casper

Durum: 85 - 0 - 0 - 0 - 10.08.2018 21:13

Puan: 1072 -

1 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

Adı, soyadı/ Açılır parantez/ Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti/ Kapanır, parantez.
  • /
  • 9

kitap satın almak

mutluluk kaynağıdır. ne zaman mutlu olmak istesem yeni kitaplarımı severim.

nasılsın sorusuna kötüyüm diyememek

düşünceli bir davranıştır. çünkü insanları durduk yere endiselendiririz kötüyüm diyerek. niye neyin var noldu yahu? onlara göre asla kötü olmamamız gerekir. "bak ne güzel sağlıklısın her şey yolunda." derler teselli babında. başkasını teselli etmek kolaydır. hadi gelin deneyin. bir kere de kendinizi teselli edin. yok ya iyiyim farkında mısın süperim. hiçbir şeyim yok. sadece içim bomboş ama geçer bunlar,ne zaman geçmedi ki. konu kötüyüm diyememekti. ben de diyemem ama yüz ifadem belli eder kötü olduğumu. o zaman diyemememin de bir anlamı kalmıyor ki anlaşılıyorum şıp diye. rol de yapamıyorum. daha çok çalışmam lazım çooooook.

ha gerçekten kötüysek ve intihar etmek üzereysek (allah korusun) insanları endişelendirirsek iyi olur. sonra kendilerini suçlarlar. konu neden intihara geldi bilmiyorum. (aslında biliyorum. ıntiharlı bi kitap okuyorum.) hoş bi konu değil. allah hepimize sağlıklı hayırlı omür versin. ben de bir daha gece entry yazmayayım.

oy kullanmamak

işi felsefeye dökmeye gerek görmüyorum. oy kullanmak, herkesin yapması gereken bir sorumluluktur. oy kullanmayan, benim fikrim yok,dünya umrumda değil havalarında kendini bilmez kişidir. islam kaygısı olan bir kişi oy kullanmayarak, islam kaygısı olmayan kişileri desteklemiş sayılır kanımca. batılın yanında yer almıyorum,oy da kullanmıyorum diyerek vicdan rahatlatıyordur.

hayatına birini almak

kontrolü kaybetme korkusu olan bir kişi için çok zor olan bir durumdur.güvenli limanda kalma isteği sebebiyle yeni biriyle tanışıp anlaşmak yerine tanıdıklarimizla idare etmek isteriz. yeni biri yeni sorun demektir. düzgün bir psikoloji değil gördüğünüz gibi. yeniliklere açık olmak lazım. o insan sizi yemeyecek ama yiyecek gibi gelir çünkü anksiyeteli birisinizdir. hep kaçarsınız. korkarsınız bilinmeyenden.

tıbbiyeli itiraf

sevgili tıbbiyeli sözlük,bazen nereye ne yazsan fayda etmeyecek bilirsin ama yazarsın işte. yine bir sınav öncesi hiç olmadığım kadar telaşlıyım sürekli ağlamak geliyor içimden. çalışmam gerekirken kendimi yıpratıyorum. bilmiyorum, benim gibi olan var mıdır. içimden çıkamıyorum başarısızlık beni çok korkutuyor ve çalışmama dahi engel oluyor bu korku. okuyan bazı kişilere anlamsız gelebilir. sevinin, siz zorluklarla mücadele etmeyi öğrenmişsiniz ne mutlu size. ben edemiyorum. en azından hayatta kalmaya devam ediyorum bu da bir şeydir diyerek teselli oluyorum. sürünerek ilerlemeye çalışmak hiç ilerlememekten iyi midir bilmiyorum ama çok yıpratıcı onu biliyorum. psikolojiden de nefret ediyorum. ne kadar pozitif olmaya çalışsam da hep başa dönüyorum. içinizi kararttıysam affola.

edit:sınav geçtikten sonra dünyanın sonu olmadığını anlıyorum. (bir sonraki sınava kadar)

yüzüklerin efendisi

kitabını okumadan izlemeyeceğim diye diye bir türlü izlemediğim film serisidir.

