barones frozbit

Durum: 1267 - 1 - 0 - 0 - 22.07.2019 14:53

Puan: 24459 -

3 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yönetici.

In unbroken virgin realities
  • /
  • 127

istanbul

gezdiğim güzel şehirlerde hep "yaşanır burada" diye düşünürüm ama iş istanbul'a gelince içimde hep "burada yaşamıyorsam boşa yaşıyorum" hissi uyanır.
arkadaşlarım hep "3-5 günlüğüne geliyorsun tabi çilesini çekmediğinden seversin" diyorlar ama çilesini çekenler olarak onlar bile bırakıp gidemiyor, küçük bir şehre 3-5 gün bile katlanamıyorlar.
istanbul kendine has bi çekimi olan bir şehir. gün içinde yaşaman gereken her duyguyu yaşatıyor, insani hislerin körelmiyor. kendine kalmak zor evet ama kendine kaldığında melankoli içinde boğulmak yerine huzuru buluyorsun. yalnız kalamıyor olmanın lüksünü çoğu kişi anlamıyor. hep ait olduğum şehir gibi hissediyorum istanbul seni...

barones frozbit

2016 eylülünde sözlüğe kayıt olmuş yazar, ben. bu sözlükte 3 senedir kayıt olduğumdan beri neredeyse her günümü geçirdim. eski yazarlardan pek kimse kalmadı, çoğunuz bilmezsiniz o yüzden. sözlükte neredeyse hiç olmayan formatın oturması için ekip arkadaşlarımızla çok uğraştık yönetici olduğumda. tamamen absürt forum entryleri yine trip, ego çeke çeke temizlemeye başladık. yapılması gereken oydu, insanların egolarının farkındaydık gocunmadık yediğimiz laflara. şimdi insanlar bize format öğretiyor onca lafı boşuna yemişiz.

şu güne kadar harcadığım vakte gram üzülmemiştim. çünkü arkadaşlar edindim bu sözlükte. görüştüm, buluştum, güldüm, içtim eğlendim, tanıdım, sevdim, bağlandım, aşık oldum, dertleştim. sesli radyoda her yayınım sabote edilmesine rağmen sabahlara kadar muhabbet ettim. dinledim. anlattım. ama hepsi boşuna, boşu boşuna.

ne zaman bişey yapılacak olsa bekletmeden atladım. sol frame cidden akmıyordu, ama şuraya 100 entry bile girmemiş insanlar sol frame akmıyor diye başlıklar açıyordu. aksın diye ilişkiler kategorisine yüklendim seks düşkünü oldum. feminazi oldum. politika yazdım terörist oldum.
ama kime ulaşıyorsunuz istediğiniz, sıkıntınız varsa?
o yazarın derdi varmış, o yazar intihar edecekmiş, o yazar yayın istiyormuş, o yazar zirve istiyormuş. o yazarı o kız rahatsız ediyormuş. o yazara sürekli mesaj geliyormuş. mesaj kutum isteklerinizle, taleplerinizle dolu. oysaki beni burda sadece format bağlar.

yönetim ekibinden olmak beni ancak formattan sorumlu tutar. benim buraya verdiğim emeğe bakıp bunu zorunluluğummuş gibi göremezsiniz. siz benim müşterim değilsiniz ki memnuniyetiniz için kendimi yırtayım. ama gerçekten yırttım. sonunda severek yaptığım şeyler boynuma tasma oldu.

neticede bu saatten sonra hak etmediğim şeyler yaşadıkça bu sözlük için hiçbir şey yapmak istemiyorum. hepiniz gibi tıpçıyım ben de insanım derslerim var aileme karşı sorumluluklarım var, şu koşullarda robot gibi terbiyesizliklerinize göz yumamam.

hayatımda da hep enayi konumunda oldum. haksızlık gördüysem önce ben sesimi çıkarttım. insanlar susup uzaktan izleyerek kafalarını rahat tutabiliyorlar ama ben değiştirebileceğim bir şey varsa bunu her koşulda herkese rağmen yaparım. sonuçta kendini bilmezlerin diline düştük.

neticede ben bu sözlüğü güzel hatırlarım. ama buruk da hatırlarım. hak etmediğim şeyleri yaşayarak ve hak ettiğim gibi mutlu olarak.

