back2revenge

Durum: 379 - 0 - 0 - 0 - 24.05.2019 22:11

Puan: 5027 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

İnt*rn Dr---Achte auf deine Gedanken!Sie sind der Anfang deiner Taten.
  • /
  • 38

uzmanlık için düşünülen bölüm

intörn olunca 180 derece değişecek fikirlerdir.
dönem 2-3'te kolaydır ben dahiliye +yandal veya kadın doğum+perinatoloji yapıcam demek.ama intörnlükte nöbetler tutulmaya başlandıkça,asistanların iş yükü görüldükçe,eğitim odaklı değil de hizmet odaklı bir sağlık sistemiyle haşır neşir oldukça bu düşünceler yavaaaşça kendini pratisyenliğe,ftr veya aile hekimliği gibi rahat branşlara bırakır

6 mayıs 2019 ysk istanbul kararı

cumhuriyet adı altında diktatörlük ile yönetildiğimizi ispatlayan bir karar olmuştur.
makamın,mevkinin,paranın,gücün insanın gözünü nasıl da kör ettiğini gözler önüne seren bir karar olmuştur.
ülkenin itibarının 2 paralık edildiğini ilan eden bir karar olmuştur.
geleceğe dair yeşeren umutların dibine kibrit suyu döken bir karar olmuştur.

ama umut etmekten başka da şansımız yok.

her şey güzel olacak

20 kadro açılan bölüme kimsenin yerleşmemesi

artık yeni mezun hekimler bu ülkede hekimliğin hiçbir şeye değmediğinin farkına vardı.herkes hayatının kalanını rahat geçirmek istiyor ki bunun için suçlanamazlar.bundan sonra da bu durum kolay kolay değişmez zira ortada bu durumu değiştirecek somut bir adım yok.işin acı boyutu türkiye artık sağlık sektöründe ciddi bir uçurumun kıyısına geldi.boş kalan kontenjanlar,içi boşalan üniversiteler,veril(e)meyen eğitim vs.eskiden ilaç kuyruğu varmış,artık mr kuyrukları var.sıra alınamayan poliklinikler var ve en önemlisi cehalet var.kimsenin de bunlarla uğraşmak isteyeceğini düşünmüyorum

intern doktora servise binmeyi yasaklayan üniversite

yakında herhangi bir yerde evcil hayvanlar ve intörnler giremez gibi bir uyarı levhası görürseniz şaşırmayın gençler

how i met your mother

çocukluğa dair özlenen şeyler

yazın deli gibi sıcağında 1 liraya 10 tane meybuz alıp akşama kadar mahalle maçı yapmak

türkiyede doktor maaşının 2590 usd olması

başlık 2008'de açılmış sanırım

acil intörnlüğünde jet lag olmak

günlerin nasıl geçtiği anlaşılmaz.zira zaman kavramı tamamen kaybolmuştur.sadece yer ve kişi oryantasyonu kalmıştır intörnün.yorgun olduğu zamanlarda glasgow'un 8'e kadar düşebildiği de gözlenmiştir

islama göre mezhepleşmenin yasak olması

mezheplerin neresinde dini parçalamak olduğunu anlayamadığım başlık.4 mezhepte de islamın kesin olarak emrettiği şeyler aynı.(farzsa farz gibi).

islamda kuran>sünnet>kıyas>icma'ya göre hüküm çıkarılır.eğer bir şey kuranda varsa zaten hüküm bellidir.kimse onun üstüne bir şey diyemez.ha olur da derse (başörtüsü yoktur vs) zaten ayeti inkar etmiş olur.mezheplerde kuranda ve sahih hadislerde açıklanmamış durumlara fetva verilmiştir.ve bu hüküm çıkarma da yine kuran ve hadisler ışığında yapılmıştır.yani dini parçalama vs değil tam tersine islama göre hüküm çıkarma söz konusudur.zaten kimse ben hanefiyim ben şafiyim vs demiyor.ben müslümanım diyor.ancak bazı durumlarda o mezhep imamının fetvasını taklit ediyor.(deniz ürünleri yenir mi yenmez mi vs)

kütüphane ortamını rezil eden tipler

kütüphanede fifa oynayanı gördü bu gözler.takmış kulaklığını da bildiğin fifa oynuyor.hem de final zamanı herkes yer ararken.keşke ben de bu kadar umursamaz olabilsem
  • /
  • 38

biz pratisyen yetiştiriyoruz diyen hoca

ne öğrettiğini merak ettiğim hocadır.

