daisy

Durum: 817 - 2 - 0 - 0 - 30.08.2019 20:48

Puan: 8550 -

2 yıl önce kayıt oldu. ikinci nesil yazar.

ofansif, sana dusman, ona dusman, kendine dusman
  • /
  • 82

tıbbiyeli itiraf

bi rotasyonun daha sonuna geldim.. son nobetimi tuttum ve abilerime veda ettim.. evet yine ayni hastanedeyiz belki bi kat asagida olacagim belki bi kat yukarida, ama yine de eskisi gibi olmayacak iliskimiz.. baslarken alisamam diye cok korkmustum, beni sevmezler diye.. benden oncekileri cok sevmisler diye kiskanmistim.. simdi de ben onlari cok sevdim ve benden sonra gelecek olanlari da cok severler diye kiskaniyorum.. abilerimi ve ablalarimi paylasmayi sevmiyorum ya.. evet ilk intorn degildim ve son intorn de olmayacagim.. ama o 1-2 aylik surecte ben goz onundeydim, simdiyse "burdan gitsen bile arada ugrarsin" diye yollanan diger intornlerden bi farkim yok.. bu durum beni cok uzuyor be sozluk..

mezuniyetin hüzünlü bir şey olması

okuluma 5 senedir kendimi hic ait hissetmemistim ve bir an once mezun olsam da kurtulsam diyordum. taa ki simdiki rotasyonumda son nobetimi bitirene kadar. son nobetimde asistan abilerimle bi daha cok az karsilasicam diye hungur hungur agladim. muhtemelen mezun olurken de ayni kisiler icin cok daha fazla gozyasi dokecegim. okuluma hala kendimi ait hissetmiyorum ama icinde orayi guzel kilan asistan abi ve ablalar sayesinde biraz alistim.

tanim: bi turlu sevmeseniz bile okulunuzla ilisiginizi keseceginizi, bir gun ozleyeceginizi bildiginiz icin daha da huzun veren durum.

tıbbiyeli itiraf

haftasonlari ya nobetciyim ya nobet cikisi. kendi yatagimda 11-12lere kadar uyumayi ozledim. daha 1 ay bile olmadi. nasil alisicam yahu? beele intornlugun icine soxam.

tıbbiyeli itiraf

intornlugun 4. gununu bitirdim.
tek bi sey soylicem:

intornluk=in situ karsinom

edit: bi sey daha:

uyumsuz staj arkadasi=kanser

tıbbiyeli itiraf

yarin geri kalan hayatimin ilk gunu.. intorn oluyorum.. sinirler gergin..

yaşar

en çok sevdiğim pop sanatçılarından ikincisi. * esirinim, cezayir menekşesi, on bir ay, birtanem, kumralım, şarkılar güzelse hala, hayırdır inşallah, aldanırım gibi çok güzel şarkıları var. dinledikçe kendinizi yaz aylarında hafif rüzgarlı, deniz kenarında bir yerlerde hissettiriyor.

başarısızlığından haz alan akrabalar

"başarısızlığınızdan haz alan akbabalar"

(bkz:yaran yanlış anlamalar)

ee bi nevi akbabalıktır.

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

"bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"

"bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler..."

eylemlerin vazgeçilmez şiirlerinden biri. eylem alanında, yumruklar havada duyunca insanın tüylerini diken diken eder.

ezhel

'güneşi gülüşüne nasıl sığdırdın' reis. sen olmasan insta yorumlarının boynu bükük kalırdı.

yirmilik diş

anarşik bi tanesinden bugün kurtulabildiğim diş. o kadar uzun bi kökü varmış ki alttaki diş etime vura vura orayı da mahvetmiş hatta dişin izi çıkmış üstünde.
evet yirmilik dişime akrostiş yaptım. o kadar bağlanmışım ki..

yirmi yaşında çıkar dediler
insanı ağrısından mahveder
rahat uyku yerine keder
malesef çekilmeli bu dişler
ilk başta acısızdın
lakin vurdu ağrısı ansızın
içimde bi şeyler koptu gitti ama
kurtuldum senden diş sızım
  • /
  • 82

susamam

rap müzikten ve yeni nesil rapçilerden hiç hoşlanmasam da şanışer'in birçok rapçiyle yaptığı bu 15 dakikalık şarkı bana olmuş dedirtti. deniz tekin ve hayvan hakları kısmında gözlerim doldu, neredeyse ağlıyordum.

