birgariptipci

Durum: 107 - 1 - 0 - 0 - 23.07.2019 11:46

Puan: 2555 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yazar.

bize,sözlerimizden çok,yüreğimizden anlayan gerek.
  • /
  • 11

platonik

yıllar geçse de aradan, onu bir daha hiç gorememiş hiç oturup iki çift laf edememiş de olsan, gözlerini kapattığında yüzünü hatırlayabilmek bile mutlu eder seni, unutacağından korkarsın çünkü.
ama hatırlamak da acıdır aslında, aklına geldiği an boğazına bir acı düğümlenir, kalbin bir acıyla atar hissedersin. yaşanamamış ve bir daha asla yasanamayacak olanlar takılır aklına, kanatır seni. neredeyse kadere isyan edecek olursun neden neden olmadı neden sevmedi diye.. oysa hayat sana istediğin her şeyin gercekleşmeyecegini öğretmektedir.
ne kadar başka sevgiler tatmış olsan da o en büyük aşkın tadı damağından asla silinmez. belki platonik kalmasa belki bir ilişkiye dönüşse o aşk bitecek ama yasanmayanlarin büyülü dünyası onu bir masal kahramanına çeviriyor zihninde, aklında kurduğun ama hiçbir zaman içinde olamadığın güzel bir masal ve onun eşsiz kahramanı.
ahh ahh keşke bu kadar sevmesek kalbim keşke.

türkiye'de artması gereken şeyler

geri dönüşüm kutuları ve çevrecilik.
ne zaman yere atılmış çöpleri görsem sinirlerim zıplıyor ve tahmin edersiniz ki bu ülkede her daim her yerde çöp görüyoruz. çok sinir bozucu bir durum güzelim dünyanın her geçen gün adım adım kirlenisini görmek, umarım insanımız artık bilinçlenır

arkadaş ortamında mutlu hissetmemek

genellikle daha önceden kurulmuş olan arkadaş ortamına sonradan eskaza dahil olursanız başa gelen durum, ben mumkunse çok katilmamayi tercih ediyorum

kilo almak

insanı durduk yere depresyona sokar. almayalım aldırmayalım

risale-i nur

zamanın islam karşıtlarını akli olarak çok güzel mat eden, bir devrin gençliğinin imanının kurtulmasına vesile olan ve hâlâ da hidayete vesile olan,kalpleri ve zihinleri arındıran bir kitaptır.
müellifi de dünyadan uzak,sürgünde hapiste, dünya menfaatlerinden arınmış bir şekilde yaşayarak davasını kanıtlamıştır zaten.
ayrıca açıp bir kitabını bile okumamış insanların gelip burada risale şöyle risale böyle demesi de ayrı bir komik.
elhasıl, güzel bir kur'an tefsiridir,islam adına büyük bir değerdir risalei nur.

nöroanatomi

gerçekten muazzam bir sistem sinir sistemi ve öğrendikçe yaratıcıya olan inancım artıyor. ancak çok zor komitedir kendileri,şimdiye kadar gördüğüm en zor kurul.

dixi

upuzun bir giri gördüysem içimden "bu kesin dixi" diyorum ve bakıyorum gerçekten dixi,doğru tahmin etmekten gelen bir mutluluğu yaşıyorum swh.
çok dolu biri belli ki maşaallah ama itiraf etmek gerekirse yazıları o kadar uzun ki %90 indan fazlasını okuyamıyorum...

içte ukte kalanlar

sırf içimde ukte kalmasın diye,aşırı aşırı mantıksız olmadığı ve beni çok zora sokmadigi sürece aklıma düşen şeyi yaparım. ilerde "keşke" veya "acaba yapsam ne olurdu" dememek için. genel olarak hayat felsefem bu. pişman olduğum oldu mu? oldu. ama bence "keşke" pişmanlığı daha büyük. o nedenle benim tavsiyem, aklınıza düşen şey aşırı aşırı saçma bir şey olmadığı sürece yapın.
(bkz: abi seviyorsan git konuş bence)

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden…
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları…
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak…

şiir can yücele ait diye biliniyor ancak ona ait değilmiş, sanırım anonim.
her ne ise,kime ait olduğu önemli değil ,çok doğru söylemiş şair. bu hayatta hiçbir şeye,hiçbir kimseye fazla bağlı olmamak gerekir zira hepsi bizi bırakıp gidebilir. gencligimiz,vücudumuz, elimiz ayağımiz kaşımız gözümüz,sevdiklerimiz...hepsi bize eşlik eder bu hayatta ancak baki olan allahtır ve biz ancak o'na gönülden bağlıyız.