negatif insan

negatif düşünce tarzını benimsemiş kişidir. artık onun karakteri olmuştur değiştirmesi için fark etmesi lazımdır. ancak değiştirmek zaman alır. bu kişilerin beyni olaylardaki kötü tarafları görmeye programlanmıştır. çözümü beynimizi tekrar olumlu düşünmeye programlamak. nasıl olacak peki bu? bir videoda izlemiştim.işte beyni tekrar olumlu düşünmeye programlamak için yapmanız gerekenler:

1 tatlı kaşığı bal
1 çay kaşığı çörek otu
bunları karıştırıp her sabah içiyoruz
şaka yaptım bu değil*

21 gün boyunca
-her gün 3 yeni şükredeceginiz bir şeyi yazmanız
-rasgele iyilik yapmak(pozitif hissettiriyor)
-günlük tutmak
-egzersiz
-meditasyon
bahsettiğim video:

yazarların garip huyları

benim niye böyle huylarım yok diye düşündüğüm başlıktır. kitap koklamayı severim, size garip gelir mi bilemiyorum. bir de bazen instagramdaki fotoğrafları çekerken neler yapmışlardır diye düşünüyorum içimden diyalog yapıyorum. mesela:
öyle degil kanka biraz sol yap şimdi kafanı yukarı kaldır ellerini arkaya al gözlerin uzaklara baksın kameraya bakma hah olduu çekiyorum. bence bunları herkes düşünüyordur. bir fotoğrafın nasıl çekildiği de önemli.

bazen çok fena içe kapanmak

normal olsa bile sağlıklı olmadığını düşündüğüm eylem(sizlik). bazen herkese oluyor öyle,her zaman mutlu olup etrafa neşe saçmak zorunda değiliz. kendimizi dinlemeli içimize dönmeliyiz bazen. ancak olumsuz düşünmeden yapmalıyız bunu yoksa depresyona gireriz mazallah. bu döngüyü kırıp farklı bir şeyler yapmalısınız.

hiçbir şeyden mutlu olmayan insan

hayata bakış açısını acilen değiştirmesi gereken kişidir. mutlu olmak da çaba ister. bedavaya mutluluk yok. mutlu olmayı bilmiyor da olabilir,öğrenmesi lazım. nelerden mutlu olur,hayatındaki şükredecek şeyler nedir,düşünüp yazmalıdır.(ödev)

öncelikle şikayet etmeyi bırakmalı. zorlukları oyunun bölümleri gibi görmeli. hayat da bir oyun değil midir? amacımız her bölümü geçip sona ulaşmak. ancak o bölümleri nasıl geçtiğimiz de önemli,tabi o ayrı konu. böyle kişilerin ne yaptıklarını fark etmesini sağlamanız gerekiyor. çünkü o farkında değil. fark ederse düşünmeye başlayacak ve değiştirmeyi düşünecek.(öyle umut ediyoruz) bir şeyden şikayet etmeye başladığında o şeye ondan daha çok şikayet ederek ne yaptığını ona fark ettirebilirsiniz. teselli olmayı beklediği için şaşıracak sonra da fark edecek, o sizi teselli etmeye başlayacak.

ya da kendi ruh sağlığımızı korumak adına çok da uğraşmamak, o kişiyi serbest bırakmak lazımdır.

(bkz:hiçbir zaman mutlu olamayan kişi)
  • /
  • 9

yaşama isteğini arttırabilecek şeyler

kuşları gözlemlemek.

