barones frozbit

Durum: 1119 - 60 - 19 - 2 - 22.04.2019 21:08

Puan: 20777 -

3 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yönetici.

In unbroken virgin realities
  • /
  • 112

dubtrack.fm

butonları aktiflenen radyo. kanalda takılacak arkadaşlar tıbbiyeli radyo başlığında online olacaklarını belirtebilirler.

ahmet kural

sıla ile süren duruşmanın 2. celsesinde 16 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılmış, mahkemede cezası ertelenmiş kişidir.

dubtrack.fm

artık her akşam 21:00'da butonların aktif olacağı radyo kanalımız. tüm yazarlarımız katılabilir. dubtracke giriş için zorlanan arkadaşlar mesaj yoluyla bana ulaşabilirler.

21 nisan 2019 kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı

halkı terörize eden teröristlerin yaptığı saldırıdır. sebep olarak imamoğlu'nun demirtaşın çizgisini beğendiğini söylemesi gösteriliyor. e be gerizekalılar kimse hür düşüncesini söyleyemeyecek mi? kürtlere dair en ufak olumlu adımda böyle çıldırıp barbarlaşacak mısınız? insanlarla nasıl huzur içinde yaşamayı planlıyosunuz? imamoğlu yapmış bi hata düşüncesini söylemiş, gidip kılıçdaroğluna yumruk atacak kadar intikamcı, kan davası güden ilkel yaratıklar mısınız?
her şeyden önemlisi etrafında koruma ordusuyla gezmeyen bi siyasi lider görüp onun sizinle arasına etten duvarlar örmeme sebebini bi düşüneceğiniz yere saldırıyorsunuz. koyun gibi güdülmeniz lazım sizin, vatandaşlık makamını hak etmiyorsunuz.

at sineği

yapışkan, yılışık insanlar için kullanılan lakap.

ayrıca sokrates kendisini tanrı tarafından insanlara gönderilen bir at sineği olarak tanımlar. sebebi at sineğinin konduğu hayvanları rahatsız ve huzursuz ederek onları canlı tutması imiş.

güzellik

insanların genlerce kodlanan en büyük dürtüsel zaafıdır.

kalp kırıklığı

tedavisiz kalınca konstriktif perikardite ilerler. artık bir zırh ile çevrili bir kalbiniz vardır. dışarıdan gelen hasarlara dayanıklı olsa da kalbinizin fonksiyonları giderek bozulur. sonunda cerrahlar zırhınızı elinizden alır ve ömrünüzün sonuna dek savunmasız yaşarsınız.
bu yüzden en başında sizin tedavinizi ve ilacınızı bilen bir doktora danışınız.

ateistlerin ateizmi seçme nedenleri

bişeye inanmamak sizi o şeyin karşısında yapmaz her zaman, insanlar bunu pek düşünmüyorlar. bu nedenle ateizm din karşıtlığı, allah karşıtlığı demek değildir. ateizmi bugün bu konuma getiren teistler yani inançlılardır.
ateizmin nedeni diye de bir şey yoktur aslında. yine ateizme bir neden arıyor olmanın manasızlığına sürükleyen de inançlılardır.
ateizmin rasyonel ya da bilime dayalı olma gibi bir zorunluluğu da yoktur. ateizm aslında evrim teorisiyle felsefik açıdan bambaşka şeyler olsa da insanlarca el birliği ile kardeş ilan edilmişlerdir.
herkesin yine unuttuğu bir şey vardır o da bireylerin sezgiselliğinin gözardı edilmesidir. herhangi biri çıkıp kendini kanıtlama çabası olmaksızın "ben allahın olduğunu, dinlerin doğruluğunu hissetmiyorum" diyebilir. işte bu kişi ateisttir. hissetmiyorum diyen insana neden hissetmiyorsun ya da hissetmediğini kanıtla demenin manasızlığının farkındasınızdır. bakış açınız bu şekilde olmalı. benim nedenim bunu hissetmiyor oluşumdur.

dinleri ve ateizmi birbiri üzerinde var oluş mücadelesi veren karşıt iki kavrammışçasına çatıştıran dünya üzerindeki politikalardır. inançlıların ve hatta ateist olanların bile ateizm algısı bu nedenle bozulmuştur malesef.

sihizm

erkeklerin traş olmadıkları ve çocukluktan itibaren saçlarını değişik bi sarıkla örttükleri inanç sistemiymiş.

