barones frozbit

Durum: 1268 - 49 - 0 - 0 - 09.06.2019 05:23

Puan: 24252 -

3 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yönetici.

In unbroken virgin realities
  • /
  • 127

barones frozbit

2016 eylülünde sözlüğe kayıt olmuş yazar, ben. bu sözlükte 3 senedir kayıt olduğumdan beri neredeyse her günümü geçirdim. eski yazarlardan pek kimse kalmadı, çoğunuz bilmezsiniz o yüzden. sözlükte neredeyse hiç olmayan formatın oturması için ekip arkadaşlarımızla çok uğraştık yönetici olduğumda. tamamen absürt forum entryleri yine trip, ego çeke çeke temizlemeye başladık. yapılması gereken oydu, insanların egolarının farkındaydık gocunmadık yediğimiz laflara. şimdi insanlar bize format öğretiyor onca lafı boşuna yemişiz.

şu güne kadar harcadığım vakte gram üzülmemiştim. çünkü arkadaşlar edindim bu sözlükte. görüştüm, buluştum, güldüm, içtim eğlendim, tanıdım, sevdim, bağlandım, aşık oldum, dertleştim. sesli radyoda her yayınım sabote edilmesine rağmen sabahlara kadar muhabbet ettim. dinledim. anlattım. ama hepsi boşuna, boşu boşuna.

ne zaman bişey yapılacak olsa bekletmeden atladım. sol frame cidden akmıyordu, ama şuraya 100 entry bile girmemiş insanlar sol frame akmıyor diye başlıklar açıyordu. aksın diye ilişkiler kategorisine yüklendim seks düşkünü oldum. feminazi oldum. politika yazdım terörist oldum.
ama kime ulaşıyorsunuz istediğiniz, sıkıntınız varsa?
o yazarın derdi varmış, o yazar intihar edecekmiş, o yazar yayın istiyormuş, o yazar zirve istiyormuş. o yazarı o kız rahatsız ediyormuş. o yazara sürekli mesaj geliyormuş. mesaj kutum isteklerinizle, taleplerinizle dolu. oysaki beni burda sadece format bağlar.

yönetim ekibinden olmak beni ancak formattan sorumlu tutar. benim buraya verdiğim emeğe bakıp bunu zorunluluğummuş gibi göremezsiniz. siz benim müşterim değilsiniz ki memnuniyetiniz için kendimi yırtayım. ama gerçekten yırttım. sonunda severek yaptığım şeyler boynuma tasma oldu.

neticede bu saatten sonra hak etmediğim şeyler yaşadıkça bu sözlük için hiçbir şey yapmak istemiyorum. hepiniz gibi tıpçıyım ben de insanım derslerim var aileme karşı sorumluluklarım var, şu koşullarda robot gibi terbiyesizliklerinize göz yumamam.

hayatımda da hep enayi konumunda oldum. haksızlık gördüysem önce ben sesimi çıkarttım. insanlar susup uzaktan izleyerek kafalarını rahat tutabiliyorlar ama ben değiştirebileceğim bir şey varsa bunu her koşulda herkese rağmen yaparım. sonuçta kendini bilmezlerin diline düştük.

neticede ben bu sözlüğü güzel hatırlarım. ama buruk da hatırlarım. hak etmediğim şeyleri yaşayarak ve hak ettiğim gibi mutlu olarak.

tıbbiyeli sözlük canımsın, sen bensiz de devam edersin. alışkanlıklardan kopmak kolay değil ama gururlu biri olduğumu biliyorum. o yüzden yediğim lafları buraya koyup ne zaman buraya dönecek olursam kendimi durduracağım.
ilgi çekmek için bak sözlüğü bırakırım entrysi değil bu. anlaşılmayı ummaktan bıktığım yorulduğum için sözlüğe ve ekip arkadaşlarıma vefa borcumdur.
selametle.







muzminpratisyen

hadsiz bir oğlan çocuğudur. seri eksicidir. iftiracıdır. kaşıntısı nedir bilinmemektedir.

bu oğlan çocuğuna göre sözlüğü forum gibi kullanmışımdır bin küsür entryden tanımsız olanları çıkarıp oranlasındır bakalım işsiz güçsüz olduğu belli görelim.
kendi yazdığım içerik kurallarını bana öğretmeye kalkan bu küstah oğlan çocuğunun kuralları çok umursadığı için birden fazla sözlük hesabı açma lüksü vardır mesela. ama benim yediğim küfürleri, yediğim hakaretleri sineye çekmem beklenir.

yöneticilik vasfım yokmuş. 3 senede kimler geldi kimler geçti bu sözlükten. ben de gelir geçerim günü gelince. bu denli densiz, kendini bilmez arsız insanlar yüzünden verdiğim emekten soğudum.