birini son defa görmek

peki o an onu son defa gördüğünü bilmemek?

tıbbiyeli itiraf

bazen etrafımdaki insanların dertlerini dinlediğim zaman, keşke benim dertlerim de bunlar gibi olsaydı diyorum. yaklaşık 1 yıldır yaşayan bir ölü gibiyim, şu anda da en içten duygularımla hiç doğmamış olmayı dilerdim. bu şekilde yazdığımda arabeske bağladığımın farkındayım ama benim için gerçek bu. hayatımda birşeyler ciddi anlamda kötü gitmeye başladığı günden itibaren her geçen günüm daha kötü, daha acı verici hale geldi. en kötüsü de bu durumu düzeltebilecek hiçbir çaremin olmaması, hayatım ellerimin arasından kayıp giderken hiçbir şey yapamamak. bu karanlıktan aydınlığa çıkabilecek miyim bilmiyorum ama çıksam bile eski ben olamayacağımı çok iyi biliyorum.

idam cezası istemeyen insan

idamın suç azaltıcı etkisine inanmayan ve ülke yönetimi tarafından kötüye kullanılacağını düşünen kişidir.

mecburi hizmete gidecek hekimlere tavsiyeler

önce bu kararı verdikleri için sevineceklerini umuyor ve gittikleri yerlerde kötü bir anı yaşamadan mesleklerini eda etmelerini ümit ediyorum.

verilen bu karar zaten yeterince saygıyı ve takdiri hakediyor. gidin, çalışın, para kazanın ve itibar görün.(umarım herkes için böyle olur, ben çalıştığım yerde şükür ki fazlasiyla saygı gördüm)

arkadaşlarınız sizden önce uzmanlık kazanmış olabilirler, rahat ve emin olun ki yaşadığınız tecrübeyi daha sonra kazanma fırsatınız hic olmayacak. bu yüzden altın değerinde. mecburi hizmet sırasında çok zorlanmadan para kazanma fırsatınız da olabilecek. rahat edeceksiniz. bu dönemde en tehlikeli şey rahata oldukça alışmaktır.

para herkes için önem taşıyor bu kesin. ancak bana sorarsanız -çok sıkıntılı bir süreç içinde olanlar hariç- parasını düşünmeden önce çalışabileceginiz yerler adına ufak bir çalışma yapın. mesela ailenizin yaşadığı yere yakınlık, uzmanlık için kursa gidecek iseniz aradaki mesafe, şehrin ya da ilçenin ekonomik durumu vs. gibi önemli konuları araştırın. kaba hesapla nüfus/100 günlük gelecek hasta sayısının asgari rakamıdır. aklınızda bulunsun.

#2700 nolu entrydeki cümlelere aynen katılıyorum. belki şu eklenebilir: lojman varsa bir an önce başhekiminize ya da mesul kimse ona belirtin. haberleri olsun.