tıbbiyeli sözlük canımsın, sen bensiz de devam edersin. alışkanlıklardan kopmak kolay değil ama gururlu biri olduğumu biliyorum. o yüzden yediğim lafları buraya koyup ne zaman buraya dönecek olursam kendimi durduracağım.
ilgi çekmek için bak sözlüğü bırakırım entrysi değil bu. anlaşılmayı ummaktan bıktığım yorulduğum için sözlüğe ve ekip arkadaşlarıma vefa borcumdur.
selametle.







muzminpratisyen

hadsiz bir oğlan çocuğudur. seri eksicidir. iftiracıdır. kaşıntısı nedir bilinmemektedir.

bu oğlan çocuğuna göre sözlüğü forum gibi kullanmışımdır bin küsür entryden tanımsız olanları çıkarıp oranlasındır bakalım işsiz güçsüz olduğu belli görelim.
kendi yazdığım içerik kurallarını bana öğretmeye kalkan bu küstah oğlan çocuğunun kuralları çok umursadığı için birden fazla sözlük hesabı açma lüksü vardır mesela. ama benim yediğim küfürleri, yediğim hakaretleri sineye çekmem beklenir.

yöneticilik vasfım yokmuş. 3 senede kimler geldi kimler geçti bu sözlükten. ben de gelir geçerim günü gelince. bu denli densiz, kendini bilmez arsız insanlar yüzünden verdiğim emekten soğudum.

3-5 günde bir sözlüğe geleceksin. tanım manım bilmeden format öğretmeye kalkacaksın, aklına ihtiyacımız var gibi akıl vereceksin, dayanıksız tutarsız ithamda bulunacaksın yok ya. 7/24 vakit ayırıyorum ben bu sözlüğe terbiyesizler, hepinizle anlaşmaya diyalog kurmaya çalışıyorum yaşıtlarım hayatını yaşarken 3-5 nankörle ben muhatap oluyorum. bu terbiyesiz oğlan çocuğunun nick6sı üzerinde çıldırışımı okudunuz. ne yapmak isterseniz yaparsınız bu saatten sonra.

ergenliğini henüz tamamlamamış yazarlar

forumdaymış gibi direk yanıt veren, formatı delince 1 entry taslağa yollandı diye egosuna kapılıp kendince kamuoyu oluşturan yazarlardır.

evhet ekşide bele deil yha, evhet bis at koşturuyos burda, evhet hepinizin nazını tuzunu çekmek zorundayıss çünkü para alıyoss burdaaa...

metro turizm

geçen yıllarda muavin tarafından bi yolcunun üzerine ejakülasyon gerçekleştirilen kalitesiz firma.

ayrıca hakkında başlığına tanım yapılmayan, gidip alakasız başlıklara tanımı yapılan konu. gelin de burda oynayın ya sanki metro turizm babamın oğlu.

yöneticilerin kafasına göre entry silmesi

henüz gerçekleşmemiş durum.

başlık olarak "otobüste koltuğunuza başkasının oturması" açılmış, ilgili yazar tanımsız entry girmiş. tanım istediğimizde başlığın tanımını değil metro turizm'e yönelik tanım yapmıştır. bunun üzerine entrysi tekrar taslağa yollanmıştır. özel mesajlaşmada işi inada bindirmesi nedeniyle 1 hafta uzaklaştırma almıştır.

not: hepimiz türkçe biliyoruz, tanım istendiğinde başlığa "nedir" sorusunun cevabına göre entry girmemiz gerekiyor. kimse de bizi burda saçma sapan şeylerle itham etmesin.

not2: başlığı açan benim. "dikkat et de üzerine ejakülasyon yapılmasın" kısmını tabiki de kişisel algılamadım, ne alaka benimle yani? bu entryde tanım yok, kendi başlığım, bildirimi geliyor ve tanım yok diye sildim tuhaf mısınız nesiniz ya. koltuğuna başkası oturuyor, metro turizm tanımı yapıyorsun arkadaş ne anlatıyorsam.

sivrisinek

bu yaz da nesli tükenmemiş hayvan. nefret ediyorum.

sevilen insanı rüyada görmek

her gece başıma gelen olay. gerçeklik algımı yitirmek üzereyim, konuşuyor muyuz konuşmuyor muyuz, rüyamda gördüklerim onunla gerçekten yaşandı mı yaşanmadı mı vs vs...

kötü espriye gülmek

gereksiz mimik kullanımı ile erken yaşlanmaya sebep olur.