son olarak, allah yakındır isimli iran filminden güzel bir dize:
"başka bir leyla’yı arıyorum. kimsenin benden alıp-götüremeyeceği. istediğim zaman, kendisiyle konuşabileceğim, bize her şeyden daha yakın olanın.. eğer aşık olursan, başka kimseye muhtaç olmayacağın (o leyla’nın).."

ibretlik sözler

"allah'ım madem sen varsın ve bâkisin, giden gitsin sen bana yetersin."
(bediüzzaman said nursi)
  • /
  • 11

ölüm

"..mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir."
mevt=ölüm, mebde=başlangıç

cennet

sorumlu olmadığımız, yiyecek içecek için çalışmak zorunda olmadığımız, beynimizin gelişmediği, varoluşun farkına varmadığımız için varoluşsal krizin olmadığı eski zaman. farkına vardık, sorumlu olduk ve cennetten kovulduk. varoluşsal krizleri engelleyen işlevi olan mitlerde -en ufak bir mit bile varoluşsal krizi engeller ve hayatı anlamlandırır- ve dinlerde yeniden doğuş ritüellerinin, sonraki hayat hikayelerinin kaynağı. içten içe doğmamış olmayı istiyor insanlık. doğduğunun farkında değilsen doğmamışsındır ve böyle olan zaman ve yer cennettir. beyin bir parazit, bilinç bir günah, hayat bir ceza, dünya da bir cehennemdir.

doktor mcs

(ebkz: #47596)
1- bugüne kadar yazdıklarım çok koymuş galiba kusura bakma.

2-nurettin yıldız hocaefendi ile ilgili 1 giri yazdım, evet nurettin hocayı seviyorum güveniyorum, allah rızası için gayretleri bizlere şevk veriyor. fakat senin bir giriden yola çıkıp beni damgalamaya çalışman ise senin ne kadar boş olup, girilerime diyebileceğin birşeyinin olmadığını gösteriyor.

3-belli kesimlerin nurettin hocayı pedofili meraklısı biri olarak göstermeye çalışması ile islamı işid'den ibaret göstermeye çalışanları aynı kafanın farklı versiyonları olarak görüyorum. nurettin hocanın 50 dk'lık 1 dersinin 10 saniyesini kesip iftira atmaya çalışanlara verdiği cevap sosyal doku sitesinde samimi insanları bekliyor. mesela bir dersinde de dediği saniyelik video üzerine trt diyanetin amblemini koyup sosyal medyada yaymaya çalıştılar, oysa dediği şey de farklı, anlatmaya çalıştığı da...

4-kadınların çalışması diyorsun, kadınların çalışmasından ziyade onları modern köle olmamaya karşı uyarıyor. mesela bir hanım efendi bencede fıtratına uygun işlerde çalışmalıdır, mesela eşitlik diyerek gaz veren kapitalist sistem de kadınlık zerafetini taşıması gereken hanımlar gidip taksi şöförlügü, geceleri saatlerce tekstil işçiliği bile yapmaktadır..
ayrıca nurettin hocanın kadın tıp öğrencilerine özel dersi vardır, çünkü tıp ilminde kadınların bulunması müslüman bir toplum için zorunluluktur. tekstil işçisi ya da markette kasiyerlik yapmak kadınları yıpratır, aile kavramını yıpratır... kadınlar çalışsın der ama modern köleliğe itilmesin, ev hanımlığını temizlikçi olarak görmesin... toplumun temeli olan ailenin özü olmayı küçük görmesin... cenneti kadının ayağına seren bir dini, kız çocuğunun utanilmasi gereken bir varlık olarak görüldüğü bir devirde ilk doğan kız çocuğu için kurban kesen bir peygamberi olduğunu unutmasın...

5- sana bunları yazmak benim zaman kaybı aslında fakat bir arkadaşım işin aslına yönelik birşeyler sordu, onun için yazdım.

6-belki sen beğeni toplayıp kendini tatmin etmek için yazıyorsun ama benim için yazdıklarımın beğenilmesi ile beğenilmemesi arasında bi fark yok...

müslümanların müsamahasız olması

vücuda girip insanı hasta eden bakteriye acınır mı ?
bu bakteri için ilaç kullanmak vahşet midir ?