dr. adnan selçuk mızraklı

urfa siverekli, genel cerrah, hdp diyarbakır büyükşehir belediye başkanıdır.
önceki dönemde belediyeye atanan kayyumun başkanlık makamındaki israfa kaçan harcalamalarını bir video ile sosyal medyada paylaşmıştır.
kendisi ayrıca ilkokul 1. ve 2. sınıfı diyarbakırda okumam vesilesiyle tanıdığım bi sınıf arkadaşımın babasıdır. laf aramızda inceden yanıktım oğluna swh.
  • /
  • 112

kanaat

karşıt anlamlısı olmasına rağmen tamah ile karıştırılandır. aza tamah etmeyen çoğu bulamaz atasözünde anafikri bildiğimiz için tamah kelimesinin karşıladığı anlamı bildiğimizi zannederiz. o yüzden bu atasözünü duyunca “tamah etmek nedir?” diyen kuzene kanaat etmek deriz. halbuki tamah etmek aç gözlü olmak, gözü doymamak anlamına gelmektedir. demek ki atasözü bize “düşük getirisi olan işlere burun kıvarma, sabancılar nasıl zengin oldu zannediyorsun “ demek istiyor.

black sabbath

ingiliz asıllı ünlü heavy metal grubudur. ozzy osbourne uyla bilinir.

21 nisan 2019 kılıçdaroğlu’na yapılan saldırı

yine vatan, millet, sakarya, din , konuları çevresinde cahil halkın kışkırtılması ve bu yapılırken "birilerinin" hedef gösterilmesi sonucu gerçekleşen vahim olay.
nedense aklıma madımak olaylarını çağrıştırdı. din odaklı siyaset keşke bir daha dönmemek üzere yeryüzünden silinse.

edit: hulusi akar'ın yaptığı "mesajınızı verdiniz" cümlesi silinmeyeceğinin bir numaralı kanıtıdır.

görmek

insanın temel duyularından birisi. ışığın cisimlerden yansıması ve gözün bu yansıyan ışıkları beyine iletmesi ve beynin bunu algılayıp yorumlamasıyla gerçekleşir.

bir yandan da bütün duyular görmek olarak algılanabilir. eğer evrimsel süreç içinde gözlerimiz gelişmeseydi ve kulaklarımızla görmek zorunda kalsaydık, bu da gözle görmekten neredeyse farklı olmayacaktı. tıpkı yarasalar gibi etrafa ses göndererek ve o seslerin yansımalarını algılayıp onu beynimizde yorumlayarak etrafımızı görebilirdik. beyin bu seslerden yola çıkarak etrafın üç boyutlu bir haritasını çıkartabilirdi. etrafı algılamamıza yarayan her duyu için bu geliştirilebilir.

duyular asla nesnenin aslını gösteremezler çünkü nesneyi değil başka bir belirtecin nesneye göre konumlanışını algılayarak görürüz. bu belirteçleri de ancak başka belirteçlere göre algılayabiliriz, yani bütün duyularımız etrafın birbirinden farkı üzerine çalışır. farktan başka bir şeyi algılayamayız. hiçbir şeyin mutlak halini göremeyiz ve mutlak olan bir şey varsa bile bu insanın şu anki haliyle algılayamayacağı bir varlıktır.

ateistlerin ateizmi seçme nedenleri

ateist olmak temelinde bir travma barındırma zorunluluğu olmayan, patolojik hiç olmayan, bu yüzden de tedavi veya yardım gerektirmeyen bir durumdur. birey üstüne düşünmüştür, aklına yatmamıştır, içinde yoktur, inanmamayı seçer. normaldir.

ayrıca bir kere, hiçbir zaman hiçbir düşünce sistemini savunan kesimin %100'ü, onu sistemin kapsadıklarını tamamen bildiği ve onayladığı için savunmaz. fikrimce bu oran dünya genelindeki baskın dinlerde çok çok daha fazla yüksektir. misal hıristiyan bir ülkede hıristiyan bir aileye doğan bir çocuk çok yüksek ihtimalle ailesi ve ülkesindeki büyük çoğunluk gibi hıristiyan olacaktır. bu onun bu dini çok çok benimsediğini, ona canı gönülden inandığını göstermez. he olabilir de, ama olmayabilir de yani.

demem o ki, bahsettiğiniz türdeki kafa yapılarından her kesimin içinde çok fazla var. takılmayın bu kadar böyle şeylere. yani sanki türkiye'de değil de amerika'da doğsanız yine hepiniz müslüman olacaktınız. teallam.

