barones frozbit

Durum: 911 - 17 - 0 - 0 - 07.09.2018 16:24

Puan: 15272 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yönetici.

muser
  • /
  • 92

hoşlanan erkeğin adım atmama nedenleri

kızın hislerini bilmiyorsa diğer seçeneklerini kaybetmemek için adım atmıyor oluşu bu sebeplerden biridir. oldukça da yaygın bir garanticilik örneğidir...

her şeyden yakınan insan modeli

ilk seferde herkesin aklına mızmızcılık gelen insan modelidir işte.
ama genelimiz hayatında her şeyin kötü gittiği insanların varlığını görmek istemeyiz. hatta peşinen de şöyle deriz:
- benim de başımda bir sürü dert var, ben sürekli konuşup duruyor muyum?
çok dertli olanın içe kapanmasını, çok mutsuz olanın çok susmasını bekliyoruz nedense. dile dökülen her şeye ciddiyetini kaybettirmeye meyilliyiz.

ben de rahatsız oluyorum her şeyden yakınan insandan. dürüstçe söylemeliyim ki kendimce önemsiz gördüğüm dertlerini sürekli gündemde tutmayı başardığı için rahatsız oluyorum. bu da bir çeşit kibir ve tahammülsüzlük örneği.

bazen de her şeyden yakınan bir insan oluyorum ve çevremin aynı şekilde rahatsız olduğunu hissediyorum. insanların derdimi dinlerken kafa salladığını ama rahatsız olduklarını. bu da bir samimiyetsizlik örneği. sonra insan düşünüyor yakındığım şeyler basit ama insanlar sadece dinlermiş gibi yapıp içlerinden “sussa keşke” diyor.
o zaman düşünüyorum basit şeylere insanlar bu kadar tahammülsüzken gerçek sorunlara kim ortak olabilir.

akla ilk gelen latince tıp terimini nick yapmak

keşke daha çok 1. sınıflar yapsaydı, dedirten hareket...

doğru insanı aramak

dersi öğrenciye anlattıran hoca

slayt vermeyen hoca kadar sevmediğim hocadır. bikaç tane nedeni var bunun:
-hoca ders anlatmayınca öğrenci bunu hocanın ders yapası yok, olarak algılar ve o dersi ciddiye alamaz.
-hatta istese de ciddiye alamaz çünkü dersi sunan arkadaşının sunumuna, yaptığı hatalara gülecek olan birkaç kişi mutlaka bulunur ve bu da konsantrasyonu bozar.
-bi öğrenci hiçbir şekilde kalkıp bir hoca kadar hakim olarak mukopolisakkaridoz anlatamaz. anlattığını da öğretemez. dersin sonunda ne aklında kaldı diye sorulsa hiçbir öğrenci kayda değer bir özetleme yapamaz.
-ayrıca hocanın konuyu anlayan öğrenciye soru sorma ihtimaline karşılık detay diyebileceğimiz yerleri öğrenci slaytına koymaz hoca eksiğini fark etmesin öğrencinin diye. hepimiz sunumları böyle yapmışızdır. sunum dahiliye stajı gibidir asla tam hazır olamazsın. böylece dersi sunan öğrencinin eksik olduğu noktadan bütün sınıf eksik kalır.
bu nedenlerle aşırı gıcık olduğum bir durumdur bu. makale araştır ve sun deseler amenna, müfredatı ben niye anlatıyorum?

slayt vermeyen hoca

kompleksli hocadır. madem tıp fakültesi usta-çırak ilişkisinden oluşuyor, bu ilişkiyi ast-üst hiyerarşisine dönüştüren hocalardır bunlar benim gözümde.

hoca olsam insan sağlığı üzerine eğitim alan öğrencilerimi "gidin textbooktan okuyun" deyip bireysel çalışma kapasitesine mahkum edeceğime öğrencilerimin dersi derste en güzel şekilde öğrenmeleri için, eve gittiklerinde verimli tekrar yapabilmeleri için ve textbook okumalarının kolay hale gelmesi için kendimi eğitimci ve öğretici olarak geliştirirdim.
bunun yolu da slayt vermemekten, slayt verip dümdüz okumaktan geçmiyor malesef.
tus dersanelerinin hocaları dersi öğretirken boğaz patlatıyorlar, kendi okulumun hocalarını düşününce üzülüyorum cidden. hep aşkla yapılması gereken bi meslek olduğundan bahsederler bir de. her şey maddiyata dönüşmüş.

kamp yapmak

ölmeden yapılacaklar listesi'nde üst sırada olan aktivite.
malesef kadın olduğum için ülkemiz koşullarında kafama esip tek başıma kamp yapma lüksüm yok. bu konuda biraz üzgünüm.

