dexterity

Durum: 1431 - 8 - 0 - 0 - 09.02.2019 13:58

Puan: 16771 -

3 yıl önce kayıt oldu. birinci nesil yönetici.

Stabil, persistan, permanent.
  • /
  • 144

alparslan türkeş üniversitesi

cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan tarafından bugün yapılan açıklama ile adana bilim ve teknoloji üniversitesi'nin yeni ismi.

bilabedel

bilâ-bedel yani bedelsiz, bedava, ücretsiz anlamı olan osmanlıca kökenli sözcük.

bilâ arapçada "-siz" eki olup kelimenin başına eklenirmiş.

dr. ismail cem temel

konya seydişehir devlet hastanesi'nde kulak burun boğaz uzmanı olarak görev yaparken bugün vefat eden meslektaşımız.

girdiği ameliyatların sonrasında odasında istirahate çekilen temel, hastane temizlik görevlisi tarafından odasında ölü olarak bulunmuş. bel fıtığı nedeniyle serum da verilmiş kendisine. 32 yaşında.

eşi de cildiye uzmanı imiş. allah eşine ve yakınlarına sabır versin.

edit: bugün de 100'den fazla hasta muayene edip, 5 de ameliyat yapmış.

kaynak:
http://m.milliyet.com.tr/konya-da-doktor-hastanedeki-gundem-2818784/

hilmi bilgin

ak parti eski sivas milletvekili, 2019 belediye başkanlığı seçimlerinde sivas belediye başkan adayı.

sivas milletvekili ismet yılmaz tarafından kendisine oy vermenin mahşerde beraat belgesi olacağını söyleniyor.

kendisine oy vererek sandık çıkışında yetkililerden beraat belgenizi almanızı unutmayın *.

akp'ye oy vermenin mahşerde beraat belgesi olması


sivas milletvekili ve eski savunma bakanı ismet yılmaz tarafından söylenen söz.

ismet yılmaz tam olarak diyor ki "hilmi beye vereceğiniz oy yarın ruz-i mahşerde beraat belgelerinizden biri olacak". hilmi bey yani hilmi bilgin de ak parti sivas belediye başkan adayı, eski sivas milletvekili. sivas'ta yaşadığım yıllarda ne sivas'a ne de sivaslıya faydası olmuş biri.

gerçekten bu akıl tutulması karşısında hayret etmemek elde değil allah adına böyle bir açıklama yapma haddini nereden alıyor insanlar. eğer ak partililer gerçektem samimi ise başta cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan olmak üzere ak parti yetkililerinden konu ile ilgili açıklama ve ismet yılmaz hakkında da soruşturma açılmasını bekliyorum.

nicolas maduro moros

tam adı nicolás maduro moros olan, hugo chavez'in halefi olan venezuela'nın koltuğu tehlike altında olan devlet başkanı.

aralık 2015'te yapılan seçimlerde muhalefetin büyük çoğunluk ile parlamentoyu ele geçirmesinden sonra, mayıs 2018'deki muhalefetin boykot etmesi nedeniyle %46'lık bir katılım ile tekrar devlet başkanı seçilmişti.

2 gün önce ulusal meclis başkanı juan guaido maduro'nun başkanlığını tanımadığını ilan ederek kendi devlet başkanı ilan etti.

maduro'nun cumhurbaşkanımız recep tayyip erdoğan ile de yakın dostluğu bulunuyor.

ayşen gruda



tedavi gördüğü hastanede bugün hayata gözlerini yuman yeşilcam'ın usta oyuncusu.

bir bir yaşayan efsaneleri kaybediyoruz. en çok şener şen ile çift olduğu filmlerini izlemeyi severdim.

vizitte davar gibi yayılan hasta yakını

daha çok adab-ı muaşeretten bihaber 20-40 yaş arası hasta yakınlarında gördüğüm, eğitim düzeyi ile alakasız davarımsı eylem.