evet, hocaların arkasından ne kadar atıp tutsak da verdiği emekleri göz ardı etmek ne insan olana yakışır, ne de üstüne üstlük doktor olana. kabul. başımız üstünde yerleri var. sevmediğim hocaları bile hayırla yâd ederim, ediyoruz da.

fakat "pratisyen olarak yetiştirmek" ne demektir? hangi tıp fakültesi mezunu arkadaşımız mezun olduğu ilk gün ekg okumayı vasat şekilde dahi olsa biliyor? üsye, iye, pnömoni, koah, hipertansiyon, yumuşak doku travması reçetesi yazabiliyor? akut mi'da hangi ilaçları vereceğini biliyor? kırık şüphesinde çift yön grafi isteyebiliyor?

intorn olduğum sene yaşadığım bir vakayı zaman zaman hatırlarım ve hem güler hem üzülürüm.

cuma vakti okuldan nöbet çıkışı camideyim. üstümde nöbet kıyafetleri var, hemen gidip yatayım diye üşenmişim çıkarmamışım. dışarıdan bakıldığında sağlık çalışanı olduğum belli. yanımda genç bir çocuk öne arkaya sallanmaya başladı. "ne yapıyor bu çocuk?" diye düşünüyorum kendi kendime, ne yapacağımı soruyorum.

velhasıl çocuk eğildi sonra yere yattı. o zamanlar da bonzai vakaları vardı fazlasıyla, genç olduğu için aklıma o geliyor filan. neyse namazı bozdum bilinci açık mı değil mi diye bakıyorum. ama inanın sonrasında ne yapacağımı bilemedim. "bacaklarını yukarı kaldıralım hocam" diyorlar, "kaldırın" diyorum. "112'yi arayalım hocam" diyorlar, "arayın" diyorum.

aklıma ilk ne geldi biliyor musunuz? "acaba beyin kanaması mı geçiriyor?" ve bana ambulans gelip hastayı alıp gittikten sonra "ne oldu hocam?" diyenlere "bilmiyorum, hastanede bakarlar tomografi filan çekerler, beyin kanaması var mı yok mu diye" diyerek cevap verdim.

şu an bana bu hatıra daha çok komik gibi gelse de, ne yazık ki aynı zamanda acı bir hakikat olarak çarpıyor yüzüme.

bir; hava güneşli, sıcak bir yaz günü. aklıma ilk gelmesi gerekenler -hele hele onbeş yaşlarında bir genç ise- dehidhratasyon, güneş çarpması, atlanmış bir kahvaltı sonrası hipotansiyon, hipoglisemi olmalıydı.

iki; beyin kanamasını, travma öyküsü olmayan ve görünüşte sağlam gencecik bir çocukta ilk tanı olarak düşünmek ne kadar doğru?

üç; velev ki kanama olsun, hiç bir hasta için bu tanı öyle pat diye söylenmez, hele hele hiç tanımadığı bir insana bu durum anlatılmaz.

bu hikayeyi anlatma sebebim öncelikle gülmekti tabi; fakat acı olan şu ki, bu hikayede her basamak hatalı ve yanlış. işte bu yüzden diyorum ki pratisyenlik elzemdir, şarttır. pratisyenlik sadece fakülte mezunu olup iş hayatına atılmak demek değildir. hep söylediğim gibi, size insani ilişkiler, hızlı karar alma, olaya bütüncül bakabilmek gibi nosyon kazandırır. hastanede elinizin altında yüzlerce tetkik imkanı varken gereken kompleks bilgiyi değil -bunu verecek olan uzmanlıktır- gemide arabada sokakta lazım olan basit bilgiyi pratisyenlik verir.

