casper

Durum: 95 - 8 - 2 - 1 - 16.12.2018 01:26

Puan: 1240 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Adı, soyadı/ Açılır parantez/ Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti/ Kapanır, parantez.
  • /
  • 10

trileçe

günümü mükemmelleştiren lezzet. acayip mutlu oluyorum ya

kendini sevilmeye layık görmemek

ailesinden,sevdiği insanlardan yeterince sevgi görmeyen kişilerin kapıldığı yanılgı.

hoşlanılan kişiye açılamamak

insan gerçekten seviyorsa söylemeli ve cevabını alıp ona göre yoluna devam etmeli. ama heycanlaniyorum utanirim falan demeyin. hepsi normal asıl utanmaz olmak kötü. zorlayacaksınız kendinizi yoksa başkasıyla evlenir siz de düğününe gidersiniz. hemen de evlendirdim. sorry

modern insanın en büyük problemi

problemler hep olur önemli olan problemlere bakış açımızdır. sorunlari düşünürsek bir çok sorun var. en büyük problemi bilmiyorum. belki bencillik olabilir. problemler olmasa her şey mükemmel olsa burası dünya olmazdı. problemli insanlar hep olacak. otobüsü kaçıracaksınız bazen,bazen insanlar sizi yanlış anlayacak, bazen kavga edeceksiniz bazen de çok küçük bir şeyden mutlu olacaksınız. hayat böyledir. kabullenelim. belki de bunlara problem dememeliyiz hayata değişiklik katan küçük minik soruncuklarashdhshdhdj demeliyiz. saka bi yana bu polyanacilik gibi dursa da öyle değil tam tersi. daha gerçekçi bir bakış açısıdır. çünkü aslında üzüldüğümüz şeylere o kadar anlam yükleyen biziz. problemi kabul ediyorsunuz yuzlesiyorsunuz. biraz üzülüyorsunuz ancak felaketmis gibi hayatınızı zindan etmiyorsunuz. tamam mı? hepsi geçici.

tıbbiyeli itiraf

şu hayatta iyi olmanın yollarını aradım hep mücadele ettim. hatalar ettim dersler çıkardım. ama düzelmeyen bir şeyler var. hep de kafamda olacak. çıkış yollari var eğer ki ben kapatmazsam o yolları kafamda,her zaman bir çare vardır. ya da kendimi mi kandırıyorum diyorum. kendimi kandırarak yaşamaya devam edeceğim ya da kendime itiraf edeceğim. buraya yazmak da biraz çaresiz hissettiriyor. ilginç bir başlık.

ergen kız kardeşle anlaşma kılavuzu

sevgi göstererek ergen kardeşin iyi bir huyunu,davranışını takdir ettikten sonra yanlış yaptığı şeyden konu açılabilir. tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır. emreder tarzda konuşmak yerine rica etmek iyi olur.

sabah uyanma taktikleri

alarmı metal müzik yapmak. korkarak uyanınca adrenalin salgılanır geri yatsanız da uyuyamazsınız. ancak bir miktar sinirlilik yapabilir.

entry yazmaya üşenmek

fikrim olmayan bir konuda yazmaya çalıştığım zaman yaşadığım durumdur. yazdıklarımı beğenmiyorum bazen, gereksiz ve boş geliyor. bazı şeyler hakkında da yazmayım yani dimi ilgi alanlarıma yazıyorum. az mı yazıyorum bilmem önemli mi sanmam. çok da takmamak lazım ya sanki.