3-5 günde bir sözlüğe geleceksin. tanım manım bilmeden format öğretmeye kalkacaksın, aklına ihtiyacımız var gibi akıl vereceksin, dayanıksız tutarsız ithamda bulunacaksın yok ya. 7/24 vakit ayırıyorum ben bu sözlüğe terbiyesizler, hepinizle anlaşmaya diyalog kurmaya çalışıyorum yaşıtlarım hayatını yaşarken 3-5 nankörle ben muhatap oluyorum. bu terbiyesiz oğlan çocuğunun nick6sı üzerinde çıldırışımı okudunuz. ne yapmak isterseniz yaparsınız bu saatten sonra.

ergenliğini henüz tamamlamamış yazarlar

forumdaymış gibi direk yanıt veren, formatı delince 1 entry taslağa yollandı diye egosuna kapılıp kendince kamuoyu oluşturan yazarlardır.

evhet ekşide bele deil yha, evhet bis at koşturuyos burda, evhet hepinizin nazını tuzunu çekmek zorundayıss çünkü para alıyoss burdaaa...

metro turizm

geçen yıllarda muavin tarafından bi yolcunun üzerine ejakülasyon gerçekleştirilen kalitesiz firma.

ayrıca hakkında başlığına tanım yapılmayan, gidip alakasız başlıklara tanımı yapılan konu. gelin de burda oynayın ya sanki metro turizm babamın oğlu.

yöneticilerin kafasına göre entry silmesi

henüz gerçekleşmemiş durum.

başlık olarak "otobüste koltuğunuza başkasının oturması" açılmış, ilgili yazar tanımsız entry girmiş. tanım istediğimizde başlığın tanımını değil metro turizm'e yönelik tanım yapmıştır. bunun üzerine entrysi tekrar taslağa yollanmıştır. özel mesajlaşmada işi inada bindirmesi nedeniyle 1 hafta uzaklaştırma almıştır.

not: hepimiz türkçe biliyoruz, tanım istendiğinde başlığa "nedir" sorusunun cevabına göre entry girmemiz gerekiyor. kimse de bizi burda saçma sapan şeylerle itham etmesin.

not2: başlığı açan benim. "dikkat et de üzerine ejakülasyon yapılmasın" kısmını tabiki de kişisel algılamadım, ne alaka benimle yani? bu entryde tanım yok, kendi başlığım, bildirimi geliyor ve tanım yok diye sildim tuhaf mısınız nesiniz ya. koltuğuna başkası oturuyor, metro turizm tanımı yapıyorsun arkadaş ne anlatıyorsam.

sivrisinek

bu yaz da nesli tükenmemiş hayvan. nefret ediyorum.

sevilen insanı rüyada görmek

her gece başıma gelen olay. gerçeklik algımı yitirmek üzereyim, konuşuyor muyuz konuşmuyor muyuz, rüyamda gördüklerim onunla gerçekten yaşandı mı yaşanmadı mı vs vs...

kötü espriye gülmek

gereksiz mimik kullanımı ile erken yaşlanmaya sebep olur.

her güzel şeyin bitmesi

kıymet bilmediğimiz hiçbir anı düşünmediğimiz için, hiç kendimizi suçlamadığımız, hiç pişman olmadığımız ve hiç ders almadığımız için güzel olan her şeyin sonuna dair kolayca bir kabulleniş cümlesidir bu.
ot su verirsen yaşar, güzel şeyler kıymet bilirsen.

yaz yağmuru vs kış güneşi

kış ve kasvet insanı olduğum için kış güneşiyle umutlanmaktansa yaz yağmuru ile hüzünlenmeyi tercih edeceğim kıyaslama.
  • /
  • 127

09.06.2019 sözlükte cincihodja'ların çoğalması

ip adresi tespit edilmiş olup, pazartesi günü savcılığa gönderdiği sinkaflı sözlerin ekran görüntüsü ile suç duyurusunda bulunulacak olan kişi.

klavyeyi eline alan kendini görünmez sanıyor ama ibret-i alem için yaptığı yanına bırakılmayacak.

alacağı ceza da buradan paylaşılacaktır.

ne mutlu patatesim diyene!