özellikle toplumsal olarak putculuk vücuda giren bakteriden daha zararlıdır. çünkü inanan birine göre vücut bir ömür yaşarken inançlar onu sonsuzluğa taşır, hal böyle iken nasıl olurda islam nu bakteriye saygı duyar...
"bakterinin canı var kardeşim" denilebilir tabi, fakat bakteriyi korurken hasta insanları katletmeyi göze almak gerekir...

ayrıca islam'ın rahmet kanatları, hoşgörü kanatları o kadar geniştir ki düşünme yetisi olan birine şu cümle kafidir diye tahmin ediyorum;"allah o kadar affedicidir ki kendi kelamı olan kur-an'ı kimin okumasını isterse ona bismillahirrahmani rahim diyerek; rahman ve rahim olarak iki affedici ismini birlikte söyletiyor. her namazların her rekatında 2 şer kez bunları okutuyor. ben affediciyim, sizde affedin manası veriyor.

ayrıca islam hukukunda müslüman bir yerleşim yerinde klisede olabilir, dayatma olmadan biri gidip puta da tapabilir.


onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. allah, iyilik yapanları sever. (al-i imran suresi, 134)

allah'tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. eğer azmedersen artık allah'a tevekkül et. şüphesiz allah, tevekkül edenleri sever. (al-i imran suresi, 159)

sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (islam'a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir. (araf suresi, 199)

risale-i nur

ıslamın ülkemizde ki zor yollarında dik duran yiğitlerinden bir alimin güzel bir eseridir.
kürdi diyerek hemen stigma-damga- yapmak hoş değildir.

binlerce talebe yetiştirerek islama , ülkemize fayda vermiştir. günümüzde risaleler yurt dışında bile talep görmektedir. farklı dillere çevrilmiş, çok güzel betimlemeler, somut anlatımlarla hizmet etmektedir.


tabi ki islam'ın i'sine bile karşı olan birileri bize ait herşeyi karalamak isteyecektir. buna şaşırmamak gerekir.
yüce yaratanı bile kabul etmeyen birinin, işine gelince şirk gibi kavramları kullanması ayrıca manidardır.

bizim (ümmetin) maksadımız allah'a vuslattır. kimimiz risale takip eder, kimimiz tasavvuf yolunu tutar. kimimiz camiye gider, kimimiz bir vakıftan birileri ile islam kardeşliğini tadar.

hedefe varan her yol bizimdir allah'ın izni ile...

hayattaki kırılma anları

ben de yaşadım buna benzer anları ki hala bazılarının etkisindeyim, hatırladıkça kendimden nefret ederim. yaklaşık beş yıl önceydi. dedemi ziyarete gitmiştim. dedem orta halli biri, ne zengin ne de çok fakir ama benim hayatımda gördüğüm en cömert kişi kendisi. aramızda çok hoş bir diyalog var. çocuklarıyla yapmadığı muhabbeti benle yapıyor desem abartı olmaz sanırım. neyse ben oradayken içeri bir aile girdi. anne, baba ve bir de çocuk vardı. kendilerini tanımıyordum. selamlaşma sonrasında oturup muhabbete başladılar dedemle. ben de bu esnada küçük çocuğu yanıma alıp seviyordum. utangaç tatlı bir erkek çocuktu. dedem, beni adama tanıttı, aslında beni değil de babamı tanıttı, babam o yörede az çok tanınan biriydi. adam beni de babamın oğlu olarak tanıdı, yani öyle tanışmak durumunda kaldık. bu adam dedemin yakın arkadaşının oğluymuş, uzun bir süre farklı yerlerde yaşadıklarından görüşme imkanları olmamış. yaklaşık bir saat oturup sonra müsade isteyip çıktılar. onlar çıktıktan yaklaşık beş dakika sonra ben de çıktım. sokakta ilerlerken onları gördüm, bir çöp konteynerinin yanında. adamın eşi ve çocuğu çöpü karıştırıyorlardı ve gördüğüm kadarıyla bir iki eski elbise çıkardılar içinden. adam da yanlarında huzursuz, çekingen bir şekilde bekliyordu. az önce beraber oynadığım çocuğun giyebileceği bir şeyi çöpte aramaya çalıştığını görünce içim sızladı.aniden yolun ortasında durdum, ne yapacağımı bilemedim. yürümeye devam mı etsem yahut yönümü mü değiştirsem diye düşünüyorum. tam o esnada adamla göz göze geldik ve öyle bir utandı ki... eşine ve çocuğuna 'ne yapıyorsunuz orada! hadi gidelim!' dedi haberi yokmuşçasına ve gittiler. beynimden vurulmuşa döndüm. o anda biri beni öldürseydi keşke, devamını düşünmeseydim. ben kimim ki sen benden utanıyorsun güzel abim? senin içinde bulunduğun durumun sorumlularından biri de benim gibileri değil mi? sen neden utanıyorsun? utanması gereken biri varsa o da ben olmalıyım. yemek yediğinde herkesin tok, elbiseler giydiğinde herkesin aynı şekilde giyindiğini düşünen benim gibi mahlukların payına düşmeli utanç. öyle ki bu adam bir saatlik muhabbetimizde bir kere olsun maddi sıkıntıdan söz etmemişti. hayatımda ilk defa kendime olan saygımı kaybetmiştim ve ölene kadar bu utanç benimle birlikte olacak. ölümün kurtuluş olmasını isterdim ama bu hesabın sadece bu dünyada kalacağını düşünmüyorum.