her güzel şeyin bitmesi

kıymet bilmediğimiz hiçbir anı düşünmediğimiz için, hiç kendimizi suçlamadığımız, hiç pişman olmadığımız ve hiç ders almadığımız için güzel olan her şeyin sonuna dair kolayca bir kabulleniş cümlesidir bu.
ot su verirsen yaşar, güzel şeyler kıymet bilirsen.
  • /
  • 127

türkiye'de gençlerde artan bencillik

her gün artarak devam eden bir olgudur. gençler gittikçe daha empatiden yoksun, kendi imajını ve egosunu tatmin peşinde ve kendi başlarına düşünecek kadar kuvvetli bir zihne, analitik düşünce yapısına, iyi bir tarih bilincine sahip olmadıkları için kendilerini aptalca akımlara kaptırma ve bir yerlere yamamak ihtiyacı içinde. instagram, facebook, wikipedia ve twitter gibi platformlar dünyada tek tip insan yaratma üzerine kurulu isteyerek veya istemeyerek beyin yıkama organizasyonlarına evrildi. insanların içlerindeki kötülüğü ortaya çıkardı. onları kendine asla saygı duymayan, imajını ve kimliğini sürekli birilerine kanıtlamaya ihtiyaç duyan, kişiliği yarım, kendi ulusal değerlerine uzak ve halk kültürüne fransız kalmış bir nesil haline getirdi.
bu bencillik insanların bağlanma duygusunu, birbirlerine karşı duyduğu sevgiyi bitirdi. herkes herkese farklı ve yalnızca kişisel ufak çıkarlarını ön plana alan bir gözle bakmaya başladı.
bu durum toplumumuzu gittikçe çürütüyor. açıkçası ben bu hale gelmiş olmamız gerçeğinden nefret ediyorum.

ruh eşi

olmayandır. kimse size özel halde değildir fakat beraber verilen emek, geçirilen günler onun sizin için değerli sizinse onun için değerli olmanızı sağlar. küçük prens’te bir söz geçer “sözgelimi sen benim için yüz binlerce oğlan çocuğundan birisin. ne senin bana bir gereksinmen var ne de benim sana. ben de senin için yüz binlerce tilkiden biriyim ama beni evcilleştirirsen birbirimize gereksinim duyarız. sen benim için dünya’da bir tane olursun ben de senin için.”

fakültecilik

hangimizin boku daha siyahtırla aynı şeydir.
(bkz:sidik yarıştırmak)

sözlüğü terk etmek

aslında eski bir yazar olarak tekrar yapmayı düşündüğüm konudur. sözlüğü 2017'de terk etmeme rağmen değerli yöneticimiz olan zamanında sesli radyo yayınlarında geceden sabah olana kadar az dertleşmediğim ve benim için bu sözlükteki en değerli yazar barones frozbit radyo yayınında entry'lerimden benim kim olduğumu anlamıştı ve aradan onca zaman geçmesine beni hatırlaması ve daha sonra yayına katılan diğer yöneticimiz sterilenjektor'ün de hatırlaması beni bir başka mutlu etmişti.

tabi bu sözlük mutlaka varlığını sürdürmelidir. tıp camiasına mensup insanların bir arada bulunduğu bir yerdir burası. ancak tabi bazen istenmeyen durumlar yaşanabilmekte daha önceden de yine benzer bir nedenle ayrılmıştım ve şu anda da yine aynı nedenlerle ikinci bir ayrılığı ne yazık ki düşünmekteyim.
 spoiler!
kötü kalpli olmayı beceremiyorum

milliyetçi olmak

birçok insan milletini sever, bir kısmı da nefret eder. kendi milletini sevip sevmeme iradesi -tamamiyle- insanın kendisine bağlıdır. bu bir dayatma olamaz. ancak bu durumu hakaretle karıştırmamak icap eder; sevmemek ayrı, hakaret etmek ayrı şeydir. kaldı ki, milletlerin eksiklikleriyle alay etmek dahi hakaret kapsamında düşünülemez.

milletini seven insan bir manada, milletine faydası olan veya bu doğrultuda çabalayan insandır. bu ideal güzeldir, faydalıdır, sevilir. ancak bu ifadenin zıttı dogru değildir. zira milletini sevmeyen insan da insanlara faydalı olmaya çabalayabilir.