çok düşünüyoruz içinden çıkamıyoruz. bence hayatta çoğu sorun bir şeyler hakkında çok düşünüp bir yargıya varmaya çalışmamızdan kaynaklanıyor. lokman hekim ne demiş: ayağını sıcak tut, başını serin; gönlünü ferah tut, düşünme derin"
aslında amacım mesaj vermek değildi. konu yine buralara geldi.

instagram kullanmamak

bilmemenin ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlatan durumdur. kim nerede ne yapıyor ohh hiçbir şeyden haberin yok mutlu mesut yaşıyorsun. başkaları gezerken ben ders çalışıyorum diye üzülmüyorsun. görsel hafızaya da zarar verdiğini düşünüyorum. milletin attığı kahvenin hafızamda ne işi var. yeter bu saçmalıkları bırakın. her yediğinizi de atmayın. göz hakkı.

aşık olmadan aşk acısı yaşatan şarkılar

saçma şarkılardır. bunları dinleyip kafayı bozmaktansa güzel müzikler dinlemeliyiz. arabesk zevki diye bi saçmalık olamaz. insanın hayatı acıyla dolarsa ne ders çalışır ne de başka bir şey yapma isteği gelir. hayat bazen boktan,daha da mahfetmeye ne gerek var ki.
  • /
  • 10

tıbbiyeli itiraf

upuzuun zamandır yalnızım; kendimin seçtiği fakat bir o kadar da memnun olmadığım bir durumdayım.hiç bir arkadaşım ömürlük olmadı.hani şu birbirinin ciğerini bilen tiplerden.çoğunlukla sıkıldılar benden dümdüz bir insan olduğum için ya da okul bitince benimle de işleri bitti.yeni girdiğim ortamlarda da ha keza öyle. hiç kimseyle oturup paylaşabilecek bir şeyler bulamıyorum ya da takatim yok bilmiyorum.sevgilim varla yok arası bir şey zaten.(bkz:uzak mesafe ilişkisi)sevmeme ve onun da sevdiğini düşünmeme rağmen doğru düzgün bir şey konuşamıyoruz ya da konuşmak istemiyoruz ne ben ne o.daha da kötüsü onu bile içimdekileri söyleyecek kadar yakın göremiyorum.ailemi zaten hiç saymıyorum bile.onlarla bir ara aynı çatıyı paylaşmak dışında kendime hiç bir zaman yakın hissedemedim hiçbirini.o yüzden uzakta olsalar bile yokluklarını aramam.kendimi her şeyden izole ettim ama hiç kimsenin haberi yok.herkese mutluyum numarası yapıyorum.ama yaptığım hiç bir şeyden, hiç kimseden zevk almıyorum.bu dünyada benim için yaşamaya değer hiç kimse ve hiç bir şey yok.filmin sonunu da biliyorum sanırım.

patatesle dünyayı aydınlatmak

patatesten cips, kumpir, kızartma vb. yapılmasından daha az dikkatimi çeken durumdur. mesela benim bi patatesim olsa ve yemek-aydınlanmak olmak üzere iki seçeneğim olsa ben o patatesi karanlıkta yerim..üzgünüm bilim, seni yerim..

birini sevdiğini anlamak

kardeşim anaokulunda henüz, elif diye de bi arkadaşı var sınıfında. dedi ki "oyunları kaybettiğim zaman herkes bana gülüyor ama elif hiç gülmüyor." bu, sevginin en mâsum hâli olmalı..

tıbbiyeli itiraf

babamın bir arkadaşı var. çok iyi biri. ama sosyal medyayı kullanmayı bilmiyor. mesela instagramda kendi fotoğrafının aynısını ardarda 5 kez paylaşıyor. wp durum güncellemesinde sürekli dini içerikli veya yaşama dair bişeyler paylaşıp duruyor. gün içinde ortalama nerden baksan 15 tane filan paylaşımı oluyor. bazen daha da fazla oluyor*. itiraf kısmına gelecek olursak, ben bu abinin bazı paylaşımlarını ilahi mesaj olarak kabul ediyorum*. çünkü birden "..... abi ne yazmış hakkımda acaba? " diye düşünüp hikayelere bakınca sanki yaşadıklarımdan haberdarmışçasına tam da bana yönelik paylaşımlar yapmış oluyor. paylaşımlardan yola çıkıp hayatıma yön vermeyi düşündüğüm ya da onlara bağlı duygudurum değişiklikleri yaşadığım olmuştur.

