antispazmodik

Durum: 67 - 2 - 2 - 0 - 22.07.2019 02:20

Puan: 767 -

1 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 7

şu anda hissedilen en güçlü duygu

mutluluk. en yakın arkadaşlarım memleketime, evimize geldi. bu kadar zevkli, güzel, sevgi dolu, huzurlu geçen çok az zamanım vardır heralde.

can sıkıntısı

bir haftadan fazla bir süredir içinde bulunduğum durum. can sıkıntısından çok içimde bir sıkıntı, darlanma var sanki. belli bir neden de bulamıyorum düşününce. tatili fazlasıyla bomboş, verimsiz, hiçbir planımı gerçekleştirmeden geçirmemdir nedeni belki de , bilemiyorum..

insanın büyüdüğünü anladığı an

bu saate kadar mide bulantısı ve ağrısından uyuyamama rağmen annemi uyandırmayıp kendim kalkıp nane limon yaptığım ve onu yudumladığım şu dakikalar

edip cansever

aldığım ilk şiir kitabının şairi. aynı zamanda bana şiiri sevdiren şair.

çocukların doktordan korkması

bazılarına ailelerinin sebep olduğunu düşündüğüm korku. bugün bayram ziyaretine gelen kuzenimin 4-5 yaşlarındaki çocuğu biraz yaramazlık yapınca herkes bir ağızdan"doktor ablası iğne mi getiriyorsun , yaramazlık yapanları ameliyat mı edersiniz, acı şurup mu vereceksin" söylemlerine başladı. ben kendimden korktum küçücük çocuklar ne yapsın :).biraz konuşarak öyle olmadığına ikna etmeye çalıştım çocuğu ama gözlerime çekinerek bakıyordu hâlâ.

tıbbiyeli sözlük ağlama duvarı

bu sene yurttaki çok sevdiğim arkadaşlarımın birçoğu mezun oluyor.bu zamana kadar çok şey paylaştık ve ayrılmaya çok az bir zamanımız kaldı. her hatırladığımız anı sonrası gözlerimiz doluyor, dilimizde sürekli "nasıl ayrılacağız" sözü, eğlenceli vakit geçirsek bile günler sonrasında ayrılacağımız için odalarımıza bile hüzünle dağılıyoruz. nasıl oldu bu kadar bağlandık bilmiyorum ama çok zor olacak bu ayrılıklar, seneye çok eksiklik hissedeceğim :(

üç nokta

"çok şey anlatır yarım kalan şeylere dair" demişti çok değer verdiğim biri. şimdi beni yarım bıraktı gitti. ne üç nokta anlatır artık ne türkü ne şiir onun gitmesiyle eksilenleri...

tıbbiyeli itiraf

yüzüme gülüp başkalarının yanında nedenini anlayamadığım şekilde beni kötülemeye çalışan bir insana fazla değer verdiğimi farkettim o kendine çeki düzen vermezse ben tavrımı değiştireceğim

duyunca sinirleri zıplatan sözler

"doktorlar da dayağı hak ediyor."
"doktorlar yüzümüze bakmadan , bizi dinlemeden ilaç yazıyor."
ya tamam sizi memnun etmeyen doktorlar olmuştur ama niye hepsini genelliyorsunuz . bir de dayakla kötekle neyin düzeldiğini gördüler de böyle düşünüyor ve davranıyorlar anlamıyorum

geceye bir söz bırak

bilim aklın şiiridir, şiir de yüreğin bilimidir. (maxim gorki)
  • /
  • 7

geceye bir söz bırak

"bir yere doğru son sürat koşup bir yere varamamaktan yorgunuzdur."