şimdi konuya dönecek olursak, ne yazık ki okulumdan -pratisyenlikte faydalı pek çok şey öğrendiğim halde- ekg'yi okumayı, kırık grafilerini neden çift yön çekmek gerektiğini, bebeğe hangi lavman uygulayacağımı, "avil+ dekort"u, "dikmus"u, "svt de beloc" u, "tansiyonda kapril" i öğrenemedim. bana öğretilen "ewing de soğan zarı", "adjuvan kt ilaçları", "roux en y anastomozu komplikasyonları" idi. bu bilgiler hiç de pratisyenlik bilgileri değildi.


aslında okulda öğrenmek istediğimiz çok fazla şey yok. direkt grafi, ekg yorumlayabilmek, 20-30 tanı için iki üç kalem ilaç yazabilmek, acillere bilhassa pediatrik acillere yaklaşımı öğrenmek istiyoruz. ve bunlar kesinlikle, ister pratisyen, ister uzman, isterse profesör olsun, her doktorun bilmesi gereken zaruri bilgiler demek.

başlıktaki sözü sarf eden hoca eğer beyin cerrahı ise nörolojik muayeneyi; dahiliye hocası ise tansiyon ve şeker ilaçlarını; kardiyoloji hocası ise ekg yi; radyoloji hocası ise pa ac ve direkt grafiyi; ortopedi hocası ise alçı alımını, sık görülen kırıkları, çocukta torus kırığını öğretiyorsa başımın üstünde yeri var. çantasını taşımaya razıyım.

değilse, odasında türk kahvesi içerken gazete okusun, briç oynasın. derslere girerek büyük lütuf göstermiş oluyorlar, fazlası zatı şahanelerine mukabil bir yük değil.

d vitamini tedavisi

halkımızın kadın programları ve günlerinden favori tahlili haline gelmiş olan d vitamini yani 25 hidroksi vitamin d-25 (oh) d vitamini tedavisi.

öncelikle 30 ng/ml'nin üzerindeki düzeyi yeterli (50 ng/ml'nin üzerini yeterli sayan yayınlar da var).
canan karatay ablamızın sınırı çok daha yüksek de ona girmeyelim hiç *
20-30 ng/ml arası yetersizlik,
20 ng/ml altı eksiklik
10 ng/ml altı ise ciddi vitamin d eksikliği olarak kabul ediliyor.

ampul ve damla formları var.
ampul formu 300.000 bin iu vitamin d3 içeriyor. oral ve intramuskuler olarak kullanılabiliyor ama yüksek doz sebebiyle artık önerilmiyor (hiperkalsemiye neden olabiliyor, patolojik kırık riskini artırıyor)
50 .000 iu ve 150.000 iu içeren damla formları var. şu an yaygın olarak kullanılıyor.

kullanım dozları (50.000 iu içeren formlar baz alınarak):
0-36 ay arası: 400 iu (3 damla)
70 yaş üstü: 400 iu (3 damla)
gebelik: 400 iu (3 damla)
laktasyon: 400 iu (3 damla)
20 ng/ml'nin altında: 8 hafta süre ile haftada 50.000 iu (375 damla-50.000 iu'luk bir şişe), idame doz 20-30 ng/ml arasında 1500-2000 iu (11-15 damla), idame doz 30 ng/ml olduğunda 800-1500 iu (6-11 damla)

müstahzarlar: coledan damla (150.000 iu), devit-3/monovit-3 damla(50.000 iu), desiferol tablet (her tablette 2000 iu-ödenmiyor şu an), devit 3 ampul(i.m-oral uygulama, 300.000 iu içeriyor)

evleneceği kızda bekaret arayan erkek

benim anlamadığım evleneceği kızın bakire olmasını isteyen kişileri önüne gelenle yatan ahlaksız şerefsiz biri gibi göstermeye çalışıp sonra da 'bunlar namusu bacak arasında arıyor' 'bunlar önüne gelen her kızla yatmak için can atıyor' diyenler
şimdi mantıklı düşünmek lazım bekaret önemli kendini evleneceğin kişiye sakla diyen mi önüne gelenle yatıp kalkmak istiyordur yoksa bekaretin ne önemi var biz cinsel ilişkimizi yaşayalım sonra git istediğinle evlen diyen mi?
gelelim bekaretini koruyan kızlara bunca sene kendini evleneceği kişiye saklamış her türlü pislikten uzak durmuş bir kızın evlendiği erkeğe verebileceği daha güzel bir hediye olabilir mi ki