ülkemizin bakım, temizlik, restorasyon konusundaki durumunu düşününce ülkedeki saklı cennetleri keşfetme konusunda motivasyonum düşüp "kampa gideceğime yurtdışına giderim" düşüncesine kapılıyorum. oysaki neredeyse her bölgemizde manzaraya ve doğal güzelliğe doyamayacağımız kamp alanları var.
sosyal medyadan takip ettiğim kampçılarda gözlemlediğim kadarıyla kamp yapmak bir tutkuya dönüşüveriyor. eminim yaşadığımız ülkeye aidiyetleri artıyor ve kendi özgür ruhlarını keşfediyor bu insanlar.

hiç yapmadığım bir şey için neden bu kadar yazdım bilmiyorum ama param olduğunda ve paramı kontrol etmeyi öğrendiğimde her fırsatımda yapacağımdır.
kamp yapmak için mutlak gerekenler listem ise şöyledir:
1-nereye çıçacağız, ben böcekli yılanlı yerlerde kalamam, taş düşebülü ayı çıkabülü demeyen en az 1 adet doğal arkadaş.
bitti.

yan yana sorunsuz, yazışırken savaş alanı ilişki

yazışırken sorunsuz, yanyana savaş alanı olan ilişkiden daha doğal olandır. yanyanayken anlaşmak daha az çaba ister buna karşılık mesafe ve kısıtlı iletişim araçlarıyla yürütülmeye çalışılan ilişki bence tabiki de savaş alanı olur.

muse

9 kasımda yeni albümleri simulation theory'nin yayınlanacağını duyuran band. çok bi beklentim yoktu ama 30 ağustosta yayınladıkları son single the dark side'dan sonra heyecanla beklemeye başladım.

hayata bağlayan hoş detaylar

apartmanımızın beslediği dişi sokak köpeği dodo hayatımdaki en hoş detay şu an. apartmanın kapısının önündeki kilimde uyuyor. apartmandan çıkan insanları dolmuş durağına bırakıp geri dönüyor evin önüne.
hatta inanmazsınız ama kardeşimle mahalledeki kafeye ya da parka gittiğimizde yine peşimize takılıp eve dönmek için kalkana kadar dibimizde uyuyarak bekliyor, sonra beraber geri dönüyoruz.

dodo tam bir balsın seni seviyom.
  • /
  • 92

giresun adası

benim için ayrı bir anlamı olan adadır, defalarca niyetlenip gidemediğim için. (bkz:elbet bir gün buluşacağız)

16 eylül 2018 sözlüğe gelecekten gelen yazarlar

sözlük dosyalarının barındırıldığı serverın saatinin 3 saat ileri alınması akabinde gelişen hâdise.

olaya müdahale edilmiş olup 19:35 sularında sözlüğün normal ritmine dönmesi beklenmekte.

not: olayı servera bağlamış olmakla beraber, sözlük üzerinden bilinç altınıza mesaj yollayabildiğimiz yeni bir yazılım ile sözlüğe giriş zamanınızı kontrol etmenin denemesini de yapmış olabiliriz.

#morveötesicover

mor ve ötesi grubu tarafından başlatılan yarışmanın hashtagi.

şöyle ki mor ve ötesi grubunun şarkılarından birinin coverını yapacak olan yarışmacılar şarkılarını youtube'a yüklüyor. yarın akşam da en iyi 5 cover belirlenerek grubun kanalında paylaşılacak ve takipçilerden aldıkları beğeniler sonucunda 16 eylül tarihinde kilyos milyonfest'te grupla birlikte sahneye çıkma şansını yakalayacak.

yarışmaya doktor arkadaşlarımızdan biri de katılıyor bir derdim var coverı ile. meslektaşımız güzel söylemiş. hekim dayanışması ile umarım destek olup sahneye çıkarırız onu. izledikten sonra beğenmeyi lütfen unutmayın.

video:

hoşlanan erkeğin adım atmama nedenleri

kaybetmeyi göze alamayan erkektir. reddedilip hayallerine tümden veda edeceğine, küçük bir ihtimal de olsa olabiliritesi üzerinden sevdiceğinin hayalleri ile yaşamayı tercih eder.

bu durumda eğer karşı tarafta iseniz yapacağınız şey aşikâr olarak hoşlandığınızı erkeğe belli etmeniz hatta en ideali erkeğe aşkınızı haykırmanızdır. inadı ve sabrı sınırlarınızı zorlayabilir.

