casper

Durum: 107 - 0 - 0 - 0 - 09.03.2019 23:39

Puan: 1434 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Adı, soyadı/ Açılır parantez/ Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti/ Kapanır, parantez.
  • /
  • 11

akıldan çıkmayan doktor olmasam ne olurdum sorusu

insanı depresyona sokan sorudur.

tıpçının tıp okudugunu sosyal medyada belli etmesi

sanane demek istedigim başlıktır. insanlar da her şeye burnunu sokar oldu.

yazarların canını sıkan şeyler

kendime ve sevdiklerime zaman ayıramamak. hayat. otobüste ter kokan insanlar. sınıftaki gıcık insanlar. genel olarak insanlar. sözlükte okuduğum hüzünlü yazılar. insanların dert anlatmasıyla depresyona girmemin bir olması.

yorulmak

yorulmasaydık hayatımız durağanlaşırdı. durağanlaşmak da ölüm demektir ancak. neden ölmek istiyoruz? yaşama dört elle sarılmaya çalışmak,çabalamak takdir edilesi şeyler. günün sonunda of bugün çok dayanıklıydım diye ağlamak yerine sevinmek gerekmez mi? evet. ama biz bunu yapamıyorsak biraz ara vermeliyiz. kendi istediğimiz şeyleri yapmalıyız enerji toplayıp geri dönmeliyiz. bu yoğunlukta imkansız olan şey tabi yazdıklarıma ben bile inanmıyorum. yapabilene helal olsun

kurabiyenin yanması

heves kaçırtan olaydır. giden zamana mı üzülsem malzemelere mi bilemiyorum içim yandı be. sormadan kendi başıma bir şey yapmaya çalıştım olmadı.

yalnızlık

gelir gündemin başköşesine oturur. çünkü karanlıktır her yer. edebiyat kasmaya çalıştım olmuyor. ben de biraz içimi dökeyim. insanın hissettiklerini anlatamamasıdır yalnızlık. öfkeyi kırgınlığı içe atıp biriktirmek..kimsenin anlayamayacağını düşünmektir. böyle anlatmaya anlatmaya insanları kendinizden uzaklaştırırsınız. anlat ne oldu derler anlatamazsınız. çünkü anlatacak pek bir şey yoktur. sadece canınız sıkkındır. ısrar etmezler kendinizi toplayana kadar sizden uzak durmayı tercih ederler.(bazıları hariç. onlar da zaten ailenizdir) insanları sevmiyorum şu sıralar. bunu da gelmiş yine insanlara anlatıyorum. keşke birazcık duygularımı yansıtabilen biri olsaydım daha mutlu olurdum heralde. olur olmaz bi yerde ağlamamak için kendimi kasmasaydım insanlar o kadar da önemli mi unuturlar. öyleyse neden bu kadar saklar kendini insan? zayıf görünmemeye çalışmak mı? bilmem. baya aciz varlıklarız bunu mu kabul edemiyorum,nedir bu isyan anlamadım gitti. olay yalnızlık mıydı varoluşsal sıçıntılara ne ara geldik,ben bu konuyu aştım sanıyordum.

ders çalışmayıp bu durumdan rahatsız olmamak

ders çalışmayıp çalışmayıp rahatsız olduktan bir süre sonra artık hiçbir şeyi umursamama hali. bazem umursar sonra yine umursamazsınız. arayı soğutmamak lazım.

kasten depresif moda girmek

insan bazen mutsuz hisseder. normal değil mi..her şey yolundadır ama bir can sıkıntısı vardır. kasten depresif moda girmek bilinçli yapılan bir şeyse neden bilinçli olarak depresyondan çıkmayalım ki? bir şeylere canı sıkılmıştır ama sebebi bilmiyor gibi davrandığı için(ki gerçekten bilmez çünkü kendisini tanımaz) bu bilinmezlik depresif moda sebep olur. bazen canımız sıkılabilir bu çok normal. normal hayata devam etmeli ve iç sıkıntımızı biraz önemsememeliyiz. başka şeylere odaklanmalıyız. öyle yapamıyorum diyorsanız biraz maneviyata yönelebilirsiniz. kimileri için meditasyon kimileri için dua. neye inanıyorsanız ona dua edebilirsiniz. kendi kendinize konuşabilirsiniz. mesela bugün canım çok sıkkın çünkü evde işlere yardım ediyorum. istemeye istemeye bir seyler yapıyorum. halbuki bugün gezebilirdik. her zaman istediğimiz olmaz işte kabul edelim bunu shdjkd. kendinizi fazla yormayın. sürekli bir sorunu düşünmek de o sorunu çözmeye yardımcı olmaz. yapabileceğiniz bir şey varsa yapın yoksa bırakın. bir şekilde her şey yoluna girer. her şeyi kontrol edebileceğinizi sanmayın. bakın bazen kendimizi bile kontrol edemiyoruz. hayatı bizden daha yüce bir varlığın kontrolüne teslim edip, tevekkül edersek huzura ereceğiz.


