan hediyeleri özellikle seçebilirsiniz. mesela ben üniversite sınavına girdiğim yıl ösym setimi mektubumla ona göndermiştim. okulu kazandığım belli olunca doktor yazılı ismimin olduğu anahtarlık yaptırmıştı bana. şehrinizin kartpostalları, kendi kuruttuğunuz güller, kendi çalışma masanızdaki motto fotoğraflar, ikimizin de çalışma masasında olsun diyerek alınan bardak altları vs vs bu liste uzar. demek istediğim bir şeyleri anlam yükleyerek yapmanız, yapmayı istemeniz. lezzeti çok ayrı.

tabi böyle dönemlerde postanede genelde donuk ve garip konuşmalar geçiyor:

+merhaba mektup göndermek istiyorum
-....
+abi,mektup?!
-cidden mektup mu
+evet abi mektup
-gerçekten mektup mu göndereceksin sen şimdi? mektup, cidden mektup, baya mektup göndereceksin gerçekten mi?
+evet abi, mektup göndericem
-vay canına

+merhaba ben mektup göndermek istiyorum
-anlamadım?
+abi mektup göndericektim. taahhütlü de olur
-ciddi misin :o? sizden kaldı mı? kaldıysa müzeye kaldırcam? kaç tane var daha?
+swh

+merhaba mektup gönderecektim
-mektup mu
+evet
-yaşın kaçtı senin
+...
swh swh

bir mektup arkadaşım tarafından ise terk edildim.yurtta onun mezun olacağı yıl tanışmıştık. üniversitem bitince bana da yazar mısın dedi. tabi dedim. neyse birbirimize yazdık. sonra mektubu alınca beni aradı ve "analjezik kusura bakma fazla güzel yazmışsın. ben sana yetişemem şu an utanıyorum ama yetişene kadar whatsapptan devam edelim mi?" .ara ara soruyorum hala yetişemedim diyo. bekliyorum. swh
uzun entry yazmayı pek sevmem ama bu konuyu kısaltamıyorumm.

tıp fakültesine yeni başlayanlara tavsiyeler

1)üst dönem şöyle bi baktım diyorsa kendi en az üç tekrar atmıştır arkadaşlar gevşek gevşek konuşmalara prim vermeyin tıp fakültesi burası.
2)doktor olmak için geldiniz ve öyle gideceksiniz. yüksek ihtimalle içinizdeki heyecan her zaman küçümsenecek umursamayın, doktor olacaksınız heyecanınızı bastırmayın sadece nerede açığa çıkaracağınızı öğrenin.
3)ilk sene arkadaşlarınıza güvenmeyin çünkü ilk sene ile ikinci sene kişilikler arasında 180 derece fark olacaktır,üzerinizde fazla enkaz kalsın istemem.
4)okumayı sevin, bıkacaksınız belki ama sevmekten vazgeçmeyin sevince bıkkınlık kısa sürer diye umut ediyorum.
5)isteyerek ya da istemeyerek gelmiş olmanız şu an itibariyle siz dahil kimseyi ilgilendirmez, artık buradasınız geldiniz hoşgeldiniz sefa getirdiniz. nereye geldiğinizin kadrini ve kıymetini aklınızdan hiçbir zaman çıkarmayın. eğer çıkarırsanız da her yıl ösym sınavlarında tekrar hatırlarsınız.
6)şükredin..

eleştirilince içe kapanmak

eleştiri çok tutarlıdır ve kişi açık noktasından vurulmuştur ya da kişi eleştiriye kapalıdır ve eleştirenin her söylediği söz kırgınlık sebebi olur. insan kendini tanıyıp eleştiriye açık olursa çok nadir yaşanacak durumdur.

tıbbiyeli itiraf

çok zor bi dönemden geçiyorum. hiçkimseden yardım almıyorum. bazen o kadar canım yanıyor ki,ağlama analjezik diyorum. ağlamıyorum da. ama olduğum yerde yaşlar gözümden süzülmeye başlıyor. annemi arayıp hıçkıra hıçkıra anlatacak şeyler oluyor ama aramıyorum. hayat öyle bi darbe vuruyor bu sefer,tam nefes aldım sanıyorum içime biber gazı çekmiş gibi kıvranıyorum. bunları buraya yazıyorum, belki yazdıktan sonra geri silerim bilmiyorum çünkü bunu okuyanlar için bu yazdıklarımın bir önemi yok.tüm kapılarımı kapattım artık.kimseden medet umulmayacağını, iyilik beklenmeyeceğini hatta silgi bile istenmeyeceğim öğrendim.içime inceden bir sızı düşercesine yaşıyorum şu günlerde.gözyaşım mürekkebi dağıtmışçasına ağır müebbet almış ama ağır misafir gibi davranan bir imtihanım var.misafire ikram olarak şükür sunuyorum;gül suyu yok muydu, yoksa gülsen de olurdu diyor. gülüyorum, herkes her şey geçti sanıyor.sonra bir düğüm,susuyorum..

tıp fakültesine yeni başlayanlara tavsiyeler

1)üst dönem şöyle bi baktım diyorsa kendi en az üç tekrar atmıştır arkadaşlar gevşek gevşek konuşmalara prim vermeyin tıp fakültesi burası.
2)doktor olmak için geldiniz ve öyle gideceksiniz. yüksek ihtimalle içinizdeki heyecan her zaman küçümsenecek umursamayın, doktor olacaksınız heyecanınızı bastırmayın sadece nerede açığa çıkaracağınızı öğrenin.
3)ilk sene arkadaşlarınıza güvenmeyin çünkü ilk sene ile ikinci sene kişilikler arasında 180 derece fark olacaktır,üzerinizde fazla enkaz kalsın istemem.
4)okumayı sevin, bıkacaksınız belki ama sevmekten vazgeçmeyin sevince bıkkınlık kısa sürer diye umut ediyorum.
5)isteyerek ya da istemeyerek gelmiş olmanız şu an itibariyle siz dahil kimseyi ilgilendirmez, artık buradasınız geldiniz hoşgeldiniz sefa getirdiniz. nereye geldiğinizin kadrini ve kıymetini aklınızdan hiçbir zaman çıkarmayın. eğer çıkarırsanız da her yıl ösym sınavlarında tekrar hatırlarsınız.
6)şükredin..