vizit yapmak için hasta odasına girersiniz. bir bakarsınız lakayıt bir hasta yakını davar gibi yayılmış koltuğa, doktor mu gelmiş kim gelmiş hiç istifini bozmadan bir toparlanma ihtiyacı bile duymadan yatıyor. elinde telefon, hastası ile ilgisi yok. soru sorarsın mal gibi suratına bakar, telefon konuşmasına bile ara vermez, hastası zerre umrunda değil.

eli öpülesi yaşlılarımız ise bırakın hasta yakını olmayı ağır hasta bile olsa toparlanmaya çalışıyor.

velhasılıkelam köydeki davarlar bile bu tiplerden daha usturupludur.

kahev

kadın hekimler eğitime destek vakfı. sloganı "şifa veren ellerden, kalem tutan ellere".

malumunuz hekimler olarak çok birlik kuramıyoruz. kadın hekimlerimizin kurduğu kahev çok güzel işler başarıyor. türkiye çapında 500'den fazla öğrenciye burs veriyorlar, okullara laboratuvarlar, atölyeler, kütüphaneler kuruyorlar. 3-5 demeden vakfa gelir getirici ürün satışları yapıyorlar.

biz erkekler ise anca gruplarımızda bel altı paylaşım yapıp, siyasi tartışmalara giriyoruz, indirim gruplarında sucuk, fındık, fıstık, peynir, elektronik ürün indirimi peşinde koşuyoruz.

çok özendim kadın hekimlere. imrenerek takip ediyorum. alsalar girerim vakıflarına direkt *.

dr. nalan uygur

bugün manisa turgutlu devlet hastanesi'nde darp edilen göğüs hastalıkları uzmanı meslektaşımız.

annesini muayene ettirmek isteyen mustafa f. (ismi neden gizlenir bilmem) göğüs hastalıkları polikliniği'ne içeride hasta varken girip kendisine öncelik verilmesini istiyor. doktor hanım ise sıra numarası alıp beklemesini söyleyince tartışmaya başlayan hasta yakını, meslektaşımızın boğazını sıkıp kafasına yumruk atıyor. sonra da annesi ile beraber elini kolunu sallayarak hastaneden çıkıp gidiyor.

şikayet üzerine yakalanıp gözaltına alınıyor.

çok umudum yok adli olarak ama umarım hakettiği cezayı alır. meslektaşımıza geçmiş olsun.
  • /
  • 144
  • /
  • 103

alparslan türkeş üniversitesi


bilabedel


dr. ismail cem temel


hilmi bilgin


akp'ye oy vermenin mahşerde beraat belgesi olması


ayşen gruda


vizitte davar gibi yayılan hasta yakını


kahev


dr. nalan uygur


topuklu ayakkabı giymenin caiz olmaması


  • /
  • 103

bilabedel

arapça
bi- "ile" demek
la- "değil" demek
bila- "ile değil" demektir.
bilabedel "bedel ile değil" yani "bedelsiz" demektir.

bi- ön ekinin buna benzer kullanımı "bilakis" kelimesinde vardır. akis "yansıma" "tersi" demektir. bilakis "tersine" "tersi ile" demektir.

bi- ön ekinin farsça kullanımda yeri vardır. fakat farsça kullanımında "ile" anlamı yerine tek başına yoksunluk anlamı katar örneğin "bitaraf" kelimesindeki bi- ön eki ile tarafsız anlamı elde edilir.

alternatif tus dershanesi isimleri

alternatif tus dershanesi isimleri

tatlı seferleri

bir hafta önce trileçecilerin süngeroğullarna düzenlediği seferdir..

hava kapalıydı,
yağmur yağacak gibiydi, iki ordu için de bu durum iyi olmayacaktı. bilinir ki yağmur altında oklar oldukça etkisizleşir. iki ordunun da kanatları atlı okçulardan oluştuğu için bitirici darbe kanatlardan gelmeyecekti. ancak trileçeoğulları hafif zırhlı süvarileri ile büyük bir akıllılık yapmış gibiydi. çünkü klasik atlı okçu birliklerinin yakın dövüşte hafif zırhlı birliklere karşı hiç bir şansı yoktu.