textbook’ların epubları var mı?

var diyor ve kapıyı kapatıyor.

sen neyin peşindesin lan imamoğlu

videodaki adamın erdoğan'a benzemesi de güzel tesadüf:

vatan partisi

istavroz çıkaran kabe imamı gibiler o derecede bir ideoloji karmaşası yaşıyorlar.

notre dame de paris

axis mundi temsili olan bir katedraldi, yani dünyanın merkezi, yer ile göğün birleştiği yer, kutsallık içeren bölge; kabe'nin müslümanlar için dünyanın merkezi yani axis mundi oluşu gibi. axis mundi olan bölgelerde kutsal olan ve merkez olan tapınak değildir, yerdir. notre dame katedralinin olduğu bölgede daha önceden jüpiter'e adanmış, gallo-roman döneminde julius ceasar tarafından inşa ettirilmiş bir tapınak vardı. sonra bölge hristiyanlık döneminde temizlendi. ancak birileri için hala axis mundi idi.

axis mundi'nin yıkılması kıyamete denk gelir (misal ragnarök gelince axis mundi olan yggdrasil yok edilecek) ve yeni bir başlangıca işaret eder. yer kutsallığını kaybetmese de üstündeki tapınak yıkıldığında birileri için kıyamet ve yeniden doğuş olacak demektir. bu yangın bir ritüel midir yoksa bir kaza mıdır bilmiyorum. ancak orayı axis mundi'si sayan bir topluluk -ezoterik cemaatler- bir ritüel gerçekleştirmiş olabilir.

the matrix



bilim kurgunun babası olan yapım.. duyduğum bir tabir göre dayısı milletvekili olan bir yapım.. yani ciddi süper bir film..

robotlarla yaptığı tüm savaşları kaybedip üstüne üstlük güzelim dünyanın da içine edip daha sonra robotların enerji kaynağı olan insanların bir bilgisayar simülasyonu içerisinde yaşadığın anlatır.
bir korku ütopyasıdır kendileri.

Toplam entry sayısı: 1119

kim elledi benim götümü

zeytin ağaçlarının sökülmesi protesto edilirken mevzuyu bambaşka boyutlara çeken vatandaş isyanı. harbiden gülmek garanti swh

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

doktorhane

tıbbiyelilerin önlüklü, scrubslı selfielerini paylaşan instagram sayfası.

bok atmak istemiyorum ama doktor bu ne ?! narsizm korkunç boyutlara ulaşmış. stetoskopun verdiği yetkiye dayanarak kendinizi bir şey sanıyorsunuz heralde. gözlerim kanadı.
muhtemelen beğendiğiniz insanları da takip edip dm’den yürüyorsunuz, kolay gelsin valla. çok kutsal meslek annecim, ettiniz içine.

hastanede karşılaşılan gülümseten olaylar

hasta ve yakınlarıyla başa gelen komik olaylar.

geçen hafta serviste yoruldum hasta yakının yanına oturdum koridordaki sandalyelerde. “baksana kızım” cümlesini duyunca direk amca bana birisini aratacak moduna geçtim ama amca kulaklığını takmış facebooktan bana yavru keçi videosu izletme derdinde.

amca: baksana kızım keçi hopliyu çocuğun üstünden
ben: aa ne şeker keçi
amca: hey gurban olduğum allahım
ben: aa keçiye bak köpek yavrusu gibi aynen
amca: sen büyüksün allahım
ben: tabi yavru hayvanlar çok tatlı oluyo
amca: allah neler yaratıyor kızım
ben: tabi
amca: çok şükür
ben: tabi tabi....

hastanın yanında öğrencisini aşağılayan hoca

ne yapmak nereye varmak istemektedir bilemediğim hocadır.
hasta ve hasta yakının yanında öğrenciye bağırır çağırır, "senden doktor olmaz" der. sonra bi de hastaya dönüp "bak iyi doktor olup size iyi baksınlar diye haşatlarını çıkarıyoruz burda" diyerek övünür.

geçenlerde fakülte yönetiminin değişmesiyle dekan hoca bi ekip toplayıp klinik öğrencileriyle toplantı yaptı sorunlarımızı ve şikayetlerimizi dinlemek için.
bi arkadaş da hoca tarafından hasta yanında bu şekilde aşağılanmayı hala kendine yediremediğini, hasta ile iletişiminde aşırı derecede çekingenlik yaşamaya başladığını söyledi. öğrencinin bu paylaşımına hocanın birinin tepkisi "ohoo biz neler yaşadık anlatsak ağlarsınız" oldu.
tıp fakültesi gerçekten toplumumuzun küçük bir kümesi. değişime bu kadar direnen bi toplumda başka bir hareket beklenemezdi zaten...