her şeyin üst üste gelmesi

çoğunlukla başıma gelen durumdur. hatta bu kötü olayları listeleyip aralarında hangisi en kötü yarışması yapmıştım bi defa, hepsi kazandı çünkü her biri farklı kategorilerde en kötü durumlardı.son 3 yıldır falan bitmiyor bu hâl, ohal bitti buhal bitmiyor sözlük deliricem*

tıbbiyeli itiraf

kendime karşı fazlaca acımasızım. hatta öz eleştiri olayını abartıp bi an önce geberip gitmem gerektiği sonucuna falan varıyorum bâzen.acilen ihyâ edilmem gerek sözlük..
ya da iflah

kantaron yağı

alternatif tıbbın en güzel üyesidir kendisi, küçüklükten beri babaannemle taptaze kantaron çiçeklerini toplayıp hemen kantaron yağı yapardık. kızıl rengini, mis gibi zeytinyağı kokusunu çok severdim.açık yaralarda enfeksiyon riski olsa da uygun kullanımda hep işe yaradığını gördüm. minik cam şişelere de çok yakışıyor kendisi

kilo vermek isteyenlere tavsiyeler

-yemek sırasında ve yemekten hemen sonra olmamak koşuluyla (yoksa asiditeyi azalttığı için sindirim zorluğu yapar) bol bol su içmek.hiçbir şeyi yapmasanız bile su içerek kilo verebilirsiniz.
-egzersiz yapılıyorsa tokken yapmamak.(önce varolan depoları tüketmek için.)
-küçük lokmalar eşliğinde çok çiğneyerek yemeği yavaş yemek.
-yemeğe tuzla başlamak. (na kanallarını açtığı için sindirim ve emilimde hızlanma gösterir)

yaşama isteğini arttırabilecek şeyler

kuşları gözlemlemek.

oturduğumuz binanın büyük bir bahçesi var. çevredeki diğer binalarla da iç içe değil. güvercinler,kumrular,kargalar ve martılar yuva yapmak için ağırlıkla bizim bölgeyi tercih ediyorlar. kumrular yuvalarında kullanmak için daha ince ağaç dallarını tercih ediyorlar. bu dallar genellikle eşit uzunluk ve kalınlıkta oluyor. iç güdüsel olarak zarar görmeyeceklerini hissettikleri ve daha büyük kuşların ulaşamayacakları yerleri tercih ediyorlar. bu yer genelde bizim salonumuzun panjurlu penceresi oluyor. zaten onlar için yemleri de buraya koyuyorum. hiçbir şekilde bulgur hariç başka bir besin tületmiyorlar. ne pirinç ne ekmek kırıntısı. çok nadir kepekli ekmek tercih ediyorlar. ağırlıklı olarak çiftleri ile beraberler. biri pencereden uçup giderse diğeri de uçup gidiyor. iletişim kurma konusunda çok başarılılar. pencere kenarında yem bulamadıklarında gagaları ile cama vurmaktan çekinmiyorlar. eğer pencere kenarında biri varsa ona bakarak sanki yem yiyormuşcasına kafasını oynatıyor. kumrular hakkında şimdillk bu kadar gözleme sahibim. gelelim kargalara. kargalar yuva tercihlerini genelde çam ağaçlarının yüksek dallarını tercih ediyorlar. karga yuvalarını ağaçlara bakınca fark etmek çok kolay oluyor. büyük ihtimal devamlı yuvada vakit geçirdikleri için iç güdüsel bir endişe taşımıyorlar. karga yuvası kumru yuvasına göre çok daha büyük. yuva yaklaşık olarak bir hamam tası büyüklüğünde. yalnız karga yavruları oldukça çirkin oluyorlar. bu kadar yuva bilgisi yeter diye umuyorum. gelelim benim açımdan en zevk alıcı bölüme. yavru kuşların uçmayı öğrenmeye çalıştıkları bölüme. çok yüksekte uçmuyorlar. anne kuş ve diğer yavrularla beraberler. uçuş denemelerini sırayla deniyorlar. var olmayan bir daire üzerinde uçuyorlar. defalarca aynı küçük daire çizgisi üzerinde uçuyorlar. özellikle küçük kuşlar çok fazla kanat çırpıyorlar. büyük ihtimal beceriksizliklerinden olmalı. hiçbiri pes etmiyor. dinlenmiyor. durmadan deniyorlar. çok hoşlar. yıl içersinde yaklaşık üç dört kez buraya cinsini bilmediğim bir kuş sürüsü uğruyor. boyut olarak kumru ve serçe aralığındalar. ama gagaları bu ikisinden daha uzun ve kahverengi tüylere sahipler. durmadan cıvıldıyorlar. beraber topluca çıkardıkları ses çok güzel. bunlara denk gelirsem pencere kenarına küçük ekmek parçaları kesip koyuyorum. bir pencere kenarına 10-15 kuş toplaşıyorlar. oldukça tatlılar.

