barones frozbit

Durum: 1312 - 3 - 1 - 0 - 12.08.2020 11:27

Puan: 25760 -

4 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yönetici.

Change everything you are and everything you were. Your last chance has arrived.
  • /
  • 132

istanbul

sosyal mesafe denen şeyin zerre kadar olmadığı şehir, gördükçe şok oluyorum. havaalanından apartmandaki asansöre kadar her yerde insanlar göt göte. hiçbir yaz vakti de bu kadar kalabalık görmemiştim... diyip duyarımı kastıktan sonra 10-15 gün buradayım istanbul zirvesi isteyen yeşillendirsin diyerekten entrymi sonlandırıyorum. o mesajı arayıp tarayıp bulacağıma söz veriyorum mesaj kutumda swh

lisedeki istismarı ortaya çıkaran zeynep öğretmen

zengin koca mantığı

bir insanla bir hayat paylaşmayı çocuk aklınızla sidik yarışına çevirdiğiniz sürece ruhunuz asla tamamlanmış hissedemez. bana sorarsanız ne erkekler güzel kadın arasın ne kadınlar paralı erkekler... hedef buysa her birinden binlercesini bulursunuz ve binlercesini hayatınıza sokup tüketip terk ederek ve terk edilerek insan harcamaya ve harcanmaya alışırsınız. bir insanın gaddarlaşmaya başlama noktası da insan harcamaya ve harcanmaya alıştığı andır.
şefkat, merhamet, neşe, güven, bağlılık, saygı gibi şeyler güzelliğin de paranın da yanına yaklaşamayacağı şeyler.

tanım: bu sözlüğün kadınlarında bulunmayan mantıktır. hepimiz çilesini çeke çeke tıbbiyeli olduk, kendi paramız bize yetsin kimseye muhtaç kalmayalım diye. para manyağı olsak instagramda makyaj yapar 2-3 krem tanıtır, oturduğumuz yerden kazanırdık zengin kocaya gerek bile kalmazdı zaten.

hayattaki küçük mutluluklar

geçen gün online redd konseri vardı. konseri duyurdukları zaman istek parça istemiştim kendilerinden tivit atıp. gitarist güneş duru ve redd resmi hesabı tivitimi rtledi. zaten buna aşırı sevinmiştim...
konser başlayınca deli gibi istediğim şarkıyı bekledim. grup en son veda etmeye hazırlanırken solist doğan duru 1 şarkı daha çalalım, dedi. ve sahne arkası ekipten biri "boşver"i istiyo biri, dedi. ve kapanış şarkısı olarak benim beklediğim şarkıyı çaldılar. o kadar mutlu hissettim ki, çok şanslıymışım gibi, çocuklar gibi şenlendim...

sevilmek

gerçekten mucizedir. birinin seni tanımak istemesi, olduğun gibi kabul etmesi, uyurken ve uyanırken aklına ilk senin gelmesi, seni hayatına alıp koruyup kollaması, yetemediğin yerde çözümlerle gelmesi, gözlerine bakınca heyecanlanması, seni öpmekten bıkmaması, en büyük korkularını ve yaralarını sana göstermesi, benliğine geçmişine saygı duyması ve seni dinlemesi gerçekten mucizedir.
malesef ki birini sevmediğimizde sevilişimizin bi kıymetini anlayamıyoruz, birini sevdiğimizde ise sevilmeyişimiz bütün bunların yokluğu demek oluyor. koca bir hiçlik.

hayal kırıklığı

üzüntüsünün içinden çıktıktan sonra kendini suçlamalar içinde boğulmadan nedenini aramak gereken duygu. kimlere, neden, ne hayalimizi adadık da kırıp elimize verdiler diye düşünmek lazım.
hayalkırıklığı yaşamak konusunda master yapmış biri olarak diyebilirim ki çoğunlukla insanları hayatımıza alma, sahiplenme isteğiyle, onları aslında tam tanımadan ama içimizdeki tanıma hevesiyle güvenimizi bol bol dağıtıp duruyoruz.
bi insanı tanımak çok uzun zaman ister. düşünün ki ben 27 yaşındayım, 27 yıllık bir insanın karakterini, huylarını, yaşanmışlığını, beyninin içindekileri 1 yılda bile göremezsiniz. 27de 1 nedir ki. insan tanımak emek ister, anlamaya çalışma çabası ister, hissetmek gerekir onu, onun yerindeymiş gibi düşünmek de gerekir. yanyana ve uzakta geçirilen bi vakit ister birini tanımak. uyuşma ve zıtlaşma, etki ve tepki ister. iyi günler ve kötü günler ister.
kolayca işte bu kişiyi tanıyorum demeyin bu güven hayaller kurdurur size ama her zaman kırılırsınız. hayalleriniz de kırılır.
bir insan en iyi kötü günde tanınır, o güne kadar kapılıp gitmeyin derim.