`seni, seni tanımazken bile aldatmadım` demiş olmaz mı?
hem o gün geldiğinde bence bekaret önemsiz diyip kızların kendini eşine saklamasına hakaret etmiş olmaz mıyız?
ve evet bu yazdıklarım elbette ki erkekler için de geçerli.
yani arkadaşlar evlilik öncesi cinsel ilişki normal ve doğru bir iş değil, normalleştirmeye çalışmayınız,

mezuniyet sonrası dönemde tıbbiyelinin yapması gerekenler

evet tıbbiyeli mezun oldun, doktor oldun sana helal olsun

ama bilmiyorsun ki sonrasında neler olacak..

işte onu da `gabapentin` anlatacak, başlıyorum



öncelikle diplomalarınız sağlık bakanlığı'na üniversitelerinizce yollanmış oluyor

sağlık bakanlığı bu diplomaları tescilliyor ve siz ömür boyu kullanacağınız diploma tescil no'nuza kavuşmuş oluyorsunuz - amma velakin o dönemin bakanının onayı olmadığı için hadi ben devletten kaçtım özele geçtim byee yapamıyorsunuz, o onay için zorunluyu yapacaksınız.

ara not: bu arada tusa girecekler tus başvurusunu yapıyor ösym sitesinden/başvuru merkezinden

diplomaları tescillerken sağlık bakanlığı aynı zamanda isminiz `devlet hizmet yükümlülüğü kurası`na da yazılıyor

birçok fakülte haziran sonu veya temmuz başında mezun verdiğinden isminiz ağustos kurasına yazılmış oluyor - değişti; artık haziran sonu/temmuz başı mezun olanların ismi eylül kurasında oluyor; eskiden çift sayılı aylarda yapılan kuralar güvenlik soruşturması vb. sebeplerle tek aylarda yapılıyor.

ağustos başında isim listeleri açıklanıyor ve bir bakıyorsunuz aa ismim yazıyor diye. - değişti; artık eylül başında açıklanıyor

isim listelerinin yanı sıra ilan metni de açıklanıyor ve kura takvimi belli oluyor

kura takviminde münhallerin açıklanması diye bir bölüm var, bu "hangi hastanede ne kadar kadro var" onun açıklanmasıdır.

münhaller ayın 20'li tarihlerinde açıklanır ve açıklandıktan sonra tercih dönemi başlar, bu da 3-4 gün kadar sürer

bu sırada siz tercihleri nereye yapalım diye düşünürsünüz ve ona göre pbs üzerinden tercihlerinizi yaparsınız

pbs üzerinden tercihlerinizi (başvurunuzu) kesinleştirdikten sonra tercih formundan 2 nüsha çıkarıp notere onaylatmanız ve adli sicil belgenizi almanız gerekmektedir (not: adli sicil belgesi e-devletten alınabilmektedir) www.turkiye.gov.tr

bu "noter onaylı" 2 nüsha ve adli sicil belgesini kura takviminde belirtilen tarihe kadar sağlık bakanlığı'na kargo yoluyla/elden bırakmalısınız ki genel kuraya kalma şansınızı düşürmeyiniz.

bu süreçten sonra kurayı beklemeye başlıyorsunuz ve genelde ay sonunda kura çekiliyor.

kura çekildikten birkaç gün sonra tebligatlar yayınlanır ve ikamet ettiğiniz ilin dışında bir yer çıktıysa 15 gün içinde, ikamet ettiğiniz ille aynı yer çıktıysa tebligat yayınlanır yayınlanmaz işe başlamanız gerekmektedir. - değişti; artık tebligat beklemeden önce güvenlik soruşturmasına giriyorsunuz, sonra tebligat geliyor. onun haricindekiler bu maddeyle aynı.