oturduğumuz binanın büyük bir bahçesi var. çevredeki diğer binalarla da iç içe değil. güvercinler,kumrular,kargalar ve martılar yuva yapmak için ağırlıkla bizim bölgeyi tercih ediyorlar. kumrular yuvalarında kullanmak için daha ince ağaç dallarını tercih ediyorlar. bu dallar genellikle eşit uzunluk ve kalınlıkta oluyor. iç güdüsel olarak zarar görmeyeceklerini hissettikleri ve daha büyük kuşların ulaşamayacakları yerleri tercih ediyorlar. bu yer genelde bizim salonumuzun panjurlu penceresi oluyor. zaten onlar için yemleri de buraya koyuyorum. hiçbir şekilde bulgur hariç başka bir besin tületmiyorlar. ne pirinç ne ekmek kırıntısı. çok nadir kepekli ekmek tercih ediyorlar. ağırlıklı olarak çiftleri ile beraberler. biri pencereden uçup giderse diğeri de uçup gidiyor. iletişim kurma konusunda çok başarılılar. pencere kenarında yem bulamadıklarında gagaları ile cama vurmaktan çekinmiyorlar. eğer pencere kenarında biri varsa ona bakarak sanki yem yiyormuşcasına kafasını oynatıyor. kumrular hakkında şimdillk bu kadar gözleme sahibim. gelelim kargalara. kargalar yuva tercihlerini genelde çam ağaçlarının yüksek dallarını tercih ediyorlar. karga yuvalarını ağaçlara bakınca fark etmek çok kolay oluyor. büyük ihtimal devamlı yuvada vakit geçirdikleri için iç güdüsel bir endişe taşımıyorlar. karga yuvası kumru yuvasına göre çok daha büyük. yuva yaklaşık olarak bir hamam tası büyüklüğünde. yalnız karga yavruları oldukça çirkin oluyorlar. bu kadar yuva bilgisi yeter diye umuyorum. gelelim benim açımdan en zevk alıcı bölüme. yavru kuşların uçmayı öğrenmeye çalıştıkları bölüme. çok yüksekte uçmuyorlar. anne kuş ve diğer yavrularla beraberler. uçuş denemelerini sırayla deniyorlar. var olmayan bir daire üzerinde uçuyorlar. defalarca aynı küçük daire çizgisi üzerinde uçuyorlar. özellikle küçük kuşlar çok fazla kanat çırpıyorlar. büyük ihtimal beceriksizliklerinden olmalı. hiçbiri pes etmiyor. dinlenmiyor. durmadan deniyorlar. çok hoşlar. yıl içersinde yaklaşık üç dört kez buraya cinsini bilmediğim bir kuş sürüsü uğruyor. boyut olarak kumru ve serçe aralığındalar. ama gagaları bu ikisinden daha uzun ve kahverengi tüylere sahipler. durmadan cıvıldıyorlar. beraber topluca çıkardıkları ses çok güzel. bunlara denk gelirsem pencere kenarına küçük ekmek parçaları kesip koyuyorum. bir pencere kenarına 10-15 kuş toplaşıyorlar. oldukça tatlılar.

dünya oldukça eşsiz bir yer. ister istemez doğadaki tüm canlıların içinde yaşama isteği var. her bir tür kendi içinde mükemmelliğe sahip. bana kalırsa biz insanlar da öyleyiz. hiçbir şeye sahip olmadan,hiçbir şey yapmadan dahi yaşamanın ne kadar güzel olduğunu fark edebilmelisiniz.

tutunamayanlar

bugün bitirdiğim okuması bir hayli emek isteyen şaheser olarak nitelendirdiğim uzun cümlelere ve mükemmel tespitlere sahip romandır kendisi. selim karakteri özellikle son zamanlarda oblomov'dan sonra beni en çok etkileyen roman karakteri. hayatı ve hayatın çarpıklıklarını kendi adına yorumlayan ve hayata katlanamayan bir adamın hikayesi tutunamayanlar. ufak da olsa hayattan ilgi bekleyen ama bu ilgiyi istediği şekilde hissedemeyen bir adam, oysa bahsettiği gibi kendisiyle ilgilenselerdi her şey daha güzel olacaktı. türkiye'nin küçük burjuva yaşamına da giydirmeden duramıyor roman: " turgut önce bir araba aldı, şimdi de kat almayı düşünüyor. " aslında bu kısa cümle bile bir çok şeyi öğretiyor bizlere. mal mülk takıntısı bir yerlere gelmek için çabalama isteğini yargılıyor.

üzerine çok fazla yazı yazabileceğimiz bir romandır. uzun uzun analiz edip üzerine birçok yazı yazabileceğimiz çok kapsamlı toplumsal analizler içeren bir roman tutunamayanlar. anahatlarıyla bile anlatmaya çekiniyor açıkçası insan çünkü birkaç paragrafa sığdıramayacağımız bir derinlik ve analiz var bu romanda. bu arada bu romanın türkiye'de çok okunduğunu düşünmüyorum çünkü okuması dediğim gibi bir hayli zor. umarım sizler de okuyan tarafa geçersiniz.