abdurahim karakoç

bu şiirle bize aşk katan bir şair, buyrun;

kör dünyanın göbeğine
hak yol islâm yazacağız.
kuşların göz bebeğine
hak yol islâm yazacağız.

yola, ağaca, pınara
esen yele, yağan kara
yağmur yüklü bulutlara
hak yol islâm yazacağız.

koç burcuna, yay burcuna
bebeklerin avucuna
minarelerin ucuna
hak yol islâm yazacağız...

tanımadığın birine dua etmek

esirgenmemesi gereken ufak bir iyiliktir. sokakta alenen günah işlediğini gördüğün, yanlış yaptığını düşündüğün birine yapman gereken tek şey. kalpten de olsa kınamak kibirdir. bir başkası sırf senin işlediğin günahtan farklı bir günah işliyor diye onu eleştirme hakkına sahip değilsin. harama karşı buğzu işlediği amele etmek gerekir, topyekün kula değil.

ölüm

birçok insanın görmek istemediği,gözünü kapattığı yoksaydığı ancak hepimizin muhakkak yaşayacağı hakikattir ölüm.
bir hikaye anlatılır, "bir deve kuşu varmış bir avcı da deve kuşunu kovaliyormus. deve kuşu yorulunca başını kuma sokmuş avcıyı görmemek için. o avcıyı görmeyince avcı da onu gormuyor sanmış ve yem olmus tabiki." bu hikayede deve kuşunun yaptığını biz de yapıyoruz aslında. ölümden kaçışımız olmadığını anlayınca kafamizi gömüyoruz,ölümü gormemeye hatirlamamaya çalışıyoruz ama ölüm her an peşimizde, ve kaçmamız imkansız. o halde durup dusunmeliyiz ölümü uzun uzun zira hepimizin en son varacağı nokta,hepimizin hayatını en yakından ilgilendiren kavramlardan biri ölüm.
insan sorgulamalı, en çok da hayatı ve ölümü.
benim için ölümü düşünmek yepyeni bir hayatın başlangıcı oldu aslında. hep düşündüm hayatın anlamını. diyordum kendi kendime"bir gün oleceksin ve bu hayat cok kisa,çok saçma. guluyoruz egleniyoruz falan filan ama ya oldukten sonra ne olacak? peki ya bu hayatin amacı ne? yasayacagiz yiyeceğiz içeceğiz gezecegiz mutlu olacagiz uzulecegiz sevinecegiz evlenecegiz anne baba olacağız dede nine olacagiz bu dunyada guzel veya kotu izler birakacagiz vs. ee sonra?" işte bu 'ee sonra?' kısmı kilit nokta? sonra ne olacağız?
bir yaratıcı var ve bizi yarattı bu kadar mükemmel sistemler bu koca kainat bu ince dengeler muhakkak yüce bir güç tarafından varedilmis olmalı bundan hiç şüphem olmadı. ama asıl mevzu bu yaratıcı bizi neden yarattı? üst model bir tür hayvan olarak yasayip gidelim diye mi yani bu kadar mı?
işte bu sorgulamaların sonucu benim için yeni bir başlangıç oldu elhamdulillah. şimdi biliyorum ki ölüm son degil bir başlangıç. imtihanın bitişi ve asıl sevgiliye kavuşma... şimdi amacım, o sevgilinin karşısına çıkana dek güzel işler yapmak,o'nun karşısına en güzel halimle cikabilmek, iyi bir hayat mücadelesi ortaya koyabilmek,sınav kağıdımı -amel defterimi iyiliklerle doldurabilmek...
elhasıl kelam, insan sorgulamali, en çok da ölümü ve hayatı. sen gözünü kapatsan da kapatmasan da ölüm seni bulacak kardeşim o yüzden kaçma ölüm fikrinden,aksine dur ve düşün: öleceksin!!!

bir kadın bir erkekten ne bekler sorunsalı

ya cidden çok şey beklemiyoruz sözlük
sevsin ama gözümüzün içine bakınca kalbimize alev düşürür gibi sevsin. bi de bizden başkasına öyle bakmasın yeter be.