işe başlamanız hemen hemen tus'un yapılacağı tarihten sonra olacaktır (aynı ilde başlıyorsanız önce olma ihtimali yüksektir) - artık bu ihtimal, kura tustan sonra yapılacağı için ortadan kalktı.

işe başlamadan önce kurada size çıkan yerlere götürmeniz gereken belgeler bulunmaktadır. bunların hepsi kura'nın ilan metninde açıklanmaktadır.

sonrasını da hak getire... isteyen müstafi olur (hiç çalışmadan istifa eder ama anca 1 yıl sonra tusta eğitim araştırma hastanesi yazabilir), isteyen 1-2 ay çalışıp istifa edebilir (6 ay sonraki tusta eğitim araştırma yazabilir), isteyen yerinde pratisyen olarak durabilir, tusa çalışabilir. tusu kazanan eğitim araştırmalarda çkysye; üniversite hastanelerinde zimmet sorgulamaya düşmeyi bekler veya pratisyen olarak durup hayatına devam edebilir.

2017 temmuz itibariyle yeni dönem:

ne oluyordu da sistem değişti?

yeni mezun, ağustos sonu kuraya giriyordu, eylülde tusa giriyordu, eylül ayında kurasında çıkan yere gidiyordu, tusu kazanmışsa kasım-aralık gibi çkysye düşüp hastanesine gidiyordu.

şimdi ise (bkz:76.devlet hizmet yükümlülüğü kurası)nda tescil tarihi 29.06.2017 olarak belirlendi. 30.06.2017'de mezun olanların kuraya girmesi engellendi. böylece yeni mezunlar kuraya ağustosta değil ekimde girecek.

böylelikle tusla kazanan hekim kuraya girmeyip direk tusla kazandığı kuruma gidecek. kazanamayanlar da kuraya girecek. böylelikle "aa ne ara tsmye/acile başladı da ne ara gidiyor", "öff sürekli dosya" telaşesinden kurtulmayı amaçlıyor sağlık bakanlığı.

2017 eylül güncellemesi:

enteresan bir şekilde ay başında isim listeleri açıklanmadı. en son 13'ü gibi hiç zorunlu yapmamışlar için diploma tescilleme tarihi - ki o da 20/09/2017 tarihine kadar - yayınlandı.

şahsi beklentim kura takvimi ya alışılmışın dışında olacak ya da eski haline dönecek


ayrıca erkekler için dipnot: üniversiteden ilişiği kestiğiniz gün-bir sonraki ocak ayı arasında `askerlik tecili` işlemini de yaptırmanız gerekmekte olup, bu belge zorunlu hizmete başlarken istenmektedir!

sık sorulan sorular:

1. ohal dönemindeyiz. müstafi olursam (yani hiç başlamazsam) ömür boyu memur olamaz mıyım?

hayır gayet memur olabilirsiniz. sadece 1 yıl boyunca sağlık bakanlığı'na bağlı hastanelere gidemezsiniz, ama devlet üniversitesini kazanacak kadar iyi bir puan alırsanız burada işe başlamak suretiyle memurluğa da başlayabilirsiniz.

2. peki yazdım bi yer, başladım sonra istifa ettim. ohal dönemindeyiz. yine memuriyetim yanar mı?

bu soru çok ama çok tartışmalı. eğer ki istifa metninizde 96.maddede yazan "ohalde istifa edersen memur olamazsın" ibaresi yer alırsa sıkıntılı, o zaman bir istifanızı geri çekin diye düşünmenizi öneririm. ama 94.maddeye dayanarak istifa metniniz yazılıyorsa sıkıntı olmuyor, sadece 6 ay sonra sağlık bakanlığı'na bağlı hastanelerde çalışabiliyorsunuz. bu durum kurumdan kuruma değişebiliyor.

renin-anjiotensin-aldosteron sistemi

her tıbbiyelinin mutlak bilmesi gereken sistem
özellikle bu sisteme etki eden ilaçlar tus için bilinmeli
hipertansiyonu anlamanın yolu burdan geçmektedir

ateşi düşmeyen infant

infant için aşı takvimine göre aşılanıp aşılanmadigi öncelikle sorgulanmalı, fontanel muayenesi yapılarak ve refleksler kazanildiysa patolojik olup olmadığına bakılarak menenjit ekarte edilmelidir.

boğaz muayene edilerek eritem, tonsiller hipertrofi, kript varlığına bakılmalı, lenfadenomegali palpasyon ile değerlendirilmelidir.