her iki tarafın komutanları karşı tarafın ritmik bir yürüyüş yapmasını sağlayan davul seslerini duyuyordu. "tam" "tam" "tam"...

trileçenin sağ kanadında hafifi süvarilere ek olarak atlı oku birlikleri vardı. her iki tarafın diğer tüm kanatları atlı okçulardan oluşuyordu. bu birlikler eski bir çok savaşta kanat hakimiyetinin ele geçirir geçirmez merkeze yardıma koşuyordu. bu diyarda bilinen bir çok savaş bu şekilde sonlanmıştı. ardından dağılmış düşman birliği askerlerinin bir bir sinek gibi avlamak kalıyordu.

her iki ordunun da mevcudu yaklaşık 20 25bin dolayındaydı. daha önceden bir çok kez görülmüş bir savaş olacaktı.

süngeroğulları kumandanı yanında bulunan komutana işaret etti. merkez piyade birliğinin arkasındaki okçular birden ortaya çıkmaya başladı. okçu birlikleri generali bir ok fırlattı. ok düşmanın yakınına bile düşmedi.. erken davranmışlardı. menzilleri dışındaydı düşman.
süngeroğlu piyadeleri büyük bir kalkana sahip ağır zırhlı birliklerdi çoğunlukla.. süvarileri doğudan , piyadeleri batıdan esinlenerek oluşturmuşlardı. bu onlara ne kadar güç sağlasa da önemli bir şekilde birliklerin hızı azalıyordu.

trileçe piyadeleri ise büyük oğunlukla hafif zırhlı piyadelerdi.

vadinin ortasında her iki ordu karşı karşıya duruyordu. etraf büyük dağlarla çevriliydi. bölge toprakları süngeroğullarının elinde olduğu için bölge coğrafyasının trileeciler çok da iyi bilmiyordu ama buna benzer bir vadide şu ana kadar binlerçe savaş meydana gelmişti. bu savaşlar dillerden dillere aktarılan hikayeler ya da zamanında büyük bir çok alimin yazdığı kitaplardan biliniyordu.

güneş bulutların arasında çok silik bir şekilde görünüyordu. öğle vakti olmalıydı. ortam hiç olmadığı kadar soğuktu.. bir kaç saat sonra buralar daha önce de bir çok kez görüldüğü gibi kan gölüne dönecekti.

trileçe tarafından savaş borularının sesi tüm vadide yankılandı. birlikler daha önce o bölgeye deneme amaçlı ok atılmamışçasına cesur ve emin adımlarla ilerliyordu. ve süngeroğulları okçularına emir geldi, hazır ol, ateş!!
o anda inanılmaz bir olay oldu. bir anda yağmur başlamıştı.. oklar düşman askerlerine yaklaşmadı bile. trileçe komtanı burnunun ucuna düşen iki damla çiseden sonra askerlerine yürü emrini vermişti. yağmurun dakikalar içerisinde yağacağını biliyordu.

bu durum karşısında şaşkına dönen süngeroğulları piyadeleri de ritmik bir şekilde yürümeye başladı. o anda trileçe piyadeleri arkasında saklanan okçu birliği bir anda durdu. konumunu aldı ve oklarını ateşledi.
süngeroğulları piyadeleri apar topar kalkanlarını siper etti, ok yağmuru pek etkili olmasa da bir çok asker orada dahaca savaşamamışken can verdi.

o arada bulutların arasından güneş kendisini gösterdi. süngeroğulları okçuları gökkuşağına doğru hedef alıp oklarını fırlattılar.. her ne kadar trileçe orduları siper alsa da küçük kalkanlarının çevresinden bir çok ok askerleri etkisiz hale getiriyordu.

bunu gören trileçeler sağ kanattaki süvarileriyle birlikte süngeroğullarının sol kanadına ani bir şekilde ilerledi.

her iki piyade grubu da karşı karşıya gelince savaş resmen başlamıştı...