" canım selim; hep oynayabilseydik bu oyunları. biraz olsun dinlenseydin arada. durmak bilmeyen kafanı rahat bırakıp kuvvet toplasaydın biraz. kim dayanabilmiş ki sürekli? en basit insanların bildiği bu gerçeği nasıl göremedin? bu sayfalarda yaşadığını görüp, öldüğüne nasıl katlanabileceğim? bu acıya dayanmak için bir yol göster bana. parmaklarının bütün gücüyle bileğini sıktı. okumalıyım, bilmeliyim, okumalıyım. işin içine girmeliyim; kendime acı vermek pahasına. ellerini yanaklarına bastırdı, okumaya başladı: "

balgam

beyaz mukoid balgam:kronik bronşit ve astımda
köpüklü sulu balgam:pulmoner ödem ve bronkoalveoler kalsinomda
yeşil kahverengi pürülan balgam: akciğer enfeksiyonlarında görülür.

sözlüde verilen efsane cevaplar

anatomi pratik sınavımız var ama nedendir bilinmez ben çalışmadım.
neyse hocam sağolsun içeri çağırdı beni.foramen ovaleyi göster diye sordu.
bende şöyle baktım iskelete aha dedim bu olabilir.
hocam dedim şurası.gösterdiğim yerde direk bacaktan bir yer.
hocamız dediki bomba gibisin maşallah daha soru sormaya gerek yok zehir gibisin.foramen ovale içinden geçen yapıyı sorsam direk bilirsin ama olsun sen genede söyle dedi.düşündüm düşündüm ders arasında bildiğim bir damar var onu diyeyim bari diye bende çölyak arter mi dedim.
hocamız kalktı ayağa ve alkışladı ben böyle öğrenci görmedim inanılmaz dedi.bende gülüyorum pişkin pişkin ne bileyim gerçek sandım asdsafdsgdsg
neyse sonuç -4 puan

sakarya’da vahşet

yüreğim artık dayanmıyor dediğim olay. ne kadar küfür etsem de, vicdanım rahat değil. yapan pisliklerin cezasını verebilecek hiçbir devlet yok umarım acı çeke çeke geberirsin..

dipnot; hayatını kaybetmiş.. sinirden kendime zarar vereceğim yav.. bir bulsam geberteceğim pisliği

https://www.google.com.tr/amp/www.hurriyet.com.tr/amp/yavru-kopegin-bacaklari-ve-kuyrugunu-kesip-orma-40867735

içinizi dökme defteri

iyi hissetmek çok güzel bir şeymiş. iki yıla yakın kötü hissediyordum, mutsuz ve karamsar. arada bir bazı şeylerden zevk alabilsem de onlar gerçek değilmiş. birkaç gün önce bunca zamandır gediğine oturamayan düşüncelerim ve hayatım hakkında bir yere ulaştım. çok garip bir şekilde düşünerek bir noktaya vardım ve depresyonum ve anksiyetem geçti. ellerim titremiyor. bu kadar mıydı çözüm? psikolojimiz gerçekten çok ilginç. düşünerek bir noktaya ulaşıyorum ve hastalığım geçiyor. hayattan bu kadar haz duymamıştım hiç. bazen aşırı haz aldığım oluyordu ama bu farklıymış gerçekten. pencereden dışarı bakmak bile iyi hissettiriyor. önceden mutsuzluk+mutluluk olduğundan mutluluk veren şeyler tam tat vermiyormuş. şimdi nötr olunca haliyle daha iyi hissediyorum. mutluluk gerçekten de mutsuz olmama durumu. kıymetini bilmek gerek. bu süreçten bir daha geçmeyeceğim değil tabii. bu süreçler ciddi manada insanın gelişimini etkileyen şeyler. dönüm noktaları bunlarla karşılaştırıyor insanı.

psikiyatriste gitmediğim için mutluyum. antidepresanla çözecektik muhtemelen ama ben gelişemeyecektim.
hadi bakalım *

tıpçı olmayanın bilmediği gerçekler

doktorların da insan olduğu

tıbbiyeli itiraf

bugün sevilmek istedim.artık hayatımda kendimi ona koşulsuz, önyargısız anlatabileceğim biri olsun istedim.beni anlayan, dinleyen.. sonra beni sevmeyen herkese tek tek kırıldım, onlara verdigim değerin karşılığını hiç alamadığımı fark ederek, kalabalıklar içindeki yalnızlığımı bir kez daha anımsayarak.