ben yaşarım

sertab erenerin yeni albümü. doğan duru'nun yazdığı koyudur karanlığı şarkısına kalbimi bıraktım sanırım. şimdilik sadece spotifyda var albüm.

https://open.spotify.com/track/6I71Yw9DNCNiZO5kv0eSJ7?si=JRrOJoFnRwGMxbhdA5QKeA

filtre kahve

kilo verme sürecimde yaşadığım duraklamayı silip atan, az sütle tükettiğim kurtarıcım. spordan önce içilirse daha çok ter atılıyor gibi geldi bana.

45 dakikada 80 slayt işlemek

tıpta okuduğumuza emin miyiz acaba hepimiz. ben blok ders yapıp 2 katını işleyen biliyorum. buna da şükür denecek hoca hareketidir.

dâhiliye sözlüsüne girmeden dr olmuş efsâne nesil

bu olağanüstü durum bile bahane edilip intörnlükte götünden kan alınacak nesildir. ha periferde işe yarayacak vaka mı gösterecekler, adam gibi grafi, bt, usg okumayı mı öğretecekler? umutlanmayın. daha çok kan gazı al intööör, daha çok sonda tak, daha çok hastayı onam formu imzalatmak için pol pol gezdir, daha çok ekartör ol falan falan...
  • /
  • 132
  • /
  • 33

ben yaşarım


şehirler arası seyahat yasağının kaldırılması


ben senin kadar derin düşünemiyorum


makromusic


sözlükçülerin spotify listeleri


epoch


rave


büyükşehirlere giriş çıkış yasağı


üniversitelerin 3 hafta tatil olması


insanların üzüntülerinden zevk almak


  • /
  • 33

5 yıl sonra kendini hiçbir yerde görememek

geçmiş beş yılı her bir hayalinin olmayışını izleyerek geçirince geldiğin noktadır. hayata dair beklentinin bittiği noktadır. artık kabul etmişsindir sen ne dilersen diye hayat ne veriyorsa yaşayacağın sadece o.

günlük

ebeveynin okuduğunun fark edilmesiyle son bulan yazma hadisesinin baş rolü.

"sanki üzgün müsün sen biraz, bir şey mi olmuş acaba, içime doğdu sadece" lafları işitildiği takdirde günlüğü mikrodalga fırında 900 derece 1 dakika çevirin.

kilo vermek isteyenlere tavsiyeler

kısaca kalori açığı oluşturacağımıza göre ya az yiycez ya da çok yakıcaz demektir.bir tıp öğrencisinin yılın yaklaşık yarısında sedanter bir hayatı olduğunu göz önüne alırsak yemeyi kısıtlamak ilk plan gibi duruyor.neyi kısıtladığımız da aynı oranda önemli tabii ilk keseceklerimiz basit karbonhidratlar ve doymuş yağlar olacak.onun dışında gerçekten sevilen bir spor dalı az da olsa rutin hayatın bir parçası haline getirilirse kilo vermek işkence olmaktan çıkar hatta yapmadığınızda yoksunluk sendromu bile yaşayabilirsiniz.bir de son olarak kendini aç bırakarak kısa zamanda fazla kilo vermenin yağ yerine kas ağırlıklı kayıplardan cilt sarkmalarına,tartıda kaybedilen kütlenin geri alınmasından bu alınan kiloların kaybedilen kas yerine çoğunlukla yağ ile replase edilmesine ve skinny fat'liğe kadar türlü olumsuzlukları vardır,yapmayın.sürece yaymak her zaman daha sağlıklı ve nispeten kalıcı olacaktır.

erkeklik gururu

alfa olmaya çalışırken saçmalayanlardan da her fırsatta her şeyi kadın düşmanlığına bağlayanlardan da gına gelmesine neden olan ve kadın gururuyla arasında pek bir fark olmayan gururdur.