şimdi depresif kişiden şunları yapmasını istiyorum:
ayağa kalkın,gerinin esnetin kollarınızı.
aynaya bakın. omurlarınızı dikleştirin. gülümseyin. en samimi arkadaşınıza nasıl gülümsuyorsaniz kendinize de öyle gulumseyin. sonra geçecek sakin ol canım kendim. merak etme geçecek diyin. sonra zıplayın. yaşasın. iyiki varım. cok şükür diyin. ve yatağınıza geri dönmeyin. yatağınızi toplayın. biraz temizlik yapın. ya da biraz yürüyüşe çıkın. hadi bakalım. yapanlar favlasin.

sigara içen kız

kız ya da erkek fark etmez,kendisine yazık eden kişidir. hiçbir bahanesi olamaz. kendinize teselli olarak görüp kendinizi kandırmayın.
sigara bırakma uygulamaları var deneyebilirsiniz. bunun için bir adım atın ve kararlı olun gerisi gelecektir. yapamayacağınız bir şey değil siz neleri başardınız bunu mu başaramayacaksınız. zor olabilir ancak imkansız değil. bırakan nasıl bırakıyor.sigaraya harcadığınız parayla neler alabilirsiniz bunu düşünün. sağlığınızı en başta düşünmeniz gerek tabi. koah ve kanser hastalarıyla konuşun bunlar da insanı etkileyebilir.

durduk yere insanı üzen olaylar

  • /
  • 11

derdini kimseyle paylaşmayan insan

daha önce paylaşmayı denemiş ve sonucunun hüsran olduğunu görmüş insan olabilir.
derdini kimseyle paylaşmamayı seçmek onun bir çaresi değil çaresizliğidir.

bir gün ya bir şekilde patlayacak ya da dertlerinin bedeninde oluşturduğu hastalıklarla muhtemelen çok uzun süre yaşayamayacaktır.

'' insan elbette konuşmak istiyor; dert yanmak, haklı çıkmak istiyor. fakat kelimeler insana ihanet ediyor, insan kendine ihanet ediyor.''
oğuz atay

akıldan çıkmayan doktor olmasam ne olurdum sorusu

büyük olasılıkla bilgisayar mühendisi olur, şu an kendimi çalıştığım şirketten kurtarmaya çalışıyor olurdum. yazılım falan yazacağım ayağına sabah akşam oyun oynardım

kurabiyenin yanması

olur oyle bazen diyoruz ve hic moralimizi bozmuyoruz yanan kisimlari hafiften alttan alttan bicakla kaziyoruz. yanik kisimlari cope atiyoruz kimseye caktirmiyoruz, guzel bir cay demliyoruz ve yanik yerlerini kazidigimiz için artik yanmamis olan kurabiyelerimizi yiyerek mutlu oluyoruz. he soran olursa da yalnızca biraz fazla kizardi o kadar. *
bu arada gerçekten borek çörek yapmasi degil de pismedi mi yandi mi stresi daha zor *

kasten depresif moda girmek

kontrollü deşarj yöntemi olduğunu düşündüğüm durum, kontrollü depresyon geçirme hali.

"depresyon size gelirse arsız bir misafir gibi, oturur kalır. siz ona gitmelisiniz" mantığına oturtarak kimi zaman kontrollü şartlar altında bir depresyon gercekleştiririm.


bugün sizlerle nasıl kontrollü depresyon geçirileceğini paylaşacağım.


öncelikle depresyonun hangi şartlar altında kontrolsüz olduğuna bakalım:
-depresyon süresinin uzaması
-hijyenin sağlanamaması
-beslenmenin sağlanamaması
-sosyal ilişki harabiyeti

şimdi depresyonumuza başlayabiliriz:

önemli olan süre uzunluğu olduğu için ben kendi depresyonuma cumartesi öğleden sonra ile cumartesi gecesi arasında bir zamanda başlıyorum. böylece pazartesi sabahı derse gitme zorunluluğu yakalayarak depresyonumu sonlandırabiliyorum. siz kendi depresyonunuzun uzunluğuna göre süreyi uzatabilir ya da kısaltabilirsiniz.