süngeroğulları merkezde galip geliyor gibiydi. bir çok askeri ağır zırhlarının faydasını görmüştü ama sol kanarlarına yapılan hücum.. o kanat çökerse trileçe süvarilerinin tüm piyadeleri avlaması içten bile değildi.. düzenli bir piayede birliğinin kanattan alacağı bir atlı hasarı kadar kötü bir şey olamazdı bir savaşta.. ama sol kanat çöküyordu.

sağ kanatlar ise hala birbilerine doğru yürüyordu.. savaş dahaca orada başlamamıştı.

trileçe sağında hafif zırhlı süvariler, atlı okçuları bir bir avlıyordu. bu kanatta süngeroğulları biraz daha kayıp verirse kanat çekilecek ve savaşın bir mikatar lehlerinde giden kaderi değişecekti.

sünger sağı ile trileçe solu da karşı karşıya geldi. karşılıklı ok atışları ile mücadele orada başlamıştı..

bir anda süngeroğulları komutanı sinsi bir gülümseme ile ufuğa baktı.. beklediği şey zamanında gelmişti.. düşman neredeyse tüm birliklerini cepheye sürmüştü. düşman karargahından siyah dumanlar yükseliyordu.. evet, oralarda bir şeyler yanıyordu.. bunu gören trileçe komutanı savaş alanından kork ile ayrıldı.. çünkü ordugahı basan askerler kendisini kolaylıkla avlayabilirlerdi.. cephedeki trileçelerin ise komutanlarının katığındna haberi yoktu.. canını dişine takarak tüm askerler savaşıyordu.

ordugahı yapmalamış olan atlılar bir anda merkez piyadeleri arkadan vurdular.. bunu gören trileçe sol kanadındaki birlikler taraf değiştirerek süngeroğullarına geçmişti. bu devirde taraf değiştirme sık görülüyordu. bu geçişin bedelini ileriki bir dönemde süngeroğulları o birlikleri yanına alarak ağır ödeyeceklerdi. bir kere ihane eden daha sonra tekrar eder. unutulmamalıydı.

bunu gören trileçe hafif süvarileri korku ile savaş alanından ayrıldı..
savaşın sonucu belliydi..
süneroğulları 3000 kadar asker kaybederken trileçe sol kanadındaki tüm birlikle birlikte 8000 asker kaybetmişti..

savaşın galibiyeti kesin süngeroğullarıydı.

tatlı seferleri

1000’ler kulübü

tam şimdi, şu anda 1000. entrymi yazıyor oluşumla dahil olduğum yazarlar grubu.
bu ilk binliğim ama son olmaz umarım diye düşünüyorum.
yaklaşık 2,5 seneye tekabül eden sözlük maceram içinde yazdıklarım hep yaşadıklarımla paralel gitti. bazen burada okuduklarım, burada tanıştıklarım hayatımın bir noktasına çeşitli şekillerde yön verdi.
şimdilik hüzünlü ve buruk şekilde andığım insanlar ve anılar, diğer binlik entrylerimde umarım tatlı bir tebessüme dönüşebilirler...

darısı diğer yazarların başına.

nöroloğa 1.5 milyon tl tazminat cezası verilmesi

vakanın detaylarını merak ettigim davadır. bir de tıbbi davalarda yargıçların doktor bilirkişilerin bilgisine başvurup başvurmadığını ve ne ölçüde dikkate aldığını merak ediyorum.
avukatların herhangi bir tıbbi bilgiye sahip olmadan tv'lerde atıp tuttuğu şu günlerde doktorlar olarak işimiz zor. bizi savunacak adam gibi bir topluluğumuz, mesleki derneğimiz de yok.
bizi savunacak derdimizi kamuoyuna aktaracak hukuk okumuş tıp adamlarına; doktor-avukatlara ihtiyaç doğabilir.