5 yas altında ayrıca son zamanların gözde tanısı "pfapa" yi sorgulamanız hem ailenin size güveni adına hem de sizin hekimlik sanatınız adına artı puandır. pfapa, rutin üsye tedavisi almalarına rağmen iyileşmeyen hastalarda akla gelmelidir. hastalık atak halinde seyreder ve tek doz prednol daha etkin tedavi sağlar. (pfapa: periyodik ateş, aft, farenjit ve adenit)

5-15 yaş çocuklarda oral tedaviye rağmen geçmeyen üsye, eklem şişliği ve idrarda renk değişikliği sorgulanarak akut romatizmal ateş ve psgn dışlanmalıdır.

muayenenizi düzgün yaptıktan ve aileye bu konu ile ilgili bilgilendirme yaptıktan sonra -eğer anlayışlı ise- aile de teskin olacaktır.

edit: diğer arkadaşlar sağolsun bahsetmişler ama yine de yazayım dedim. idrar yolu enfeksiyonu için hasta mutlaka değerlendirilmelidir. unutmusum. affola.

Toplam entry sayısı: 379

6 yılda en irrite olunan cümle

bu staj grubu niye bu kadar kalabalık?bütün stajlar mı böyle?

evet hocam hepsi böyle ve bizim suçumuz tamam mı?hepimiz toplandık aramızda anlaştık ve hastanede nasıl hasta odalarını nefes alınmaz hale getiririz,sözlülerde hoca başına düşen öğrenci sayısını nasıl artırırız,pratiklerde gelmeyenler nasıl belli olmaz,eğitim kalitesini nasıl düşürürüz diye uzun uzun düşündük ve sınava girip hepimiz burayı yazdık.mutlu musun?

yazarların tıbbiyeli sözlükte yazma sebepleri

yazdıklarınız genel anlamda (çok beğenilmese veya ilgi görmese dahi) verdiğiniz emeğin bir karşılığı olarak "like"lanıyor.bu da insanı mutlu ediyor haliyle.yazdıklarınızın okunduğunu bilmek bile başlı başına bir sebep.kendin çalıp kendin oynamıyorsun yani.genelde tıbbi konularda yazmaya gayret ediyorum,çünkü bildiklerimi paylaşmayı seviyorum.zaten edebi konularda vs.'de yetenekli olduğum söylenemez.ancak o başlıkları da takip ediyorum,gerçekten çok güzel yazan yazarlar var.yazdıklarını okumaktan büyük keyif alıyorum.genel anlamda çok farklı profilden insanlar var,ancak buna rağmen bir saygı ortamı mevcut.sayı az olabilir lakin bu ortam çok kıymetli.şu ana kadar (1-2 kişiyi saymazsak) hakaretvari bir söylem dahi görmedim.kendimi beyoğlu sokaklarında başımda fötr şapka ve siyah takım elbiseyle dolaşıyormuşum gibi hissettiriyor bu sözlük :)

5 yıl sonra kendini hiçbir yerde görememek

sen planlar yaparken başına gelenlerdir "hayat" demişler.daha iyi ifade edilebilir miydi bilmiyorum.hayat dinamik bir süreç.haliyle hedefleri de değişebiliyor insanın.ısrarcı olmamak,biraz da kendini hayatın akışına bırakmak kanaatindeyim ben.bu demek değil ki hedefleri olmasın insanın.hedefler tabi ki olacak,onlardan güç alacağız daima.ancak hayatın şartlarına göre de bu hedefleri modifiye etmek gerekebilir.işte bu noktada genellikle karamsarlığa düşüyor insan.kendini başarısız addediyor,tabiri caizse artık "amaçsız bir birey" olarak tanımlıyor.halbuki amaçsızlık hayal kırıklığından çok daha acı bana kalırsa.bir gün ölmek yerine her gün ölmek gibi.sözü artık montaigne'e bırakmanın zamanı geldi sanırım;

bir amaca bağlanmayan ruh, yolunu kaybeder.çünkü her yerde olmak, hiçbir yerde olmamaktır.