mutluluğun formülü

son birkaç haftadır çözmekte olduğum. aman maşallah diyelim * kişiye göre değişir tabi ama buldu da paylaşmıyor demeyin. başlıyorum:

1) her gün mutlaka 8 saat uyumak (benim için yıldızlı komponent)
2) her gün mutlaka duş almak
3) fırsatını her bulduğunda yürümek- koşmak
4) melankolik şarkılardan uzak durmak
5) yatmadan birkaç sayfa da olsa kitap okumak
6)kendinle ilgilenmek arada "canım kendim" gibi küçük iltifatlarda bulunmak *
7) sosyal çevreyle mesafedeki dengeyi iyi kurmak. insanlardan çok uzaklaşmamak ama gereğinden fazla da yaklaşmamak. yalnız kalınabilecek ve ortam değişikliği sağlayacak anlar oluşturmak.

muhtemelen vaktinde ders çalışmak gibi bir madde de eklenmesi gerekiyor * ben ve canım kendim mutlak formüle ulaşıncaya kadar editleyebiliriz*

tanım: yaklaşık 6 ay kadar önce yazdığım ve aylardır taslaklarımda duran entry. yine kaybettim bu aralar, arada açıp bakıyorum bu maddelere nerde hata yapıyorum diye*

zengin koca mantığı

bu yazı gold diggerlar, özenti instagram kızları ve instagram fenomeni hayatı özentisi varoş kızlar hariç tutulmak üzere hazırlanılmıştır.

milyon dolarlar istemiyordur kimse yav. zengin koca denilen şey benim anladığım kadarıyla şu:
eli ekmek tutsun, benim hayat standardımda veya biraz üstü olsun, hayatımızı ele muhtaç olmadan ortalama da olsa geçindirelim. yani dışarıda yemek de yiyebilelim, çocuğun ihtiyaçları karşılansın güzelce, alış-verişe gidebilelim, güzel kıyafetler giyebilelim, tatile çıkabilelim, bir ev ve arabamız olsun, sosyal olarak ara sıra bir şeyler yapabilelim... yani normal çalışıp kazanan ortalama ve üstü gelire sahip insanlar bizim toplumda zengin koca diye geçiyor ne yazık ki. bu saydığım şeyler lüks değil ama belli bir konfor yine de. ve bunları yapamayan birçok insan var. yani doktor olursanız toplumdaki statünüz ne kazandığınıza bakılmaksızın zengin koca olacak erkekler için, çok büyük ihtimalle bunları yapabilirsiniz çünkü.

ama gerçekten zengin bir ailenin kızı varsa ortada ve daha yüksek standartlar istiyorsa o zaman zaten sorgulama hakkı düşmez bize çünkü kendi seviyesinde birisini isteyebilir. en başta saydığım grup ve bu zengin kız tipi hariç kadınlar da zaten çok büyük ihtimalle kariyerli, işinde gücünde adamı yeterli görürler. bunu takmayın bence kafanıza, hele ki toplumda bu denli rağbet gören bir mesleğe sahipken veya olacakken.
(bkz:doktor erkeklerin istedikleri zaman evlenebilmesi)

öte yandan sırf zengin olduğum için veya kariyerim görece bir tık düzgün diye tercih edilmeyi hiç istemezdim şahsen. öyle olanların genelde hedefi yazının en başındaki grup oluyor. o da sizin aradığınız şey değildir muhtemelen.

duygusal boşluk

bende var bu. demek ki bunu yaşıyorum son 2 senedir. tam olarak tarif edemiyorum, ortada büyük bir sorun yok. başka insanlar aman be abi salla tadında yaklaşırken bana büyük bir sorun gibi görünüyor. ama aslında hayatın akışına bakıldığında da bir problem yok kendi adıma bir şey dışında. bu demek ki bahsettiğim şey. tam olarak ne yapmak istediğimden, nereye varacağımdan emin değilim. kısa zamanda manevi olarak tatmin olacak ve insanlığa bırakacak bir şeyler yapmak istiyorum.