Toplam entry sayısı: 107

hayatın insana öğrettikleri

“başkalarının hatalarından ders alın. insan bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor.” eleanor roosevelt.
sözünden esinlenerek,hayatta edindiğimiz tecrübeleri birbirimizle paylaşalım istedim sevgili tibbiyeli sözlük yazarları.

benim hayata dair bir çıkarımım, insanlardan fazla bir şey beklememek üzerine. önceleri insanların kötü yönlerini görünce soğurdum,kabullenemezdim sevdiğim kişilerin kötü olabileceklerini. ama simdi kabulleniyorum ve biliyorum ki ben de bir insanım,herkes bir insan ve insan dediğimiz varlık hata yapar. ve insan bir kez hata yaptı diye kötü bir insan olmaz.beş kez hata yaptı diye de kötü bir insan olmaz. dolayısıyla, artık insanlara karşı daha hoşgörülü ve onların yapacaklari yanlislara karsi temkinliyim.
hayattan bir diger aldığım ders ise,elalemin ne dediğini umursamamak. bunu acı tecrübeler sonucu kazandım. elalem arkamdan konuştukça konuştu. arkamdan konusulanlar benim kulağıma geldi,üzüldüm. ama sonra takmamaya başladım. artık bakış açım şu ki:hayatta bir ben varım bir de allah. ben ne yaptığımı biliyorum o da biliyor. dolayısıyla insanların ne düşündüğünün bir onemi yok.zaten insanların hiçbiri bizimle mezara gelmiyor,sozleri de gelmiyor,bırakın konussunlar.
ve bir de,anladım ki yaşanan her şeyin bir sebebi var. kötü görünen şeylerin sonu iyi,iyi görünen şeylerin sonu kötü olabiliyor. ve acılar olgunlastiriyor insanı. o yüzden bazen yasananlar aci da olsa sonunda ömür boyu surecek bir hayat tecrübesi kazandırıyor insana.

müslüman olmak

hayatımda taşıdığım en güzel sifattir: musluman. gurur duyarım bana rabbimin verdiği bu isimden. dindar bir ailede yetismedim.
deisttim bir zamanlar. neredeyse hiçbir sınırlama olmadan yaşardim günahlara dalardim. ama hep bir huzursuzdu içim, "bu dunyaya ne icin geldik, ne yapiyoruz, nereye gidiyoruz ,bizi buraya kim koydu, bizi yaratan neden yararttı?..."benzeri sorular sorardim kendi kendime. hele ölümü uzun uzun düşünürdüm. bu hayatın kisaligi ve ölümün yakınlığı ve bilinmezligi kacirirdi tadimi. bocaladim bocaladim..aradım aradım bulamadım...ve bir ramazan gecesi dua ettim: "allah'ım tanrım veya her kimsen.bizi sen yarattin biliyorum. ama seni anlayamiyorum,seni tanimiyorum.birçok yol gosteriliyor sana giden. hangısi dogru ben bilmiyorum. ey yaraticim,eğer gercekten bir din gonderdiysen beni o yola ilet sen doğru yolun ne oldugunu bana goster çünkü ben bulamiyorum..." bu samimi duamdan iki hafta sonra filan tevafuk bir arkadaşla konuştuk,çok alakasiz bir yerden konu islama geldi arkadaş anlattı anlattı ve üç saatlik konuşmanın ardından kalbim allah sevgisiyle doldu öyle bir duygu ki bu tarif edemem."ben müslüman oluyorum" dedim namazı öğrendim dinimi ogrenmeye ve uygulamaya başladım... elhamdulillah üç yıl oluyor hala müslümanım. allah ayırmasin. ben hayatımın anlamını buldum. öyle işte sözlük bu da değişik bir yaşam öyküsü.

yalnızlığın farkedildiği an

en yakın olarak gördüklerinizin sizi en yakını olarak görmediğini anladığınız andır. o an içiniz çok yanar.
bir diğer yalnız hissedilen an da yanlis anlaşıldığınız andır. siz bilirsiniz niyetinizde kötülük yoktu ama karşıdaki kişi sizi kötü anlar. bu durumda içinizi allah'a dökmek en cok rahatlatan şeylerden biridir. çünkü o anlatmanıza gerek olmadan her şeyi bilir zaten. kimse anlamasa da o anlar. insanlar yalnız bırakır sizi,insanlar yargilar,insanlar içinizi bilmez...ama o her şeyi bilir ve o hatalarınıza rağmen sever ve affeder. eşlerimiz,dostlarımız,ailemiz... hepsi bize allah'ın lutfudur ve bizi yalnız birakabilirler. ancak bunların hepsinden öte,hepsini bize veren bir rabbimiz var ki, o bizi hiç yalnız bırakmaz. o yüzden,içini dışını bilen bir rab varken sana yalnızlık yoktur kardeşim.