kendini patates hisseden herkesin gururla söylediği cümle. şimdi diyecekler “ırkçıydı bilmem ne!”. hayır efendim ne ırkçılığı. biz patatesiyle, biberiyle, soğanıyla, patlıcanıyla bir bütünüz. patatesiye cümhuriyetini kuran patatesiye halkına patates milleti denir. tanımda da geçtiği gibi tek milletiz, patates milleti. şimdi bi ton tantana çıkacak “ yaşasın sebzelerin kardeşliği “ diye. hatta bazı bölücü biber kökenli patatesler de işin içine girecekler. neymiş efendim biz biber kökenli patates değiliz, şimdiye kadar biberdik, bundan sonra da biber kalacağız. bak sen bölücüye. biz bu kadar farklı sebze içeren bir ülkeye tek bir sebze ismi vererek ve bu sebzenin dilini resmî dil yaparak herkesi patates üst kimliğinde toplayalım, adam gelsin patates olmayı reddetsin, ülkeyi bölmeye kalksın. neyse bu hain biberleri düşünüp daha fazla sinirlenmeyeceğim.
ne mutlu patatesim diyene!



edit: tam da videoda tarif edilen ırkçılara dert olmuş söylemdir.

muhabbet kuşu

minnak ponçiklerdir kendileri. hayatınızda bir tane varsa şanslısınız daha fazlası varsa yine şanslısınız. gerçi daha fazla olunca biraz sıkıntı oluyor özellikle en ufak ışıkta başlıyorlar ötmeye. ancak gerçekten insanı anlayan canlılar bunlar. çok zekilerdir.

bazıları özellikle karakter bakımından zor oluyorlar. böylelerine karşı ciddi bir sabır sınavından geçmeniz gerekir. özellikle ele gelmeme, ısırma problemleri oluyor. çünkü bu hayvanlar vahşi ve insana alışık değiller. o yüzden geceden yemliği önünden alıp sabah kalktığınızda ilk iş olarak elinizde yemliği tutarak başlarsanız bir süre sonra sonuç alırsınız. tabi bunu abartmayın. baktınız 15 dk boyunca gelmiyor yemliği koyun ve ertesi gün yine deneyin.

bu ponçikler 2-3 saatte bir beslenmek zorunda. eğer evdeyseniz kesinlikle yemini yedikten sonra alabilirsiniz yemi kafesten yeniden denemek üzere. ama unutmayın en geç 3 saatte bir vermeniz lazım.

bir de bu ponçikleri cereyanda bırakmayın. bazılarının bünyeleri çok güçlü olsa da önleminizi alın.

eğer kafesten çıkartıp saldığınızda direkt kafesine gidip giriyorsa ya da kafese uçup üstünde duruyorsa evcilleşmiş demektir. kapı pencere açsanız da kaçmaz. en azından bizimki öyleydi. kaçmazdı hatta özellikle açardık her yeri.

sonra her kabarıp kafayı gömme hastalık habercisi değildir haberiniz olsun.

bir de bunlar eşleri onları kabul etmezse ölebiliyorlar aman dikkatli olun. kesin olarak aynı odada bile bulundurmayın. yoksa üzüntüden ölür ki bizimki de bundan gitmişti. hala yanarım aptallığıma bu noktada.

çekirdeğe bayılırlar siz koyup ses çıkarın gelir zaten.

bir de benimki kalemlerle oynamayı çok severdi. gerçi masanın üstünde hiçbir şey görmek istemeyip atardı.

serbest bırakırsanız kendi kendine oyuncaklarla da oynar, kablolara da tırmanır. eğitmeyi bilmenize gerek yok doğuştan akrobatlardır kendileri. ama mutlaka gözünüz üzerinde olsun. kendilerine istemeden zarar verebiliyorlar.

ağaca bayılırlar. kanatlarını yolup koyabilirsiniz.

mutlaka kanatlarını yolarken dikkatli olun uzun olanları yolacaksınız. özellikle bilene danışın.

yavruyken almanız faydanıza. daha çabuk alışırlar ama karaktere bağlı dediğim gibi.

o göz aklarından bilgi edinemezsiniz ama az çok bilgi verir yaşı hakkında. gözbebeklerinin etrafında beyaz çizgi ince olur genelde kalınsa yaşlıdır. hatta bazılarında küçük olduğundan olmuyor. ama bazılarında da 3 aylıkken bile beyazlık oluyor o yüzden pek bir şey anlayamazsınız.

klavyeyi falan öğrenebilme potansiyelleri cidden var ki benimki ölmeseydi öğrenecekti.

aynalara biterler. deneyin ve izleyin kendini eş sanıp kur yapıp ötüyor.

kesin olarak kafesini yemliğini temizleyin. en azından haftada iki kere yapın bunu. yemliklerini, suluklarını ve kafes altını sabunlu suyla güzelce temizleyip kurulayın.

bir de banyo yaptırmak istiyorsanız ve girmiyorsa. siz fısfısla sıkın kafasını koruyarak. sonra saç kurutma makinesi en düşük ayarda olabilecek en uzak mesafede tutup kurulayın. tabi makineden önce bir peçeteyle kurulayın hayvanı.