son zamanlarda bebek doğum videoları, anneleriyle babalarıyla oynamaları ve diyalogları, askerlerin eve dönüş videoları, ömür dediğin, yavrusunu koruyan aslan :)... tarzında videolar izliyorum sürekli kendimi düşünerek, imrenerek. eve kapanınca da iyice koptum hayattan 4 aydır, asosyallik ve yalnızlık daha da kötü etkiledi beni. kendi kendime diyaloglu, büyük senaryolu hayaller kurmaya kadar vardı iş. hem de bunu günde 4-5 saat civarı yapıyorum. yaş da daha 20, çok erken koptuk, umutsuzluk için çok erken aslında.

tıbbiyeli sözlük spotify listesi

bir süredir aklımda olan listedir, biraz önce (bkz:geceye bir şarkı bırak) başlığı altındaki şarkıların ilk 17 sayfasını oluşturacak biçimde bir liste yaptım.
totalde 1 saat sürdü, devamını başka bir zaman yapmayı düşünüyorum. yardımcı olmak isteyen olursa mesaj kutuma bakıyor olacağım.

ayrıca liste bitince güncel kalabilmesi için herkesin şarkı ekleyebileceği şekilde ortak yapmayı düşünüyorum, tabi ki öcelikli şart şarkının başlığa eklenmesi.

listenin linki: https://open.spotify.com/playlist/4wXEPaFjubswt2m603AQGS?si=jx8k4dBLTsyla42xDO2P5w
not: istek gelirse diğer uygulamalara aktarılabilecek biçimde dönüştürülür.




şimdi gelelim spotify'da olmayan şarkılara, gözden kaçan olduysa belirtirsiniz.

-nev efkarlıyım
-coşkun sabah bir gülü sevdim
-revios kağıttan savaş gemileri
-unuturum diye yorma kendini
-rober hatemo esmer
-sadık gürbüz gelme ey ecel
-sevcan orhan kırmızı buğday
-inci mercan tanrım nereden sevdim
-şebnem ferah benim hala umudum var
-silüetler sis
-#70543 hatalı link
-#72356 hatalı link
-cenk erdem o ne
-#82544 hatalı link
-#89317 hatalı link
-buray yazımı kışa çevirdin
-#90392
-#110179 hatalı link
-haluk levent yandırdın kalbimi
-#94995
-#95873 hatalı link
-#95910 hatalı link
-#96350 hatalı link
-#97052
-#98971 hatalı link
-#99097 hatalı link
-#99064
-#100066 hatalı link
-#100101 hatalı link
-#100252 hatalı link
-#101383
-#101583
-#102111 hatalı link
-#103695 hatalı link
-sezen aksu erkek güzeli
-ali atay beni affet
-#104823
-#104985 aynı şarkı eklenmiş
-#105093
-#105526
-nocturnal depression nostalgia
-#106279 hatalı link


edit: 20.sayfa bitti

tıbbiyeli günlük

kendini küçük görmeyi bırak. sen yürüyen evrensin.
doğru ve yanlış tüm kavramların ötesinde bir yer var. sizinle orada buluşacağım. ruh, çimenlerin arasına uzandığında, dünyanın doğru-yanlış fikirlerinize ihtiyacı olmadığını göreceksiniz.
üzülme, kaybettiğin her şey başka bir surette bir gün mutlaka geri döner.
eriyen kar gibi ol, kendini kendinle yıka!
bırak sular durulsun , o zaman ay ve yıldızların yansımasını kendi varlığının aynasında göreceksin.
yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir.
sevenler en sonunda bir yerlerde buluşmazlar. onlar en başından beri birbirlerinin içindedir.
sadece kalpten gökyüzüne dokunabilirsin.
senin görevin aşkı aramak değil, ancak onunla aranda kurduğun engelleri aramak ve bulmaktır.
kapı ardına kadar açıkken neden hapishanede kalırsın?

hayattaki küçük mutluluklar

-köy evinizde bütün kuzenler, teyzeler, dayılar birlikte yanyana yattığınız gecenin sabahında, sizden daha erken kalkan annenizin ve teyzenizin çayı demlemiş olduğunu ve kahvaltının hazır olduğunu anladığınız, cam bardağa düşen kaşık sesleri

-ıslak keki, borcama değdiği 4 köşeden başlayarak yemek ve kakaoya doymak

-sevdiğinizin size en hoş gelen mimiklerini, göz hareketlerini gizlice izlemek

-küçük ve sessiz kasabanızda, gece gölden gelen kurbağa ve ağaçlardan gelen bülbül sesleriyle uyumak