hastane

sekreterler kontenjan ile hasta bakan bölümlerde yakınlarını ilk sıralardan giriş yaptırıp 4-5 saatlik belki de daha fazla mesafeden gelen hastaların hakkını yemese
personeller malzeme getirmeye gidip 10 saatte geri gelerek mesai saati doldurmaya çalışmasa
paramedikler yapacakları işleri azaltmak için önceden pazarlık yapmasalar
temizlik görevlileri yere çamaşır suyunu boca edince yeri temizlemek yerine o an orada bulunan insanların ciğerlerini söktüğünü anlasa
hasta yakınları ziyaret yasağının o hasta ve diğer hastaların iyiliği için olduğunu anlayıp içerisinde meyve bile bulunmayan yararlı sandıkları o suyu bırakmak için darbe yapmaya çalışmasa
mr teknikerleri damar yolu açmayı denemeyi bırak hasta benim ki zor yeaaa dediği an acilden açtırın gelin yeaaa diyerek zaten fazla olan acil yükünü arttırmasa
hemşireler hastanede yaptıkları(!) işin farkında olup dedikodu grubundan yazışmasa (hadi oynadığı için cevap vermeyeni görüldü...)
radyoloji teknikerleri grafileri çekmiş olmak için değil standardına uygun dozajda pozisyonda çekse
hastane dahilinde iktidar sahipleri kişisel yaşamları ile profesyonel iş hayatlarını birbirinden ayırabilecek olsalar bacanağını işe almasa
biz doktorlar olarak da hastaları taburcu değil tedavi etmeye odaklansak
mükemmel ya sağlık sistemimiz.
bi kaç eksik saydım ben ama nolcak aman her yerde var sistem böyle !?!?!
o ağzımıza giren abeslang bi gün başka yerimizden çıkacak
işte bunu göremeyenler için
boşver kanka ya bedava muayene oliyrük zaten :))))

diğerleri için ise show must go on...

                      



boşluk daima aramızda, zaman ise bir hastalık gibi bize bağlı.
ancak zaman, boşluktan daha acımasız.
boşluğun içinde ölü bir şey var, zamanın içindeyse öldüren bir şey...

                      

karanlık sokaklara doğru ilerledim saklamak için içimdeki boşluk'u. ne kadar çok ışık vardı böyle.. karanlığa âşık gözler için ne kadar da gereksiz.. bir gece treni olsa, nereye gittiği belli olmasa, ona binsem ve gitsem şu ruhsuz şehirden.

boğucu bir hava çökmüş kente. yollar, yolculuklar, sevmek, sevişmek, savaşlar, katliamlar.. bu dünyada, bu küçücük dünyada neler neler dönüyordu yine? şu an kimler sevgiden sarhoş, kimler ağlamaktan perişan, kimler yollarda, kimler savaşta, kimler ölüyor ve doğuyor?

sadece düşleyebildiğin kadarını algılarsın. sadece alev alev yanan ruhun kadar hissedersin/hissedilirsin. benlikleri ele geçirmiş kayıtsızlık, duyarsızlık, sevgisizlik. insanlar gözlerimin önünde birer robota dönüşüyor. kendi fikrini, dilini, kültürünü; kendi özsaygısını kaybeden insanlar.

zihnimde dolaşan birçok şey var. bu gece. bu gece bir türlü kurtulamadığım o boşluk'tayım yine. bazen hayatın anlamını öyle bir kaybediyorum ki beni hayatta tutan şeyin ne olduğunu kestiremiyorum. bir devrim gerek, hem tüm kalpler hem de tüm dünya için bir devrim.

Toplam entry sayısı: 1431

16 eylül 2018 sözlüğe gelecekten gelen yazarlar

sözlük dosyalarının barındırıldığı serverın saatinin 3 saat ileri alınması akabinde gelişen hâdise.

olaya müdahale edilmiş olup 19:35 sularında sözlüğün normal ritmine dönmesi beklenmekte.

not: olayı servera bağlamış olmakla beraber, sözlük üzerinden bilinç altınıza mesaj yollayabildiğimiz yeni bir yazılım ile sözlüğe giriş zamanınızı kontrol etmenin denemesini de yapmış olabiliriz.

ece ceyda güdemek'in veda mektubu

geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren çukurova üniversitesi tıp fakültesi pediatri kliniği asistan doktoru olan meslektaşımız ece ceyda güdemek'in yaşamına son vermeden önce yazdığı veda mektubu.