özellikle sese çok özen gösteriyorlar. hele ki karanlık odada ses varsa dikkat kesiliyorlar.

bir de müziğe bayılıp dans ediyorlar. kafesi büyük tutup içine dal koyun biraz da yeşillik tamamdır. severler böyle şeyleri.

salatalık, kıvırcık gibi şeyleri yerler. hatta karpuz falan da severler. ancak bir gün koyduysanız 2 gün koymayın ki ishal olmasınlar. 1 koy 2 koyma şekilde ilerleyin. özellikle salatalığı çok seviyorlar.

ballı yemlerden alırsanız patlatabilirsiniz. o yüzden gözünüz üzerinde olsun ki çatlamasın hayvan. bizimki bayağı sevip yerdi de sonradan almayı bıraktık çok yediği için.

bit ilacı alın ve sıkarken kafayı kesinlikle koruyun yoksa öldürürsünüz hayvanı. bu ilacı kanat altlarına, popo kısmına ve sırt kısmına sıkın yeter.

bolca ilgilenin ama abartmayın. sizen korkabilir. yavaş yaklaşıp gagasını sevin. sonra zaten ağzınıza kadar geliyor.

edit: söylemeyi unutmuşum. ilk geldiğinde bir hafta boyunca kafesten çıkarmayın. bir de bol insanın bulunduğu odada olsun.

tıpçının meslek aşkı sarkacı

bir doktorun mesleğe olan ilgisi, aşkı ve bazen de oluşan öfkesiyle sövüp sayması sonucu oluşan duygusal salınım.
yoğun ve meşakkatli işlerle uğraştığından en sevenlerin de mesleğe sayıp sövdüğüne sahit oldum. bir de ekonomik sebepler olsun, toplumsal saygının yok olup saygısızlık da değil sadece nefrete dönüşmesiyle o anlarda her şey yoğuşuyor ve çatacak yer sadece mesleğe yardırmak oluyor ve eğer yalnız değilsen tıpkı rakı sofrasındaki muhabbet oluşuyor.
"kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime"
bu salınım her meslekte, her insani diyalogda görülür de bu durumda makass bayağı geniş. öyle ki hayatını feda etmekten istifasını sunmaya kadar hatta ailesiyle olur olmaz nerden bulaştırdınız kavgasına kadar uzanıyor.
bu illa ki olur. hele ülke bu haldeyken. nacizane tavsiyem bir şeyleri feda etmeden hesap yapın sadece yarışmayın. mesela (bkz:tus)

mısır ekmeği

sıcak mısır ekmeğı ve manda yoğurdu. alex-semih şentürk ikilisi gibi dadından yinmez.

ad hominem

safsatamda düzlükler,
tezimde bozukluklar,
oy sana dolanayım
ad, ad hominem,
nedir bu güzel nikler, nedir bu güzel nikler.

semboller ve semboller

bucrania / boğa kafası
"tunç çağı’nda fırtına tanrısının sembolü olarak karşımıza çıkan boğa sembolünün, özellikle alacahöyük kral/prens mezarlarının üst tarafına konulan boğa başlarının, bu kültün, bu dönemlerde de devam ettiğini göstermektedir. eski
yunan ve roma dönemlerinde, boğa hem zeus’un hem de jüpiter’in en önemli sembollerinden birisi olmuştur. bu dönemlerde boğa başları girlandlarla süslenerek, yapı girişlerinde, lahitler ve ostotheklerde kullanılmıştır. bizans dönemi’nde de bucrania kültü uygulamalarına devam edilmiştir.
osmanlı imparatorluğu dönemine kadar, tanrısal varlığın simgesi ve tanrısal varlıkların korumasını almak amacıyla kullanılan boğa/sığır/koçbaşı ve boynuzlarının anlamı osmanlı dönemi anadolu’sunda büyük bir değişim geçirmektedir. döneme ait yazılı kaynaklardan öğrenildiği üzere, birinin evinin bir yerlerine boynuzlu hayvan
kafasının veya boynuzun asılması (özellikle geyik boynuzu), yapı içinde bulunan kişilerin
yasal olmayan ilişkisini ifşa etmekte veya evde boynuzlanmış birinin olduğunu sembolik
olarak göstermektedir."