eğer milletinizi göklerde tescil edilmiş muteber bir halk olarak görüp; başka milletten insanları atalarının bir kısmının yapmış olduğu hatalarla (?) yargılar, "gövde üstünde baş kalmaya" anlayışıyla her önünüze gelene "ecnebi" , "gavur", "zındık", "ermeni piçi", "yahudi dölü", "ingiliz domuzu" derseniz, siz koca bir faşistsiniz demektir. dolayısıyla koca bir aptal. zira faşizm her zaman aptallıktır.

geri kalan müspet milliyetçilik güzeldir. zira bu dünyada milletler birer renktir. kaynaşmak, anlaşmak esastır. suç/hata/günah işleyenlere aittir, nesilden nesile aktarılamaz.

ilkbahar, yaz, sonbahar, kış... ve ilkbahar

çok sevdiğim birinin önerdiği ama bir türlü oturup izleyemediğim, isminden hareketle içeriğini tahmin etmeye çalıştığım film. fragmanını izledim, sessiz sakin hoş bir filme benziyor.

ilkbahar, yaz, sonbahar, kış... dört mevsim, dört aşama, bütünlük, erkekliğin eksik yanı dişillik, ölüm. yeniden ilkbahar, yeniden uyanış ve tekrar erillik. kolayca tahmin edilebileceği gibi, kendilik gelişiminin bir aşamadan başka bir aşamaya geçmesi, kişinin yeniden doğması ve yeni bir yolağa girmesi olarak algılanabilir bunlar. buradan hareketle de filmin olay değil durum hikayesine sahip olduğu söylenebilir. çünkü yeni bir ilkbahar ve dört mevsim turu atılabilir, çembersel biçimde.

simya üstâdlarının belirttiği: bir üçgen çiz, onun dışına da bir kare. ve onun dışına da bir çember çiz. o çemberin merkezinde hakikati göreceksin.

birey, üçgen. tamamlanma kare. sonsuz tekrarlanma, zamansız hakikat, gerçek bütünlük çember.

barones frozbit

yanlış görmüyorum di mi ? patron yeniden aramızda!
yuvana hoş geldin barones.

barones frozbit

geri döneceğini düşündüğüm sözlükte büyük emeği olan değerli yazarımız. seneler boyunca günde ortalama en az 3 entry yazan ve günün büyük çoğunluğunda çevrimiçi görünen birisinin hayatında böyle bir platform önemli bir yer tutuyor olmalı. siniri geçtikten sonra dönecektir diye umuyorum. eğer gurur yapıyorsa da diğer yazarların geri dönüş çağrılarına, davetlerine cevap olarak dönebilir. bence hala buralarda, hesabına giriş yapmadan izliyordur gidişatı diye düşünüyorum.

barones frozbit

bir iki haftadır üst üste gelen birkaç sinir bozucu davranıştan sonra son yapılan saygısız durum karşısında artık dayanamayıp basmıştır istifayı.

barones frozbit

3 yıla yakındır sözlükte yazan ve bilemediğim bir tarihten beridir yöneticilik görevini de sürdüren, yaklaşık 2-3 ay önce de bireysel tanıma imkanı da bulduğum pek kıymetli bir insan, meslektaşım ve arkadaşımdır. sırf sözlükte bulunduğu vazifenin gereklerini yerine getiriyor diye dün gece yaşanan olay ve maruz kaldığı çirkin durumdan dolayı çok çok üzüldüğümü ve kızdığımı belirtmek isterim.

daha önce benim de kaç defa girdiğim entryler kurallara uygun değil diye geçici olarak kaldırılıp tarafıma bilgisi verilmişti. ben de düzeltebildiklerimi düzeltip tekrar koydum, gerçekten başlık ile alakasız olduğunu fark ettiğim entryleri de temenni sildim. hayır yani bunu yapabilmek çok mu zor anlayamıyorum? niye herşeyi hemen kişisel algılayıp ego meselesi haline getiriyorsunuz? bu yönetici arkadaşlarımız her gün bu şekil onlarca olayla uğraşıyorlardır yazık degil mi? kaldı ki geçici uzaklaştırmalarda yönetim ekibi topluca oy birliğiyle karar veriyor zaten. gidip de gözüne bu arkadaşımızı kestirip (ki ben bu konuda tamamen barones'ten yanayım, sırf arkadaşım olduğundan değil gerçekten haklı olduğunu ve yapması gereken şeyi yaptığını düşünüyorum) anonim hesap arkasına saklanarak ağza alınmayacak küfürler edip üstüne tehdit etmesini çok çirkin ve kabul edilemez buluyorum.