"annemden özür diliyorum. hayat benim için çok zor. bunaldım bu hayattan. umarım ölümüm bazı güzel değişikliklere yol açar. kimse kimsenin dedikodusunu yapmasın. lanet hastaneler doktorlara yüklenip durmasın. kredi kartı borcum var ama 10 binden fazla para var. dert etmesin erbil ağabeyim, borç yıkmıyorum. annemi üzmesin kimse tek isteğim budur. ha birde ola ki anında ölmezsem seçimim ölmekten yana kimse beni yaşatmaya çalışmasın.
ece."

okurken bile içim acıdı. iş, aile, hayat her yönden bunalmış belli. bu hale getirenler onu utansın. allah rahmet eylesin.

gizli şeker

necip halkımız tarafından sanırım kadın programlarında ya da günlerde dile getirildiği için özellikle kadınlarca muayenelerde sıkça telaffuz edilen ve olup olmadığı merak edilen hastalık.

sanırım burada kastedilen bozulmuş açlık glukozu ya da bozulmuş glukoz toleransı ya da her ikisi birden dediğimiz prediyabet fakat inatla sende şeker hastalığı yok dediğimiz hastalar gizli şeker de mi yok diye ısrarla soruyorlar. sende açık da gizli de şeker yok dememe rağmen gizli şekerim kaç çıktı diye rakamsal bir değer beklentisi içinde sormaya devam ediyorlar.

acaba gizli şeker ile hba1c mi kastediliyor hâlâ çözemedim. bir gün gizlice günlere sızma harekatı düzenleyip soruma cevap bulmayı düşünmüyor değilim.

gazi tıpta polislerin doktorları rehin alması

artık bu da mı oldu dedirten haber. şiddeti kınarken rehin alınmaya da başladık.

gazi üniversitesi tıp fakültesi hastanesi genel cerrahi kliniği'nde babaları vefat biri komiser iki kardeş klinikte görevli sağlık çalışanlarını ve hastaları 2 saat boyunca rehin almışlar.

kimsenin servisten çıkışına izin vermeyen ve meslektaşlarımıza silah doğrultan kardeşleri olay yerine gelen polisler ikna ederek olaya son vermişler.

umarım acıları, üzüntüleri vardı, olur böyle şeyler denilerek üstü kapatılmadan görevlerini kötüye kullanan ve insanları rehin alan bu polisler gereken cezayı alırlar.

kaynak:
https://tr.sputniknews.com/turkiye/201812251036804441-ankarada-iki-polis-hastanede-doktorlari-ve-hastalari-rehin-aldi/

sci hub

tıp hayatının herhangi bir aşamasındaki her tıbbiyelinin sık kullanılanlarında yer edinmesi elzem olan ücretli olan tıbbi makalelerin ücretsiz olarak elde edilebileceği site.

ruslar tarafından kurulan ve amme hizmetinin son noktası olan sitede makalenin full textinin olduğu ücret istenen linki siteye kopyaladıktan sonra tıkladığınızda full text karşınıza geliyor.

http://www.sci-hub.cc

hoşlanılan kızdan soğuma nedenleri

artık zamanında hoşlandığım kızdan başka hoşlanabileceğim kız olamayacağı için sanırım hafızamdan silinmiş her şey; uzun uzun düşündüm ve neden bulamadım.

(bkz: evli olmak)

edit: uzun uzun düşündüm gene hoşlanabileceğim kız var evet o da olursa kendi kızım. onun hakkında da gene uzun düşüncelere daldım ama soğuyacak neden bulamadım swh.