tıbbiyeli itiraf

o beni duymuyor, görmüyor, anlamıyor.ben ona uçsuz bucaksız bir deniz sunmuşken o suyu sevmiyor sanki.denizi sevmiyor,görmüyor. beni bu gereksiz büyüklükten çekip çıkartamıyor.asla bir gerçeklikte buluşamıyoruz.ben bu büyük hayallarimde boğulurken o denizi bile farketmiyor..

yazarların garip huyları

küçükken parmaklarıma insanmış gibi tiyatro yaptırırdım. serçe parmağım genellikle çocuk rolünü oynardı diğerleri değişirdi. saçmalardım kendi kendime

Toplam entry sayısı: 85

lut'un kızlarıyla yatmış olması

hiç görmediğin birine bağlanmak

tanımadığı kişiye değer verip aslında verdiği değeri seviyordur bu kişiler. onu keşfetmiş onu anlamış hissediyordur. bu duygu ne kadar yoğunsa o kadar bağlanır bir taraf. eğer onu bir yerlerden takip ediyorsa fikirleri de ona uyuyorsa kendine ne kadar benzediğini görür ve daha çok bağlanır. çünkü insan kendisine benzer kişilerden hoşlanmaya meyillidir. biraz da hayalperest olurlar. karşılarındaki kişiyi gözlerinde büyütürler,sanki o mükemmel ve ideal biriymiş gibi düşünürler.

bu bağlılık nasıl başlar? stalk ister istemez sosyal medya kullanan herkesin farkında olmadan dahi yaptığı bir şey oldu artık. insanlar sürekli birbirlerini takip etme zorunluluğu hissediyor. o ne yapmış bu neredeymiş kim kiminle nerede ve nasıl...merak duygusu tatmin edilmek isteyen bir duygu ve bağımlılık yapıyor. bir kere merak edince sonu gelmiyor. ışte bu birine olan bağlılığın başlangıcı küçük bir merak ve stalk ile oluyor.

diyelim ki twitterdasiniz aniden güzel bir tweet çıktı karşınıza. aa bu kimmiş diyip profile tıkladınız. derken bütün tweetleri okumaya başladınız. o kişiye karşı bir ilgi oluştu sizde. yazdıklarında kendinizi buldunuz. "cidden ben de böyle hissettim. ne kadar da çok ortak yönümüz varmış."dediniz. sonra o kişinin fotoğrafını gördünüz. tipi de bana uygun aslında hoş biri ya diye düşündünüz,ilginiz gittikçe artıyor. tanımadığınız bu kişiyi bir anda tanıyormuş gibi hissettiniz. belli bir süre sonra sürekli onu takip etmeye başlayacaksınız. eğer kendinizi kontrol eder de stalkı bırakırsanız ilginiz geçer merak duygunuz söner. ama genelde böyle olmaz. devamı meçhul...

tanışmak istenen tıbbiyeli sözlük yazarları

kendimi görünce şaşırdığım başlıktır. *
uzunyolunyolcusu
youknowwho
hayâlkâr
sahsimuhterem
batikon
sterilenjektor
hayatperest
hengâme
birgariptipci

yorgunluk

bugün beni ağlatan durum. insan hiç yoruldum diye ağlar mı? ağlıyormuş valla eve gelince baya salya sümük ağladım.

olur gibi olup olmaması

insanı hayal kırıklığına uğratan küçük olumsuzluklardır.her şey sadece bizim çabamıza bağlı gibi davranıyoruz. o kadar çalıştım niye olmadı? bunu sormak yerine elimden geleni yaptım ama olmadı diyip kabullenmek gerekir. bu kadar küçük şeyleri dert etmek insanı hasta eder. şükretmeyi öğrenmemiz gerek. bu küçük olmayan şeyler bile insanın olgunlaşması için bir vesiledir.

mustafa ulusoy-dünyanın üç yüzü kitabından bir yeri paylaşmak istiyorum.
"yakınlarda asrın vebası: narsisizm illeti adlı kitabı okumuştum. 'hak iddia etme'nin narsisizmin en temel özelliklerinden biri olduğu psikiyatride ve psikolojide bildik bir meseledir. bu kitaptan ödünç alırsam hak iddia etme 'kişinin özel muamele,başarı ve daha fazla şey hak ettiğine dair duyduğu inançtır.' dünya,hayat, insanlar sanki kişiye borçludur,hak ettiklerini hayat ona vermemiştir. o hep mağdurdur. kıymeti bilinmemiştir. öyle midir?"