son yazdığı giride sözlüğe veda mahiyetinde bir yazı yazmış. umarım anlık bir öfke ve hayal kırıklığı ile alınmış geçici bir karardır. daha önce bir entryde yazdığım gibi, kendisi sözlüğün dinamosudur ve sözlükte hep görmek istediğim bir iki kişiden biridir.

bu kararından vazgeçirmek için işime yarayacak birşey bulur muyum diye çok sevdiği muse grubuyla alakalı biraz google'dan aratınca grup solisti matthew bellamy' nin bugün doğum günü olduğunu farkettim (allah'ın sevgili kulu mode on)

matt'in 41. yaş günü hatırına sözlüğü, radyoyu ve biz yazarları bırakma sevgili barones frozbit.

Toplam entry sayısı: 1267

istenmeyen bir hayatı yaşamak

geçen akşam yaka kartımı kaybettim diye evin altını üstüne getirirken bi hafıza kartı buldum. ne var bunun içinde lan, derken bi de baktım ki ne var ne yok arşivlemişim. 3 senelik eski sevgilimle bütün fotoğraflar, hatta mesajlar, ekran görüntüleri, daha da eski liseden kalma fotoğraflar. artık asla bir daha görüşüp konuşmayacağım dost bildiklerimle mutlu pozlarım. bakıyorum da hayatımın bir dönemi güzelmiş gerçekten ama 4-5 seneye tekabül eden bombok bi hayat yaşıyorum.
bunu da kaydettiğim notlardan birini okuyunca sanki bilmiyormuşum gibi afallayarak bi kez daha anladım.
nereden gördüm de yazdım hiçbir fikrim yok ama şu cümleyi yazmışım:
"istemediğin bir hayatı yaşarken iyi kalpli biri olmuşsun"
bunu kendim için not ettiğimi hatırladım. istemediğim ve değiştiremediğim bir hayatın içinde var olabilmenin tek şartının kendimden bir şeyler vermek olduğunu fark etmişim. kendimden bir şeyler vermek ve insanlarca "aa ne kadar iyi kalpli insan" olmak. sene 2014.
kısaca istenmeyen bir hayatın içinde olmak sivri yanlarını törpüleyen, seni uysallaştıran, sadece senin olan çok az şeyin kaldığı, hiçbir şeyin garantisi olmayan, az nefesle zar zor yaşadığın bi fanus içinde kaos korkusundan zorunlu iyilik haline sürüklendiğin bi süreç.

barones frozbit

2016 eylülünde sözlüğe kayıt olmuş yazar, ben. bu sözlükte 3 senedir kayıt olduğumdan beri neredeyse her günümü geçirdim. eski yazarlardan pek kimse kalmadı, çoğunuz bilmezsiniz o yüzden. sözlükte neredeyse hiç olmayan formatın oturması için ekip arkadaşlarımızla çok uğraştık yönetici olduğumda. tamamen absürt forum entryleri yine trip, ego çeke çeke temizlemeye başladık. yapılması gereken oydu, insanların egolarının farkındaydık gocunmadık yediğimiz laflara. şimdi insanlar bize format öğretiyor onca lafı boşuna yemişiz.

şu güne kadar harcadığım vakte gram üzülmemiştim. çünkü arkadaşlar edindim bu sözlükte. görüştüm, buluştum, güldüm, içtim eğlendim, tanıdım, sevdim, bağlandım, aşık oldum, dertleştim. sesli radyoda her yayınım sabote edilmesine rağmen sabahlara kadar muhabbet ettim. dinledim. anlattım. ama hepsi boşuna, boşu boşuna.

ne zaman bişey yapılacak olsa bekletmeden atladım. sol frame cidden akmıyordu, ama şuraya 100 entry bile girmemiş insanlar sol frame akmıyor diye başlıklar açıyordu. aksın diye ilişkiler kategorisine yüklendim seks düşkünü oldum. feminazi oldum. politika yazdım terörist oldum.
ama kime ulaşıyorsunuz istediğiniz, sıkıntınız varsa?
o yazarın derdi varmış, o yazar intihar edecekmiş, o yazar yayın istiyormuş, o yazar zirve istiyormuş. o yazarı o kız rahatsız ediyormuş. o yazara sürekli mesaj geliyormuş. mesaj kutum isteklerinizle, taleplerinizle dolu. oysaki beni burda sadece format bağlar.