sevgilin için yapabileceğin en büyük şey

bir yaştan sonra kimsenin kimseyi çekmemesi

ben sustum sigmund freud konuşsun;

insanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi, kronik şüpheci olmayı öğrenir. bu gerçekleştiğinde, artık ne yazık ki çok geçtir. insanların "tecrübe" dediği şey budur. kalbiyle bağlantısını kaybetmiş bir insana tecrübeli denir.

6 yılda en irrite olunan cümle

bu staj grubu niye bu kadar kalabalık?bütün stajlar mı böyle?

evet hocam hepsi böyle ve bizim suçumuz tamam mı?hepimiz toplandık aramızda anlaştık ve hastanede nasıl hasta odalarını nefes alınmaz hale getiririz,sözlülerde hoca başına düşen öğrenci sayısını nasıl artırırız,pratiklerde gelmeyenler nasıl belli olmaz,eğitim kalitesini nasıl düşürürüz diye uzun uzun düşündük ve sınava girip hepimiz burayı yazdık.mutlu musun?

herşeye ne gerek var abi ya diyen motivasyon katili tip

evet vardır böyleleri.insanı çileden çıkarırlar.kanka akşam maç yapalım diyoruz halısahada dersin ne gerek var abi yorulcaz şimdi der.kanka haftasonu bi yerlere gidelim diyoruz gezeriz az dersin kanka uzak ya hem hava da soğuk zaten der.normal muhabbette konu açılır dil öğrendiğini söylersin kanka napcan ingilizce mingilizce der.staj muhabbeti yaparsın textbook okumak güzel,iyi öğreniyon dersin kanka kim okur ya onu zaten hocalar nottan soruyor der.böyle herşeye bi bahane bulmalar bi kötülemeler.vardır mutlaka sizin de çevrenizde böylesi.insanı hayattan soğuturlar.bunlarla ilişkileri minimumda tutmak en güzeli zannımca.çünkü ne gerek var ki?

babanın araba kullanmayı öğretmesi

+ baba ben sürücü kursundaki arabayı çok iyi kullanıyodum ya hoca da öyle demişti.bu araba farklı geldi kendimi çok emniyetsiz hissediyorum.

-ben de oğlum...

yazarların tıbbiyeli sözlükte yazma sebepleri

yazdıklarınız genel anlamda (çok beğenilmese veya ilgi görmese dahi) verdiğiniz emeğin bir karşılığı olarak "like"lanıyor.bu da insanı mutlu ediyor haliyle.yazdıklarınızın okunduğunu bilmek bile başlı başına bir sebep.kendin çalıp kendin oynamıyorsun yani.genelde tıbbi konularda yazmaya gayret ediyorum,çünkü bildiklerimi paylaşmayı seviyorum.zaten edebi konularda vs.'de yetenekli olduğum söylenemez.ancak o başlıkları da takip ediyorum,gerçekten çok güzel yazan yazarlar var.yazdıklarını okumaktan büyük keyif alıyorum.genel anlamda çok farklı profilden insanlar var,ancak buna rağmen bir saygı ortamı mevcut.sayı az olabilir lakin bu ortam çok kıymetli.şu ana kadar (1-2 kişiyi saymazsak) hakaretvari bir söylem dahi görmedim.kendimi beyoğlu sokaklarında başımda fötr şapka ve siyah takım elbiseyle dolaşıyormuşum gibi hissettiriyor bu sözlük :)