büyük iller ve nüfusu kalabalık yerler hariç, genellikle ilçelerde uzman ve bt,usg gibi tetkikler hatta bazı kan tahlilleri bile bulunmayacak. (çalıştığım yerde troponin ve biyokimya bakılamıyor, hatta bir ara hemogram bile bakılmıyordu) bu ne demek: büyük ilçede çalışırsanız elinizin altında birçok imkan olur ve hastayi uzmana danışabilirsiniz. bt yorumlama adına bir bilginiz olur. büyük yerde pişersiniz. bakış açınız daha geniş olur. öte yandan hasta sayınız aşırı olur, bazen hasta sevketme durumu sizin için sıkıntılı olabilir.(onunuzde mi geçiren hastayı tutmak zorunda olabileceğiniz gibi) ayrıca ne yazık ki bazı uzman hekim arkadaşlarınızın gereksiz hakaretlerine maruz kalabilirsiniz. bunlar sizi üzmesin. her tarafta böyleleri var ne yazık ki.
benim gibi daha küçük yerde çalışacak arkadaşlar için şunu diyebilirim; hasta sayınız görece daha az olacak, nöbet daha rahat geçecek. benim bunlar içinde en önemli kazanım olarak gördüğüm ise, hastayla daha çok konuşarak ve muayenenizi daha düzgün yaparak sanatinizi geliştirebileceksiniz. baktığınız bazı hastaları unutmayacaksınız. (örneğin lityumun yan etkilerini -hipotiroidi, d.insipidus, tremor, renal hasar- hepsini birden tek bir bipolar hastamda görmüştüm. ve hala unutmadım. bence bunun için en önemli faktör hastayla geçirilen zaman. daha büyük merkezlerde maalesef hastayı sorgulamaya fırsat kalmayabiliyor.) öte taraftan bazen öyle an gelecek ki imkanların olmayışı sizi çok zorlayacak. ekg si normal bir hastayı troponin bakamadan tutmanız gerekecek. belki tutamayacaksınız. hemogram, biyokimya zaman zaman bakamayacaksınız. müşahede 8 10 hasta için müsait iken belli dönemlerde 200 250 hastayı entegre şartlarında değerlendirmeniz gerekecek. direkt grafi çeken arkadaş kalifiye olmayabilecek.

son olarak, belirtmeden geçemeyeceğim şey; size danışan, size hasta getiren ya da hastanızı sevkettiğiniz doktor adına mümkün olduğunca kötü yorumda bulunmaktan kaçının. meslektaşınızı koruyun. kimsenin hakkında kötü konuşmayın, sizi rencide etmediği sürece.

umarım hakkınızda hayırlısı olur.

bir diğer entryde de (ebkz: #954) benzer konulardan bahsetmiştim. biraz uzun oldu. sorry.