insan kalitesindeki gözle görülür azalma

türkiye'de şöyle bir geriye baktığımızda olan durumdur. ya tamam biz halkımızı seviyoruz, insanımıza değer veriyoruz. ama bu demek değildir ki yaşamımızda her şey bayağılaşsın, her işte ve kurumda cahillik geçer akçe olsun...
ne derseniz deyin, son 50 yılda doğru düzgün bir nüfus politikası oturtulamadığı gibi, artan genç nüfusu da ideal ve medeni cumhuriyet bireyleri haline dönüştürecek güçlü bir eğitim standardı belirlenemedi.
*televizyonlarda ve yeni nesil yerli sinemasında komiklik olsun diye kendini zorlayarak şiveli, argolu ve kaba konuşan kişilerin yaptığı programlar alkış alıyor gülünüyor. ben birkaç yeni komedi filmi izlemeye çalıştım, 5-6 dakika dayanamadım bile. bu bayağı esprilerin güldürdüğü kişiler varsa pes doğrusu!
türkçe'nin düzgün diksiyonu alay konusu, şamata yapılırken, kaba saba şiveler kabul edilir oldu.
*müzik: kültürümüzde yeri olmayan "arabesk müzik" adlı zehri yaşamımıza soktuklarından beri kan kaybediyoruz. ayrıca asıl eğilmemiz gereken konu olan türk halk müziği, sistematik biçimde yok ediliyor. bu ulusal bilincimizi de kaybetmemiz ile yakından ilgili
*giyim/kuşam- kıyafet: sosyal hayatta, sokakta ve işte paspal bir şekilde dolaşan insan sayısı çok fazla. saç sakal birbirine karışmış, kirli bir görünüm sergileniyor. bu nasıl kabul görüyor anlamıyorum.
*bilimsel düşünce ve tarih bilinci: her medeni ve gelişmiş ülke, kendi vatandaşlarına güçlü bir tarih bilinci, yeterli yabancı dil bilgisi, matematik ve fenne dayalı çağdaş eğitim veriyor. ya zaten burada bırak tarihi, adam kendi ülkesinin basit coğrafi bilgilerini bilmiyor. matematik, fizik konusunu hiç açmayalım bile. bu konuda uzun konuşmaya bile gerek yok.
en büyük sorun bilgilerin az öğretilmesi değil, aksine yüklü bir miktarda yanlış ve/veya eksik bilginin, dogmatik düşüncelerle bezenerek ve ezberletilerek öğretilmesi.
*pek çok alanda zaten artık liyakat örselenmiş durumda.
*kendine güvenen/kendisine saygı gösteren insan sayısındaki azalma: bir insan ancak kendine güvenirse ve kendine saygılı olursa etrafına da saygılı olabilir. tersinden söylersek kendisini sevmeyen insan, etrafındaki insanı da sevmez. türkiye'de bencil insanlar arttı. bu bencil insanların en önemli özelliği de aslında kendilerinden de nefret eden "psycho"lar olmalarıdır. kişiliği yarım kalmış insanlar gün geçtikçe artıyor. bu da eğitimdeki serbest düşüşün, cehaletin ve ulusal bilinçteki azalmanın erozyonun bir sonucu.
bu toplum ahlaken, zihnen, siyaseten çürüyor arkadaşlar, makro olarak bu sonucu çıkarabiliriz.

derin tendon refleksi

keşke benim de tendonum olsa diyen fakir halk kitlelerinin dahi basitçe bakarak mutlu olabileceği refleksler.
(bkz:keşke benim de tendonum olsa)
(bkz:umut sarıkaya)
 spoiler!

geceye bir söz bırak

kederliydim ama onlara, "yorgunum" dedim.
(bkz:küçük prens)

geceye bir söz bırak

“istemez de koşmaz at yağmur çamur hikaye
gönlün yoksa gönlümde köşkler olur harabe”

kuytu şiirler

az bilindik şairlerden ya da hiç bilinmeyenlerden şiirler, belki de uydurma mahlaslardan sizin şiirlerinizi görmek istediğim başlık. buyrunuz:

sen güzel susuyorsun,
kimse bir şey fark etmiyor anlatmasan.
sesinin çatalına farenjit desen inanırlar.
zaten sen sevemiyorsun çok, öyle hızlı hızlı konuşmaları, telaşlı anıları, bitmeyen analizleri filan, gitmek istiyorsun hemen, gitmek kıyısında sus pus oturmaya müsait yerlere.
sen hep fark edilmeden gitmek istiyorsun,
kimse sana gitme demiyor.
ben demedim mesela hiç, beni de götürüyorsun çünkü, biliyorum.
benimle birlikte o kıyıya gidip, benimle konuşuyorsun. ben seni duyuyorum.
bin mil de olsa aramızda, ben senin aniden alnında peydah olan kırışığın anlamını da biliyorum.
o avuç içinde sımsıkı, sıcacık, hastalıklı sevgiyle birlikte tuttuğun devasa nefretin sahibi, benim. istemiyorsun düşsün oradan, duvara vuruyorsun sert sert, ama sıcak tutuyorsun.
sevginle birlikte nefretini de sıcak tutuyorsun.
kinini sarj ediyorsun öyle alelade konuşmalarla, doluyorsun hemen, alnını tokatlıyorsun ara ara, neden aşırı değer verdiğini sorguluyorsun ve bunun getirdiği mutsuzluğa bile elli yerinden neden yapıştığını.
kimse bilmiyor hakikati, boş ver diyorsun. "ben onu çok özledim" den kolay çünkü bu. boş ver. bahsetme kimseye benden.

şiiri seviyorsun ama ahmet kaya sevmiyorsun ve ben sana diyorum ki; "o mahur beste çalar müjgan'la ben ağlaşırız"
ben senin müjganlarını özledim diyorum, bu şarkının müjgan'ı bir kadın değil, daha derindir diyorum bu şarkı.
dinlesen, bir kez olsun.

sen çay seviyorsun, manzara seviyorsun akşam karanlığında,
yaranın hart hurt koparılmaya uygun olduğu zifiri, şehir ışıklarına göz süzülebilen tepeleri seviyorsun. "burası kalabalık, sonra gelelim" yalnızlığını seviyorsun. ben de seviyorum. evvela seni.
ve sana birikmeye nazır bir şehrin karanlığında şimdi, o başına buyruk yönünü şaşırmış müjganlarından öpüyorum seni, hasretle.

"ahmet pak"

solmuş papatya

naif bir insan olduğunu düşündüğüm yazarımız. sanıyorum ki henüz sözlüğe yeni geldiğim dönemde, beni takip eden ilk kişiydi. nickinden midir bilmem, entrylerinde hep ince bir hüzün var gibi.

dostluk

haberiniz olmadan size dua eden birinin varlığını hep hissetmektir. sizin ruhsal sıkıntınızı hissedenin olduğunu bilmektir. iyi ki vardır...

haftalar önceki son konuşmanızda söylediğiniz dahiliye sözlü tarihinizi takvimine not edip sözlünün bir gün öncesinde size, çok kötü hissettiğiniz bir anda dostunuzun ''aklımdasın, sana dua ediyorum.'' yazıp moral verici bir ses kaydı atmasına ve o zor anınızda gülümsemenize sebep olan candan öte bir şeydir. kolay kolay kırılmaz bu bağ. sık görüşemeseniz de kalben yan yana olduğunuzu bildirir, hissettirir. allah herkese nasip etsin.

dostluk

dostluk kavramı denince aklıma sıcak bir düşünce geliyor. sanki ılık bir şeyler akıyor yüreğime. tatlı bir heyecan beni dostluk duygularına yakın tutan.
tıpkı ilkbaharda açan çiçeğin bana gülümsemesi gibi bir şey bu.

aslında bazen dostluk öyle kademelere geliyor ki, bir yandaştan çok bir kardeş yerini tutuyor. onu canın gibi seviyorsun. eğer bir düşünce varsa kafanda, sıkıntıların seni bunalttıysa ilk aklına gelen şey o’dur. dostun dostun...

senin zor gününde yanında olan, olmasa da kalbiyle senin yanında olduğunu hissettiren biricik dostun... ben bunu bir kardelen çiçeği gibi değerlendiriyorum. karların arasından zorluklarla çıkması, sonrasında renginin o parlak beyazlığa ahenk katması gibi bir şey olmalı bu..
bu bir duygudur bence. erişilmez bir duygu. belki arkadaş bulmak kolaydır; ama dost bulmak kardelen çiçeğinin açması gibi bir şeydir. erişemezsin dostluğa...