-ilkokulda persembe gününün son dersinin beden dersi olması

-size hediye edilen kitaplar

-sabah erken saatte kalkıp ormanda yürüyüş yapıp günü dolu dolu geçirdiğini görmek

Toplam entry sayısı: 1312

istenmeyen bir hayatı yaşamak

geçen akşam yaka kartımı kaybettim diye evin altını üstüne getirirken bi hafıza kartı buldum. ne var bunun içinde lan, derken bi de baktım ki ne var ne yok arşivlemişim. 3 senelik eski sevgilimle bütün fotoğraflar, hatta mesajlar, ekran görüntüleri, daha da eski liseden kalma fotoğraflar. artık asla bir daha görüşüp konuşmayacağım dost bildiklerimle mutlu pozlarım. bakıyorum da hayatımın bir dönemi güzelmiş gerçekten ama 4-5 seneye tekabül eden bombok bi hayat yaşıyorum.
bunu da kaydettiğim notlardan birini okuyunca sanki bilmiyormuşum gibi afallayarak bi kez daha anladım.
nereden gördüm de yazdım hiçbir fikrim yok ama şu cümleyi yazmışım:
"istemediğin bir hayatı yaşarken iyi kalpli biri olmuşsun"
bunu kendim için not ettiğimi hatırladım. istemediğim ve değiştiremediğim bir hayatın içinde var olabilmenin tek şartının kendimden bir şeyler vermek olduğunu fark etmişim. kendimden bir şeyler vermek ve insanlarca "aa ne kadar iyi kalpli insan" olmak. sene 2014.
kısaca istenmeyen bir hayatın içinde olmak sivri yanlarını törpüleyen, seni uysallaştıran, sadece senin olan çok az şeyin kaldığı, hiçbir şeyin garantisi olmayan, az nefesle zar zor yaşadığın bi fanus içinde kaos korkusundan zorunlu iyilik haline sürüklendiğin bi süreç.

barones frozbit

2016 eylülünde sözlüğe kayıt olmuş yazar, ben. bu sözlükte 3 senedir kayıt olduğumdan beri neredeyse her günümü geçirdim. eski yazarlardan pek kimse kalmadı, çoğunuz bilmezsiniz o yüzden. sözlükte neredeyse hiç olmayan formatın oturması için ekip arkadaşlarımızla çok uğraştık yönetici olduğumda. tamamen absürt forum entryleri yine trip, ego çeke çeke temizlemeye başladık. yapılması gereken oydu, insanların egolarının farkındaydık gocunmadık yediğimiz laflara. şimdi insanlar bize format öğretiyor onca lafı boşuna yemişiz.

şu güne kadar harcadığım vakte gram üzülmemiştim. çünkü arkadaşlar edindim bu sözlükte. görüştüm, buluştum, güldüm, içtim eğlendim, tanıdım, sevdim, bağlandım, aşık oldum, dertleştim. sesli radyoda her yayınım sabote edilmesine rağmen sabahlara kadar muhabbet ettim. dinledim. anlattım. ama hepsi boşuna, boşu boşuna.

ne zaman bişey yapılacak olsa bekletmeden atladım. sol frame cidden akmıyordu, ama şuraya 100 entry bile girmemiş insanlar sol frame akmıyor diye başlıklar açıyordu. aksın diye ilişkiler kategorisine yüklendim seks düşkünü oldum. feminazi oldum. politika yazdım terörist oldum.
ama kime ulaşıyorsunuz istediğiniz, sıkıntınız varsa?
o yazarın derdi varmış, o yazar intihar edecekmiş, o yazar yayın istiyormuş, o yazar zirve istiyormuş. o yazarı o kız rahatsız ediyormuş. o yazara sürekli mesaj geliyormuş. mesaj kutum isteklerinizle, taleplerinizle dolu. oysaki beni burda sadece format bağlar.

yönetim ekibinden olmak beni ancak formattan sorumlu tutar. benim buraya verdiğim emeğe bakıp bunu zorunluluğummuş gibi göremezsiniz. siz benim müşterim değilsiniz ki memnuniyetiniz için kendimi yırtayım. ama gerçekten yırttım. sonunda severek yaptığım şeyler boynuma tasma oldu.