mecburi hizmete gidecek hekimlere tavsiyeler

şu tavsiyelerdir:
1)acilleri yazmanın avantajları şunlar i)yoğun olacağınızdan başka yere görevlendirilme şansınız düşüktür, sıkıcı bürokratik işlerle uğraşmazsınız ii)klinikten soğumayıp vaka görmüş olursunuz, hekimliğinizi geliştirirsiniz iii)nöbet aralarındaki boşlukları tus çalışmakta kullanabilirsiniz.
2)tsm'ler genelde hafta sonları olan 9-5 memur gibi işe gidilen yerler olarak bilinir. buna rağmen duyduklarıma göre bir tsm'nin her zaman rahat bir çalışma yeri olması garanti değildir. özellikle il merkezindeki tsm'lerde yedek gibi kullanılıp kendinizi vilayetin en ücra köşesindeki sonuçta yine acillerde nöbet tutarken bulabilirsiniz. bir de 112 ve erkeklerin yazabildiği askeri birlikler var. ama bunlar hakkında bilgim yok.
3)tus'u bir sene içinde halletmeyi düşünüyorsanız, sırf finansal nedenden sözleşmeli hekim kadrosuna geçmeyin. bırakın 657'li olarak kalın. çünkü olur da artan nöbet yükü ile ders çalışamadığınız için istifa etmeniz gerekirse sözleşmeli'de süreç daha çetrefilli işliyor diye biliyorum. 657'de ise kolaydır, bir dilekçeye bakar.
çalışırken;
4)hastaları zihinde triaj edip kategorize edebilirsiniz. mesela kendi kafamda ben şöyle yapardım: (i) burun akıntısı, hapşırık gibi şikayetlerle gelen gerçek yeşiller (%60-70), (ii)karın ağrısı, baş ağrısı, uyuşma hissi gibi ciddiyetini araştırmadan kestiremediğimiz yeşiller (%10-20) ve (iii) adliler ve göğüs ağrısı gibi sarılar (%10-15) ve (iv)trafik kazası/cpr/kırmızılar (%1-5). bunlara değişik yaklaşımları kıdemlilerinizden öğrenin. sormaktan çekinmeyin, absürd de olsa sürekli sorun. bir kağıda hızlı order formülleri yazın.
5)acilde çalışıyorsanız 112 ile iyi pazarlık edin. orada da bizim arkadaşlarımız çalışıyor ve ildeki tüm aciller sevk için arıyor. 112'deki arkadaşlarımız da il merkezindeki acil ve diğer uzmanlarla durumu görüşüyorlar. ondan sevk edilmesi gerektiğini düşündüğünüz bir hastayı iyi anlatın ki onlar da iyi aktarsın ve sevk kabul edilsin. sevk bazen önemlidir ve hayat kurtarır. nörolojik semptomlara, svo şüphelerine dikkat. ilçelerde genelde anjiyo olanakları olmaz, bundan troponin ve ekg sonuçları akut mi lehine olanlar sevk edilir. dolayısıyla bunları atlamamak gerekir.
6)adli raporları iyi tutun. illa bir kalıp halinde yazmak gerekmiyor. ama tarih ve zaman ile olayın geçtiği yeri kısaca bahsederek iyi aktarın. ama hep "böyle böyle dedi" şeklinde anlatın. direkt siz görmüşsünüz gibi değil. olanları sade ama resmi bir dille anlatın. siz kanun adamı veya polis değilsiniz. sherlock holmes da değilsiniz. yanlı bir dilden kaçının. muayene ettiğiniz kişiler sizi yönlendirmeye çalışabilir. muayene bulguları ile ilgili siz sadece gördüğünüzü yazacaksınız. sonuna da basit tıbbi müdahale ile giderilip giderilemeyeceğini ve hayati tehlikesi olup olmadığını eklemek gerekiyor. ayrıca kimseye "cezaevinde kalabilir" gibi bir rapor düzenlemeyin. uzmana gösterilecek deyin.
7)inatçı ve şiddet eğilimli insanlara kızıp bağırmayın. genel anlamda bunlara karşı sakince sürekli kanunlardan ve sağlık bakanlığının prosedürleri gereği davrandığınızdan bahsedin. kimisi evde bakmaktan usandığı, uzun süre stabil durumda ve yatalak olan hastasını (ne yazık ki annesi, babası oluyor bunlar) direkt karşınıza getirerek bunu "sevk et veya yatır" diye gelecektir. genelde bir endikasyon bulunmaz zaten. bunun mümkün olmadığını gerekirse sizi destekleyen güvenlik görevlisi veya diğer doktor arkadaşınız vb. gibi birkaç şahidiniz ile sakince anlatın.
8)poliklinikte halledilecek sorunları olanları poliklinik önererek taburcu edin. acil şartlarında yardımcı olamayacağınızı anlatın.
9)hep kibar olun. bence bi abi tavsiyesi giyinişinize özen gösterin. bence erkek iseniz tıraş olup gün içinde gömlek-kravat giyin-akşam scrubsa geçin. kızlar saçlarınızı toplayın. herkes önlüğünün önünü iliklesin. pantolon ütülü, ayakkabılar gündüz boyalı olmalı, gece ise nöbet terliği giyilebilir tabii.
10)kendinizi acile fazla kaptırmayın. sonuçta orası yıpratıcı bir yerdir. yıllar acilde çalışmakla geçmez. uzmanlık düşünüyorsanız tus çalışmayı ihmal etmeyin. tus düşünmüyorsanız boşalan kadrolardan pratisyen aile hekimliğine geçmeye çalışın (bu da iyi bir seçenek).
11)arkadaşlarınızla iyi geçinin. doktor doktorun kara gün dostudur. haydi bakalım.

tıp fakültesi hayatının minik özeti

likya yolu

fethiyeden başlayıp antalyaya kadar uzanan, tarihi yapıların doğayla ic içe geçtiği şu an fotoğraflarına bakmaya doyamadıgım yürüyüş yolu. 535 kilometrelik bu yol, ölmeden önce gitmem gereken yerler listesinde yer alıyor. umarim şu entry bir gün kendi çektiğim bir fotoğrafla editlenir.

yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek

"mücadeleli hayattan şu sırrı anladım ki ben ölüm didinmelerin sükuta inkılabıdır." sözünde geçen mücadeleyi yaşayan ve idrak edebilenlerin şiiri. adnan yücel'e ait.


aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte,  yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
saraylar saltanatlar çöker kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde leylaklarda güler.
bugünlerden geriye, bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...
şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek, imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

iyi bir yorumu için:

içeride 9 ay yatmak

tatmadığım durum. ben altı aylıkken af çıkmış.