ölüm

birçok insanın görmek istemediği,gözünü kapattığı yoksaydığı ancak hepimizin muhakkak yaşayacağı hakikattir ölüm.
bir hikaye anlatılır, "bir deve kuşu varmış bir avcı da deve kuşunu kovaliyormus. deve kuşu yorulunca başını kuma sokmuş avcıyı görmemek için. o avcıyı görmeyince avcı da onu gormuyor sanmış ve yem olmus tabiki." bu hikayede deve kuşunun yaptığını biz de yapıyoruz aslında. ölümden kaçışımız olmadığını anlayınca kafamizi gömüyoruz,ölümü gormemeye hatirlamamaya çalışıyoruz ama ölüm her an peşimizde, ve kaçmamız imkansız. o halde durup dusunmeliyiz ölümü uzun uzun zira hepimizin en son varacağı nokta,hepimizin hayatını en yakından ilgilendiren kavramlardan biri ölüm.
insan sorgulamalı, en çok da hayatı ve ölümü.
benim için ölümü düşünmek yepyeni bir hayatın başlangıcı oldu aslında. hep düşündüm hayatın anlamını. diyordum kendi kendime"bir gün oleceksin ve bu hayat cok kisa,çok saçma. guluyoruz egleniyoruz falan filan ama ya oldukten sonra ne olacak? peki ya bu hayatin amacı ne? yasayacagiz yiyeceğiz içeceğiz gezecegiz mutlu olacagiz uzulecegiz sevinecegiz evlenecegiz anne baba olacağız dede nine olacagiz bu dunyada guzel veya kotu izler birakacagiz vs. ee sonra?" işte bu 'ee sonra?' kısmı kilit nokta? sonra ne olacağız?
bir yaratıcı var ve bizi yarattı bu kadar mükemmel sistemler bu koca kainat bu ince dengeler muhakkak yüce bir güç tarafından varedilmis olmalı bundan hiç şüphem olmadı. ama asıl mevzu bu yaratıcı bizi neden yarattı? üst model bir tür hayvan olarak yasayip gidelim diye mi yani bu kadar mı?
işte bu sorgulamaların sonucu benim için yeni bir başlangıç oldu elhamdulillah. şimdi biliyorum ki ölüm son degil bir başlangıç. imtihanın bitişi ve asıl sevgiliye kavuşma... şimdi amacım, o sevgilinin karşısına çıkana dek güzel işler yapmak,o'nun karşısına en güzel halimle cikabilmek, iyi bir hayat mücadelesi ortaya koyabilmek,sınav kağıdımı -amel defterimi iyiliklerle doldurabilmek...
elhasıl kelam, insan sorgulamali, en çok da ölümü ve hayatı. sen gözünü kapatsan da kapatmasan da ölüm seni bulacak kardeşim o yüzden kaçma ölüm fikrinden,aksine dur ve düşün: öleceksin!!!

bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne

bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
“o olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden…
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları…
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“o benim.” diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin…
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
mesela turuncuya, ya da pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak…

şiir can yücele ait diye biliniyor ancak ona ait değilmiş, sanırım anonim.
her ne ise,kime ait olduğu önemli değil ,çok doğru söylemiş şair. bu hayatta hiçbir şeye,hiçbir kimseye fazla bağlı olmamak gerekir zira hepsi bizi bırakıp gidebilir. gencligimiz,vücudumuz, elimiz ayağımiz kaşımız gözümüz,sevdiklerimiz...hepsi bize eşlik eder bu hayatta ancak baki olan allahtır ve biz ancak o'na gönülden bağlıyız.

son olarak, allah yakındır isimli iran filminden güzel bir dize:
"başka bir leyla’yı arıyorum. kimsenin benden alıp-götüremeyeceği. istediğim zaman, kendisiyle konuşabileceğim, bize her şeyden daha yakın olanın.. eğer aşık olursan, başka kimseye muhtaç olmayacağın (o leyla’nın).."