ortam uygunluğu açısından ben boş yurt odası tercih ediyorum. önceden sessize alınmış telefon ve yine önceden kapatılmış perdeler hızlı bir giriş için yardımcı olabilir.
tabi burada önemli olan depresyona girerken sorumsuz davranmayıp beni arayabilcek kişilere uzun bir uyku sürecine gireceğimi haber vermek.

depresyona temiz bir başlangıç yapmak hijyeni sağlamada oldukça önemli. ancak buradaki püf nokta 'tam da temiz olmamak'. çünkü kişisel bakımla gelen özgüven ve mutluluk hissi depresyona giriş sürecimi yavaşlatabilir ve hatta kontrollü depresyonuma giremeyebilirim bile. bu nedenle ben bir gece önceden (cuma gecesi) hijyenimi ve bakımlarımı tamamlayarak kişisel bakım özgüveninin uzaklaşabilmesi fırsat tanımış oluyorum. çünkü depresyonu daha hızlı özümseyebilmek için soğuk bedene sıcak uyku veya sıcak gözyaşı gezdirilmeli.

yurtta kalan arkadaşlarımız bu süreçte yemek saatlerini kaçırabilirler. süre uzadıkça fizyolojik olarak beslenmek gerekir. bu nedenle depresyona başlamadan önce bir takım hazır gıdaları stoklamak bu konuda oldukça önemli.
kaybedilen gözyaşları için sıvı takviyesi de düşünülebilir.

yine geçiş sürecinde zorlanan arkadaşlar uygun gördükleri bir playlistten destek alabilirler. ancak bu durumda süreyi yarım gün kadar uzatmak da gerekebilir.

evet arkadaşlar, size kendi kontrollü depresyonumu anlattım bu giride. umarım begenmişsinizdir.

siz de kendi depresyonlarınızın fotoğrafını çekip #nocommentharikabirisi hastagi ile paylaşabilirsiniz.

beğendiyseniz ekranın şu köşesine, takip etmek isterseniz de diğer köşesine dokunabilirsiniz.

tekrar görüşmek üzere, sevgiler.

tıbbiyeli itiraf

bu yaşıma kadar içimde hep bir pürüzsüzlük isteği vardı. fevkaladenin fevkinde hissiyatlara sahip olmalıydık. olmamız gerekiyordu sanki. tüm yaşadıklarımızı en derinimizde yaşamalıydık ki öyle hislerle hatırlanalım. kurduğum pürüzsüz hayallerin bana haksızlık olduğunu fark ediyorum sözlük. insan öğrenmeli, tüm zıtlıkları tüm siyahları beyazları hatta çoğu zaman daha çok can yakan grileri bile öğrenmeli. bendeki bu meyle sebep olan her şeyden kurtulmaya çalışıyorum. kendini gerçekleştirmek budur belki de.

gözler

herhangi birisini sevmediğimi biliyorum. ama sanki içimde ısıtılması gereken buz gibi bir boşluk var ve öylece duruyor. belki sırf bu yüzden bazen seni seviyor gibi bir hissiyata kapılıyorum. oysa hakkında bildiğim şeyler o kadar az ki: sınıfta arkadaşının ağzından duyduğum ismin, sınıf listesinden bulduğum soyismin, bir de aynı sınıfta olduğumuz bilgisi.
birisini tanımak için ne kadar da az, değil mi? farkındayım seni hiç tanımadığımın. üzerime tesir eden o ilginç gülüşünün arkasında hayalimden çok farklı bir insan sakladığını da biliyorum.
bütün bunlara rağmen içimde doğan anlamsız "acaba o da..." düşüncelerini kendimden uzaklara atmaya çalışıyorum. neyin acabası ki bu? boşluğun. doldurulması gereken o boşluğun acabası. koca bir topluluk içinde o boşluğu ancak senin ısıtabileceğini düşünmeye sevk edecek kadar da sırlı bir gülüşün var, ama bundan emin değilim. belki bütün sır benim gözlerimde. öyleyse eğer, lütfen kast etme gözlerime.

hayatın anlamı

"...logoterapi'ye göre bu yaşam anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz: 1. bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak; 2. bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek; 3. kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek..."