dünya oldukça eşsiz bir yer. ister istemez doğadaki tüm canlıların içinde yaşama isteği var. her bir tür kendi içinde mükemmelliğe sahip. bana kalırsa biz insanlar da öyleyiz. hiçbir şeye sahip olmadan,hiçbir şey yapmadan dahi yaşamanın ne kadar güzel olduğunu fark edebilmelisiniz.

tutunamayanlar

bugün bitirdiğim okuması bir hayli emek isteyen şaheser olarak nitelendirdiğim uzun cümlelere ve mükemmel tespitlere sahip romandır kendisi. selim karakteri özellikle son zamanlarda oblomov'dan sonra beni en çok etkileyen roman karakteri. hayatı ve hayatın çarpıklıklarını kendi adına yorumlayan ve hayata katlanamayan bir adamın hikayesi tutunamayanlar. ufak da olsa hayattan ilgi bekleyen ama bu ilgiyi istediği şekilde hissedemeyen bir adam, oysa bahsettiği gibi kendisiyle ilgilenselerdi her şey daha güzel olacaktı. türkiye'nin küçük burjuva yaşamına da giydirmeden duramıyor roman: " turgut önce bir araba aldı, şimdi de kat almayı düşünüyor. " aslında bu kısa cümle bile bir çok şeyi öğretiyor bizlere. mal mülk takıntısı bir yerlere gelmek için çabalama isteğini yargılıyor.

üzerine çok fazla yazı yazabileceğimiz bir romandır. uzun uzun analiz edip üzerine birçok yazı yazabileceğimiz çok kapsamlı toplumsal analizler içeren bir roman tutunamayanlar. anahatlarıyla bile anlatmaya çekiniyor açıkçası insan çünkü birkaç paragrafa sığdıramayacağımız bir derinlik ve analiz var bu romanda. bu arada bu romanın türkiye'de çok okunduğunu düşünmüyorum çünkü okuması dediğim gibi bir hayli zor. umarım sizler de okuyan tarafa geçersiniz.

" canım selim; hep oynayabilseydik bu oyunları. biraz olsun dinlenseydin arada. durmak bilmeyen kafanı rahat bırakıp kuvvet toplasaydın biraz. kim dayanabilmiş ki sürekli? en basit insanların bildiği bu gerçeği nasıl göremedin? bu sayfalarda yaşadığını görüp, öldüğüne nasıl katlanabileceğim? bu acıya dayanmak için bir yol göster bana. parmaklarının bütün gücüyle bileğini sıktı. okumalıyım, bilmeliyim, okumalıyım. işin içine girmeliyim; kendime acı vermek pahasına. ellerini yanaklarına bastırdı, okumaya başladı: "