dostun öldüğünde sanki bedeninin bir yarısı kopmuş da onun acısını çekiyormuş gibi hissedersin kendinde...
artık sen yarım bir insansındır. her şeyin karmakarışık, yarım yamalak olmuştur. çünkü canının ve ruhunun yarısını kaybetmişsindir.
mantığının seni yönettiği yerde duyguların gelir aklına. susarsın bir süre belki. derin düşüncelere dalarsın...

dostunla, canınla yediğin o simitin yarısını düşünürsün. nasıl da yağmur yağıyordu o gün… ikiniz de sırılsıklam olmuştunuz. onun üzerindeki montu belki başına alıp koymuşsundur kim bilir. sonuçta bir şeyleri paylaşmışsınızdır. en basitinden bir simitin yarısını…

dostluk fedakarlık, anlayış ve sevgidir. bu üç husus tıpkı dostunuz gibi birbirinden ayrılmaz. en önemlisi sevgidir. o büyük bağlılık olmasaydı, arkadaşlık adını alan şey ,dostluk sıfatına bürünmezdi zamanla…

artık siz bir bütünsünüzdür. sevgi dolu bir bütün. ayrılması imkansız bir ikili.
canınız canınızı bütünlese de, bazen yarınız kopsa da içinizden, bu hayatta bir şeyleri paylaşacak bir dostun olmalıdır.
çünkü ''dostluk'' candan öte bir candır…

gurur

zamanında biri bana demişti ki "ben belki korkak biriyim. gururum yüzünden olan pişmanlıklarımın gölgesinde yaşamaktan hep korktum. şimdi içim rahat..."
bana "beni kaybettin" dememişti ama onu kaybettiğimi iliklerime kadar hissettirmişti okuduğum anda içime dolan acı pişmanlıklarla.
hala ezberime kazılı bu cümleleri her hatırladığımda içim sızlıyo. hala gururum sevdiğimi, özlediğimi, kırıldığımı, istediğimi söylememin önünde dev gibi bi engel.
bu yüzden hayatım hala keşkelerle, zamanla birlikte ölmüş ihtimaller üzerinden hayaller kurmakla geçiyor, pişmanlıkların gölgesinde...

Toplam entry sayısı: 67

tıbbiyeli itiraf

yapmacık sevgiden, söylediği ile yaptığı birbirini tutmayan insanlardan nefret ediyorum ve buna katlanmak zorundayım

tıpı kazandığınızda ilk hissettiğiniz şey

gerçekten iyi bir doktor olabilecek miyim sorumluluğu o gün binmisti omuzlarima. hâlâ cevap veremesem de olumlu yanıt alabilmek için çok uğraşıyorum ve bana daha çok stres olarak geri dönüyor

mutluluğa ihtiyaç duymak

son 1-2 haftadır yaşadıklarımdan, hayatımdan, yaptıklarımdan o kadar zevk almıyorum o kadar hissiz ve mutsuzum ki beni mutlu edecek bir şeyle karşılaşmaya,mutlu olacağım bir olay yaşamaya aşırı ihtiyacım var. umarım gerçekleşir de biraz olsun hayata dönmüş hissedebilirim.

en güzel üçlü

çay,abur cubur,sevdiklerimle sohbet

kabus

dün gece ağlayarak uyanıp korkudan 1 saat kadar uyuyamama neden olan, tekrar olmamasını temenni ettiğim rüyamsı olay.