neticede bu saatten sonra hak etmediğim şeyler yaşadıkça bu sözlük için hiçbir şey yapmak istemiyorum. hepiniz gibi tıpçıyım ben de insanım derslerim var aileme karşı sorumluluklarım var, şu koşullarda robot gibi terbiyesizliklerinize göz yumamam.

hayatımda da hep enayi konumunda oldum. haksızlık gördüysem önce ben sesimi çıkarttım. insanlar susup uzaktan izleyerek kafalarını rahat tutabiliyorlar ama ben değiştirebileceğim bir şey varsa bunu her koşulda herkese rağmen yaparım. sonuçta kendini bilmezlerin diline düştük.

neticede ben bu sözlüğü güzel hatırlarım. ama buruk da hatırlarım. hak etmediğim şeyleri yaşayarak ve hak ettiğim gibi mutlu olarak.

tıbbiyeli sözlük canımsın, sen bensiz de devam edersin. alışkanlıklardan kopmak kolay değil ama gururlu biri olduğumu biliyorum. o yüzden yediğim lafları buraya koyup ne zaman buraya dönecek olursam kendimi durduracağım.
ilgi çekmek için bak sözlüğü bırakırım entrysi değil bu. anlaşılmayı ummaktan bıktığım yorulduğum için sözlüğe ve ekip arkadaşlarıma vefa borcumdur.
selametle.







tıp okumanın insanın tek vasfı haline dönüşmesi

fark ettirmeden vantilatördeki 0 tuşu olduran, ekstra kendini beğenmişlik içeren bi karakterle, insanlığa dair tevazu, empati ve iletişim becerilerinden yoksun olarak sefil bir hayat sürmeye sebep olan olay.

hep aklıma gelir. lisedeki coğrafya hocam "hayata tek dal ile tutunmayın. tek bir şeyde çok iyi olacaksınız diye bir şey yok, sevdiğiniz birçok şeye bağlanın. tutunduğunuz o tek dal kırılırsa düşersiniz" demişti. birçok konuda, meyilli olduğum halde insanlardan üstün olduğumu düşündüğüm bi dal varsa elimde o dalın kırılmasından korkarım. çünkü tutunduğum dallar insanlara gösteriş yapma aracım değil, hayata bağlanma sebebimdir ve ben bunu unutmuşumdur. ve hayat bunu her zaman acı şekilde anlatır.

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

doktorhane

tıbbiyelilerin önlüklü, scrubslı selfielerini paylaşan instagram sayfası.

bok atmak istemiyorum ama doktor bu ne ?! narsizm korkunç boyutlara ulaşmış. stetoskopun verdiği yetkiye dayanarak kendinizi bir şey sanıyorsunuz heralde. gözlerim kanadı.
muhtemelen beğendiğiniz insanları da takip edip dm’den yürüyorsunuz, kolay gelsin valla. çok kutsal meslek annecim, ettiniz içine.

doktorhane

tıbbiyelilerin önlüklü, scrubslı selfielerini paylaşan instagram sayfası.

bok atmak istemiyorum ama doktor bu ne ?! narsizm korkunç boyutlara ulaşmış. stetoskopun verdiği yetkiye dayanarak kendinizi bir şey sanıyorsunuz heralde. gözlerim kanadı.
muhtemelen beğendiğiniz insanları da takip edip dm’den yürüyorsunuz, kolay gelsin valla. çok kutsal meslek annecim, ettiniz içine.

intern doktorun asgari ücret alması

sosyal medyada ve çeşitli sözlüklerde başlatılan bu kampanya sonucunda malesef ki,
“kardeşim biz mi dedik sana doktor ol diye”
“intern de stajyerdir, hangi stajyer para alıyor, hem hasta üzerinde sorumluluğunuz da yok”
“1 sene sabredemiyorlar zaten paraya boğulacaklar” gibi yersiz ve densiz yorumları gördükçe, bizi en iyi biz anlatırız düşüncesiyle buraya taşımak istediğim konu olmuştur.

internin iş tanımı ve yaptırılanlar, nöbet süresi/sayısı, tıp eğitimine ayrılan kaliteli zaman, kişisel hayata kalan kaliteli zaman açısından en iyi yaşayan bilir diyerek katkılarınızı bekliyorum.