bu tür erkekler zor erkektir ama en azından piç değildir.

tıpçının tıp okudugunu sosyal medyada belli etmesi

birçok tıbbiyelinin içinde olduğu durum. aslında iş sadece tıbbiyeliden kaynaklanmıyor. hemen suçu tıbbiyeliye yıkmayalım. genel olarak sosyal medya böyle işliyor: sende olanı başkasına göstererek. insanın içindeki bu gösteriş tutkusu olmasa nasıl döner instagram çarkı?
çok sevdiğim ve eminim çoğu tıbbiyelinin de sayıp sevdiği bir hocamızın bu konuyla ilgili söylediği bazı şeyleri aktarmak isterim: “herkes şu ağzı şöyle büzmenin çok iğrenç göründüğünü söylüyor, ama herkes fotoğrafında onu yapıyor. bakın en kötü taraf da bu. bakıyorsun, iğrenç diyorsun, sonra aynısını sen yapıyorsun. adam orada yediğini gösteriyor, sen diyorsun ki ‘ne kadar görgüsüz adam yediğini gösteriyor bana’. sonra dönüyorsun ve kendi yediğini koyuyorsun oraya. yemek yiyorsanız kendiniz yiyin başkasına göstermeyin çünkü bu görgüsüzlüktür. onu yiyemeyen adam var orda, ona bakar ve ‘tüh benim yok’ der. sen gösterirsin bakın ben bunu yedim alaçatı’da diye, orada birisi hiçbir zaman gidemez alaçatı’ya ve ‘ben niye yiyemiyorum bunu’ der, çeker kendini vurur. bir insanı öldürürsün hiç farkında olmadan. ben çok güzelim dersin,kendini kötü hisseden biri depresyona girer. çocuğun olur fotoğrafını koyarsın, orda biri vardır yirmi senedir çocuğu olmayan, hayatına son verir. yapmayın gerek yok buna...”

toparlamak gerekirse;söz konusu durumda tıbbiyeli, günah keçisi ilan edilmemelidir. elbette ki alın teri dökerek, uykusundan, sağlığından feragat ederek, bin bir çileyle kazandığı ve okuduğu bu okulu bio kısmına yazma hakkını kendinde görebilir. ama işte yukarda hocamız da söyledi o kadar. ne gerek var canlar ya. bizim buna ihtiyacımız mı var? bakın daha iki gün önce instagramdan takipleştiğim, fotoğraflarımıza karşılıklı like attığımız eski bir tanıdığı gördüm oturduğum mekanda. o da beni gördü. ama ikimiz de birbirimizi görmezden geldik. yani demem o ki instagram’da verilen like’lar yalan. instagram’ın kendisi de yalan.

utançtan yerin dibine girdiğiniz anlar

orta okuldaydım. ramazan ayıydı. teravihe gitmiştim ve camide en ön saftaydım. yani imamın hemen arkası. yatsının son sünnetinden sonra nihayet teravihe geçmiştik. yatsının başından beri sıkışık haldeydim ve bu teravihte daha da arttı. kendimi çok zor tutuyor, daha önce hiç bu kadar kastığımı hatırlamıyordum. ikinci rekat bitti ve imam tam selam veriyordu ki olan oldu: altıma sıçtım...

doğru insanı aramak

keşke aramakla olsa. herkes arayış içinde ama kimse bulamıyor . bunun tek nedeni insanın kendini yeterince tanimamasidir.bircok insan kendisine ederinden çok daha fazla fiyat biçiyor. eee serbest piyasa tabi.ayni fiyata daha kalitelisini almak varken .
her şeyin başı önce kendini tanımaktır . bu olmadıktan sonra olasılık çok düşük .

tıbbiyeli itiraf

yanağıma kokusu sinmiş, gel de yüzünü yıka şimdi.

kilometrelerce yürüdük, ağır ağır. hayal kurmak bambaşkaydı fakat aynı metrekare içinde bulunmak ayrı bir güzelmiş. insanların aşkları için bir şeyleri göze alması hep garip gelirdi. şimdi kendimi öyle güçlü hissediyorum ki, tüm dünyayı karşıma almaya hazırım.
aşk denen şey hep içimdeydi ama bir insana karşı olan aşkı gerçekten tatmamışım ben. zaten içimdeki aşkı farklı yollardan dışa vururdum hep, kâh yazılar yazarak kâh şiirleri seslendirmeye çalışarak, bazen resimler çizerek, şarkılarda kaybolarak. bugün anlıyorum ki bu yaşıma kadar hiç aşık olmamışım ben. hiç kalbime dokunan olmamış. hiç kimse içten sarılmamış bana..