Toplam entry sayısı: 95

lut'un kızlarıyla yatmış olması

hiç görmediğin birine bağlanmak

tanımadığı kişiye değer verip aslında verdiği değeri seviyordur bu kişiler. onu keşfetmiş onu anlamış hissediyordur. bu duygu ne kadar yoğunsa o kadar bağlanır bir taraf. eğer onu bir yerlerden takip ediyorsa fikirleri de ona uyuyorsa kendine ne kadar benzediğini görür ve daha çok bağlanır. çünkü insan kendisine benzer kişilerden hoşlanmaya meyillidir. biraz da hayalperest olurlar. karşılarındaki kişiyi gözlerinde büyütürler,sanki o mükemmel ve ideal biriymiş gibi düşünürler.

bu bağlılık nasıl başlar? stalk ister istemez sosyal medya kullanan herkesin farkında olmadan dahi yaptığı bir şey oldu artık. insanlar sürekli birbirlerini takip etme zorunluluğu hissediyor. o ne yapmış bu neredeymiş kim kiminle nerede ve nasıl...merak duygusu tatmin edilmek isteyen bir duygu ve bağımlılık yapıyor. bir kere merak edince sonu gelmiyor. ışte bu birine olan bağlılığın başlangıcı küçük bir merak ve stalk ile oluyor.

diyelim ki twitterdasiniz aniden güzel bir tweet çıktı karşınıza. aa bu kimmiş diyip profile tıkladınız. derken bütün tweetleri okumaya başladınız. o kişiye karşı bir ilgi oluştu sizde. yazdıklarında kendinizi buldunuz. "cidden ben de böyle hissettim. ne kadar da çok ortak yönümüz varmış."dediniz. sonra o kişinin fotoğrafını gördünüz. tipi de bana uygun aslında hoş biri ya diye düşündünüz,ilginiz gittikçe artıyor. tanımadığınız bu kişiyi bir anda tanıyormuş gibi hissettiniz. belli bir süre sonra sürekli onu takip etmeye başlayacaksınız. eğer kendinizi kontrol eder de stalkı bırakırsanız ilginiz geçer merak duygunuz söner. ama genelde böyle olmaz. devamı meçhul...

tanışmak istenen tıbbiyeli sözlük yazarları

kendimi görünce şaşırdığım başlıktır. *
uzunyolunyolcusu
youknowwho
hayâlkâr
sahsimuhterem
batikon
sterilenjektor
hayatperest
hengâme
birgariptipci

yorgunluk

bugün beni ağlatan durum. insan hiç yoruldum diye ağlar mı? ağlıyormuş valla eve gelince baya salya sümük ağladım.

olur gibi olup olmaması

insanı hayal kırıklığına uğratan küçük olumsuzluklardır.her şey sadece bizim çabamıza bağlı gibi davranıyoruz. o kadar çalıştım niye olmadı? bunu sormak yerine elimden geleni yaptım ama olmadı diyip kabullenmek gerekir. bu kadar küçük şeyleri dert etmek insanı hasta eder. şükretmeyi öğrenmemiz gerek. bu küçük olmayan şeyler bile insanın olgunlaşması için bir vesiledir.

mustafa ulusoy-dünyanın üç yüzü kitabından bir yeri paylaşmak istiyorum.
"yakınlarda asrın vebası: narsisizm illeti adlı kitabı okumuştum. 'hak iddia etme'nin narsisizmin en temel özelliklerinden biri olduğu psikiyatride ve psikolojide bildik bir meseledir. bu kitaptan ödünç alırsam hak iddia etme 'kişinin özel muamele,başarı ve daha fazla şey hak ettiğine dair duyduğu inançtır.' dünya,hayat, insanlar sanki kişiye borçludur,hak ettiklerini hayat ona vermemiştir. o hep mağdurdur. kıymeti bilinmemiştir. öyle midir?"