kuran değiştirilmemiş tek ilahi kitaptır

şurda yazılanları okudum da gerçekten yazık.bu insanlarla aynı mesleği yapıcaz.daha kendisinden olmayana saygı göstermesini bilmeyen adam yarın öbür gün saygı görmeyi bekleyecek.bu insana can emanet edilecek.emanet edilen can belki de müslüman olacak.o zaman bu düşüncelerinden kendini soyutlayabilecek mi?
inanmıyorsan inanma kardeşim.ne diyor kuran-ı kerim:"leküm diyniküm veliyedin".ama burada veya başka yerde insanların kutsal değerleri ile dalga geçemezsin,geçmemelisin.bunu öğrenemediysen bu yaşa kadar seni yetiştiren aileye de,okuduğun kitaplara da yazıklar olsun.şimdi dalga geçince gerçi marjinal oldun pardon unuttuk onu biz.hep arkandan ne havalı çocuk diyoruz:d
bi siz okuyosunuz,sorguluyorsunuz anasını sattığımın memleketinde.bi sizin kafanız çalışıyor.ama icraata gelince "yae islamda 4 eşlilik var yaee" dan öteye gitmiyor bu safsatalarınız.allah hidayet versin ne diyeyim

edit:iddianızda doğruysanız ispatlayın.getirin farklı bir kuranı kerim gösterin herkese.ama yok siz en çok konuşmayı seversiniz

nureddin yıldız hoca

müslümanlardan çok ateistlerin konuşmasına şaşırdığım kişi.kardeşim sana zaten herşey serbest (!) ne diye bu hocanın dediklerine takılıyosun ki?bırak müslümanlar düşünsün

kendi alaninda en iyi olan markalar

onca tıbbi eğitime rağmen halen evrimi inkar edenler

virüsün,bakterinin direnç kazanması ya da asit ortama maruz kalan özefagusta kolumnar epitelin gelişmesi ile insanın tamamen rastgele birtakım mutasyonlar sonucu gelişmiş olması fikri arasında değil dağlar gezegenler kadar fark var.evrim taraftarı çoğu kişi bilimsellikten değil de varlığını açıklayacak bir temel aradığı için savunuyor.e adam yaratıcıyı inkar ederse nasıl oldum ben diyip 14 milyar yıllık zaman diliminde kim bilir ne mutasyonlar olmuştur diyerek daha ilk proteinin dahi oluşumunu açıklayamayan bir teoriye "bilimsellik" perdesi arkasına sığınarak,evrimi reddeden,çürüten binlerce çalışmayı görmezden gelerek,en büyük delil olarak da 20 yaş dişini öne sürerek bir de bunu aldığı(!) tıp eğitimine dayandırarak işin içinden çıkmaya çalışıyor.sormazlar mı be adam hiç mi okumadın böbrek fizyolojisini.hiç mi okumadın 6 cmlik böbrekte 1.000.000 nefronun nasıl yerleşip de dünya kadar sodyum-potasyum-kalsiyum kanallarının çatır çatır muntazam bir şekilde çalışmasını.hiç mi anlatılmadı adam ts-13 adlı tek bir enzim yokluğunda ttp gibi ölümcül bir hastalığın geliştiği.senin nöroanatomide daha adını bile ezberleyemediğin omuriliğin inen-çıkan yollarının muhteşem bir şekilde çalıştığını hiç mi okumadın,düşünmedin?ya da bebeğin 9 ay boyunca plasentadan beslenmesi,foramen ovalenin doğumdan sonra şans eseri(!) kapanmasını hiç mi okumadın?bilim dini,yaratıcıyı inkar etmek değildir.tam tersi bilim ilmin arkasındaki hakikati görebilmek,şükredebilmektir.

türbanından saç fışkırtan kızlar

kafasına göre "ben böyle anladım ayeti diyip istediğim gibi örtünürüm" gibi talihsiz fikirlere sahip olanları göstermiş başlıktır.islamiyette 1)kuran 2)sünnet 3)kıyas 4)icma şeklinde hüküm verilir.tesettür konusuna gelirsek peygamber efendimiz zamanında kadınların başlarını da örttüğü bilinen bir gerçek.artı tüm islam alimleri baş örtüsünün farz olduğu konusunda hemfikir,bu konuda bir tereddüt yok.dolayısıyla hala daha ben örterim isteyen örtmez gibi bir fikir olamaz,olmamalı

her muhalifi terör yanlısı sanmak


içerik kuralları - iletişim