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

öğrencilik yıllarında kendini kaf dağının prensesi gören pek kıymetli tıpçı kızlarımız gelen teklifleri bir bir reddetmektedir. internlük yıllarında evde kalacağını anlayınca da son çare asistan doktorlarla evlenme çabası içine girmektedirler. şanslı azınlık bu son fırsatı değerlendirebilirken, geride kalanlar maalesef evde kalmakta ya da içlerine sinmeyen, evlenmiş olmak için evlilik yapmak zorunda kalmaktadırlar.

vatandaş acil diyorsa acildir

sağlık bakanımız ahmet demircan tarafından telaffuz edilen bir talihsiz bir söz.

bakanımız "vatandaş acil diyorsa acildir bana göre acil olmayabilir ama o acildir ona acil gibi davranacaksınız." demiş.

tamam sağlık konusunun oy getirdiği aşikâr da bir doktor olarak hem de sağlık bakanının bu tür açıklamalar yapması ne kadar doğrudur bilemiyorum.

acile gelen ottan boktan şikayetleri olan hastaları acil durumunuz yok diye gönderdiğimizde ben acilim, sağlık bakanı vatandaş karar verir sen kimsin diyerekten doktorun üstüne yürürse bunun vebali günahı kimedir?

hadi onu geçtim 5-10 kişi birden ben acilim diye sıraya girerse hepsi vatandaş hangisinin demesine göre acilliğe karar vereceğiz? belindeki bıçağı, silahı olana mı ben bilmem kimin yakınıyım diyene mi, üstünümüze yürüyene mi yoksa hastalar arasında müsabaka düzenletip kim kazanırsa ona mı öncelik vereceğiz.

sözün özü sağlık gibi önemli bir konuda makamı mevkisi ne olursa olsun demeç verilirken lafın nereye gideceği, nasıl kullanılacağına dikkat edilerek konuşulmalı.

amniyotik band sendromu


bugün haber kanallarında şok şok şok, hastanın karnında bant unutulduğu için çocuğu alınacak şeklinde haberi yapılan hastalık.

artık basınımız o kadar hekime saldırmaya alıştı ve olağanlaştırdı ki hiç araştırma gereği duymadan, tamamen gebelikle ve gebenin kendisi ilgili bir süreci sanki önceki sezaryen ameliyatı sırasında bant unutulmuş da ondan çocuğu alınacakmış gibi servis etti.

şu an nöbetçiyim. servisteki hemşire hanım, aaa hocam duydunuz mu hastanın karnında bant unutulmuş ondan 5 aylık bebek alınacakmış anne karnında diye söyledi. sağlık çalışanı böyle diyorsa halk ne der.

bre cahiller, bre akılsızlar amniyotik band sendromu amniyondan yoksun plasentanın, amniyotik zar kalıntılarının bebeğe yapışması ile fetal deformasyon, malformasyon veya amputasyon üçlüsü ile karakterize bir sendromdur. özellikle düşükle sonuçlanmış gebeliklerde görülme oranı 50 gebeliğin birine kadar çıkar. ameliyat esnasında içeride flaster, bant, sıpanç artık ne geliyorsa unutulması sonucu olan bir şey değildir. tamamen o gebelikle alakalı bir sendromdur.

bir de avukata açıklamaya yaptırıyorlar. yok ameliyatta kullanılan malzemeler sayılmalıymış, burada tedbirsizlik, dikkatsizlik olduğu aşikarmış. tazminat davası açılacakmış da, idari süreç olacakmış da. avukat hanım bari sen yapma aç iki satır oku. bununla mahkemeye gidersen bir tarafları ile gülerler sana.

gerçekten artık kasıt arıyorum bunlarda. çıkıp özür dilemeliler hekimlerden.

intörn

ne yaptıkları belli olmayan, yardımcı sağlık personeli mi doktor mu olduklarına bir türlü karar verilemeyen, son sınıf tıp fakültesi öğrencileri. tıp eğitiminde son yılın en önemli yıl olmasına rağmen genelde tüm hocalar tarafından görmezden gelinirler. (bkz: serum fizyolojik neden tuzludur bilir misin çünkü intörnler geceleri sessizce ağlarlar)