doktorhane

tıbbiyelilerin önlüklü, scrubslı selfielerini paylaşan instagram sayfası.

bok atmak istemiyorum ama doktor bu ne ?! narsizm korkunç boyutlara ulaşmış. stetoskopun verdiği yetkiye dayanarak kendinizi bir şey sanıyorsunuz heralde. gözlerim kanadı.
muhtemelen beğendiğiniz insanları da takip edip dm’den yürüyorsunuz, kolay gelsin valla. çok kutsal meslek annecim, ettiniz içine.

intern doktorun asgari ücret alması

sosyal medyada ve çeşitli sözlüklerde başlatılan bu kampanya sonucunda malesef ki,
“kardeşim biz mi dedik sana doktor ol diye”
“intern de stajyerdir, hangi stajyer para alıyor, hem hasta üzerinde sorumluluğunuz da yok”
“1 sene sabredemiyorlar zaten paraya boğulacaklar” gibi yersiz ve densiz yorumları gördükçe, bizi en iyi biz anlatırız düşüncesiyle buraya taşımak istediğim konu olmuştur.

internin iş tanımı ve yaptırılanlar, nöbet süresi/sayısı, tıp eğitimine ayrılan kaliteli zaman, kişisel hayata kalan kaliteli zaman açısından en iyi yaşayan bilir diyerek katkılarınızı bekliyorum.

ilk aşkınız ve hikayenizin sonu

ilk aşkım anaokulunda kaan diye bi çocuktu. birgün meyvesuyu sanıp domestosu diklemiş, midesi yıkanmıştı. aşkımız bitti tabiki de ne bekliyosunuz meyvesuyuyla domestosu ayırt edemeyen birine daha fazla aşık kalamazdım...

tıbbiyeli itiraf

tıp fakültesinde 1. sınıfa başlayanlar genelde yarıyıl tatiline yakın zamanlarda lise ziyareti yaparlar. ben de bir kaç arkadaşla buluşup xfl'yi ziyarete gitmiştim. kimya hocası bizi 12lerin dersine soktu. ygs'ye yakın bir zaman olduğundan ciddiyetle arkadaşlara son zamanların önemini, stresin kötü etkilerini, ve kendim son sınıfken üst dönemlerle sürekli konuşup resmen bir arşiv oluşturduğum lys ile nerden nereye ilerlediler örneklerini anlatıyordum. o sırada alt dönemden aramızın çok iyi olduğu samimi bir arkadaşım ''hocam barones frozbite bir soru sorabilir miyim?'' dedi. hoca söz hakkı verince ''barones frozbit telefon numaranızı alabilir miyim acaba?'' dedi. ben tabi ciddiyetimin bozulmuş olması nedeniyle şakayla karışık ''hııı vercem ben sana'' dedim. sonra sınıftaki sessizliği fark edince ''telefonumu'' diye ekledim salak gibi. sıvadım tüy diktim kısacası. hoca arkadaşa münasebetsiz şakası yüzünden kızdı felan, ben de daha ağzımı açıp konuşamadım. o günden beri topluluk önünde konuşmak durumunda kaldığımda iki kere düşünmemden mütevellit mental retarde insanlar gibi baya yavaş cümleler kuruyorum. mükemmelliyetçi ruhum hala kendimi rezil etmemle barışamadı...