yine kitaptan:
"ey insan! kendini kendine malik sayma, sen kendini idare edemezsin , o yük ağırdır. öyle ise beyhude ıstıraba düşüp azap çekme, mülk başkasınındır. dehşet aldığın zaman "mevla"m görelim neyler , neylerse güzel eyler" de , pencerelerden seyret , içlerine girme."

eleştirilince içe kapanmak

eleştirinin doğru olup olmadığını düşünürken kişinin kendisini yargılamasıyla oluşan üzüntülü ruh hali sonucu yaşanan durum.

tıbbiyeli itiraf

yaklaşık 1 haftadır ders çalışmıyorum. bunun getirdiği vicdan azabı ve endişe katlanarak artıyor ama bende tık yok. sanırım fazla endişe insanı hareketsiz bırakıyor.

lut'un kızlarıyla yatmış olması

pantolon giyen kaş aldıran üniversiteye giden kadın

tanım yaparak bir kalıba sokmak istemediğim kadındır. kimse kimsenin içini bilemez ve herkes de günahkardır. kimse cehennemde yanmayacağını iddia edemez sadece yanmamayı isteyip, ümit edebiliriz. hepimizin yanlışları var,kimse mükemmel değil. allah bilir biz bilemeyiz. ancak doğru olanı yapmaya çalışabiliriz. doğru olanı da herkes araştırıp öğrenebilir.

hiçbir zaman mutlu olamayan kişi

genelleme yapan,olumsuzlara odaklanan,şükürsüz ve şuursuz kişidir.

oy kullanmamak

işi felsefeye dökmeye gerek görmüyorum. oy kullanmak, herkesin yapması gereken bir sorumluluktur. oy kullanmayan, benim fikrim yok,dünya umrumda değil havalarında kendini bilmez kişidir. islam kaygısı olan bir kişi oy kullanmayarak, islam kaygısı olmayan kişileri desteklemiş sayılır kanımca. batılın yanında yer almıyorum,oy da kullanmıyorum diyerek vicdan rahatlatıyordur.

tıbbiyelinin gitmek istediği ülkeler

mekke,medine
ispanya,nam-ı diğer endülüs.

sözlüğün sıkıcı olması

sadece sözlük mü sıkıcı yoksa biz mi yoksa hayat mı? eğlenceli mi olması gerekiyordu? diye sorgulatan başlıktır.

olur gibi olup olmaması

insanı hayal kırıklığına uğratan küçük olumsuzluklardır.her şey sadece bizim çabamıza bağlı gibi davranıyoruz. o kadar çalıştım niye olmadı? bunu sormak yerine elimden geleni yaptım ama olmadı diyip kabullenmek gerekir. bu kadar küçük şeyleri dert etmek insanı hasta eder. şükretmeyi öğrenmemiz gerek. bu küçük olmayan şeyler bile insanın olgunlaşması için bir vesiledir.

mustafa ulusoy-dünyanın üç yüzü kitabından bir yeri paylaşmak istiyorum.
"yakınlarda asrın vebası: narsisizm illeti adlı kitabı okumuştum. 'hak iddia etme'nin narsisizmin en temel özelliklerinden biri olduğu psikiyatride ve psikolojide bildik bir meseledir. bu kitaptan ödünç alırsam hak iddia etme 'kişinin özel muamele,başarı ve daha fazla şey hak ettiğine dair duyduğu inançtır.' dünya,hayat, insanlar sanki kişiye borçludur,hak ettiklerini hayat ona vermemiştir. o hep mağdurdur. kıymeti bilinmemiştir. öyle midir?"

yine kitaptan:
"ey insan! kendini kendine malik sayma, sen kendini idare edemezsin , o yük ağırdır. öyle ise beyhude ıstıraba düşüp azap çekme, mülk başkasınındır. dehşet aldığın zaman "mevla"m görelim neyler , neylerse güzel eyler" de , pencerelerden seyret , içlerine girme."

alınan en güzel iltifat

komiteden sonra bi güzelleşmişsin

içerik kuralları - iletişim