şimdi tüm ilişkiler basitleşti, duygudan yoksun bir ton çöp ilişki. insanoğlu, kronik hastalığı olan sıkılmayı gidermek için aşık gibi davranıyor, sevmediği birini hayatına alıyor. duygusuz ve tutkudan yoksun mutsuz çiftler dolu etraf. ben bunu istemiyorum. ben içimdeki aşkı doyasıya yaşamak, aşkı zihnimden atamamak istiyorum. kısacası aşk ile kavrulmak, aşk ile kendimi keşfetmek istiyorum. kalbime kadar titredim bugün. aşkın fizyolojik yansıması mıydı bu?

hâlâ yıkayamıyorum yüzümü, ben aşık oldum.

hayata bağlayan hoş detaylar

(bkz:#97613)

şu girdiden sonra üzülsem mi sevinsem mi bilemediğim başlık ve girdi... (bkz:#97409)

tıbbiyeli itiraf

keşke hiç doğmasaydım, keşke hiç var olmasaydım diye çoğu zaman düşünüp sadece sarhoşken bunu dile getirebiliyor olmam bile bana ayrı bir azap veriyor. ben bu dünyadaki 7 milyar insanın arasındaki çok sıradan biriyim. bu yüzden benim bu dünya üzerinde olmam veya olmamam dünya için hiç farketmez, hatta dünyanın zerre umrumda olmaz. onun olması veya olmaması da dünyanın zerre umrunda olmaz. benim olmam yada olmamam da onun hiç umrunda olmaz. ama onun olması benim için varlık, olmaması ise benim için yokluk demektir. bu ne acı bir durumdur. bu benim çürümüşlüğümün resmidir. biliyorum ki asla sana ulaşamayacağım. bu düşünce beni öldürüyor. ve tez vakitte öldürür umarım.

Toplam entry sayısı: 911

doktorhane

tıbbiyelilerin önlüklü, scrubslı selfielerini paylaşan instagram sayfası.

bok atmak istemiyorum ama doktor bu ne ?! narsizm korkunç boyutlara ulaşmış. stetoskopun verdiği yetkiye dayanarak kendinizi bir şey sanıyorsunuz heralde. gözlerim kanadı.
muhtemelen beğendiğiniz insanları da takip edip dm’den yürüyorsunuz, kolay gelsin valla. çok kutsal meslek annecim, ettiniz içine.

kim elledi benim götümü

zeytin ağaçlarının sökülmesi protesto edilirken mevzuyu bambaşka boyutlara çeken vatandaş isyanı. harbiden gülmek garanti swh

aşk biter önemli olan sevgidir

kimse kusura bakmasın. bu birini bulup ömür boyu cepte tutmak isteyenlerin söylemidir. şimdi açıklıcam.

biriyle tanışıyorsunuz. acayip kafadengi insanlarsınız. arada mıknatıs bir kimya da var. sürekli birbirinizi düşünüp özlüyorsunuz, yanyanayken hep gülüyorsunuz. dünya iki kişilik gibi geliyor. her buluşmada karında kelebekler falan falan. mutluluktan uyuşmuş gibisiniz
aşktı bu değil mi?

nitekim zaman geçiyor, hayat koşulları, stresler, üzüntüler, üçüncü kişiler... bir şekilde o his azalmaya başlıyor içinizde. kavgalar yaşanıyor ve giderek azalıyor. ama bu zaman zarfında hiç kopmamışsınız, birbirinizin her şeyine koşmuşsunuz, her derdine ortak olmuşsunuz. (çünkü aşıktınız).
kısacası yalnız kalmayacağınız bir ortak edinmişsiniz kendinize. bırakıp gidemiyorsunuz. aynı hisleri de yaşayamıyorsunuz. (aşık olduğunuz için içinizden gelerek gösterdiğiniz çabaları, aşkı öldürüp sorunmluluk olarak devam ettirmek niyetindesiniz)
sonrası bu cümle işte. “aşk biter önemli olan sevgi saygı”. çünkü sevgi saygı asla bitmez değil mi? aşkın biter bir şey olduğu ise aşkı yaşatamayan milyarlarca beceriksizin algı operasyonundan başka bir şey değil.

biraz yukarıya dönelim. en başındaki o yoğun, sanki o elle tutulabilir hislerin kaybolmasına siz izin verdiniz. o koşulların, o kavgaların aşkı bitirmesini izlediniz. içinizde azalan duyguları eski haline getirmek için mücadele etmediniz ama o saygılı sevgili ilişkiniz bitmesin diye çocuk yapabildiniz.