bence yine bir kısmımızın aşina olduğu bir sembol boga kafası. hatta belki dönüp bakmadığımız ya da ah güzelmiş bile deyip geçtiğimiz örnekleride mevcuttur. tabi bir kismimizda izlediği korku filmlerinde bir obje olarak hatırlıyor olabilir. bir çok anlam yüklenmiş tarih boyunca. ve zaman geçtikçe, inanç yasam tarzı vb etkenlerde değiştikçe yüklenen anlamda buna göre şekillenmiş. ama bence orneklerde de goruldugu gibi kendileri yeniden doğuşa simgeler. her seferinde yeni bir anlamla karşımıza çıkmaya devam eder.

gece nöbete kalan stajyere yürüyen asistan

1. nöbette yürüme; kantine gidip çay kahve ısmarlamaca. bölüm rahatlığına bağlı kaçak şekilde starbucks'a gidip kahveleri paket yaptırıp hastanede içmece. stajyeri nöbetten eve erken gönderme ama bilin bakalım neye istinaden? tabi ki hoca gelirse arayıp çağırma bahanesiyle telefonu alınarak.*

2.instagram; kısa bir arama sonucu malum kişiyi bulup ekleme ve sonrasında kabul edene kadarki gergin bekleyiş. ardından her beğeni bir tokat tadında fotoğraf beğenme.

3. ilk mesaj: instagram'dan atılan durumlardan birine: "merhaba cumartesi boşsan bir kahve içelim mi?" denilmesi, ardindan kızın: "ama haftasonu dersanem var olmaz" demesi. asistanın umudu yitirmeyip "ders çıkışı buluşalım o zaman" demesi ve bunaltması fakat;kızların her seferinde dersane çıkışı kankilerinden birinin doğum günü olması.*

4.after party: asla gidilemeyen kahve içme planı*

coeur de pirate

aslında cœur de pirate (okunuşu kööğrr dö pirat gibi bir şey. fransızca çok zor) şeklinde yazılan kanadalı şarkıcı, söz yazarı.

asıl adı beatrice martin olan hanım kızımız 22 eylül 1989 doğumludur ve bizim kuşağın çocuğudur, gençtir. çoğunlukla fransızca şarkılar söyler, yazar, besteler. bu yüzden montreal mirror gazetesi, kendisi hakkında "bringing la chanson française to a whole new generation of quebec youth" demiş, yani "yeni jenerasyon quebec çocuklarına fransız şarkısını getiren muhteşem kadın" buyurmuşlar.

ilk albümü kendi ismiyle aynı olan coeur de pirate (2008) 12 şarkıdan oluşan sevimli bir albüm olduğu için başarıyı yakalaması uzun sürmez. özellikle şu videoda kullanılan ensemble şarkısıyla iyice tanınır hale gelir, çünkü video viral olur, izlendikçe izlenir. siz de izleyin. video çok eğlenceli.




kafası karışık hanım kızımız, 2009'da one for me ismiyle ingilizce bir şarkı çıkartır fakat bunu pearls ismiyle yapar (bunun kaydını bulup dinleyemedim, ama verdiği bir röportajda der ki "that was a joke, but ı like it. ıt’s really anti-folk and stuff". 2 yıl bu şekilde deneysel takılır, sevgili edindiği jay malinowski kişisiyle birlikte armistice ismiyle 5 şarkılık bir albüm yayınlar falan. cidden deneysel takılır yani. sonra sevgilisinden ayrıldığı için coeur de pirate olmaya devam eder.

2011'de blonde isimli ikinci (ve bana göre en iyi) albümünü piyasaya sürer. romy isimli bir kızı olur. 2014'te child of light isimli üçüncü albümü çıkar ki bu albümü ubisoft montreal'in bir projesi olan child of light isimli oyun için yapmıştır.

iç ses: bu aralar hızlı ve üretken davranmış, çatır çatır albüm çıkartmış valla. hem de el kadar bebeyle yapmış bunları. helal olsun diyorum şu an.

2015'te roses, 2016'da les souliers rouges, 2018'de ise en cas de tempete, ce jardin sera ferme isimli albümlerini çıkarmıştır. aralık 2018 itibariyle de coeur de pirate ismiyle yeni albüm çıkartmayı planlamadığını açıklamış.

en başarılı bulduğum parçalarını şuraya iliştiriyorum.







ayrıca child of light albümü, off to sleep hariç tamamen enstrümentaldir. arkada çalsın, konsantrasyonumu bozmasın diyorsanız ideal.