sevgili yüzünden kendin gibi davranamamak

benim de hayatımdan 3 seneyi acı acı harcayan olaydır. birine sevgiyle dokunabilmeyi, birinin kalbine dokunabilmeyi hatta sevginin ne olduğunu bile bilmeyen bir adam sevdim ben.
sevgi sözcükleri kullanmazdı. "ben aşk nedir bilmiyorum ki, başka türlü hitap edemem sana." derdi.
o meşhur "sokakta bir kadını dövebilirsiniz ama onu öpemezsiniz, toplum buna müsade etmez" sözünden bahseder durur, beni öpmeye bir türlü cesaret edemezdi.
ne yüzümü avuçlarının arasında buldum bir kere, ne saçlarımı kokladığını hissettim. ne şefkat vardı ne tutku. ara sıra uyurken üstümü örterdi hepsi bu.
sabırla bekledim öyle ya o da sevmeyi öğrenecekti. sokakta yürürürken yapıştım koluna, ayrılırken uzun uzun sarıldım, parmak uçlarından bile öptüm öyle ya o da alışacaktı dokunmaya.
bildiğin peşinden koştum. ayrı şehirlerde oluşumuz etki etmesin diye iki haftada bir 500 km yanına gittim. okuldan koptum sınıfta kaldım. daha da koptum ailemi karşıma aldım tekrar üniversite sınavına girdim, yine az bir farkla kaçırdım, yine sınıfta kaldım. sevgi fedakarlık gerektirirdi ya şimdi salaklığıma bak dediğim boyumdan büyük işlere karıştım. öyle ya öğrenecekti cesareti...
annesi oldum, dostu oldum, nazlısı da oldum, çilekeşi de... sabır taşı oldum çatladım. bir tek kendim olamadim, o oldum. donuk, korkak, özgüvensiz, sosyal iletişim bozukluğu çeken biri oldum.
3 senenin sonunda nefret ettim. ondan. kendimden. olduğum kişiden çok uzağa sürüklenişimden. halden anlamayışından, bahanelerinden, yersiz çıkışlarından ve kaçışlarından. iş sevmeye gelince soğukluğundan. sabitleyip dümdüz ot gibi yaşadığı garantilenmiş hayatından, o hayata bulaşmış olmaktan, sanki bir balçığa saplanmaktan.
en çok neden nefret ettim biliyor musunuz? ne zaman kendimi ondan kurtarmak için cesaretim olsa ağlayıp içimdeki şefkate oynamasından. yine kendini garantiye aldığında kendimi dengesiz, nevrotik biriymiş gibi hissettirmesinden utanmadan.
3 yılın sonunda bir anda onu terk ettim. 1 damla göz yaşı da dökmedim, bir an bile özlemedim. hayatımda kendim için yaptığım en iyi şeydi ondan kurtulmak, hala öyle.
ancak sonunda biraz ondan biraz eskiden olduğum kişiden ortaya karışık bir şey çıktı.
aşık olamayan ama şefkatli, bağlanamayan ama sadık, hayatı kökten değiştirme arzusuyla yanan ama bazen giyinip süslenip evden dışarı bile çıkamayan biri...
bu entrynin sonuçlanmış bir metni yoktur, böyle kalsın...

savaş bir halk sağlığı sorunudur

halkımız gazla çalıştığı için bunu kesecek herhangi bir duruma tahammül edemiyor.

ben kişisel olarak, politik avantaja gani gani çevrilecek, senelerce kaymağı yenilecek bu danışıklı dövüşlü askeri girişime destek vermiyorum. o yüzden türk tabipler birliğinin bana gayet yerinde olan söylemi gibi geliyor.

çatışmalar bitip ülkece yas dönemine geçtiğimiz zamanlarda gördüğümüz tek şey; gariban aile çocuklarının yitip gittiği. ve neredeyse yarım yüzyıldır hiçbir şeyin değişmediği.

ayrıca düşünmek zorundayız apartmanda evinde oturup da füze sesiyle yaşayan insanları geceleri. bu insanlar nasıl travmatize oluyorsa sınırlarımızın dışında da korkuyla yaşayan masum birileri var.

savaş yıkıcıdır. sıcak evinizde otururken şehit güzellemesi yapılmaz, siz bir de annelerdeki korkuyu düşünün. herkes ölüm ister ama kimse cellat ben olayım istemez nedense.

elini taşın altına koymamış kimsenin, yerine başkalarının öleceğini gün gibi bildiği şeyleri desteklemesini asla anlamayacağım.

edit: insanlar çok komik ya, ölen asker boşu boşuna ölüyorlar demek istiyorum oturan yerlerinden anlıyorlar. nereden biliyorsunuz ölen askere sesimizin çıkmadığını?! çok isteyen cepheye gitsin savaşsın. ölene şehit deyip hayatlarımıza devam ediyoruz. ateş düştüğü yeri yakar demek ne kolay dimi bu memlekette!

otobüs molasına laptop ile çıkmak

bazen görüyorum molada laptop çantaları ile ayakta dikiliyorlar. sanırım çantada kuantum bilgisayarı taşıyorlar ya da muavinin değerli eşyaları otobüste bırakmama uyarısını çok ciddiye alıyorlar, diye düşündüğüm hareket.