yönetim ekibinden olmak beni ancak formattan sorumlu tutar. benim buraya verdiğim emeğe bakıp bunu zorunluluğummuş gibi göremezsiniz. siz benim müşterim değilsiniz ki memnuniyetiniz için kendimi yırtayım. ama gerçekten yırttım. sonunda severek yaptığım şeyler boynuma tasma oldu.

neticede bu saatten sonra hak etmediğim şeyler yaşadıkça bu sözlük için hiçbir şey yapmak istemiyorum. hepiniz gibi tıpçıyım ben de insanım derslerim var aileme karşı sorumluluklarım var, şu koşullarda robot gibi terbiyesizliklerinize göz yumamam.

hayatımda da hep enayi konumunda oldum. haksızlık gördüysem önce ben sesimi çıkarttım. insanlar susup uzaktan izleyerek kafalarını rahat tutabiliyorlar ama ben değiştirebileceğim bir şey varsa bunu her koşulda herkese rağmen yaparım. sonuçta kendini bilmezlerin diline düştük.

neticede ben bu sözlüğü güzel hatırlarım. ama buruk da hatırlarım. hak etmediğim şeyleri yaşayarak ve hak ettiğim gibi mutlu olarak.

tıbbiyeli sözlük canımsın, sen bensiz de devam edersin. alışkanlıklardan kopmak kolay değil ama gururlu biri olduğumu biliyorum. o yüzden yediğim lafları buraya koyup ne zaman buraya dönecek olursam kendimi durduracağım.
ilgi çekmek için bak sözlüğü bırakırım entrysi değil bu. anlaşılmayı ummaktan bıktığım yorulduğum için sözlüğe ve ekip arkadaşlarıma vefa borcumdur.
selametle.







tıp okumanın insanın tek vasfı haline dönüşmesi

fark ettirmeden vantilatördeki 0 tuşu olduran, ekstra kendini beğenmişlik içeren bi karakterle, insanlığa dair tevazu, empati ve iletişim becerilerinden yoksun olarak sefil bir hayat sürmeye sebep olan olay.

hep aklıma gelir. lisedeki coğrafya hocam "hayata tek dal ile tutunmayın. tek bir şeyde çok iyi olacaksınız diye bir şey yok, sevdiğiniz birçok şeye bağlanın. tutunduğunuz o tek dal kırılırsa düşersiniz" demişti. birçok konuda, meyilli olduğum halde insanlardan üstün olduğumu düşündüğüm bi dal varsa elimde o dalın kırılmasından korkarım. çünkü tutunduğum dallar insanlara gösteriş yapma aracım değil, hayata bağlanma sebebimdir ve ben bunu unutmuşumdur. ve hayat bunu her zaman acı şekilde anlatır.

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

kim elledi benim götümü

zeytin ağaçlarının sökülmesi protesto edilirken mevzuyu bambaşka boyutlara çeken vatandaş isyanı. harbiden gülmek garanti swh

doktorhane

tıbbiyelilerin önlüklü, scrubslı selfielerini paylaşan instagram sayfası.

bok atmak istemiyorum ama doktor bu ne ?! narsizm korkunç boyutlara ulaşmış. stetoskopun verdiği yetkiye dayanarak kendinizi bir şey sanıyorsunuz heralde. gözlerim kanadı.
muhtemelen beğendiğiniz insanları da takip edip dm’den yürüyorsunuz, kolay gelsin valla. çok kutsal meslek annecim, ettiniz içine.

intern doktorun asgari ücret alması

sosyal medyada ve çeşitli sözlüklerde başlatılan bu kampanya sonucunda malesef ki,
“kardeşim biz mi dedik sana doktor ol diye”
“intern de stajyerdir, hangi stajyer para alıyor, hem hasta üzerinde sorumluluğunuz da yok”
“1 sene sabredemiyorlar zaten paraya boğulacaklar” gibi yersiz ve densiz yorumları gördükçe, bizi en iyi biz anlatırız düşüncesiyle buraya taşımak istediğim konu olmuştur.