o yaşadığınız heyecanı küçümsemeye başlayıp aşk sanki avuç içinde sızdırmadan tutulmaya çalışılan bi suymuş da, aşk bugün var yarın yokmuş da, demeye başladınız. kusura bakmayın, siz bütün dünyayı üzüyorsunuz. içinizdekini öldürdünüz, bir hesap bile vermeden zaten ölecekti dediniz.

işte insanlar yalnız kalmamak için her şeyi yaparlar. çoğumuzun ebeveyni evliliğini bu şekilde bu seneye getirmiştir. ama sorun bakalım bi ailenize aşık bir çift görünce iç geçirmiyorlar mı hiç?
aşksız heyecansız ilişki zımpara kağıdı çiğnemeye benzer. ama siz karnım doydu diyorsunuz, aşk karın doyurmaz ya.

bana sorarsanız duygularını canlı tutamayan insanların kimseyi alışkanlık yerine kullanmaya hakkı yok. heyecanın bittiğini düşündüğünüzde o ilişkiyi bitirmelisiniz. insan asla tek eşli değil, insan her zaman kafasında özendiği ilişkinin hayalini kurar. sadece kendisine yarattığı küçük dünyasından vazgeçemez. bense ne birini alışkanlık haline getiririm, ne de “aşk zaten bitecekti” cümlesini kuran biriyle olabilirim.


edit: başlığa uygun klipli şarkı buldum:

evlenilmeyecek erkekler

“sevgilimi aldatırım karımı aldatmam” diyen tipe mesela tekmeyi daha sevgiliyken koyacaksın gol olsun.

“benim aile yapım farklı, ailemin yanında oturuşuna kalkışına, kılık kıyafetine dikkat et” diyen tip muhtemelen sizi olduğunuz gibi kabul etmiyor ki kendi ailesinden de bunu beklemek yerine sizi kendi istediği yönde değiştirmeye çalışıyor.

“ben eve geldiğimde sevdiğimin elinden sıcak bir yemekle karşılanmayayım mı şimdi?” evet evlenmeden yemekleri kim yapacak pazarlığını yapan bu sözde uyanık, vereceği sevgisini yemek fişine dönüştürmüş bir hödük. füzenin kıçına bağla uzaya uçsun bu gereksiz.

“çocuk gelişiminde annenin yeri çok önemli gerekirse 3-4 sene çalışmamalısın” bak bunu diyen herhalde en adi tiplerden biri. çocuğunu çok düşünüyor belli ki, ama kendisini de düşünüyor haspam. çocuk gelişiminin tüm yükünü annenin omuzlarına bırakıyor bu aydın görünen fırsatçı patojen. sen çocuğunla oynarken, ders çalışırken o tv karşısında horlayacak. çocuğun her zaman babasına düşük beklentili, babasına güvensiz yetişecek.

“evli kadınların bekar erkeklere mesafeli olması gerekir” buna yorum yapmak bile istemiyorum. ama hadi yapayım, kişi kendinden bilir işi, bu tip kendisini aslan terbiyecisi sanıyor.

“evli barklı kadın” evet siz bir boğaysanız, bunu diyen bir matador, bu cümle ise sık sık sinirinizi bozacak kırmızı bayrak. sık sık sinirimizi bozmaya hiç gerek yok bunu da sallayın.

“artık yaşım geldi, çocuk istiyorum, evleneyim” oldu canım nereye doğru evleniyoruz?

bu saydığım cümleleri duyduğunuz erkek tipleri ile evlenilmez. üç beş bir şey söyledik major olarak. tecrübelere göre editleriz ancak benim için tabi bir de “aşk biter önemli olan sevgidir” diyen erkek var ki onu cızbız yapasım geliyor. gid la bu mahalleden...

ailenin öğrenci evi ziyaretini uzun tutması

ailemle özellikle annemle yaşadığım en sıkıntı veren şey bu aralar.

aile ziyaretinin ilk günü, özlem giderilir. anne baştan darlamamak için az az laf çarpar.
“biraz kilo almışsın sanki, belki bana öyle gelmiştir kızma hemen”
“ev de baya dağılmış ama tabi ben gelemedim 2 aydır”
“bu evde bi sigara kokusu var sanki hafiften”

ikinci gün anne bütün dolabı, kitaplığı, masayı aşağı indirir. çocuğu evden şutlar, okuldan sonra da eve gelme git kütüphanede çalış der.
çocuk eve arkadaşlarıyla dönerken balkonundaki çamaşır ipindeki allı güllü donları tanıdık değilmişçesine görmezden gelmeye çalışır.
+kanka annen başlamış temizliğe ehuehue
-hıı evet ya galiba