ilk aşkınız ve hikayenizin sonu

ilk aşkım anaokulunda kaan diye bi çocuktu. birgün meyvesuyu sanıp domestosu diklemiş, midesi yıkanmıştı. aşkımız bitti tabiki de ne bekliyosunuz meyvesuyuyla domestosu ayırt edemeyen birine daha fazla aşık kalamazdım...

istenmeyen bir hayatı yaşamak

geçen akşam yaka kartımı kaybettim diye evin altını üstüne getirirken bi hafıza kartı buldum. ne var bunun içinde lan, derken bi de baktım ki ne var ne yok arşivlemişim. 3 senelik eski sevgilimle bütün fotoğraflar, hatta mesajlar, ekran görüntüleri, daha da eski liseden kalma fotoğraflar. artık asla bir daha görüşüp konuşmayacağım dost bildiklerimle mutlu pozlarım. bakıyorum da hayatımın bir dönemi güzelmiş gerçekten ama 4-5 seneye tekabül eden bombok bi hayat yaşıyorum.
bunu da kaydettiğim notlardan birini okuyunca sanki bilmiyormuşum gibi afallayarak bi kez daha anladım.
nereden gördüm de yazdım hiçbir fikrim yok ama şu cümleyi yazmışım:
"istemediğin bir hayatı yaşarken iyi kalpli biri olmuşsun"
bunu kendim için not ettiğimi hatırladım. istemediğim ve değiştiremediğim bir hayatın içinde var olabilmenin tek şartının kendimden bir şeyler vermek olduğunu fark etmişim. kendimden bir şeyler vermek ve insanlarca "aa ne kadar iyi kalpli insan" olmak. sene 2014.
kısaca istenmeyen bir hayatın içinde olmak sivri yanlarını törpüleyen, seni uysallaştıran, sadece senin olan çok az şeyin kaldığı, hiçbir şeyin garantisi olmayan, az nefesle zar zor yaşadığın bi fanus içinde kaos korkusundan zorunlu iyilik haline sürüklendiğin bi süreç.

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

savaş bir halk sağlığı sorunudur

halkımız gazla çalıştığı için bunu kesecek herhangi bir duruma tahammül edemiyor.

ben kişisel olarak, politik avantaja gani gani çevrilecek, senelerce kaymağı yenilecek bu danışıklı dövüşlü askeri girişime destek vermiyorum. o yüzden türk tabipler birliğinin bana gayet yerinde olan söylemi gibi geliyor.

çatışmalar bitip ülkece yas dönemine geçtiğimiz zamanlarda gördüğümüz tek şey; gariban aile çocuklarının yitip gittiği. ve neredeyse yarım yüzyıldır hiçbir şeyin değişmediği.

ayrıca düşünmek zorundayız apartmanda evinde oturup da füze sesiyle yaşayan insanları geceleri. bu insanlar nasıl travmatize oluyorsa sınırlarımızın dışında da korkuyla yaşayan masum birileri var.

savaş yıkıcıdır. sıcak evinizde otururken şehit güzellemesi yapılmaz, siz bir de annelerdeki korkuyu düşünün. herkes ölüm ister ama kimse cellat ben olayım istemez nedense.

elini taşın altına koymamış kimsenin, yerine başkalarının öleceğini gün gibi bildiği şeyleri desteklemesini asla anlamayacağım.

edit: insanlar çok komik ya, ölen asker boşu boşuna ölüyorlar demek istiyorum oturan yerlerinden anlıyorlar. nereden biliyorsunuz ölen askere sesimizin çıkmadığını?! çok isteyen cepheye gitsin savaşsın. ölene şehit deyip hayatlarımıza devam ediyoruz. ateş düştüğü yeri yakar demek ne kolay dimi bu memlekette!

otobüs molasına laptop ile çıkmak

bazen görüyorum molada laptop çantaları ile ayakta dikiliyorlar. sanırım çantada kuantum bilgisayarı taşıyorlar ya da muavinin değerli eşyaları otobüste bırakmama uyarısını çok ciddiye alıyorlar, diye düşündüğüm hareket.