yine kitaptan:
"ey insan! kendini kendine malik sayma, sen kendini idare edemezsin , o yük ağırdır. öyle ise beyhude ıstıraba düşüp azap çekme, mülk başkasınındır. dehşet aldığın zaman "mevla"m görelim neyler , neylerse güzel eyler" de , pencerelerden seyret , içlerine girme."

eleştirilince içe kapanmak

eleştirinin doğru olup olmadığını düşünürken kişinin kendisini yargılamasıyla oluşan üzüntülü ruh hali sonucu yaşanan durum.

tıbbiyeli itiraf

yaklaşık 1 haftadır ders çalışmıyorum. bunun getirdiği vicdan azabı ve endişe katlanarak artıyor ama bende tık yok. sanırım fazla endişe insanı hareketsiz bırakıyor.

lut'un kızlarıyla yatmış olması

pantolon giyen kaş aldıran üniversiteye giden kadın

tanım yaparak bir kalıba sokmak istemediğim kadındır. kimse kimsenin içini bilemez ve herkes de günahkardır. kimse cehennemde yanmayacağını iddia edemez sadece yanmamayı isteyip, ümit edebiliriz. hepimizin yanlışları var,kimse mükemmel değil. allah bilir biz bilemeyiz. ancak doğru olanı yapmaya çalışabiliriz. doğru olanı da herkes araştırıp öğrenebilir.

hiçbir zaman mutlu olamayan kişi

genelleme yapan,olumsuzlara odaklanan,şükürsüz ve şuursuz kişidir.

oy kullanmamak

işi felsefeye dökmeye gerek görmüyorum. oy kullanmak, herkesin yapması gereken bir sorumluluktur. oy kullanmayan, benim fikrim yok,dünya umrumda değil havalarında kendini bilmez kişidir. islam kaygısı olan bir kişi oy kullanmayarak, islam kaygısı olmayan kişileri desteklemiş sayılır kanımca. batılın yanında yer almıyorum,oy da kullanmıyorum diyerek vicdan rahatlatıyordur.

tıbbiyelinin gitmek istediği ülkeler

mekke,medine
ispanya,nam-ı diğer endülüs.

sözlüğün sıkıcı olması

sadece sözlük mü sıkıcı yoksa biz mi yoksa hayat mı? eğlenceli mi olması gerekiyordu? diye sorgulatan başlıktır.

olur gibi olup olmaması

insanı hayal kırıklığına uğratan küçük olumsuzluklardır.her şey sadece bizim çabamıza bağlı gibi davranıyoruz. o kadar çalıştım niye olmadı? bunu sormak yerine elimden geleni yaptım ama olmadı diyip kabullenmek gerekir. bu kadar küçük şeyleri dert etmek insanı hasta eder. şükretmeyi öğrenmemiz gerek. bu küçük olmayan şeyler bile insanın olgunlaşması için bir vesiledir.

mustafa ulusoy-dünyanın üç yüzü kitabından bir yeri paylaşmak istiyorum.
"yakınlarda asrın vebası: narsisizm illeti adlı kitabı okumuştum. 'hak iddia etme'nin narsisizmin en temel özelliklerinden biri olduğu psikiyatride ve psikolojide bildik bir meseledir. bu kitaptan ödünç alırsam hak iddia etme 'kişinin özel muamele,başarı ve daha fazla şey hak ettiğine dair duyduğu inançtır.' dünya,hayat, insanlar sanki kişiye borçludur,hak ettiklerini hayat ona vermemiştir. o hep mağdurdur. kıymeti bilinmemiştir. öyle midir?"

yine kitaptan:
"ey insan! kendini kendine malik sayma, sen kendini idare edemezsin , o yük ağırdır. öyle ise beyhude ıstıraba düşüp azap çekme, mülk başkasınındır. dehşet aldığın zaman "mevla"m görelim neyler , neylerse güzel eyler" de , pencerelerden seyret , içlerine girme."

alınan en güzel iltifat

komiteden sonra bi güzelleşmişsin

içerik kuralları - iletişim