çocuk eve girince ders notlarının bile tozu alınmıştır. yazlık kıyafetler kışlıklardan ayrılmış, kışlıklar hurca kaldırılmıştır. lakin orda yatağın üstüne yığılmış ayrı bi kıyafet yığını vardır.
-anne naptın bu kıyafetleri niye ayırdın?
+sen baya kilo almışsın bence bunlar olmaz sana atalım bunları birilerine verelim
-ne alakası var anne ya giyiyorum ben bunları!!!

üçüncü gün artık haftasonudur bütün gün anneyle başbaşasındır. iki gün evle uğraşan annenin yeni hedefi bellidir.
sabah kahvaltıyla mesai başlar:
+sana diyet yemekleri hazırlıcam artık. hiç bu kadar kilo almamıştın.
-...
+sırf sigara içilmiş bu evde, perdeler olmuş simsiyah. niye içtiriyosun evde, gelmesinler.
-napim anne herkes içiyor..
+ee eski aşklarından haber var mı? nişanlanmıştı önceki, evlenmiş mi?
-nerden bilim anne haberim yok
+tabi bak sen o kadar ilgilendin onunla, bu kızı bulmuş yüzüğü takmış hemen
-aman anne bize ne, ben ayrıldım zaten
+ee senin bu okuldaki kankaların da çok aramıyor seni sanki, büte kaldın diye senle ders çalışmak istemiyorlar mı artık
-anne okulda sürekli beraberiz bi de evde mi konuşcaz ya, neyse ben odama kaçıyorum

odasına sığınan çocuk huzuru buldum sanır. malesef anne elinde meyve tabağıyla çok geçmeden ortaya çıkar.
+o pijamanı niye giydin dur daha incesini getireyim
+o çorabı niye giydin kızım kışlık o
+masanın yerini mi değişsek ışık nasıl geliyor?
+eğri büğrü oturma masanın başında
+yat sana masaj yapayım
+kalk hadi elma toplar gibi egzersiz yapalım
...
+ne çalışıyorsun çocum
-nefroloji anne

1 saat sonra:
+ne çalışıyorsun yavruşum
-nefroloji dedim ya anne
+e hala böbrek mi çalışıyorsun? öğrendin mi benim geçen idrar tahlilimde kan çıkmış niye acaba?
- anne senin böbrek taşın var ya ondan olmuştur. ne dedi ki doktor sana?
+taştan olmuştur dedi.

dördüncü gün, üçüncü günün aynısı gibi geçer.

beşinci gün pazartesi. çocuk eve gelip bayılırcasına uyumak ister, ama anne:
+ee hani dahiliye zor diyordun, uyuyorsun sürekli sen?
+kilo aldın ya iyice uyuşuklaşmışsın
+uyuma ben sana kahve yaparım şimdi.

uyuyamayan çocuk gözleri yana yana ders çalışmaya başlar. arada mola verir evde iki tur atar. iki sohbet açıp uykusunu açmaya çalışır.
-anne şebnem ferah bi albüm yapmış efso
+ders çalışmayıp müzik mi dinliyordun yoksa?!
-ne alakası var anne çalışıyorum işte. yarın akşam da arkadaşlarım bana gelmek istiyordu, annem var dedim onlara da... (ufaktan evine dön artık mesajı verilmeye çalışılır)
+gidin dışarda oturun kızım evi daha yeni temizledim gelmesinler, biraz da sen git onların evi dağılsın
-höeeh yani anne

altıncı gün artık darlamalar doruk noktaya ulaşmış çocuk acilen kardeşini arayıp anneyi yanına çağırmasını istemiştir çaresizce. ama uyanık kardeş sınav vakti anneyle baş edecek enerjisi olmayacağını bildiğinden sadece “olmaz babamı ara o çağırsın” der.