***

ayrı entry olmasın hedesi.

fr. korsan kalbi.

ayrıca kendisi, yüzünü jeniffer morrison'a benzettiğim kanadalı şarkıcıdır. benzemiyor mu siz söyleyin.

jeniffer morrison : http://www.americanjacketsstore.com/wp-content/uploads/2015/08/Emma-Swan-Jacket.jpg

coeur de pirate : https://ontheaside.com/wp-content/uploads/2018/06/CoeurdePirate-HeaderImageV2-1200x600.jpg

kanka o sana bakmaz

saçlarım yana bir türlü taranmaz,
şort atlet ekmek almaya gidilmez,
defi der ki bu tiple evlat olsa sevilmez,
kanka o sana bakmaz.

Toplam entry sayısı: 1268

istenmeyen bir hayatı yaşamak

geçen akşam yaka kartımı kaybettim diye evin altını üstüne getirirken bi hafıza kartı buldum. ne var bunun içinde lan, derken bi de baktım ki ne var ne yok arşivlemişim. 3 senelik eski sevgilimle bütün fotoğraflar, hatta mesajlar, ekran görüntüleri, daha da eski liseden kalma fotoğraflar. artık asla bir daha görüşüp konuşmayacağım dost bildiklerimle mutlu pozlarım. bakıyorum da hayatımın bir dönemi güzelmiş gerçekten ama 4-5 seneye tekabül eden bombok bi hayat yaşıyorum.
bunu da kaydettiğim notlardan birini okuyunca sanki bilmiyormuşum gibi afallayarak bi kez daha anladım.
nereden gördüm de yazdım hiçbir fikrim yok ama şu cümleyi yazmışım:
"istemediğin bir hayatı yaşarken iyi kalpli biri olmuşsun"
bunu kendim için not ettiğimi hatırladım. istemediğim ve değiştiremediğim bir hayatın içinde var olabilmenin tek şartının kendimden bir şeyler vermek olduğunu fark etmişim. kendimden bir şeyler vermek ve insanlarca "aa ne kadar iyi kalpli insan" olmak. sene 2014.
kısaca istenmeyen bir hayatın içinde olmak sivri yanlarını törpüleyen, seni uysallaştıran, sadece senin olan çok az şeyin kaldığı, hiçbir şeyin garantisi olmayan, az nefesle zar zor yaşadığın bi fanus içinde kaos korkusundan zorunlu iyilik haline sürüklendiğin bi süreç.

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

kim elledi benim götümü

zeytin ağaçlarının sökülmesi protesto edilirken mevzuyu bambaşka boyutlara çeken vatandaş isyanı. harbiden gülmek garanti swh

tüm entrylerini silecek yazara tavsiyeler

kaybet o öfkeni içinde sakladığın
terk et o derdini radyoda anlatmadığın
sabret sonu aynı değil söylüyorum
dinle sol frame her gün aynı akmayacak
şimdi vazgeçersen çaylaklığa döneceksin
gitme yazarlığı kaybedince daha çok seveceksin
biliyorum hiçbir anlamı yok, yokluğunda...

tıp okumanın insanın tek vasfı haline dönüşmesi

fark ettirmeden vantilatördeki 0 tuşu olduran, ekstra kendini beğenmişlik içeren bi karakterle, insanlığa dair tevazu, empati ve iletişim becerilerinden yoksun olarak sefil bir hayat sürmeye sebep olan olay.

hep aklıma gelir. lisedeki coğrafya hocam "hayata tek dal ile tutunmayın. tek bir şeyde çok iyi olacaksınız diye bir şey yok, sevdiğiniz birçok şeye bağlanın. tutunduğunuz o tek dal kırılırsa düşersiniz" demişti. birçok konuda, meyilli olduğum halde insanlardan üstün olduğumu düşündüğüm bi dal varsa elimde o dalın kırılmasından korkarım. çünkü tutunduğum dallar insanlara gösteriş yapma aracım değil, hayata bağlanma sebebimdir ve ben bunu unutmuşumdur. ve hayat bunu her zaman acı şekilde anlatır.

doktorhane

tıbbiyelilerin önlüklü, scrubslı selfielerini paylaşan instagram sayfası.

bok atmak istemiyorum ama doktor bu ne ?! narsizm korkunç boyutlara ulaşmış. stetoskopun verdiği yetkiye dayanarak kendinizi bir şey sanıyorsunuz heralde. gözlerim kanadı.
muhtemelen beğendiğiniz insanları da takip edip dm’den yürüyorsunuz, kolay gelsin valla. çok kutsal meslek annecim, ettiniz içine.