"...yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik gibi- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. yani onu sevmektir..."

victor e. frankl - insanın anlam arayışı

doğum günü

yılbaşı hazırlıkları sebebiyle küçükken (4 yaş civarı ) tüm dünyanın doğum günümü kutladığını sanırdım. nasılda sevinirdim saf gibi.

intihar yöntemleri

bu başlığı her gördüğümde çok öfkeleniyorum. burada yöntemlerle ilgili detay verenlerin `werther etkisi`nden haberinin olmadığını varsaymak istiyorum. eğer var da yazıyorsa yazık.
werther etkisi intiharın bulaşıcı olduğunu söyler. yapılan araştırmalarda görülmüş ki ne zaman bir ünlü intihar etse ve bu haber medyada yankı uyandırsa sonraki aylarda her zaman intihar oranları daha da artmış. ve başka çalışmalarda da zaten kesin olarak kanıtlanmış ki ailesinde/yakınında intihar eden birisi olduğunda diğer bireylerin intihar etme riski artıyor. bu araştırmaların sonucu böyle olunca demişler ki acaba medyada verilen intiharın detayıyla da ilişkisi var mı bu oranların? araştırmışlar ve evet var! demek ki neymiş, detay verince intiharı düşünen bir insanı yüreklendirebiliyormuşsunuz, demek ki neymiş bunalımda olan insanın ölümüne ortak olabilirmişsiniz ve her bilginizi her yerde paylaşmamalıymışsınız!

tıbbiyelinin izlediği diziler

en son izlediğim dizi oz'du. yani önceden prison break izlemiştim ve hapishane ortamı kafamı karıştırdı. prison break'taki ortam da kötüydü ama oz psikopatlığın zirvesi sanırım. güzel karakter analizleri var dizide izlemenizi tavsiye ederim.

Toplam entry sayısı: 107

lut'un kızlarıyla yatmış olması

hiç görmediğin birine bağlanmak

tanımadığı kişiye değer verip aslında verdiği değeri seviyordur bu kişiler. onu keşfetmiş onu anlamış hissediyordur. bu duygu ne kadar yoğunsa o kadar bağlanır bir taraf. eğer onu bir yerlerden takip ediyorsa fikirleri de ona uyuyorsa kendine ne kadar benzediğini görür ve daha çok bağlanır. çünkü insan kendisine benzer kişilerden hoşlanmaya meyillidir. biraz da hayalperest olurlar. karşılarındaki kişiyi gözlerinde büyütürler,sanki o mükemmel ve ideal biriymiş gibi düşünürler.

bu bağlılık nasıl başlar? stalk ister istemez sosyal medya kullanan herkesin farkında olmadan dahi yaptığı bir şey oldu artık. insanlar sürekli birbirlerini takip etme zorunluluğu hissediyor. o ne yapmış bu neredeymiş kim kiminle nerede ve nasıl...merak duygusu tatmin edilmek isteyen bir duygu ve bağımlılık yapıyor. bir kere merak edince sonu gelmiyor. ışte bu birine olan bağlılığın başlangıcı küçük bir merak ve stalk ile oluyor.

diyelim ki twitterdasiniz aniden güzel bir tweet çıktı karşınıza. aa bu kimmiş diyip profile tıkladınız. derken bütün tweetleri okumaya başladınız. o kişiye karşı bir ilgi oluştu sizde. yazdıklarında kendinizi buldunuz. "cidden ben de böyle hissettim. ne kadar da çok ortak yönümüz varmış."dediniz. sonra o kişinin fotoğrafını gördünüz. tipi de bana uygun aslında hoş biri ya diye düşündünüz,ilginiz gittikçe artıyor. tanımadığınız bu kişiyi bir anda tanıyormuş gibi hissettiniz. belli bir süre sonra sürekli onu takip etmeye başlayacaksınız. eğer kendinizi kontrol eder de stalkı bırakırsanız ilginiz geçer merak duygunuz söner. ama genelde böyle olmaz. devamı meçhul...

tanışmak istenen tıbbiyeli sözlük yazarları

kendimi görünce şaşırdığım başlıktır. *
uzunyolunyolcusu
youknowwho
hayâlkâr
sahsimuhterem
batikon
sterilenjektor
hayatperest
hengâme
birgariptipci

yorgunluk

bugün beni ağlatan durum. insan hiç yoruldum diye ağlar mı? ağlıyormuş valla eve gelince baya salya sümük ağladım.

olur gibi olup olmaması

insanı hayal kırıklığına uğratan küçük olumsuzluklardır.her şey sadece bizim çabamıza bağlı gibi davranıyoruz. o kadar çalıştım niye olmadı? bunu sormak yerine elimden geleni yaptım ama olmadı diyip kabullenmek gerekir. bu kadar küçük şeyleri dert etmek insanı hasta eder. şükretmeyi öğrenmemiz gerek. bu küçük olmayan şeyler bile insanın olgunlaşması için bir vesiledir.