çocuk babayı arar, baba anneyi arar. anne babaya rest çeker ben çocuğumla kalacam diye.
çocuk “hığğ anne gidebilirsin ya aslında zaten gelirsin yine” dese de çıkardığı ses çoktan duymazdan gelinerek uzay boşluğuna doğru yola çıkmıştır...

zavallı çocuk.

doktorhane

tıbbiyelilerin önlüklü, scrubslı selfielerini paylaşan instagram sayfası.

bok atmak istemiyorum ama doktor bu ne ?! narsizm korkunç boyutlara ulaşmış. stetoskopun verdiği yetkiye dayanarak kendinizi bir şey sanıyorsunuz heralde. gözlerim kanadı.
muhtemelen beğendiğiniz insanları da takip edip dm’den yürüyorsunuz, kolay gelsin valla. çok kutsal meslek annecim, ettiniz içine.

intern doktorun asgari ücret alması

sosyal medyada ve çeşitli sözlüklerde başlatılan bu kampanya sonucunda malesef ki,
“kardeşim biz mi dedik sana doktor ol diye”
“intern de stajyerdir, hangi stajyer para alıyor, hem hasta üzerinde sorumluluğunuz da yok”
“1 sene sabredemiyorlar zaten paraya boğulacaklar” gibi yersiz ve densiz yorumları gördükçe, bizi en iyi biz anlatırız düşüncesiyle buraya taşımak istediğim konu olmuştur.

internin iş tanımı ve yaptırılanlar, nöbet süresi/sayısı, tıp eğitimine ayrılan kaliteli zaman, kişisel hayata kalan kaliteli zaman açısından en iyi yaşayan bilir diyerek katkılarınızı bekliyorum.

tıbbiyeli itiraf

tıp fakültesinde 1. sınıfa başlayanlar genelde yarıyıl tatiline yakın zamanlarda lise ziyareti yaparlar. ben de bir kaç arkadaşla buluşup xfl'yi ziyarete gitmiştim. kimya hocası bizi 12lerin dersine soktu. ygs'ye yakın bir zaman olduğundan ciddiyetle arkadaşlara son zamanların önemini, stresin kötü etkilerini, ve kendim son sınıfken üst dönemlerle sürekli konuşup resmen bir arşiv oluşturduğum lys ile nerden nereye ilerlediler örneklerini anlatıyordum. o sırada alt dönemden aramızın çok iyi olduğu samimi bir arkadaşım ''hocam barones frozbite bir soru sorabilir miyim?'' dedi. hoca söz hakkı verince ''barones frozbit telefon numaranızı alabilir miyim acaba?'' dedi. ben tabi ciddiyetimin bozulmuş olması nedeniyle şakayla karışık ''hııı vercem ben sana'' dedim. sonra sınıftaki sessizliği fark edince ''telefonumu'' diye ekledim salak gibi. sıvadım tüy diktim kısacası. hoca arkadaşa münasebetsiz şakası yüzünden kızdı felan, ben de daha ağzımı açıp konuşamadım. o günden beri topluluk önünde konuşmak durumunda kaldığımda iki kere düşünmemden mütevellit mental retarde insanlar gibi baya yavaş cümleler kuruyorum. mükemmelliyetçi ruhum hala kendimi rezil etmemle barışamadı...

tıbbiyeli itiraf

muhabbet kuşlarımın çiftleşmeyi bilmediğini düşünüyorum onlara muhabbet kuşu çiftleşmesi izlettim. hala tık yok. torun istiyorum torun!!!

ilk aşkınız ve hikayenizin sonu

ilk aşkım anaokulunda kaan diye bi çocuktu. birgün meyvesuyu sanıp domestosu diklemiş, midesi yıkanmıştı. aşkımız bitti tabiki de ne bekliyosunuz meyvesuyuyla domestosu ayırt edemeyen birine daha fazla aşık kalamazdım...

savaş bir halk sağlığı sorunudur

halkımız gazla çalıştığı için bunu kesecek herhangi bir duruma tahammül edemiyor.

ben kişisel olarak, politik avantaja gani gani çevrilecek, senelerce kaymağı yenilecek bu danışıklı dövüşlü askeri girişime destek vermiyorum. o yüzden türk tabipler birliğinin bana gayet yerinde olan söylemi gibi geliyor.

çatışmalar bitip ülkece yas dönemine geçtiğimiz zamanlarda gördüğümüz tek şey; gariban aile çocuklarının yitip gittiği. ve neredeyse yarım yüzyıldır hiçbir şeyin değişmediği.

ayrıca düşünmek zorundayız apartmanda evinde oturup da füze sesiyle yaşayan insanları geceleri. bu insanlar nasıl travmatize oluyorsa sınırlarımızın dışında da korkuyla yaşayan masum birileri var.

savaş yıkıcıdır. sıcak evinizde otururken şehit güzellemesi yapılmaz, siz bir de annelerdeki korkuyu düşünün. herkes ölüm ister ama kimse cellat ben olayım istemez nedense.