intern doktorun asgari ücret alması

sosyal medyada ve çeşitli sözlüklerde başlatılan bu kampanya sonucunda malesef ki,
“kardeşim biz mi dedik sana doktor ol diye”
“intern de stajyerdir, hangi stajyer para alıyor, hem hasta üzerinde sorumluluğunuz da yok”
“1 sene sabredemiyorlar zaten paraya boğulacaklar” gibi yersiz ve densiz yorumları gördükçe, bizi en iyi biz anlatırız düşüncesiyle buraya taşımak istediğim konu olmuştur.

internin iş tanımı ve yaptırılanlar, nöbet süresi/sayısı, tıp eğitimine ayrılan kaliteli zaman, kişisel hayata kalan kaliteli zaman açısından en iyi yaşayan bilir diyerek katkılarınızı bekliyorum.

istenmeyen bir hayatı yaşamak

geçen akşam yaka kartımı kaybettim diye evin altını üstüne getirirken bi hafıza kartı buldum. ne var bunun içinde lan, derken bi de baktım ki ne var ne yok arşivlemişim. 3 senelik eski sevgilimle bütün fotoğraflar, hatta mesajlar, ekran görüntüleri, daha da eski liseden kalma fotoğraflar. artık asla bir daha görüşüp konuşmayacağım dost bildiklerimle mutlu pozlarım. bakıyorum da hayatımın bir dönemi güzelmiş gerçekten ama 4-5 seneye tekabül eden bombok bi hayat yaşıyorum.
bunu da kaydettiğim notlardan birini okuyunca sanki bilmiyormuşum gibi afallayarak bi kez daha anladım.
nereden gördüm de yazdım hiçbir fikrim yok ama şu cümleyi yazmışım:
"istemediğin bir hayatı yaşarken iyi kalpli biri olmuşsun"
bunu kendim için not ettiğimi hatırladım. istemediğim ve değiştiremediğim bir hayatın içinde var olabilmenin tek şartının kendimden bir şeyler vermek olduğunu fark etmişim. kendimden bir şeyler vermek ve insanlarca "aa ne kadar iyi kalpli insan" olmak. sene 2014.
kısaca istenmeyen bir hayatın içinde olmak sivri yanlarını törpüleyen, seni uysallaştıran, sadece senin olan çok az şeyin kaldığı, hiçbir şeyin garantisi olmayan, az nefesle zar zor yaşadığın bi fanus içinde kaos korkusundan zorunlu iyilik haline sürüklendiğin bi süreç.

ilk aşkınız ve hikayenizin sonu

ilk aşkım anaokulunda kaan diye bi çocuktu. birgün meyvesuyu sanıp domestosu diklemiş, midesi yıkanmıştı. aşkımız bitti tabiki de ne bekliyosunuz meyvesuyuyla domestosu ayırt edemeyen birine daha fazla aşık kalamazdım...

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

savaş bir halk sağlığı sorunudur

halkımız gazla çalıştığı için bunu kesecek herhangi bir duruma tahammül edemiyor.

ben kişisel olarak, politik avantaja gani gani çevrilecek, senelerce kaymağı yenilecek bu danışıklı dövüşlü askeri girişime destek vermiyorum. o yüzden türk tabipler birliğinin bana gayet yerinde olan söylemi gibi geliyor.

çatışmalar bitip ülkece yas dönemine geçtiğimiz zamanlarda gördüğümüz tek şey; gariban aile çocuklarının yitip gittiği. ve neredeyse yarım yüzyıldır hiçbir şeyin değişmediği.

ayrıca düşünmek zorundayız apartmanda evinde oturup da füze sesiyle yaşayan insanları geceleri. bu insanlar nasıl travmatize oluyorsa sınırlarımızın dışında da korkuyla yaşayan masum birileri var.

savaş yıkıcıdır. sıcak evinizde otururken şehit güzellemesi yapılmaz, siz bir de annelerdeki korkuyu düşünün. herkes ölüm ister ama kimse cellat ben olayım istemez nedense.

elini taşın altına koymamış kimsenin, yerine başkalarının öleceğini gün gibi bildiği şeyleri desteklemesini asla anlamayacağım.

edit: insanlar çok komik ya, ölen asker boşu boşuna ölüyorlar demek istiyorum oturan yerlerinden anlıyorlar. nereden biliyorsunuz ölen askere sesimizin çıkmadığını?! çok isteyen cepheye gitsin savaşsın. ölene şehit deyip hayatlarımıza devam ediyoruz. ateş düştüğü yeri yakar demek ne kolay dimi bu memlekette!

otobüs molasına laptop ile çıkmak

bazen görüyorum molada laptop çantaları ile ayakta dikiliyorlar. sanırım çantada kuantum bilgisayarı taşıyorlar ya da muavinin değerli eşyaları otobüste bırakmama uyarısını çok ciddiye alıyorlar, diye düşündüğüm hareket.