müslüman olmak

hayatımda taşıdığım en güzel sifattir: musluman. gurur duyarım bana rabbimin verdiği bu isimden. dindar bir ailede yetismedim.
deisttim bir zamanlar. neredeyse hiçbir sınırlama olmadan yaşardim günahlara dalardim. ama hep bir huzursuzdu içim, "bu dunyaya ne icin geldik, ne yapiyoruz, nereye gidiyoruz ,bizi buraya kim koydu, bizi yaratan neden yararttı?..."benzeri sorular sorardim kendi kendime. hele ölümü uzun uzun düşünürdüm. bu hayatın kisaligi ve ölümün yakınlığı ve bilinmezligi kacirirdi tadimi. bocaladim bocaladim..aradım aradım bulamadım...ve bir ramazan gecesi dua ettim: "allah'ım tanrım veya her kimsen.bizi sen yarattin biliyorum. ama seni anlayamiyorum,seni tanimiyorum.birçok yol gosteriliyor sana giden. hangısi dogru ben bilmiyorum. ey yaraticim,eğer gercekten bir din gonderdiysen beni o yola ilet sen doğru yolun ne oldugunu bana goster çünkü ben bulamiyorum..." bu samimi duamdan iki hafta sonra filan tevafuk bir arkadaşla konuştuk,çok alakasiz bir yerden konu islama geldi arkadaş anlattı anlattı ve üç saatlik konuşmanın ardından kalbim allah sevgisiyle doldu öyle bir duygu ki bu tarif edemem."ben müslüman oluyorum" dedim namazı öğrendim dinimi ogrenmeye ve uygulamaya başladım... elhamdulillah üç yıl oluyor hala müslümanım. allah ayırmasin. ben hayatımın anlamını buldum. öyle işte sözlük bu da değişik bir yaşam öyküsü.

yalnızlığın farkedildiği an

en yakın olarak gördüklerinizin sizi en yakını olarak görmediğini anladığınız andır. o an içiniz çok yanar.
bir diğer yalnız hissedilen an da yanlis anlaşıldığınız andır. siz bilirsiniz niyetinizde kötülük yoktu ama karşıdaki kişi sizi kötü anlar. bu durumda içinizi allah'a dökmek en cok rahatlatan şeylerden biridir. çünkü o anlatmanıza gerek olmadan her şeyi bilir zaten. kimse anlamasa da o anlar. insanlar yalnız bırakır sizi,insanlar yargilar,insanlar içinizi bilmez...ama o her şeyi bilir ve o hatalarınıza rağmen sever ve affeder. eşlerimiz,dostlarımız,ailemiz... hepsi bize allah'ın lutfudur ve bizi yalnız birakabilirler. ancak bunların hepsinden öte,hepsini bize veren bir rabbimiz var ki, o bizi hiç yalnız bırakmaz. o yüzden,içini dışını bilen bir rab varken sana yalnızlık yoktur kardeşim.

yaran entryler

yaran entryler ne güzel bir başlık aslında, gayet de güzel seyler yazilabilirdi ama inekmatur isimli yazar gelip her zamanki gibi ortami berbat etmiş. bu arkadaş ne zaman banlanacak acaba merakla bekliyorum.

tıp fakültesinde kopya çekmek

tıp fakültesinde veya baska herhangi bir yerde olsun fark etmez,kopya çekmek kul hakkıdır net.
her sene sinifta kalacak kişi sayısı aşağı yukarı bellidir. 40 kişi kalacaksa mesela,son 40a kalan kisiler sınıfta kalır. kopya cekenler yüzünden sınıfta kalmamasi gerekenler de kalır.
ben kopya çeken tıp öğrencilerinin hiçbirine hakkımı helal etmiyorum,hepsiyle ahirette hesaplasicaz.
ek olarak,kopya çekerek geçmen sebebiyle eksik kalan bilgilerin yüzünden bir hastaya yanlış bir müdahale yapsan bunun hesabını nasıl vereceksin kardeşim?
insan her zaman karakterli olmalı ve işini düzgün yapmalı. işin tıp okumaksa adam gibi oku,kopyayla değil!

tıbbiyeli itiraf

bazen can sıkıntısından facebooka giriyorum. kalabalık sayfalarda dikkatimi çeken gönderi olursa yorumlarına bakıyorum bazen. sonra yorumlara yapılan yorumlara bakıyorum filan. daha sonra yorum yapanların profiline giriyorum, fotoğraflarına bakıyorum gönderilerini okuyorum. ilginç geliyor yeni insanlar keşfetmek. ruh hastası miyim neyim bu nasıl bir stalkerlık. swh

doktorları zaten boşuna dövmüyorlar

fark ettim ki doktorların hepsi hastalara yükleniyor ama,siz hiç hasta oldunuz mu?
ve siz ağrılar çekerken doktorun sizi takmadigi veya sürekli başından savdigi, bölümlerin sizi aralarında paslastigi ama kimsenin size yardımcı olmadığı ve insan yerine koymadigi... sadece biraz hasta gözünden bakın. yıllardır hastaneye giderim ve doktora saygısızlık yapan hasta pek görmedim genelde elpençe divan dururlar doktorun önünde saygıyla. ama suratsiz ve hastaları azarlayan doktor çok gördüm. bir de bunlar "bu hastalara yüz vermerceksin" derler kendi aralarında,doktor olmanın kibiriyle.
en başta doktorlar bilmeli ki: karşıdaki hasta da bir insan ve dertli bir insan. senin vicdanen bir insan olarak o kişiye iyi davranman güleryüzlü olman gerekir hayvan gibi azarlaman değil.
eğer bu mesleği sevmiyorsan yapma arkadaşım gelip de orda milletin huzurunu kaçırma. insanlar sana mecbur olduklarından seslerini cikarmiyorlar diye kendini ilah sanma. doktor olmadan önce hasta olmus olsaydınız bilirdiniz. not: bunları bir doktor adayı olarak yazdım, taraflı bakmıyorum yani. maalesef ülke genelindeki doktorlarimizin genel profili bu. mesleğini severek yapan iyi doktorlarimizi ayrı tutuyor ve saygıyla selamlıyorum tabiki.