internin iş tanımı ve yaptırılanlar, nöbet süresi/sayısı, tıp eğitimine ayrılan kaliteli zaman, kişisel hayata kalan kaliteli zaman açısından en iyi yaşayan bilir diyerek katkılarınızı bekliyorum.

istenmeyen bir hayatı yaşamak

geçen akşam yaka kartımı kaybettim diye evin altını üstüne getirirken bi hafıza kartı buldum. ne var bunun içinde lan, derken bi de baktım ki ne var ne yok arşivlemişim. 3 senelik eski sevgilimle bütün fotoğraflar, hatta mesajlar, ekran görüntüleri, daha da eski liseden kalma fotoğraflar. artık asla bir daha görüşüp konuşmayacağım dost bildiklerimle mutlu pozlarım. bakıyorum da hayatımın bir dönemi güzelmiş gerçekten ama 4-5 seneye tekabül eden bombok bi hayat yaşıyorum.
bunu da kaydettiğim notlardan birini okuyunca sanki bilmiyormuşum gibi afallayarak bi kez daha anladım.
nereden gördüm de yazdım hiçbir fikrim yok ama şu cümleyi yazmışım:
"istemediğin bir hayatı yaşarken iyi kalpli biri olmuşsun"
bunu kendim için not ettiğimi hatırladım. istemediğim ve değiştiremediğim bir hayatın içinde var olabilmenin tek şartının kendimden bir şeyler vermek olduğunu fark etmişim. kendimden bir şeyler vermek ve insanlarca "aa ne kadar iyi kalpli insan" olmak. sene 2014.
kısaca istenmeyen bir hayatın içinde olmak sivri yanlarını törpüleyen, seni uysallaştıran, sadece senin olan çok az şeyin kaldığı, hiçbir şeyin garantisi olmayan, az nefesle zar zor yaşadığın bi fanus içinde kaos korkusundan zorunlu iyilik haline sürüklendiğin bi süreç.

ilk aşkınız ve hikayenizin sonu

ilk aşkım anaokulunda kaan diye bi çocuktu. birgün meyvesuyu sanıp domestosu diklemiş, midesi yıkanmıştı. aşkımız bitti tabiki de ne bekliyosunuz meyvesuyuyla domestosu ayırt edemeyen birine daha fazla aşık kalamazdım...

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

savaş bir halk sağlığı sorunudur

halkımız gazla çalıştığı için bunu kesecek herhangi bir duruma tahammül edemiyor.

ben kişisel olarak, politik avantaja gani gani çevrilecek, senelerce kaymağı yenilecek bu danışıklı dövüşlü askeri girişime destek vermiyorum. o yüzden türk tabipler birliğinin bana gayet yerinde olan söylemi gibi geliyor.

çatışmalar bitip ülkece yas dönemine geçtiğimiz zamanlarda gördüğümüz tek şey; gariban aile çocuklarının yitip gittiği. ve neredeyse yarım yüzyıldır hiçbir şeyin değişmediği.

ayrıca düşünmek zorundayız apartmanda evinde oturup da füze sesiyle yaşayan insanları geceleri. bu insanlar nasıl travmatize oluyorsa sınırlarımızın dışında da korkuyla yaşayan masum birileri var.

savaş yıkıcıdır. sıcak evinizde otururken şehit güzellemesi yapılmaz, siz bir de annelerdeki korkuyu düşünün. herkes ölüm ister ama kimse cellat ben olayım istemez nedense.

elini taşın altına koymamış kimsenin, yerine başkalarının öleceğini gün gibi bildiği şeyleri desteklemesini asla anlamayacağım.

edit: insanlar çok komik ya, ölen asker boşu boşuna ölüyorlar demek istiyorum oturan yerlerinden anlıyorlar. nereden biliyorsunuz ölen askere sesimizin çıkmadığını?! çok isteyen cepheye gitsin savaşsın. ölene şehit deyip hayatlarımıza devam ediyoruz. ateş düştüğü yeri yakar demek ne kolay dimi bu memlekette!