türbanından saç fışkırtan kızlar

gece gece tepem attı ya kardeşim size ne??? ne istiyorsunuz evden çıkmasınlar konuşmasınlar, bütün dünyada hem kadınların hem de aman ha şaşırmayın ama erkeklerin de bir furyadır giden imaj akımı olsun moda olsun beğenilme arzusu olsun, ne derseniz deyin, bütün bunlar artık hayatımızın içindeyken, dünyanın ta bilmem neresindeki insanların fotoğraflarına yaşantısına tanık olabiliyorken haaa sanki bi de kendinizde farklı olma arzusu hiç yokmuş gibi ne istiyosunuz lan kadınlardan? yok vücut hatlarını belli edermiş de yok türbanından saçı çıkarmış da. oldu olacak parklarda sevgilisiyle öpüşen sarılan kapalı kadınların gizlice, alçakça çekilmiş videolarını da paylaşın?
istiyorsunuz ki kadının dini, siyasi görüşü, analığı, bekarlığı, sevişkenliği nesi var nesi yoksa karakterinde gözünüze batan nesi varsa her şey sizin istediğiniz gibi olsun. siz kimsiniz hödükler? hilkat garibesi gibi evde mi otursun kadınlar? bilmem kaç sene önceki kapalı kadın vatandaş standart tiplemesini bu güne uydurmayın bu saatten sonra.
baş örtü bağlama stillerinin kıyamet alameti olduğunu bile duydum bi gidin işinize. kadınlar topuklu da giyer, makyaj da yapar, ne isterse onu yapar. sana ne. bu kadar vasıfsız elemanlar mısınız ya?
sözlüğe geri dönüşleri destekledik de şu provakatif tipler dönmeyeydi iyiydi. bi odanın içine aynayla beraber kapatılsalar can sıkıntısından kendisine sarıcak tipler var resmen, herkes kendi işine baksın.

tus puanını boşa harcamak

bazen tanık olup şoka uğradığım durum. 70 küsür puanla, hakkında pa ac grafi bile çekilmeyin sakın denilen periferdeki bir radyoloji neden yazılır mesela...

evlenilmeyecek erkekler

“sevgilimi aldatırım karımı aldatmam” diyen tipe mesela tekmeyi daha sevgiliyken koyacaksın gol olsun.

“benim aile yapım farklı, ailemin yanında oturuşuna kalkışına, kılık kıyafetine dikkat et” diyen tip muhtemelen sizi olduğunuz gibi kabul etmiyor ki kendi ailesinden de bunu beklemek yerine sizi kendi istediği yönde değiştirmeye çalışıyor.

“ben eve geldiğimde sevdiğimin elinden sıcak bir yemekle karşılanmayayım mı şimdi?” evet evlenmeden yemekleri kim yapacak pazarlığını yapan bu sözde uyanık, vereceği sevgisini yemek fişine dönüştürmüş bir hödük. füzenin kıçına bağla uzaya uçsun bu gereksiz.

“çocuk gelişiminde annenin yeri çok önemli gerekirse 3-4 sene çalışmamalısın” bak bunu diyen herhalde en adi tiplerden biri. çocuğunu çok düşünüyor belli ki, ama kendisini de düşünüyor haspam. çocuk gelişiminin tüm yükünü annenin omuzlarına bırakıyor bu aydın görünen fırsatçı patojen. sen çocuğunla oynarken, ders çalışırken o tv karşısında horlayacak. çocuğun her zaman babasına düşük beklentili, babasına güvensiz yetişecek.

“evli kadınların bekar erkeklere mesafeli olması gerekir” buna yorum yapmak bile istemiyorum. ama hadi yapayım, kişi kendinden bilir işi, bu tip kendisini aslan terbiyecisi sanıyor.

“evli barklı kadın” evet siz bir boğaysanız, bunu diyen bir matador, bu cümle ise sık sık sinirinizi bozacak kırmızı bayrak. sık sık sinirimizi bozmaya hiç gerek yok bunu da sallayın.

“artık yaşım geldi, çocuk istiyorum, evleneyim” oldu canım nereye doğru evleniyoruz?

bu saydığım cümleleri duyduğunuz erkek tipleri ile evlenilmez. üç beş bir şey söyledik major olarak. tecrübelere göre editleriz ancak benim için tabi bir de “aşk biter önemli olan sevgidir” diyen erkek var ki onu cızbız yapasım geliyor. gid la bu mahalleden...

içerik kuralları - iletişim