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

öğrencilik yıllarında kendini kaf dağının prensesi gören pek kıymetli tıpçı kızlarımız gelen teklifleri bir bir reddetmektedir. internlük yıllarında evde kalacağını anlayınca da son çare asistan doktorlarla evlenme çabası içine girmektedirler. şanslı azınlık bu son fırsatı değerlendirebilirken, geride kalanlar maalesef evde kalmakta ya da içlerine sinmeyen, evlenmiş olmak için evlilik yapmak zorunda kalmaktadırlar.

tıp fakültesinde finalsiz geçmek

3 dönem birden yaşadığım ama daha sonraları tüm konuları tekrarlayıp bütünleştirdiği için keşke finallere girseydim diye hayıflandığım olay. ha bugün olsa gene girmezdim o ayrı mesele :)

kliniklerde kadın asistan doktor korkusu

son zamanlarda dahili-cerrahi kliniklerimizde kadın asistan doktorların çocuk sahibi olarak 2 yıl nöbete girmemesi nedeni ile baş gösteren korkudur.

bu korku öyle bir hale geldi ki tanışmaya geldiklerinde bile rutin sorulan nere mezunusun, kaç mezunusun gibi soruların yerine evli misin, çocuğun var mı, çocuk yapmayı düşünüyor musun ya da bekârsa evlilik ufukta var mı gibi sorular soruluyor.

nöbet iznini de bir kenara bıraktım emzirme izninin ilk yıl 3 saat, ikinci yıl da 1.5 saat olması nedeniyle genelde bu izni öğleden sonra kullanan meslektaşlarımız ne poliklinikte ne de serviste randımanlı olarak çalıştırılabiliyor.

anne olan meslektaşlarımızın bu haklarını sonuna kadar kullanmaları taraftarıyım. yalnız 2 yıl emzirmemelerine rağmen emzirme izni adı altında izinlerini kullanmaya devam ederek bu izni kötüye kullananlara karşı yine idarenin hakkı olan hafta sonu mesaiye çağrılması taraftarıyım.

ekleme: tutulacak nöbet sayısının kıdeme göre değil de aktif olarak nöbet tuttuğu ay ile baz alınarak nöbet tutturulması diğer çözüm önerim. asistanlığın 6. ayında nöbetten çıkan 2.5 yıllık iken nöbet tutmaya başladığında 2.5 yıllık kıdemi ile değil de 6 aylık kıdemindeki ile eş sayıda nöbet tutturabilir. 2 çocuk olursa 2 yıl arayla çok efektif olmaz ama bu da bir çözüm önerisidir.

ekleme2: çocuğuna yeterli ilgi-sevgiyi vermek ve doya doya emzirmek isteyen meslektaşlarımız 2 yıl ücretsiz izin alma haklarına sahipler. bu haklarını kullanabilirler ama nedense kullanılmıyor. tabi ya asistanlık süresinden düşmüyordu değil mi *

tıp fakültesinden mezun kızların evde kalması

çiçeği burnunda tıp fakültesi mezunlarının facebook grubunda başlığın paylaşılması ve gelen yoğun tepkiler üzerine kaldırılmak zorunda kalınması üzerine ne kadar büyük bir toplumsal yara ve nokta bir tespit olduğunu tekrar anladığım olay.

nedense toplumsal bir gerçek cinsiyetçilik olarak algılanıp işin içinden çıkılmak istenmiş. yakında mezun sayısının artması ile daha büyük soruna dönüşecek bu toplumsal yaraya kızlardan daha objektif yorumlar beklerdim.

yarası olup evde kalan/kalacak olanlar da başlık altındaki tepki dolu paylaşımları ile kendini ele veriyorlar.

ihsan bağcivan

derslerinde sürekli kendini anlatan, egosu tavan yapmış, çok soru tutturduğu söylenen yalnız 3 yıl önceki kampta kesin çıkacak diye verdiği sorulardan biri bile tutmamış farmakoloji hocası. en son `tusem`deydi `tusdata`nın sürekli peşinde olduğunu söylerdi.

içerik kuralları - iletişim