mustafa ulusoy-dünyanın üç yüzü kitabından bir yeri paylaşmak istiyorum.
"yakınlarda asrın vebası: narsisizm illeti adlı kitabı okumuştum. 'hak iddia etme'nin narsisizmin en temel özelliklerinden biri olduğu psikiyatride ve psikolojide bildik bir meseledir. bu kitaptan ödünç alırsam hak iddia etme 'kişinin özel muamele,başarı ve daha fazla şey hak ettiğine dair duyduğu inançtır.' dünya,hayat, insanlar sanki kişiye borçludur,hak ettiklerini hayat ona vermemiştir. o hep mağdurdur. kıymeti bilinmemiştir. öyle midir?"

yine kitaptan:
"ey insan! kendini kendine malik sayma, sen kendini idare edemezsin , o yük ağırdır. öyle ise beyhude ıstıraba düşüp azap çekme, mülk başkasınındır. dehşet aldığın zaman "mevla"m görelim neyler , neylerse güzel eyler" de , pencerelerden seyret , içlerine girme."

eleştirilince içe kapanmak

eleştirinin doğru olup olmadığını düşünürken kişinin kendisini yargılamasıyla oluşan üzüntülü ruh hali sonucu yaşanan durum.

lut'un kızlarıyla yatmış olması

tıbbiyeli itiraf

yaklaşık 1 haftadır ders çalışmıyorum. bunun getirdiği vicdan azabı ve endişe katlanarak artıyor ama bende tık yok. sanırım fazla endişe insanı hareketsiz bırakıyor.

yorgunluk

bugün beni ağlatan durum. insan hiç yoruldum diye ağlar mı? ağlıyormuş valla eve gelince baya salya sümük ağladım.

pantolon giyen kaş aldıran üniversiteye giden kadın

tanım yaparak bir kalıba sokmak istemediğim kadındır. kimse kimsenin içini bilemez ve herkes de günahkardır. kimse cehennemde yanmayacağını iddia edemez sadece yanmamayı isteyip, ümit edebiliriz. hepimizin yanlışları var,kimse mükemmel değil. allah bilir biz bilemeyiz. ancak doğru olanı yapmaya çalışabiliriz. doğru olanı da herkes araştırıp öğrenebilir.

oy kullanmamak

işi felsefeye dökmeye gerek görmüyorum. oy kullanmak, herkesin yapması gereken bir sorumluluktur. oy kullanmayan, benim fikrim yok,dünya umrumda değil havalarında kendini bilmez kişidir. islam kaygısı olan bir kişi oy kullanmayarak, islam kaygısı olmayan kişileri desteklemiş sayılır kanımca. batılın yanında yer almıyorum,oy da kullanmıyorum diyerek vicdan rahatlatıyordur.

tıbbiyelinin gitmek istediği ülkeler

mekke,medine
ispanya,nam-ı diğer endülüs.

sözlüğün sıkıcı olması

sadece sözlük mü sıkıcı yoksa biz mi yoksa hayat mı? eğlenceli mi olması gerekiyordu? diye sorgulatan başlıktır.

olur gibi olup olmaması

insanı hayal kırıklığına uğratan küçük olumsuzluklardır.her şey sadece bizim çabamıza bağlı gibi davranıyoruz. o kadar çalıştım niye olmadı? bunu sormak yerine elimden geleni yaptım ama olmadı diyip kabullenmek gerekir. bu kadar küçük şeyleri dert etmek insanı hasta eder. şükretmeyi öğrenmemiz gerek. bu küçük olmayan şeyler bile insanın olgunlaşması için bir vesiledir.

mustafa ulusoy-dünyanın üç yüzü kitabından bir yeri paylaşmak istiyorum.
"yakınlarda asrın vebası: narsisizm illeti adlı kitabı okumuştum. 'hak iddia etme'nin narsisizmin en temel özelliklerinden biri olduğu psikiyatride ve psikolojide bildik bir meseledir. bu kitaptan ödünç alırsam hak iddia etme 'kişinin özel muamele,başarı ve daha fazla şey hak ettiğine dair duyduğu inançtır.' dünya,hayat, insanlar sanki kişiye borçludur,hak ettiklerini hayat ona vermemiştir. o hep mağdurdur. kıymeti bilinmemiştir. öyle midir?"

yine kitaptan:
"ey insan! kendini kendine malik sayma, sen kendini idare edemezsin , o yük ağırdır. öyle ise beyhude ıstıraba düşüp azap çekme, mülk başkasınındır. dehşet aldığın zaman "mevla"m görelim neyler , neylerse güzel eyler" de , pencerelerden seyret , içlerine girme."

alınan en güzel iltifat

komiteden sonra bi güzelleşmişsin

içerik kuralları - iletişim