türbanından saç fışkırtan kızlar

gece gece tepem attı ya kardeşim size ne??? ne istiyorsunuz evden çıkmasınlar konuşmasınlar, bütün dünyada hem kadınların hem de aman ha şaşırmayın ama erkeklerin de bir furyadır giden imaj akımı olsun moda olsun beğenilme arzusu olsun, ne derseniz deyin, bütün bunlar artık hayatımızın içindeyken, dünyanın ta bilmem neresindeki insanların fotoğraflarına yaşantısına tanık olabiliyorken haaa sanki bi de kendinizde farklı olma arzusu hiç yokmuş gibi ne istiyosunuz lan kadınlardan? yok vücut hatlarını belli edermiş de yok türbanından saçı çıkarmış da. oldu olacak parklarda sevgilisiyle öpüşen sarılan kapalı kadınların gizlice, alçakça çekilmiş videolarını da paylaşın?
istiyorsunuz ki kadının dini, siyasi görüşü, analığı, bekarlığı, sevişkenliği nesi var nesi yoksa karakterinde gözünüze batan nesi varsa her şey sizin istediğiniz gibi olsun. siz kimsiniz hödükler? hilkat garibesi gibi evde mi otursun kadınlar? bilmem kaç sene önceki kapalı kadın vatandaş standart tiplemesini bu güne uydurmayın bu saatten sonra.
baş örtü bağlama stillerinin kıyamet alameti olduğunu bile duydum bi gidin işinize. kadınlar topuklu da giyer, makyaj da yapar, ne isterse onu yapar. sana ne. bu kadar vasıfsız elemanlar mısınız ya?
sözlüğe geri dönüşleri destekledik de şu provakatif tipler dönmeyeydi iyiydi. bi odanın içine aynayla beraber kapatılsalar can sıkıntısından kendisine sarıcak tipler var resmen, herkes kendi işine baksın.

otobüs molasına laptop ile çıkmak

bazen görüyorum molada laptop çantaları ile ayakta dikiliyorlar. sanırım çantada kuantum bilgisayarı taşıyorlar ya da muavinin değerli eşyaları otobüste bırakmama uyarısını çok ciddiye alıyorlar, diye düşündüğüm hareket.

tus puanını boşa harcamak

bazen tanık olup şoka uğradığım durum. 70 küsür puanla, hakkında pa ac grafi bile çekilmeyin sakın denilen periferdeki bir radyoloji neden yazılır mesela...

evlenilmeyecek erkekler

“sevgilimi aldatırım karımı aldatmam” diyen tipe mesela tekmeyi daha sevgiliyken koyacaksın gol olsun.

“benim aile yapım farklı, ailemin yanında oturuşuna kalkışına, kılık kıyafetine dikkat et” diyen tip muhtemelen sizi olduğunuz gibi kabul etmiyor ki kendi ailesinden de bunu beklemek yerine sizi kendi istediği yönde değiştirmeye çalışıyor.

“ben eve geldiğimde sevdiğimin elinden sıcak bir yemekle karşılanmayayım mı şimdi?” evet evlenmeden yemekleri kim yapacak pazarlığını yapan bu sözde uyanık, vereceği sevgisini yemek fişine dönüştürmüş bir hödük. füzenin kıçına bağla uzaya uçsun bu gereksiz.

“çocuk gelişiminde annenin yeri çok önemli gerekirse 3-4 sene çalışmamalısın” bak bunu diyen herhalde en adi tiplerden biri. çocuğunu çok düşünüyor belli ki, ama kendisini de düşünüyor haspam. çocuk gelişiminin tüm yükünü annenin omuzlarına bırakıyor bu aydın görünen fırsatçı patojen. sen çocuğunla oynarken, ders çalışırken o tv karşısında horlayacak. çocuğun her zaman babasına düşük beklentili, babasına güvensiz yetişecek.

“evli kadınların bekar erkeklere mesafeli olması gerekir” buna yorum yapmak bile istemiyorum. ama hadi yapayım, kişi kendinden bilir işi, bu tip kendisini aslan terbiyecisi sanıyor.

“evli barklı kadın” evet siz bir boğaysanız, bunu diyen bir matador, bu cümle ise sık sık sinirinizi bozacak kırmızı bayrak. sık sık sinirimizi bozmaya hiç gerek yok bunu da sallayın.

“artık yaşım geldi, çocuk istiyorum, evleneyim” oldu canım nereye doğru evleniyoruz?

bu saydığım cümleleri duyduğunuz erkek tipleri ile evlenilmez. üç beş bir şey söyledik major olarak. tecrübelere göre editleriz ancak benim için tabi bir de “aşk biter önemli olan sevgidir” diyen erkek var ki onu cızbız yapasım geliyor. gid la bu mahalleden...

içerik kuralları - iletişim