yaşlılarla diyaloglar

küçük tatlı bir dükkanı olan amcadan ihtiyaçlarımı alırken tıp okuduğumu öğrenince gerçekleşen duygulandiran konuşmadır.
amca:vay kızııım tıp mı okuyorsun ben çok üzülüyorum size şimdi sen burdan çıkınca seni düşünüp düşünüp ağlarım ben.biz en ufak bir hastalığımızda hastaneye gidince yoruluyoruz sinirleniyoruz.siz yeri geliyor 24 saat ordan çıkamıyorsunuz bir de insanlar size kötü davranıyor onlarla uğraşıyorsunuz. üniversite okurken zaten yipraniyorsunuz.allah yardımcınız olsun çektiğiniz çileyi çekmek kolay değil.(bunları söylerken sesi titriyordu ve gözleri dolu doluydu)

ben gözlerimin dolmasıyla ve boğazıma yumru oturmasıyla pek bir şey söyleyemeyip sadece teşekkür edebilsem de böyle düşünen halimizden anlayan insanların olması da çok mutlu etti.

kuş

benim için hâlâ çok değerli olan biri bana gönül kuşum demişti. gönlümün şen bülbülü de demişti. gönlümü dallandırıp kuşlar kondurmuştu hatta. şimdi görüyorum ki başka kuşlar bulmuş kendine ve beni ben hiç farketmeden bir sapanla vurmuş

duyunca sinirleri zıplatan sözler

"doktorlar da dayağı hak ediyor."
"doktorlar yüzümüze bakmadan , bizi dinlemeden ilaç yazıyor."
ya tamam sizi memnun etmeyen doktorlar olmuştur ama niye hepsini genelliyorsunuz . bir de dayakla kötekle neyin düzeldiğini gördüler de böyle düşünüyor ve davranıyorlar anlamıyorum

çocukların doktordan korkması

bazılarına ailelerinin sebep olduğunu düşündüğüm korku. bugün bayram ziyaretine gelen kuzenimin 4-5 yaşlarındaki çocuğu biraz yaramazlık yapınca herkes bir ağızdan"doktor ablası iğne mi getiriyorsun , yaramazlık yapanları ameliyat mı edersiniz, acı şurup mu vereceksin" söylemlerine başladı. ben kendimden korktum küçücük çocuklar ne yapsın :).biraz konuşarak öyle olmadığına ikna etmeye çalıştım çocuğu ama gözlerime çekinerek bakıyordu hâlâ.

tıbbiyeli itiraf

tatilimin bitmesine, ailemden ayrılmama çok az bir zaman kaldığı için sürekli asabi davranışlarda bulunuyorum. sonra ailemi üzdüğüm için daha çok sinirleniyorum ama yine onlara patlıyorum yine kendime daha çok sinirleniyorum yapmamaya çalışıyorum elimden bir şey gelmiyor bu kadar sinir karın ağrılarına mide kramplarına sebebiyet veriyor üzülüyorum sözlük.

tıpı kazandığınızda ilk hissettiğiniz şey

gerçekten iyi bir doktor olabilecek miyim sorumluluğu o gün binmisti omuzlarima. hâlâ cevap veremesem de olumlu yanıt alabilmek için çok uğraşıyorum ve bana daha çok stres olarak geri dönüyor

tıbbiyeli itiraf

tatilimin bitmesine, ailemden ayrılmama çok az bir zaman kaldığı için sürekli asabi davranışlarda bulunuyorum. sonra ailemi üzdüğüm için daha çok sinirleniyorum ama yine onlara patlıyorum yine kendime daha çok sinirleniyorum yapmamaya çalışıyorum elimden bir şey gelmiyor bu kadar sinir karın ağrılarına mide kramplarına sebebiyet veriyor üzülüyorum sözlük.

manuş baba

bazı şarkılarında mutluluktan bazılarında üzüntüden ağlama isteği uyandıran şarkıcıdır. özellikle daha hareketli şarkıları beni alıyor anneannemin bahçesinde kuzenlerimle seksek, körebe oynadığım mutlu huzurlu dertsiz günlere götürüyor.

tıbbiyeli itiraf

memleketimden üniversite okuduğum şehre doğru yoldayım ve tatilde yapmak isteyip yapmadıklarımdan, yapmamak isteyip yaptıklarımdan dolayı aşırı pişmanlıkla yol alıyorum. otobüste zaten zar zor uyuyan ben hem bu pişmanlık nedeniyle hem de ailemden ayrılmanın hüznüyle gözümü bile kapatamıyorum.

içerik kuralları - iletişim