türbanından saç fışkırtan kızlar

gece gece tepem attı ya kardeşim size ne??? ne istiyorsunuz evden çıkmasınlar konuşmasınlar, bütün dünyada hem kadınların hem de aman ha şaşırmayın ama erkeklerin de bir furyadır giden imaj akımı olsun moda olsun beğenilme arzusu olsun, ne derseniz deyin, bütün bunlar artık hayatımızın içindeyken, dünyanın ta bilmem neresindeki insanların fotoğraflarına yaşantısına tanık olabiliyorken haaa sanki bi de kendinizde farklı olma arzusu hiç yokmuş gibi ne istiyosunuz lan kadınlardan? yok vücut hatlarını belli edermiş de yok türbanından saçı çıkarmış da. oldu olacak parklarda sevgilisiyle öpüşen sarılan kapalı kadınların gizlice, alçakça çekilmiş videolarını da paylaşın?
istiyorsunuz ki kadının dini, siyasi görüşü, analığı, bekarlığı, sevişkenliği nesi var nesi yoksa karakterinde gözünüze batan nesi varsa her şey sizin istediğiniz gibi olsun. siz kimsiniz hödükler? hilkat garibesi gibi evde mi otursun kadınlar? bilmem kaç sene önceki kapalı kadın vatandaş standart tiplemesini bu güne uydurmayın bu saatten sonra.
baş örtü bağlama stillerinin kıyamet alameti olduğunu bile duydum bi gidin işinize. kadınlar topuklu da giyer, makyaj da yapar, ne isterse onu yapar. sana ne. bu kadar vasıfsız elemanlar mısınız ya?
sözlüğe geri dönüşleri destekledik de şu provakatif tipler dönmeyeydi iyiydi. bi odanın içine aynayla beraber kapatılsalar can sıkıntısından kendisine sarıcak tipler var resmen, herkes kendi işine baksın.

tus puanını boşa harcamak

bazen tanık olup şoka uğradığım durum. 70 küsür puanla, hakkında pa ac grafi bile çekilmeyin sakın denilen periferdeki bir radyoloji neden yazılır mesela...

evlenilmeyecek erkekler

“sevgilimi aldatırım karımı aldatmam” diyen tipe mesela tekmeyi daha sevgiliyken koyacaksın gol olsun.

“benim aile yapım farklı, ailemin yanında oturuşuna kalkışına, kılık kıyafetine dikkat et” diyen tip muhtemelen sizi olduğunuz gibi kabul etmiyor ki kendi ailesinden de bunu beklemek yerine sizi kendi istediği yönde değiştirmeye çalışıyor.

“ben eve geldiğimde sevdiğimin elinden sıcak bir yemekle karşılanmayayım mı şimdi?” evet evlenmeden yemekleri kim yapacak pazarlığını yapan bu sözde uyanık, vereceği sevgisini yemek fişine dönüştürmüş bir hödük. füzenin kıçına bağla uzaya uçsun bu gereksiz.

“çocuk gelişiminde annenin yeri çok önemli gerekirse 3-4 sene çalışmamalısın” bak bunu diyen herhalde en adi tiplerden biri. çocuğunu çok düşünüyor belli ki, ama kendisini de düşünüyor haspam. çocuk gelişiminin tüm yükünü annenin omuzlarına bırakıyor bu aydın görünen fırsatçı patojen. sen çocuğunla oynarken, ders çalışırken o tv karşısında horlayacak. çocuğun her zaman babasına düşük beklentili, babasına güvensiz yetişecek.

“evli kadınların bekar erkeklere mesafeli olması gerekir” buna yorum yapmak bile istemiyorum. ama hadi yapayım, kişi kendinden bilir işi, bu tip kendisini aslan terbiyecisi sanıyor.

“evli barklı kadın” evet siz bir boğaysanız, bunu diyen bir matador, bu cümle ise sık sık sinirinizi bozacak kırmızı bayrak. sık sık sinirimizi bozmaya hiç gerek yok bunu da sallayın.

“artık yaşım geldi, çocuk istiyorum, evleneyim” oldu canım nereye doğru evleniyoruz?

bu saydığım cümleleri duyduğunuz erkek tipleri ile evlenilmez. üç beş bir şey söyledik major olarak. tecrübelere göre editleriz ancak benim için tabi bir de “aşk biter önemli olan sevgidir” diyen erkek var ki onu cızbız yapasım geliyor. gid la bu mahalleden...

içerik kuralları - iletişim