Toplam entry sayısı: 817

günün sözü

ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır.
(bkz:nietzsche ağladığında)

iz bırakan kitap cümleleri

"insanlar mezarlara neden çiçek koyar? mezardaki çiçeği sulamaya kimse gelmediğinde gidenin de hatırası unutulmuş demektir. insan kalbi durduğunda ölmez, çiçeği solduğunda ölür."

noldu ya foton gitti

inci kadribegic

"trakya üniversitesi tıp fakültesi birinci sınıf öğrencisi iken hücre konusunda çalışmak için tam 193 laboratuara başvuru yaparak reddedildi ve pes etmedi. yaptığı 194. başvuru ile koç üniversitesi tıp fakültesi’nde kök hücre çalışmalarına başladı. akabinde mıt david koch cancer ınstitute de kök hücre çalışmalarına katıldı. 2012 nobel fizyoloji ödüllü dr. shinya yamakana’nın kurucusu olduğu (cıra)-kyoto üniversitesi 2016 yaz stajı seçmelerine katılarak dünya çapında yapılan binlerce başvuru arasından ilk 16’ya kadı ve tam burslu kabul edilen ilk türk tıp fakültesi öğrencisi oldu. çok sayıda ulusal ve uluslararası kongrede konuşmacı ve moderatör olarak yer alarak, ödüller aldı."

trakya universitesinde tip okuyan ve azmiyle takdirimi kazanmis ablamiz. kendisini selpak'in "on yargilari silelim" reklaminda gorunce baya sevindim. dilerim bi gun kendisiyle karsilasma sansim olur.

yabancı damat

2004 yapımı, biri türk biri yunan iki gencin hayatlarını anlatan sıcacık dizi. bir dilim gaziantep baklavası, bir gökhan kırdar şarkısı, bir yunan sirtakisi adeta.

4. sınıftaydım, hayat çok daha güzeldi ve ben niko'ya inceden yanıktım. büyüdük, her şey değişti, niko'ya hayranlığım hariç.

necdetersoz

adi ve soyadi ile nick almasi bana sanki surekli takim elbiseyle dolasiyormus izlenimi yaratiyor.

birine kibarca gerizekalı demek



biricik yuksek islevli sosyopatim sherlock biraz kaba ama olsun.

mektup arkadaşlığı



akla yukardaki umut sarikaya karikaturunu getirmistir.

tıbbiyeli itiraf

hickimsenin en yakin arkadasi degilim be sozluk, en yakin uc arkadasim vardi hepsini kaybettim. kimse bi yere giderken ay daisy de olsun o cok sever diye dusunmuyor, kimse benle okul dersler disinda konusmuyor, hicbir yere davet edilmiyorum, kimsenin instagram fotografinda iyi ki varsin diye kalpler koydugu biri degilim. bazen oyle cok imreniyorum ki.. benim en iyi arkadaslarim ders slaytlarim ve fosforlu kalemlerim sanki.

noldu ya foton gitti

kadir mısıroğlu


fazla soze gerek yok bence.

iyi parti

nedense ismi bana sönükmüş gibi gelen, başında bir kadın genel başkan olması açısından takdir edilesi ancak mhp'den çok bi farkı olduğunu zannetmediğim için benden oy alamayacak yeni parti.

ekrem imamoğlu

hayal kirikligina ugrayan bi nesli elinden tutup kaldirmistir. aslinda kendisini gic tanimiyodum, son secimden sonra umudum da yoktu pek ama istanbullu olmasak bile cb secmisizcesine mutlu hissettirdi. tesekkurler..

mavi tik

karsidaki mavi tiki kapatmissa ve yazdiginizi okuyup okumadigini anlayamiyorsaniz karsi tarafa ses kaydi yollayin. eger ses kaydini acarsa mavi tik oluyor. #iyibilgi

tıbbiyeli itiraf

yeniyil arefesinde regl oldum yav. millet rengarenk isikli cam agaclarinin storysini atarken ben sicak su torbaminkini aticam galiba. alacaginiz olsun caggnim overlerim, cagggnim uterusum.

içerik kuralları - iletişim