tıp fakültesinde kopya çekmek

tıp fakültesinde veya baska herhangi bir yerde olsun fark etmez,kopya çekmek kul hakkıdır net.
her sene sinifta kalacak kişi sayısı aşağı yukarı bellidir. 40 kişi kalacaksa mesela,son 40a kalan kisiler sınıfta kalır. kopya cekenler yüzünden sınıfta kalmamasi gerekenler de kalır.
ben kopya çeken tıp öğrencilerinin hiçbirine hakkımı helal etmiyorum,hepsiyle ahirette hesaplasicaz.
ek olarak,kopya çekerek geçmen sebebiyle eksik kalan bilgilerin yüzünden bir hastaya yanlış bir müdahale yapsan bunun hesabını nasıl vereceksin kardeşim?
insan her zaman karakterli olmalı ve işini düzgün yapmalı. işin tıp okumaksa adam gibi oku,kopyayla değil!

türk olmak

arap,kürt,ingiliz,fransız,alman,rus... olmaktan hiçbir farkı olmayan durum. ailemizin kökenleri türklüğe uzanıyor,gorunum olarak da türklere benziyorum. ortalama bir türk vatandaşıyım yani. şimdi,geçmişe gidecek olursak,benim atalarımın hepsi türklerle mi evlenmistir? tabiki hayır,kac nesil geçmiş aradan. herkes için durum böyle,saf soy olan kimse yok.yani genetik olarak türk diye kimse yok. eğer bu ülkede yaşamaksa türk olmak, bu allah'ın bir takdiridir. şimdi ben burada doğdum diye suriyeli,somalili veya amerikalı bir çocuğa benim ne üstünlüğüm olabilir? türk olarak kendini üstün görenlere gulesim geliyor, be ne saçmalık. hepimiz et ve kemik değil miyiz? bu neyin kafası?
son olarak:
“ ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler ( şeklinde ) kıldık. şüphesiz, allah katında sizin en üstün olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. şüphesiz allah, bilendir, haber alandır. “
hucurat : 13

"ey insanlar!

rabbiniz birdir. babanız da birdir. hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. arabın arap olmayana, arap olmayanın da arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. üstünlük ancak takvada, allah’tan korkmaktadır. allah yanında en kıymetli olanınız ondan en çok korkanınızdır. "(veda hutbesinden)

kırıkkale üniversitesi tıp fakültesi

yıllardır kolay bilinen bir fakülte olmasına rağmen 2013 girislilerden itibaren bir zorlasma başlamış ve sınıfta kalan kişi sayısı her sene artmıştır. bunun tus başarısına olumlu yansiyacagini düşünüyorum.
ayrıca, bahsedildigi kadar kötü bir okul olduğunu düşünmüyorum.

şeriatçı

şeriatın uygulanmasini savunan kişi. peki nedir şeriat?islamın getirdiği hükümlerin genel adıdır.
dolayısıyla, allah'a ve rasulune iman eden herkes şeriatçıdır aslında. çünkü kur'an'da geçen " yoksa onlar, hâlâ islâm'ın karşıtı cahiliye kanunları ile mi yönetilmek istiyorlar? şüpheden uzak, doğru ve gerçek bilgiyi tanıyarak kabul edip inanmış bir toplum için allah'tan daha güzel kanun koyucu olabilir mi?"(maide suresi,50.ayet) ayetine inanan bir müslüman allah'ın yasalariyla yonetilmek ister aslında. yani her müslüman bir şeriatçıdır.
bu yazıyı neden yazma gereği duydum?amacım sözlükte tartışma çıkarmak değil. ancak gördüm ki şeriatçı kavramı ışid veya benzeri radikal örgütler ve onlar gibi düşünenler için kullanılır hale gelmiş. bilen bilmeyen herkes ona buna şeriatçı diyerek hakaret ettiğini veya karşıdaki kişiyi küçük düşürdüğünü zannediyor. yanlış bilinen bir kavram doğru ogrenilmis olsun.

içerik kuralları - iletişim