türbanından saç fışkırtan kızlar

gece gece tepem attı ya kardeşim size ne??? ne istiyorsunuz evden çıkmasınlar konuşmasınlar, bütün dünyada hem kadınların hem de aman ha şaşırmayın ama erkeklerin de bir furyadır giden imaj akımı olsun moda olsun beğenilme arzusu olsun, ne derseniz deyin, bütün bunlar artık hayatımızın içindeyken, dünyanın ta bilmem neresindeki insanların fotoğraflarına yaşantısına tanık olabiliyorken haaa sanki bi de kendinizde farklı olma arzusu hiç yokmuş gibi ne istiyosunuz lan kadınlardan? yok vücut hatlarını belli edermiş de yok türbanından saçı çıkarmış da. oldu olacak parklarda sevgilisiyle öpüşen sarılan kapalı kadınların gizlice, alçakça çekilmiş videolarını da paylaşın?
istiyorsunuz ki kadının dini, siyasi görüşü, analığı, bekarlığı, sevişkenliği nesi var nesi yoksa karakterinde gözünüze batan nesi varsa her şey sizin istediğiniz gibi olsun. siz kimsiniz hödükler? hilkat garibesi gibi evde mi otursun kadınlar? bilmem kaç sene önceki kapalı kadın vatandaş standart tiplemesini bu güne uydurmayın bu saatten sonra.
baş örtü bağlama stillerinin kıyamet alameti olduğunu bile duydum bi gidin işinize. kadınlar topuklu da giyer, makyaj da yapar, ne isterse onu yapar. sana ne. bu kadar vasıfsız elemanlar mısınız ya?
sözlüğe geri dönüşleri destekledik de şu provakatif tipler dönmeyeydi iyiydi. bi odanın içine aynayla beraber kapatılsalar can sıkıntısından kendisine sarıcak tipler var resmen, herkes kendi işine baksın.

tus puanını boşa harcamak

bazen tanık olup şoka uğradığım durum. 70 küsür puanla, hakkında pa ac grafi bile çekilmeyin sakın denilen periferdeki bir radyoloji neden yazılır mesela...

evlenilmeyecek erkekler

“sevgilimi aldatırım karımı aldatmam” diyen tipe mesela tekmeyi daha sevgiliyken koyacaksın gol olsun.

“benim aile yapım farklı, ailemin yanında oturuşuna kalkışına, kılık kıyafetine dikkat et” diyen tip muhtemelen sizi olduğunuz gibi kabul etmiyor ki kendi ailesinden de bunu beklemek yerine sizi kendi istediği yönde değiştirmeye çalışıyor.

“ben eve geldiğimde sevdiğimin elinden sıcak bir yemekle karşılanmayayım mı şimdi?” evet evlenmeden yemekleri kim yapacak pazarlığını yapan bu sözde uyanık, vereceği sevgisini yemek fişine dönüştürmüş bir hödük. füzenin kıçına bağla uzaya uçsun bu gereksiz.

“çocuk gelişiminde annenin yeri çok önemli gerekirse 3-4 sene çalışmamalısın” bak bunu diyen herhalde en adi tiplerden biri. çocuğunu çok düşünüyor belli ki, ama kendisini de düşünüyor haspam. çocuk gelişiminin tüm yükünü annenin omuzlarına bırakıyor bu aydın görünen fırsatçı patojen. sen çocuğunla oynarken, ders çalışırken o tv karşısında horlayacak. çocuğun her zaman babasına düşük beklentili, babasına güvensiz yetişecek.

“evli kadınların bekar erkeklere mesafeli olması gerekir” buna yorum yapmak bile istemiyorum. ama hadi yapayım, kişi kendinden bilir işi, bu tip kendisini aslan terbiyecisi sanıyor.

“evli barklı kadın” evet siz bir boğaysanız, bunu diyen bir matador, bu cümle ise sık sık sinirinizi bozacak kırmızı bayrak. sık sık sinirimizi bozmaya hiç gerek yok bunu da sallayın.

“artık yaşım geldi, çocuk istiyorum, evleneyim” oldu canım nereye doğru evleniyoruz?

bu saydığım cümleleri duyduğunuz erkek tipleri ile evlenilmez. üç beş bir şey söyledik major olarak. tecrübelere göre editleriz ancak benim için tabi bir de “aşk biter önemli olan sevgidir” diyen erkek var ki onu cızbız yapasım geliyor. gid la bu mahalleden...

içerik kuralları - iletişim