elini taşın altına koymamış kimsenin, yerine başkalarının öleceğini gün gibi bildiği şeyleri desteklemesini asla anlamayacağım.

edit: insanlar çok komik ya, ölen asker boşu boşuna ölüyorlar demek istiyorum oturan yerlerinden anlıyorlar. nereden biliyorsunuz ölen askere sesimizin çıkmadığını?! çok isteyen cepheye gitsin savaşsın. ölene şehit deyip hayatlarımıza devam ediyoruz. ateş düştüğü yeri yakar demek ne kolay dimi bu memlekette!

otobüs molasına laptop ile çıkmak

bazen görüyorum molada laptop çantaları ile ayakta dikiliyorlar. sanırım çantada kuantum bilgisayarı taşıyorlar ya da muavinin değerli eşyaları otobüste bırakmama uyarısını çok ciddiye alıyorlar, diye düşündüğüm hareket.

türbanından saç fışkırtan kızlar

gece gece tepem attı ya kardeşim size ne??? ne istiyorsunuz evden çıkmasınlar konuşmasınlar, bütün dünyada hem kadınların hem de aman ha şaşırmayın ama erkeklerin de bir furyadır giden imaj akımı olsun moda olsun beğenilme arzusu olsun, ne derseniz deyin, bütün bunlar artık hayatımızın içindeyken, dünyanın ta bilmem neresindeki insanların fotoğraflarına yaşantısına tanık olabiliyorken haaa sanki bi de kendinizde farklı olma arzusu hiç yokmuş gibi ne istiyosunuz lan kadınlardan? yok vücut hatlarını belli edermiş de yok türbanından saçı çıkarmış da. oldu olacak parklarda sevgilisiyle öpüşen sarılan kapalı kadınların gizlice, alçakça çekilmiş videolarını da paylaşın?
istiyorsunuz ki kadının dini, siyasi görüşü, analığı, bekarlığı, sevişkenliği nesi var nesi yoksa karakterinde gözünüze batan nesi varsa her şey sizin istediğiniz gibi olsun. siz kimsiniz hödükler? hilkat garibesi gibi evde mi otursun kadınlar? bilmem kaç sene önceki kapalı kadın vatandaş standart tiplemesini bu güne uydurmayın bu saatten sonra.
baş örtü bağlama stillerinin kıyamet alameti olduğunu bile duydum bi gidin işinize. kadınlar topuklu da giyer, makyaj da yapar, ne isterse onu yapar. sana ne. bu kadar vasıfsız elemanlar mısınız ya?
sözlüğe geri dönüşleri destekledik de şu provakatif tipler dönmeyeydi iyiydi. bi odanın içine aynayla beraber kapatılsalar can sıkıntısından kendisine sarıcak tipler var resmen, herkes kendi işine baksın.

tus puanını boşa harcamak

bazen tanık olup şoka uğradığım durum. 70 küsür puanla, hakkında pa ac grafi bile çekilmeyin sakın denilen periferdeki bir radyoloji neden yazılır mesela...

tıbbiyeli radyo kuralları

radyomuzun yeni bir döneme başladığı bu günlerde, tıbbiyeli sözlüğün marka değerine ivme kazandırmak açısından, düzenli ve sistematik şekilde yayın işleyişini sağlayacak kurallardır.

-her yayın minimum 1 saat, maksimum 2,5 saat olarak planlanmalı,
-yayın süresince yarım saatte 1 bağlantı alınmalı ve her bağlantı en fazla 5dakika sürmeli,
her yayından önce playlistin kaç şarkıdan oluşacağı duyurulmalı

-yayın bitiminde yazar, bir sonraki yayın gününü ve saatini duyurmalı, duyurulmuş tarihte yayını aksayacak yazar; yerine yayın yapacak bir başka yazar bulmalıdır.

her yazar yayın sonrasında ; (her bir madde 5’er puandan değerlendirilmek üzere)
yayına söylenen saatte başlaması,
yayını söylenen saatte bitirmesi,
varsa konseptine uygun şarkılar seçmesi,
şarkı çalma ve konuşma/bağlantı dengesini sağlaması
playlistindeki sayıca belirttiği tüm şarkıları kendine ayrılan süre içinde çalması

açılarından değerlendirilmek üzere, dinleyicilerini yayın sonrası açılacak olan anket butonuna yönlendirmeli.

yazarın djlik oylama sonuçları yönetim tarafından nick6’nda duyurulacaktır.

gerekli durumlarda kurallarda değişiklik yapma hakkımızı saklı tutarız.

içerik kuralları - iletişim