dudağı kuruyor diye acile gelen tip

acile gitmeye ben bile korkuyorum gereksiz bi şikayet mi acaba diye .

malignin yazarlık puanından düşüp düşmeme sorunsalı

ıkı kişinin aynı görüşte olmaması sonucunda gelen malign bildirimi neden puanı dusursun ki ? görüş görüştur eğer saygı duyulması ve sağ duyulu olunması gerektiğini savunan bi kitleysek bu konuda da öyle olmak lazımdır diye düşünüyorum.malign ya da benign entry entry dır.dusurulmemesi gerektiğini düşünüyorum.

tıbbiyede öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

üst dudağın oradaki sivilceleri patlatırsan menenjit olabilirsin.

osmanlıca

resmi dil olarak kullanılmayan ama kesinlikle yokolmamış atalarımızdan bize kalmış nadide dildir.aslında yontma bir dil.
matbu ve rika olmak üzere iki yazı şekli bulunur.

zamanında fatih sultan mehmet'in de bulunduğu avrupa devletleriyle yapılan görüşmede fatih sultan mehmet'in konuşulanları çok hızlı bir şekilde not aldığı ve birçok şey yazdığı diğer millet temsilcilerinin dikkatini çekmiştir. görüşme bitiminde ise yazdıklarına bakmak isteyen temsilci konuşmada yer alan her sözü atlamadan yazdığını görünce hayretlere düşmüştür.

yazması ve okuması zamandan tasarruf ettirir.elinizi kaldırmadan harfleri birleştirerek yazdığınız için latin alfabesi gibi yormaz.

güzeldir, sevdirir, yadigar bir şeye sahipmiş hissi verir ki bence zaten öyledir. kursları birçok yerde var ve arap diline az çok hakimseniz ya da kuran okumayı biliyorsanız bir haftada öğrenilir.

edit: çok merak ediyorum kendi insanımızın kendi tarihine olan bu öfkesi nedir?bu isteseniz de istemeseniz de bizim tarihimiz. böylesine bitmek bilmeyen öfkeye anlam veremiyorum. o dönemin oluşturduğu şartları sevmezsin şuan ki düşüncene ters düşer ben tasvip etmiyorum dersin, kabul. ama insan kendi tarihine bu kadar nankör olmamalı.
tarih derslerini dinlerken atatürk'e gelince hocam bi sanıye buraya öfkem var dinleyemem mi diyorsunuz ya da osmanlı devri anlatılınca bunlar bana ters ben dersten çıkabilir miyim mi? gerçekten garip. sevmemeyi anlarım ama tahammül dahi edememeyi anlayamam.

bir de bu zihniyet batının kendi tarihini a dan z ye bilmesine ve değerlerini korumasına gıptayla bakar. ironik...

islamda kadın

islam'dan başka din bilmiyor musunuz konuşmaya layık mı görmüyorsunuz?

önce allah sonra siz

e öyle, doktor da ben yaptım değil vesile oldum diye düşünmeli ,değil mi evet

ortadoğu demini aldıysa altını kısar mısın

sen her güneş açtığında yaz geldi diyorsun ya
baharın psikolojisini hiç düşünüyor musun?
sen çilek dediğin zaman
benim aklıma 120 ay taksitle gidilen yaz tatilleri değil
gazze geliyor.


dikkat et top bir yerine gelmesin diye uyaran annelerimiz var
ortadoğu'da kurşunlar her zaman çocukların bir yerlerine geliyor
en kötü oyuncu kaleye geçer ya mahalle maçlarında
ortadoğu'da en kötü oyuncu hep devlet başkanı oluyor
sisi ve suud ailesi midemi bulandırıyor.


biz beatles ile dede efendi arasında kaldık
grunge ile cihad arasında
nihilist bir demokrat kadar demagog'duk
ayrılıkçı bir iskoç kadar liberal
ve muhammed ali, malcolm x kadar siyahiydik
beyaz yakalılar lütfen kahrolsunlar!


eğer öğretmenin yaz tatilinde ne yaptın sorusuna
kudüs'e gittim diye cevap veren bir çocuk yoksa
disneyland'a ve özel okullara yenildik demektir.
oysa bizim başka hedeflerimiz var erasmus gibi
batı'ya entegre olmak gibi
ingilizce öğrenmek gibi
söylesene,350 milyonluk bir halkın alfabesini bırakıp
63 milyonluk bir ülkenin dilini öğrenmeye çalışıyoruz
neden?


dolce vita: fuzuli'yi anlamıyoruz ama
üzerinde welcome yazan paspaslarımız var
hello diye bağırıyor kapalıçarşı esnafları
hello ve aleyküm selam.

mert tutucu

batikon senin entryni favorilerine ekledi

bence bizi yazar puanı 10000'in üstünde olan yazarlar gibi timsaller arasına katmak için adrenalin etkisini üstlenmeye başladığını gösteren hareket.

(bkz:timsal olmaya daha çok mu hocam? )
(bkz:batikon böyle favorilemeyi nereden öğrendi? )

içerik kuralları - iletişim